Perşembe, Eylül 15, 2011
Salı, Eylül 13, 2011
İş hayatına göbekleme dalınca
Geçen haftadan beri tekrardan çalışan bir anneyim. Ama bir farkla, artık 2 çocuklu çalışan bir anneyim. İşe başlayınca vaktim olur ve bloga yazarım diye ummuştum ama olmadı. O kadar hızlı bir dönüş yaptım ki, bırakın bloga yazmayı, alışveriş listesi bile yazmaya vaktim olmadı.
Nedir şimdi son durum?
Poyraz 4,5 yaşında tatlı dilli, küçük bir adamcık. Onunla gezmeye, sohbet etmeye bayılıyorum. Yeniden okula başladı. Kardeşini çok seviyor, çok da güzel ilgileniyor.
Mira 6 ayını doldurdu. Oturmaktan nefret eden, sürekli gezmek isteyen, pencere çatlatan bir çığlığa sahip, cadı bir kız oldu. O kadar hareketli ve etrafıyla ilgili ki, son 2 aydır sadece 200 gram aldı ve boyu da sadece 1 cm uzadı. Enerji hep dışarı gidiyor. Ek besinlere başladık ama hanımefendi yemekle pek ilgilenmiyor. Çok iştahlı olduğunu söyleyemeyeceğim. Denemelere devam ediyoruz.
Babamız Mira'ya bakmakla yükümlü. Sabahtan öğleye kadar evde oluyorlar genelde. Bu süreçte ev savaş alanına dönmüş oluyor genellikle. Öğlen uykusundan uyandıklarında ise, bu savaş alanını arkalarına bile bakmadan terkedip dışarı çıkıyorlar. İstikamet genellikle Piraye Taşplak Meyhanesi oluyor. Hatta bu konuda bir atasözü bile türettim; "Bakıcısı kocası olanın, kızı meyhanede büyür".
Şaka bir yana 2 cici annesi de kızımla çok iyi ilgilendiklerinden bu meyhane ziyaretleri onayımdan geçmiş durumda. Ama meyhane ziyaretleri, meyhanenin diğer ziyaretçilerinin yakın ilgisiyle sürdüğü sürece çıngar çıkartmaya başlayabilirim. Duydun mu kocacıııım?
Akşam genelde eve aynı saatlerde dönüyoruz. Ben Poyraz'ı okuldan alıyorum. Eve gidiyoruz. Ve asıl maraton o anda başlıyor işte.
Okulda bahçede yerlerde sürünmüş ve üstü başı leş gibi bir Poyraz. Derhal banyoya!
Anneyi görünce çığlıklar atarak memeye saldıran bir Mira. Derhal memeye!
Ve tüm günü kızı eğlemekle geçiren, yorgun ve bitik bir baba. Derhal kumanda elde koltuğa!
Peki bu durumda anne ne yapıyor?
Deriiin bir iç çekiyor, kızı emziriyor, babaya satıyor. Oğlunu yıkıyor, giydiriyor. Yemek hazırlıyor. Yemek yeniyor. Sonra önce kız, sonra oğlan uyutuluyor. Ardından ertesi akşam için yemek yapılıyor. En son da anne fırsat bulursa kendini yıkıyor. Bu rutinimiz. Dün akşam ise durum tam bir komedi idi. Daha doğrusu kara komedi. Aynen yazıyorum, eksiği vardır, fazlası yoktur.
Baba-kız ve ana-oğul aynı anda eve girdik. Kızın acil emesi vardı, yatağa yattık emmeye başladık. Babamız anne istediği için dışardan gelirken aldığı kokoreçlerden kendine ait olanını yemeye başladı. Onu gören Poyraz da kokoreç istedi ve taze fasulyeyi kenara itip annenin kokoreçini yemeye başladı. Emmesi biten Mira babaya postalandı. Anne Poyraz'dan kalan kokoreçi yedi. Bu arada baba dellendi, evi süpürmeye başladı. Anne, Mira kucağında iken ortalığı topladı, nevresimleri çıkardı (çünkü en son ne zaman değiştirildiğini hatırlamıyordu). Kuru fasulyeyi düdüklüde haşladı. Poyraz'a üzüm yedirdi, Mira'ya yoğurt yedirmeye çalıştı. Baba süpürgeden sonra silmeye başladı. Anne Mira'yı yıkadı. Uyuttu. Poyraz'ı yıkamaya girişti. Poyraz'ın saçı henüz yıkanmışken, Mira uyandı. Baba Poyraz'ı devraldı, anne Mira'yı tekrar uyutmaya çalıştı. Banyodan gelen neşeli seslerle Mira zor uyudu. Baba Poyraz'ı giydirdi. Anne Mira uyuduktan sonra mutfağa girdi. Baba Poyraz'la salonda isteksizce lego oynamaya başladı. Anne soğanı doğradı. Mira uyandı, anne Mira'yı tekrar uyuttu. Kuru fasulyeyi pişirdi. Poyraz'a masal okudu, uyumasını bekledi. Yeni nevresimleri taktı. Banyo, lavabo, tuvaleti temizledi. Bulaşık makinesini boşalt-doldur yaptı. Makineye çamaşır attı. Ertesi gün için Mira'ya mama yaptı, giysi hazırladı. 5 dakika dinleneyim de banyo yapayım derken uyuyakaldı. Baba anneyi yatak odasında uyumaya ikna etti. Anne yastığa kafasını koyar koymaz Mira uyandı. Ama bu sefer yaklaşık 1,5 saat uyumadı. Evin içinde nöbetleşe gezildi, oynandı. Anne-baba ve Mira ne zaman bayıldı bilinmiyor :))))
Nasıl?
