Çok korkunç. Tam 12 kilo almış durumdayım ve tam 2 ayım var daha doğuma...
Çok olmadığını biliyorum ama lütfen siz karnınıza 12 kiloluk bir torba bağlayıp yaşamayı dener misiniz? Akciğerlerime baskı yapan kocaman göbeğim nefes almamı engelliyor, kalbe giden kanın basıncı arttığı için çarpıntım oluyor. Konuşurken bile nefes nefese kalıyorum. Yatakta her döndüğümde uyanıyorum. Bu 12 kilo sevindirici bir şekilde vücudumun diğer taraflarına dağılmadı. Sadece ama sadece göbeğimde toplandı. Bu nedenle yusyuvarlak ve çıkık bir göbeğim var, çok komik. Bakalım kaç kiloda tamamlicam bu mevzuyu.
Dün akşam son hamiloş Gazo ile beraberdim. Gazo ismi şu aralar feci mustarip olduğu gaz nedeniyle ona takılan isim :))
19. haftada ve keyfi yerinde... Hatta şu sıralar bir Paris uçağında yolcu. Ali'ye dikkat et!
Bu günlerde heyecanlı bir bekleyiş içerisindeyiz. Özü Deniz kızını doğurdu doğuracak :))
Hergün annesiyle yürüyüşe çıkıyor. Son eksikleri gideriyor. Söylediğine göre oldukça şişmiş. Deniz de bayaa iyi bir kiloda artık, sağlıkla doğsun benim güzel kızım bakalım. Her an Özlem veya Kıvanç'tan gelecek bir telefon bekliyorum...
Poyraz bey de bu aralar oldukça hareketli. Artık tekmeleme faslını geçtik, gerinme hareketleri yapıyoruz. Karnımın bir tarafından öbür tarafına döndükçe şeklim değişiyor. Uzun uzun ittirdiği için karnımda çeşitli çıkıntılar oluşuyor. Kuvvetli de sıpa, bazen canımı bile acıtıyor valla.
Neyse günlük hava durumumuz böyle bizim... Başarabilirsem birazdan koca göbekli bir resmimi de koyacağım siteye.
Herkse sevgilerimi yolluyorum...
Çarşamba, Ocak 10, 2007
Cuma, Ocak 05, 2007
Tam 7 ay oldu...
Bu gün itibariyle tam 7 aylık olduk. "Olduk" diyorum çünkü ben tam 7 aylık hamileyim ve sen de anne karnında 7 ayını doldurmuş bir bebeksin...
Umarım keyfin yerindedir, umarım sana iyi bakabiliyorumdur. Elimden geleni yaptım ama gene de seni üzdüysem beni affet bebeğim...
Artık gelmeni sabırsızlıkla bekliyorum. Son 2 ay ve ben gittikçe artan bir merak içerisindeyim... Planlı bir geliş olmasın istiyorum. Hayatımı değiştirecek olan sana süpriz bir zamanda kavuşmak istiyorum. Bu nedenle seni normal yolla dünyaya getirmek istiyorum, umarım bir yaramazlık yapmazsın :)
Odan hazır sayılır. Ufak tefek şeyleri saymazsak oldukça sade ve sevimli bir odan oldu denilebilir. Odada senden daha güzel, daha gösterişli bişey olamayacağını düşündüğüm için çok süslemedim :)
Ben de hazır olduğumu düşünüyorum. Tabi buna sen gelmeden emin olamam...
Anneannen benden daha sabırsız :) Sürekli herşeyi tamamlamamız gerektiğini, artık her an gelebileceğini söyleyip duruyor. Ben ise o korunaklı yerde 2 ay daha kalman gerektiğini, bunun senin sağlığın açısından çok önemli olduğunu söyleyip duruyorum. Anne sözü dinle miniğim, sonra çok pişman olursun. Dünya artık öyle 2 ay önceden gelmek istenecek bir yer değil. Sen gelişimini iyice tamamla, burada zayıflara yer yok. Çok güçlü olmalısın.
Beni 7 aydır hiç üzmedin, şu sıralar artan minik tekme ve yumruklarını, hareketliliğini de neşeyle karşılıyorum. Bana varlığını hep hissettir olur mu?
Babanın -benim kadar yakından hissetmese de seni- heyecanlı olduğunu biliyorum. Ama seni karnımda hissettikçe damarlarından kanın çekildiğini de yüzünden okuyabiliyorum. Çok sevimli oluyor inan. Ama ona daha fazla tepki vermelisin, bazen senin ona yeterince ilgi göstermediğini düşünüyor. İnatçı, huysuz ama çok komik ve dosdoğru bir adam senin baban. Ve hiç korkma hep senin yanında olacak... Yanında ve ne olursa olsun arkanda...
Bu seferlik bu kadar annecim... Haftaya doktor kontrolümüzde seni sapasağlam ve büyümüş görmek istiyorum. İyi olman için elimden geleni yapıyorum, sen de kendine çok iyi bak olur mu?
Seni çok seven ve heyecanla bekleyen annen...
Umarım keyfin yerindedir, umarım sana iyi bakabiliyorumdur. Elimden geleni yaptım ama gene de seni üzdüysem beni affet bebeğim...
Artık gelmeni sabırsızlıkla bekliyorum. Son 2 ay ve ben gittikçe artan bir merak içerisindeyim... Planlı bir geliş olmasın istiyorum. Hayatımı değiştirecek olan sana süpriz bir zamanda kavuşmak istiyorum. Bu nedenle seni normal yolla dünyaya getirmek istiyorum, umarım bir yaramazlık yapmazsın :)
Odan hazır sayılır. Ufak tefek şeyleri saymazsak oldukça sade ve sevimli bir odan oldu denilebilir. Odada senden daha güzel, daha gösterişli bişey olamayacağını düşündüğüm için çok süslemedim :)
Ben de hazır olduğumu düşünüyorum. Tabi buna sen gelmeden emin olamam...
Anneannen benden daha sabırsız :) Sürekli herşeyi tamamlamamız gerektiğini, artık her an gelebileceğini söyleyip duruyor. Ben ise o korunaklı yerde 2 ay daha kalman gerektiğini, bunun senin sağlığın açısından çok önemli olduğunu söyleyip duruyorum. Anne sözü dinle miniğim, sonra çok pişman olursun. Dünya artık öyle 2 ay önceden gelmek istenecek bir yer değil. Sen gelişimini iyice tamamla, burada zayıflara yer yok. Çok güçlü olmalısın.
Beni 7 aydır hiç üzmedin, şu sıralar artan minik tekme ve yumruklarını, hareketliliğini de neşeyle karşılıyorum. Bana varlığını hep hissettir olur mu?
Babanın -benim kadar yakından hissetmese de seni- heyecanlı olduğunu biliyorum. Ama seni karnımda hissettikçe damarlarından kanın çekildiğini de yüzünden okuyabiliyorum. Çok sevimli oluyor inan. Ama ona daha fazla tepki vermelisin, bazen senin ona yeterince ilgi göstermediğini düşünüyor. İnatçı, huysuz ama çok komik ve dosdoğru bir adam senin baban. Ve hiç korkma hep senin yanında olacak... Yanında ve ne olursa olsun arkanda...
Bu seferlik bu kadar annecim... Haftaya doktor kontrolümüzde seni sapasağlam ve büyümüş görmek istiyorum. İyi olman için elimden geleni yapıyorum, sen de kendine çok iyi bak olur mu?
Seni çok seven ve heyecanla bekleyen annen...
Perşembe, Ocak 04, 2007
Doğumdan sonra,
yağlı bir açma yiyeceğim...
simit yanında kaşar yiyeceğim...
korkmadan koca bir çikolata yiyeceğim...
midye dolma yiyeceğim...
kokoreç yiyeceğim...
koca bir tabak peynirli makarna yiyeceğim...
koca bir tabak tereyağlı pilav yiyeceğim...
kahvaltıda bal-kaymak yiyeceğim...
yüzüstü yatacağım...
simit yanında kaşar yiyeceğim...
korkmadan koca bir çikolata yiyeceğim...
midye dolma yiyeceğim...
kokoreç yiyeceğim...
koca bir tabak peynirli makarna yiyeceğim...
koca bir tabak tereyağlı pilav yiyeceğim...
kahvaltıda bal-kaymak yiyeceğim...
yüzüstü yatacağım...
Salı, Ocak 02, 2007
Çocuklar küçük sevimli yarasalardır...