Nedir şimdi son durum?
Poyraz 4,5 yaşında tatlı dilli, küçük bir adamcık. Onunla gezmeye, sohbet etmeye bayılıyorum. Yeniden okula başladı. Kardeşini çok seviyor, çok da güzel ilgileniyor.
Mira 6 ayını doldurdu. Oturmaktan nefret eden, sürekli gezmek isteyen, pencere çatlatan bir çığlığa sahip, cadı bir kız oldu. O kadar hareketli ve etrafıyla ilgili ki, son 2 aydır sadece 200 gram aldı ve boyu da sadece 1 cm uzadı. Enerji hep dışarı gidiyor. Ek besinlere başladık ama hanımefendi yemekle pek ilgilenmiyor. Çok iştahlı olduğunu söyleyemeyeceğim. Denemelere devam ediyoruz.
Babamız Mira'ya bakmakla yükümlü. Sabahtan öğleye kadar evde oluyorlar genelde. Bu süreçte ev savaş alanına dönmüş oluyor genellikle. Öğlen uykusundan uyandıklarında ise, bu savaş alanını arkalarına bile bakmadan terkedip dışarı çıkıyorlar. İstikamet genellikle Piraye Taşplak Meyhanesi oluyor. Hatta bu konuda bir atasözü bile türettim; "Bakıcısı kocası olanın, kızı meyhanede büyür".
Şaka bir yana 2 cici annesi de kızımla çok iyi ilgilendiklerinden bu meyhane ziyaretleri onayımdan geçmiş durumda. Ama meyhane ziyaretleri, meyhanenin diğer ziyaretçilerinin yakın ilgisiyle sürdüğü sürece çıngar çıkartmaya başlayabilirim. Duydun mu kocacıııım?
Akşam genelde eve aynı saatlerde dönüyoruz. Ben Poyraz'ı okuldan alıyorum. Eve gidiyoruz. Ve asıl maraton o anda başlıyor işte.
Okulda bahçede yerlerde sürünmüş ve üstü başı leş gibi bir Poyraz. Derhal banyoya!
Anneyi görünce çığlıklar atarak memeye saldıran bir Mira. Derhal memeye!
Ve tüm günü kızı eğlemekle geçiren, yorgun ve bitik bir baba. Derhal kumanda elde koltuğa!
Peki bu durumda anne ne yapıyor?
Deriiin bir iç çekiyor, kızı emziriyor, babaya satıyor. Oğlunu yıkıyor, giydiriyor. Yemek hazırlıyor. Yemek yeniyor. Sonra önce kız, sonra oğlan uyutuluyor. Ardından ertesi akşam için yemek yapılıyor. En son da anne fırsat bulursa kendini yıkıyor. Bu rutinimiz. Dün akşam ise durum tam bir komedi idi. Daha doğrusu kara komedi. Aynen yazıyorum, eksiği vardır, fazlası yoktur.
Baba-kız ve ana-oğul aynı anda eve girdik. Kızın acil emesi vardı, yatağa yattık emmeye başladık. Babamız anne istediği için dışardan gelirken aldığı kokoreçlerden kendine ait olanını yemeye başladı. Onu gören Poyraz da kokoreç istedi ve taze fasulyeyi kenara itip annenin kokoreçini yemeye başladı. Emmesi biten Mira babaya postalandı. Anne Poyraz'dan kalan kokoreçi yedi. Bu arada baba dellendi, evi süpürmeye başladı. Anne, Mira kucağında iken ortalığı topladı, nevresimleri çıkardı (çünkü en son ne zaman değiştirildiğini hatırlamıyordu). Kuru fasulyeyi düdüklüde haşladı. Poyraz'a üzüm yedirdi, Mira'ya yoğurt yedirmeye çalıştı. Baba süpürgeden sonra silmeye başladı. Anne Mira'yı yıkadı. Uyuttu. Poyraz'ı yıkamaya girişti. Poyraz'ın saçı henüz yıkanmışken, Mira uyandı. Baba Poyraz'ı devraldı, anne Mira'yı tekrar uyutmaya çalıştı. Banyodan gelen neşeli seslerle Mira zor uyudu. Baba Poyraz'ı giydirdi. Anne Mira uyuduktan sonra mutfağa girdi. Baba Poyraz'la salonda isteksizce lego oynamaya başladı. Anne soğanı doğradı. Mira uyandı, anne Mira'yı tekrar uyuttu. Kuru fasulyeyi pişirdi. Poyraz'a masal okudu, uyumasını bekledi. Yeni nevresimleri taktı. Banyo, lavabo, tuvaleti temizledi. Bulaşık makinesini boşalt-doldur yaptı. Makineye çamaşır attı. Ertesi gün için Mira'ya mama yaptı, giysi hazırladı. 5 dakika dinleneyim de banyo yapayım derken uyuyakaldı. Baba anneyi yatak odasında uyumaya ikna etti. Anne yastığa kafasını koyar koymaz Mira uyandı. Ama bu sefer yaklaşık 1,5 saat uyumadı. Evin içinde nöbetleşe gezildi, oynandı. Anne-baba ve Mira ne zaman bayıldı bilinmiyor :))))
Nasıl?
Pazar, Eylül 04, 2011
Tatil bitti...
Yarın işbaşı yapıyorum. 6 ay aradan sonra işe döneceğim için hem heyecanlı, hem de endişeliyim. Resmen yeni bir işe başlayacak gibi hissediyorum kendimi. Bir başka endişem de evdeki kuzum. Emmeye bayılan, emmmeden uyumayan, katı gıdaları elinin tersiyle reddedip, biberona yan gözle bile bakmayan Mira Hanım babasını oldukça uğraştıracak sanırım. Rahat olmam lazım. Bu sabah babası biberon ile sağdığım sütü vermeye çalışırken o kadar çok ağladı ki, yan odada da ben ağladım. Belki ben evde değilken bu kadar çok ağlamaz. Umarım çabuk alışır...
Cumartesi, Ağustos 27, 2011
Bir kez daha çok resim, az yazı...
Yazamıyorum bari resim yükleyeyim. Sevgiler...
Abisi kızımın sinirli anını fotoğraflamayı başardı
***
Resmin ortasına dikkatlice bakın. Evet o gördüğünüz bir müren balığı. Benim ilkel makinemle bile 4 metre derindeki bir müreni çekebildim. Deniz muhteşemdi.
***
Tekne gezisi en çok Poyraz'ın hoşuna gitti doğal olarak. Minnacık su tabancasıyla herkesi ıslattı benim su kovboyum.
***
Meyve filesinde meyve yiyen Mira. Bu resmi tekrar çekme şansım olur mu bilemiyorum zira artık böyle meyve yemiyor :(((
***
Kurtlanmış bir kuru üzüm kavanozu haftalarca evin başköşesinde durdu. Bu kurtçuklar onun arkadaşıymış ...
***
Pazartesi, Ağustos 01, 2011
Kısa kısa inciler...
- Anneee çekirgenin arka bacaklarını kopardım, o artık bir helikopter böceği....
***
Poyraz elinde 3 tane tel tokayla geldi ve onlardan bir A harfi yapmami istedi. Yaptim ve verdim. 2 dakika sonra geri geldi ve "anne bu A harfi ayakta durmuyor" dedi. Cocuguma fizik ogreticem ya, heyecanla "yavrum 2 ayakli seyler ayakta durmaz, en az 3 ayak gerekir dedim. Dumura uğratan cevap anında geldi. "O zaman biz insanlar nasıl ayakta duruyoruz?"
***
Poyraz dedesinin gozu gibi baktigi bahceyi talan etti. Dinazor yumurtasi ariyormus :))))
***
-Anne bu dunyanin kapisini bulursam, bu dunyadan cikabilirim degil mi?
-?!! Eee tabi de, orada ne bulmayi umuyorsun ki?
-Baska bir dunya iste, baska seyler...
(4 yasinda baska bir dunya arayan bir oglum var. Sevineyim mi, uzuleyim mi bilemedim)
***
Dunyanin kapisi meselesinde 2. perde:
Poyraz komsunun 9 yasindaki ogluna sordu; "sen de benim gibi dunyanin kapisini bulmak ister misin?"
Cocuk; "dunyanin kapisi olmaz ki, he heee"
Ve Poyraz'in cevabi: "Nerden biliyorsun ki, hic aradin mi?"
Artik eminim, Poyraz babasına çekmiş:)
***
Mira kucagimda iken Poyraz dedi ki; "anneee benim canim biraz kucak istedi". Bu ne yahu, cikolata ister gibi...
***
"Dinazorlar neden öldü anne, onlarin yasamasini istiyorum" diye aglayan bir cocugum var. Ne diyeyim, nasil susturayim ben bu cocugu?
***
Akşam yemeğinden sonra açtı kapıyı, çıktı bahçeden gidiyor. Dedesi sordu, nereye oğlum. Döndü ve dalga geçerek, "sinemaya" dedi. Babam da dalgasına katıldı, oğlum "Avşa'da sinema yok ki". Cevap şu; "ben bi bakiim, belki açılmıştır"
***
Poyraz 2 kere kayboldu. Birincisinde bisiklete binen abisini koşarak takip etmeye çalışırken. İkincisi de sahilde. Birden denizden çıkıp ben dondurma almaya gidiyorum diye fırlamış. O kadar kalabalık ki, bir anda ortalıktan kayboldu. Neyse bakkalın önünde yakaladım ama ikisinde de ödüm koptu doğrusu.