Çünkü, hayatları gece uyumamak için ne gerekiyorsa yapmaya ve bunun yanında mümkünse ebeveynlerini o sevimli ve solgun halleriyle üzmeye programlanmışlardır. Yılbaşı gecesi akşam yemeğinde başlayan kulak ağrısından sonra, dün bütün gece süren burun tıkanıklığı ne Anı'nın, ne de benim doğru düzgün uyuyamamasına neden oldu. Sürekli üstünü açan bu küçük tırtıl neyse ki yanımda yatıyordu da, sürekli kontrol edebildim. Gece boyunca ağzından nefes alan kuzum, artık sabah 7 olunca "Öcüüü benim burnum tıkalı" dediğinde olayın gerçek boyutunu anladım. Gözler çakmak çakmak olmuş, burnun her iki minicik deliği de kolay kolay iflah olmaz şekilde tıkanmış. Evde burun damlası yok. Kalktık, ılık suyla yıkadık, biraz yumuşayınca da temizledik burnumuzu ama uyku açıldı bir kere :)
Vakit Jetix vaktidir diyip, salona geçtik. Çizgi film ve kahvaltının ardından şimdi ödeve oturduk ama esnemekten ağzımız yırtılacak. Burun akıyor, üstüne bir de öksürmeye başladık. Bugün bayram diye doktorumuz da tatilde.
Ben bir mandalina greyfurt karışımı yapayım bari....
Vakit Jetix vaktidir diyip, salona geçtik. Çizgi film ve kahvaltının ardından şimdi ödeve oturduk ama esnemekten ağzımız yırtılacak. Burun akıyor, üstüne bir de öksürmeye başladık. Bugün bayram diye doktorumuz da tatilde.
Ben bir mandalina greyfurt karışımı yapayım bari....
Pazartesi, Ocak 01, 2007
Yılbaşında ne yaparsan, yıl boyunca onu mu yaparsın?

Herkese iyi seneleeeerrr!!!
Yeni bir yılın ilk gününde herkese kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum. Umarım herkes için yeni yıl gönlünce, dilediğince geçer...
Dün hem 2006'nın son günü hem de Kurban Bayramı'nın ilk günü idi. ziyaret edilecek tüm akrabalara annemlerde rastlanması nedeniyle jet hızında geçen bayram ziyaretinden sonra abimizi de alıp kaçtık. Abimizi 2 gün bize getirdim, annesi de çalışıyor. Sıkılmasın şimdi. Hem de anneanneyle dede de birazcık dinlensinler diye düşündüm.
Neyse eve geldik, akşam daha çok oturabilmek için 2 saat kadar abimizi uyuttuk. Uyanınca Ogo'nun abimize aldığı araba yarışları için kullanılan ve bilgisayara bağlanan direksiyonu görünce deli olduk tabi :))
Ogo'yu da Anı'yı da sofraya zor oturttum. Sofrada abimizin kulağı ağırmaya başladı. 2 tane şurubu vardı onları verdim ama ağrı geçmediği gibi şiddetlendi. Ağrı şiddetlendikçe abimiz huzursuzlandı, huysuzlandı. Bu arada kulağı ağrıyor ama araba yarışının başından da kalkmıyor tabi.
Mahallemizin sosyallik merkezi bakkalın önünden gelen neşeli sesleri duran Ogo'muz da "ben bi bakıp geliim" diye dışarı çıktı. Bakkalın önünde mantar tabancası, çatapat patlatan, maytap yakan, şarkılar söyleyip gülüşen ve yaş ortalaması 35 olan bir toplama katıldı. Yarım saat sonra kestaneler piştiği için arayıp çağırmak zorunda kaldım. Elinde bir plastik bardak içindeki viskiyle geldi :))
Bu arada abimiz de hem oynamaya, hem sızlanmaya devam ediyordu. Ben de çaresizlikle üzülüyordum. En son saat 23.15 civarı annesini arayıp başka bir ilacı daha olup olmadığını sordum. Annesi bize bir ağrı kesici söyledi. Ogomuz, motoruna atlayıp en yakın nöbetçi eczaneden bize o ilacı alıp geldiğinde saat 23.50 idi. Yani yeni yıla neredeyse nöbetçi eczane ararken girecektik.
İlacı verdik. Sakinleşme sürecini hızlandırmak için maytap yakmaya karar verdik. Kimbilir kaç sene öncesinden kalan maytapları açtık ve salonda kurduğumuz hasta yatağında yakmaya başladık. Sonuç mu? Bozulan maytaplar yandıkça kor halinde döküldü. Yeleğim, yorganın bir köşesi ve parkenin 2 yeri yandı....