***
Poyraz elinde 3 tane tel tokayla geldi ve onlardan bir A harfi yapmami istedi. Yaptim ve verdim. 2 dakika sonra geri geldi ve "anne bu A harfi ayakta durmuyor" dedi. Cocuguma fizik ogreticem ya, heyecanla "yavrum 2 ayakli seyler ayakta durmaz, en az 3 ayak gerekir dedim. Dumura uğratan cevap anında geldi. "O zaman biz insanlar nasıl ayakta duruyoruz?"
***
Poyraz dedesinin gozu gibi baktigi bahceyi talan etti. Dinazor yumurtasi ariyormus :))))
***
-Anne bu dunyanin kapisini bulursam, bu dunyadan cikabilirim degil mi?
-?!! Eee tabi de, orada ne bulmayi umuyorsun ki?
-Baska bir dunya iste, baska seyler...
(4 yasinda baska bir dunya arayan bir oglum var. Sevineyim mi, uzuleyim mi bilemedim)
***
Dunyanin kapisi meselesinde 2. perde:
Poyraz komsunun 9 yasindaki ogluna sordu; "sen de benim gibi dunyanin kapisini bulmak ister misin?"
Cocuk; "dunyanin kapisi olmaz ki, he heee"
Ve Poyraz'in cevabi: "Nerden biliyorsun ki, hic aradin mi?"
Artik eminim, Poyraz babasına çekmiş:)
***
Mira kucagimda iken Poyraz dedi ki; "anneee benim canim biraz kucak istedi". Bu ne yahu, cikolata ister gibi...
***
"Dinazorlar neden öldü anne, onlarin yasamasini istiyorum" diye aglayan bir cocugum var. Ne diyeyim, nasil susturayim ben bu cocugu?
***
Akşam yemeğinden sonra açtı kapıyı, çıktı bahçeden gidiyor. Dedesi sordu, nereye oğlum. Döndü ve dalga geçerek, "sinemaya" dedi. Babam da dalgasına katıldı, oğlum "Avşa'da sinema yok ki". Cevap şu; "ben bi bakiim, belki açılmıştır"
***
Poyraz 2 kere kayboldu. Birincisinde bisiklete binen abisini koşarak takip etmeye çalışırken. İkincisi de sahilde. Birden denizden çıkıp ben dondurma almaya gidiyorum diye fırlamış. O kadar kalabalık ki, bir anda ortalıktan kayboldu. Neyse bakkalın önünde yakaladım ama ikisinde de ödüm koptu doğrusu.
Cuma, Temmuz 08, 2011
Pazar, Haziran 26, 2011
Izgara Bebek Tarifi
Orta boy bir bebek alınır, 3-4 aylıklar daha makbuldur zira daha küçükleri ele gelmez, daha büyükleri de kendi kendine döneceğinden ızgara için uygun değildir.
Bebek büyükçe bir yatağın ortasına yatırılır. Uykusu gelmiş, mızıklanmaya başlamış olduğu an tercih edilmelidir. Bebeğin yanına yatılır ve anne sütü verilmek suretiyle marine edilir. Marine işlemi süresince sessiz olunur. Baygın halde pişmeye bırakılan bebeğe pişirme süresince dokunulmaz. Yenmez, yanında yatılır. Kıpırdanmaya veya mıkırdanmaya başlayan bebek, her seferinde anne sütü ilave edilmek suretiyle ters yüz edilir. Takriben 2-2,5 saat sonra cin gibi gözlerle ve şahane bir gülücükle size bakmaya, ellerini ve bacaklarını hiç durmadan oynatmaya başlayan bebek pişmiş demektir. Ayaklarından başlayıp, gıdısına doğru yemeniz tavsiye edilir.
Afiyet olsun...
Bebek büyükçe bir yatağın ortasına yatırılır. Uykusu gelmiş, mızıklanmaya başlamış olduğu an tercih edilmelidir. Bebeğin yanına yatılır ve anne sütü verilmek suretiyle marine edilir. Marine işlemi süresince sessiz olunur. Baygın halde pişmeye bırakılan bebeğe pişirme süresince dokunulmaz. Yenmez, yanında yatılır. Kıpırdanmaya veya mıkırdanmaya başlayan bebek, her seferinde anne sütü ilave edilmek suretiyle ters yüz edilir. Takriben 2-2,5 saat sonra cin gibi gözlerle ve şahane bir gülücükle size bakmaya, ellerini ve bacaklarını hiç durmadan oynatmaya başlayan bebek pişmiş demektir. Ayaklarından başlayıp, gıdısına doğru yemeniz tavsiye edilir.
Afiyet olsun...
Salı, Haziran 21, 2011
2 çocuklu olmanın (şimdilik) en zor tarafı
2 çocuklu olmanın bence en zor tarafı, "kardeş kıskançlığı".
Önceki yazımda da biraz bahsetmiştim. Bu durum benim için ciddi bir kaygı sebebi olmaya devam ediyor. "Ne bekliyordun ki, hoşgeldin kardeşim deyip sorunsuz kabullenmesini mi?" diye soruyorum kendime. Hayır ama ne yapacağımı da bilemiyorum. Yani biliyorum tabi de, o iş o kadar kolay değil. Bir kere Poyraz biraz içine atan bir çocuk. Kardeşine hiç kötü davranmıyor ama davranışları çok değişti. Öğretmenleri durgunlaştığını söylüyorlar. Ben de buna aşırı şımarıklığı ekleyebilirim. Elimden geldiğince Poyraz'a vakit ayırmaya çalışıyorum. Ama kızın uyuduğu zamanlara ev işleri, yemek ..vs de sıkıştırmak zorunda kalıyorum. Poyraz'dan çalıyorum, Mira'dan çalıyorum ve bu nedenle vicdan azabı çekiyorum. Babamız evde, bu büyük şans. Ev işlerine, alışverişe ve Poyraz'ı gezdirmeye destek atıyor. Ama tüm bunlar Poyraz'a yetmiyor. Daha dün dışarı çıktığımızda, kucağa alınmak istedi. Biz de "kocaman çocuk oldun, yürüyebilirsin" dediğimizde, "ne kocaman çocuğu, ben daha küçücük bir oğlanım" diye cevap verince içim parçalandı. Kardeşi olunca birden büyümesini istedik ondan. Kucaktan kucağa gezen bir çocuk iken, tüm bu keyfi büyük oranda kardeşiyle paylaşmasını şart koştuk resmen.
Belki (ve umarım) Avşa tatili bu duruma biraz çare olur. Orada hem Poyraz'ın oynayabileceği ve ilgisini dağıtabileceği birçok şey olacak. Hem de benim bebeği satıp, Poyraz'la ilgilenmem için daha fazla olanağım. Ha sonrasında işe ve okula dönüşle bu süreç nasıl ilerler hiç kestiremiyorum.
Anlayacağınız 2. çocuk, yorgunluk, uykusuzluk filan hiç dert değil. Bence 2 çocuklu olmanın en zor tarafı, 2 çocuk arasında kalmak.
Önceki yazımda da biraz bahsetmiştim. Bu durum benim için ciddi bir kaygı sebebi olmaya devam ediyor. "Ne bekliyordun ki, hoşgeldin kardeşim deyip sorunsuz kabullenmesini mi?" diye soruyorum kendime. Hayır ama ne yapacağımı da bilemiyorum. Yani biliyorum tabi de, o iş o kadar kolay değil. Bir kere Poyraz biraz içine atan bir çocuk. Kardeşine hiç kötü davranmıyor ama davranışları çok değişti. Öğretmenleri durgunlaştığını söylüyorlar. Ben de buna aşırı şımarıklığı ekleyebilirim. Elimden geldiğince Poyraz'a vakit ayırmaya çalışıyorum. Ama kızın uyuduğu zamanlara ev işleri, yemek ..vs de sıkıştırmak zorunda kalıyorum. Poyraz'dan çalıyorum, Mira'dan çalıyorum ve bu nedenle vicdan azabı çekiyorum. Babamız evde, bu büyük şans. Ev işlerine, alışverişe ve Poyraz'ı gezdirmeye destek atıyor. Ama tüm bunlar Poyraz'a yetmiyor. Daha dün dışarı çıktığımızda, kucağa alınmak istedi. Biz de "kocaman çocuk oldun, yürüyebilirsin" dediğimizde, "ne kocaman çocuğu, ben daha küçücük bir oğlanım" diye cevap verince içim parçalandı. Kardeşi olunca birden büyümesini istedik ondan. Kucaktan kucağa gezen bir çocuk iken, tüm bu keyfi büyük oranda kardeşiyle paylaşmasını şart koştuk resmen.
Belki (ve umarım) Avşa tatili bu duruma biraz çare olur. Orada hem Poyraz'ın oynayabileceği ve ilgisini dağıtabileceği birçok şey olacak. Hem de benim bebeği satıp, Poyraz'la ilgilenmem için daha fazla olanağım. Ha sonrasında işe ve okula dönüşle bu süreç nasıl ilerler hiç kestiremiyorum.
Anlayacağınız 2. çocuk, yorgunluk, uykusuzluk filan hiç dert değil. Bence 2 çocuklu olmanın en zor tarafı, 2 çocuk arasında kalmak.
Perşembe, Haziran 16, 2011
Kıs-kanç-lık
Üstüne basa basa söylüyorum. Evet "Kıskançlık".
Oğlumun yaşadığı şey tam da bu. Yazmam lazım, bunlar keyifli olmasa da tarihe not olarak düşülmeli.
Bir süredir, Poyraz'da tuhaf haller olmaya başladı. Önceleri tarafımızca aşırı dikkat çekme isteği, abartılı davranışlar ve şımarıklık olarak yorumlanan davranışlar sergilemeye başladı. Biz anlamamakta veya konduramamakta ısrar edince, çocuğum açık açık söylemeye başladı;
"Sen artık beni sevmiyorsun, hep bana kızıyorsun, kardeşime hiç kızmıyorsun"
"Birgün kardeşimi evde bırakıp gezmeye çıkabilir miyiz?"
"Onu yere koy, neden hep kucağında gezdiriyorsun"
"Bir anlaşma yapalım, kardeşim ağlayınca bırak. Onu duymayalım"
"Kardeşim kucağında iken, beni de kucağında taşı"
"Okula gitmicem... (ağlayarak)"
Canım oğlum, sen de daha küçücüksün. Senden hızlıca büyümeni bekledik. Olgun davranmanı, hayatına senin onayın alınmaksızın giren bu ortağı sorunsuzca benimsemeni bekledik. Olmadı... Olamazdı zaten...
Bizim beklentimiz saçmaydı. Sen de daha ana kucağı arıyorsun. Hala birisi seninle oynasın istiyorsun. Ne anneni, ne de babanı paylaşmak istemiyorsun. Haklısın.. Seni çok seviyorum.
Elimden geleni yapacağım. Sen yine de çok ama çok tatlı bir abi oldun. Bunca şeye rağmen kardeşine zarar gelecek hiçbir şey yapmadın. Ona bakışın, dokunuşun herşeye değer. Kardeşinin de sana bakışı nasıl sevgi dolu.
Beraberce öğreneceksiniz kardeş olmayı. Kah severek, sevişerek, kah kıskanarak kavga ederek. Biz de sevinçle izleyeceğiz kardeş olmanızı. Sancısıyla, sevinciyle hayatta öğrenilebilecek en güzel duygulardan biri olan kardeşliği yaşamanızı.
Oğlumun yaşadığı şey tam da bu. Yazmam lazım, bunlar keyifli olmasa da tarihe not olarak düşülmeli.
Bir süredir, Poyraz'da tuhaf haller olmaya başladı. Önceleri tarafımızca aşırı dikkat çekme isteği, abartılı davranışlar ve şımarıklık olarak yorumlanan davranışlar sergilemeye başladı. Biz anlamamakta veya konduramamakta ısrar edince, çocuğum açık açık söylemeye başladı;
"Sen artık beni sevmiyorsun, hep bana kızıyorsun, kardeşime hiç kızmıyorsun"
"Birgün kardeşimi evde bırakıp gezmeye çıkabilir miyiz?"
"Onu yere koy, neden hep kucağında gezdiriyorsun"
"Bir anlaşma yapalım, kardeşim ağlayınca bırak. Onu duymayalım"
"Kardeşim kucağında iken, beni de kucağında taşı"
"Okula gitmicem... (ağlayarak)"
Canım oğlum, sen de daha küçücüksün. Senden hızlıca büyümeni bekledik. Olgun davranmanı, hayatına senin onayın alınmaksızın giren bu ortağı sorunsuzca benimsemeni bekledik. Olmadı... Olamazdı zaten...
Bizim beklentimiz saçmaydı. Sen de daha ana kucağı arıyorsun. Hala birisi seninle oynasın istiyorsun. Ne anneni, ne de babanı paylaşmak istemiyorsun. Haklısın.. Seni çok seviyorum.
Elimden geleni yapacağım. Sen yine de çok ama çok tatlı bir abi oldun. Bunca şeye rağmen kardeşine zarar gelecek hiçbir şey yapmadın. Ona bakışın, dokunuşun herşeye değer. Kardeşinin de sana bakışı nasıl sevgi dolu.
Beraberce öğreneceksiniz kardeş olmayı. Kah severek, sevişerek, kah kıskanarak kavga ederek. Biz de sevinçle izleyeceğiz kardeş olmanızı. Sancısıyla, sevinciyle hayatta öğrenilebilecek en güzel duygulardan biri olan kardeşliği yaşamanızı.
Cumartesi, Haziran 11, 2011
Mira 3 aylık
Perşembe günü kızım tam 3 ayını doldurdu. 60 cm, 6 kilo 150 gramlık bir minik lokum. Tam bir meme canavarı, ağzında meme (dikkat emzik değil, meme) olmazsa uyumuyor. Cin gibi bakıyor, yüzüstü yatarken kafayı 10 saniye kadar dimdik tutabiliyor. Hatta yüzüstü yatarken timsah modeliyle sürünerek 90 derece değiştirebiliyor yatış açısını. Kucağımızda gezerken kazara açık televizyon görürse boynu kopana kadar izlemeye çalışıyor. Kahkaha ve çığlık atabiliyor. Sanırım İzmir havası ona yaradı. Ay sonunda Avşa'ya gitmeyi planlıyoruz bu sefer anneanne yanına. Bakalım ordan dönüşte nasıl olacak.
Bu arada kız büyüyüp tatlandıkça, abimizin kıskançlık katsayısı artmaya başladı. Kardeşine yönelik birşey yok ama geçen sabah bana "anne sen artık beni sevmiyorsun. Hep bana kızıyorsun ama kardeşime hiç kızmıyorsun" dediğinde tehlike çanlarının çalmaya başladığını anladım. Bakalım gelen günler neler gösterecek?
Bu arada kız büyüyüp tatlandıkça, abimizin kıskançlık katsayısı artmaya başladı. Kardeşine yönelik birşey yok ama geçen sabah bana "anne sen artık beni sevmiyorsun. Hep bana kızıyorsun ama kardeşime hiç kızmıyorsun" dediğinde tehlike çanlarının çalmaya başladığını anladım. Bakalım gelen günler neler gösterecek?
Pazartesi, Mayıs 30, 2011
Pazar, Mayıs 29, 2011
İzmir'den Poyraz incileri...
- Anne bana bir lambolin (trambolin) ve de yüksek bir merdiven alır mısın?
- Tabi alırım da, ne yapacaksın çok merak ettim?
- Biriniz lambolinin üstüne çıkıp zıplayacak, ben de tahtrevalli'nin bir tarafına oturacağım. Sorna (yazım hatası yok, böyle diyor) lambolinden hızla zıplayıp tahtrevallinin diğer tarafına atlayacak. Ben de havalara uçup dut ağacının üzerine düşeceğim. Orada dutları yiyeceğim. Sorna siz de beni merdivenle indireceksiniz.
- !!!!!????? İyi de bunu neden yapıyorsun ki, dut toplayalım sen de ye.
- Hiç eğlenceli değil...
************************
- Anne bak sana ne pişiriyorum?
- Ne pişiriyorsun oğlum?
- Çekirgeli kurabiye
- Hııııı!!!!
- Akşama da salyangoz yiyeceğiz, ama çiğ
Ben kötü mü yemek yapıyorum yaaaa :(((
*************************
- Kardeşim büyüyüp çok yaşlanınca benim ninem mi olacak?
*************************
Televizyonda köpek eğiticisi Barbie reklamı var, suda yüzen minnacık bir de köpeği var.
- Anne bana bu oyuncaktan alır mısın?
- Sana Barbie almamı mı istiyorsun?
- Barbisini atıcam, o köpeği doğru düzgün eğitemez o. Ben eğiticem...
*************************
- Anne sen Süleyman Dedeme neden baba diyorsun?
- E o babanın babası da ondan
- Onu biliyorum da, sen bilmiyorsun galiba. Sen neden baba diyorsun peki?
- Yavrucum, o da benim babam sayılır, hem ne diyeyim "Süleyman Dede" mi?
(komik olduğunu sanıyorum dediğimin ama Poyraz'da tık yok, büyüdü mü ne)
- Ya ne bileyim, şşt de, hey de... Ya da bişey deme, ne gerek var.
- Tabi alırım da, ne yapacaksın çok merak ettim?
- Biriniz lambolinin üstüne çıkıp zıplayacak, ben de tahtrevalli'nin bir tarafına oturacağım. Sorna (yazım hatası yok, böyle diyor) lambolinden hızla zıplayıp tahtrevallinin diğer tarafına atlayacak. Ben de havalara uçup dut ağacının üzerine düşeceğim. Orada dutları yiyeceğim. Sorna siz de beni merdivenle indireceksiniz.
- !!!!!????? İyi de bunu neden yapıyorsun ki, dut toplayalım sen de ye.
- Hiç eğlenceli değil...
************************
- Anne bak sana ne pişiriyorum?
- Ne pişiriyorsun oğlum?
- Çekirgeli kurabiye
- Hııııı!!!!
- Akşama da salyangoz yiyeceğiz, ama çiğ
Ben kötü mü yemek yapıyorum yaaaa :(((
*************************
- Kardeşim büyüyüp çok yaşlanınca benim ninem mi olacak?
*************************
Televizyonda köpek eğiticisi Barbie reklamı var, suda yüzen minnacık bir de köpeği var.
- Anne bana bu oyuncaktan alır mısın?
- Sana Barbie almamı mı istiyorsun?
- Barbisini atıcam, o köpeği doğru düzgün eğitemez o. Ben eğiticem...
*************************
- Anne sen Süleyman Dedeme neden baba diyorsun?
- E o babanın babası da ondan
- Onu biliyorum da, sen bilmiyorsun galiba. Sen neden baba diyorsun peki?
- Yavrucum, o da benim babam sayılır, hem ne diyeyim "Süleyman Dede" mi?
(komik olduğunu sanıyorum dediğimin ama Poyraz'da tık yok, büyüdü mü ne)
- Ya ne bileyim, şşt de, hey de... Ya da bişey deme, ne gerek var.
Cuma, Mayıs 27, 2011
Abicim ve canım kardeşim
Bir erkek çocuk annesi olduğumu yeni yeni anlıyorum. İzmir'in havasından suyundan mıdır, yoksa vakti geldiğinden midir bilemiyorum ama küçük kuzum tam bir erkek çocuk oldu çıktı :) Sürekli koşmak ve zıplamak istiyor, savaşarak, boğuşarak oynamaya bayılıyor. Artık legolardan kule veya ev değil, silah ve robot filan yapıyoruz. Koltuğa normal bir şekilde oturduğunu veya takla atmadan indiğini görmedim birkaç haftadır...
Ve işte abicim ve canım kardeşim resimleri....Pazartesi, Mayıs 23, 2011
Kavanoz balıkları
Bir çizgi film var, adı "Ponyo"...
Ünlü yönetmen Miyazaki'nin yönettiği süper bir film. Yazı bununla ilgili değil ama bahsi geçmişken mutlaka seyredin ve çocuklarınıza da seyrettirin diyorum.
Bu çizgi filmde insan olmak isteyen küçük, meraklı bir japon balığı var. Filmin başında kafasını bir cam kavanoza sıkıştırıyor. İşte o görüntü bana çocuklarımızın içinde bulunduğu durumu çağrıştırıyor. En azından bizim evde sadece kafası değil, tüm gövdesi ile kavanozda yaşayan, daha doğrusu yaşatmaya çalıştığımız bir japon balığı var. Ama olmuyor, bir yerde çatlıyor işte.
Poyraz genel olarak çok fazla hareket etmeyi sevmeyen, yürümekten hoşlanmayan bir çocuk. Daha doğrusu ben öyle sanıyordum. Ama geçenlerde Karaburun'a gittiğimizde, babasıyla yürüyüşe çıktılar. küçük bir tepeyi yarısına kadar keyifle, sızlanmadan, kucak istemeden tırmanmış. Normalde bakkala bile gitseler elli kere yoruldum, kucağına al filan der. Bitkiler toplamışlar, böcekleri incelemişler. Çamura toza bulanmışlar. Öyle geldiler eve, ama yanakları kıpkırmızı. O gece mis gibi uyudu, sakin sakin. "Normal" bir çocukta olması gerektiği gibi.
2 gün önce, evde oturmaktan sıkılınca, hadi parka gidip çamurla oynayalım dedim. Hayret dolu gözlerle baktı bana. Sonra parka gidip toprakları eledik, suyla karıştırdık. Çamur yaptık, mıncıklamasını istedim oyun hamuru gibi. Ne oldu biliyor musunuz? Elinin ve üstünün çamur olmasından çok rahatsız oldu. Hemen su istedi ve elini yıkadı.
Bugün tekrar oynamak istedi ve önceki günkü kadar rahatsız olmadı. Çamurla oynamayı öğreniyor yani :)
Bazen benden ona geniş bir çimenlik bulmamı istiyor. Dilediği gibi koşabilmek için. Ne kadar basit ve doğal bir istek di mi? Evrimin sonucu bu, genetik kodlarımızda doğada koşup oynamak var. Betonun içine hapsolmak değil.
Çocuk evde saatlerce kalınca, ayarı bozuluyor resmen. Evin içinde bir oraya bir buraya koşmaya, tepemize tırmanmaya başlıyor. Günün sonunda resim genelde aynı oluyor. "Yaramazlık yapma" denilerek zorla zaptedilmiş mutsuz, hatta ağlamaklı bir küçük japon balığı.
Bu çocuklar yaramaz mı şimdi?
Ünlü yönetmen Miyazaki'nin yönettiği süper bir film. Yazı bununla ilgili değil ama bahsi geçmişken mutlaka seyredin ve çocuklarınıza da seyrettirin diyorum.
Bu çizgi filmde insan olmak isteyen küçük, meraklı bir japon balığı var. Filmin başında kafasını bir cam kavanoza sıkıştırıyor. İşte o görüntü bana çocuklarımızın içinde bulunduğu durumu çağrıştırıyor. En azından bizim evde sadece kafası değil, tüm gövdesi ile kavanozda yaşayan, daha doğrusu yaşatmaya çalıştığımız bir japon balığı var. Ama olmuyor, bir yerde çatlıyor işte.
Poyraz genel olarak çok fazla hareket etmeyi sevmeyen, yürümekten hoşlanmayan bir çocuk. Daha doğrusu ben öyle sanıyordum. Ama geçenlerde Karaburun'a gittiğimizde, babasıyla yürüyüşe çıktılar. küçük bir tepeyi yarısına kadar keyifle, sızlanmadan, kucak istemeden tırmanmış. Normalde bakkala bile gitseler elli kere yoruldum, kucağına al filan der. Bitkiler toplamışlar, böcekleri incelemişler. Çamura toza bulanmışlar. Öyle geldiler eve, ama yanakları kıpkırmızı. O gece mis gibi uyudu, sakin sakin. "Normal" bir çocukta olması gerektiği gibi.
2 gün önce, evde oturmaktan sıkılınca, hadi parka gidip çamurla oynayalım dedim. Hayret dolu gözlerle baktı bana. Sonra parka gidip toprakları eledik, suyla karıştırdık. Çamur yaptık, mıncıklamasını istedim oyun hamuru gibi. Ne oldu biliyor musunuz? Elinin ve üstünün çamur olmasından çok rahatsız oldu. Hemen su istedi ve elini yıkadı.
Bugün tekrar oynamak istedi ve önceki günkü kadar rahatsız olmadı. Çamurla oynamayı öğreniyor yani :)
Bazen benden ona geniş bir çimenlik bulmamı istiyor. Dilediği gibi koşabilmek için. Ne kadar basit ve doğal bir istek di mi? Evrimin sonucu bu, genetik kodlarımızda doğada koşup oynamak var. Betonun içine hapsolmak değil.
Çocuk evde saatlerce kalınca, ayarı bozuluyor resmen. Evin içinde bir oraya bir buraya koşmaya, tepemize tırmanmaya başlıyor. Günün sonunda resim genelde aynı oluyor. "Yaramazlık yapma" denilerek zorla zaptedilmiş mutsuz, hatta ağlamaklı bir küçük japon balığı.
Bu çocuklar yaramaz mı şimdi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





