Tam o sırada yeni yıla da girdik ...
Bu bir işaret mi acaba? Önümüzdeki yılı bir çocuğun sağlık ve oyun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmakla mı geçireceğiz? :)))
Yeni bir yılın ilk gününde herkese kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum. Umarım herkes için yeni yıl gönlünce, dilediğince geçer...
Dün hem 2006'nın son günü hem de Kurban Bayramı'nın ilk günü idi. ziyaret edilecek tüm akrabalara annemlerde rastlanması nedeniyle jet hızında geçen bayram ziyaretinden sonra abimizi de alıp kaçtık. Abimizi 2 gün bize getirdim, annesi de çalışıyor. Sıkılmasın şimdi. Hem de anneanneyle dede de birazcık dinlensinler diye düşündüm.
Neyse eve geldik, akşam daha çok oturabilmek için 2 saat kadar abimizi uyuttuk. Uyanınca Ogo'nun abimize aldığı araba yarışları için kullanılan ve bilgisayara bağlanan direksiyonu görünce deli olduk tabi :))
Ogo'yu da Anı'yı da sofraya zor oturttum. Sofrada abimizin kulağı ağırmaya başladı. 2 tane şurubu vardı onları verdim ama ağrı geçmediği gibi şiddetlendi. Ağrı şiddetlendikçe abimiz huzursuzlandı, huysuzlandı. Bu arada kulağı ağrıyor ama araba yarışının başından da kalkmıyor tabi.
Mahallemizin sosyallik merkezi bakkalın önünden gelen neşeli sesleri duran Ogo'muz da "ben bi bakıp geliim" diye dışarı çıktı. Bakkalın önünde mantar tabancası, çatapat patlatan, maytap yakan, şarkılar söyleyip gülüşen ve yaş ortalaması 35 olan bir toplama katıldı. Yarım saat sonra kestaneler piştiği için arayıp çağırmak zorunda kaldım. Elinde bir plastik bardak içindeki viskiyle geldi :))
Bu arada abimiz de hem oynamaya, hem sızlanmaya devam ediyordu. Ben de çaresizlikle üzülüyordum. En son saat 23.15 civarı annesini arayıp başka bir ilacı daha olup olmadığını sordum. Annesi bize bir ağrı kesici söyledi. Ogomuz, motoruna atlayıp en yakın nöbetçi eczaneden bize o ilacı alıp geldiğinde saat 23.50 idi. Yani yeni yıla neredeyse nöbetçi eczane ararken girecektik.
İlacı verdik. Sakinleşme sürecini hızlandırmak için maytap yakmaya karar verdik. Kimbilir kaç sene öncesinden kalan maytapları açtık ve salonda kurduğumuz hasta yatağında yakmaya başladık. Sonuç mu? Bozulan maytaplar yandıkça kor halinde döküldü. Yeleğim, yorganın bir köşesi ve parkenin 2 yeri yandı....
Tam o sırada yeni yıla da girdik ...
Bu bir işaret mi acaba? Önümüzdeki yılı bir çocuğun sağlık ve oyun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmakla mı geçireceğiz? :)))
Cuma, Aralık 29, 2006
Vee Özü'nün son iş günüüüü...
Doğuma sadece günler kaldı. Teorik olarak 3 hafta ama bence çok daha yakın. Çok heyecanlı olmalısın...
Artık tamamen kızına konsantre olabilirsin... 4-5 ay iş düşünmek yok. Hayatınıza yepyeni bir renk, yepyeni bir anlam gelecek. Belki de bambaşka diyarlara uçuracak bu küçük kelebek sizi...
Belki hastane çantasını yeniden gözden geçireceksin, defalarca kez :))
Belki kızın odasına günde 50 kere girip unutulan bişey var mı diye bakacaksın...
Tasasız yürüyüşler yapacaksın annenle hayaller kurarak...
Kitaplar okuyacaksın, Denizkızına daha iyi bakabilmek için...
Sonra bir gün kucağına verecekler o minik Kahraman'ı, uzun ve yorucu bir mücadeleden çıkıp sağsalim evine gelen küçük kızı...
Kah ağlayacak, kah güleceksiniz...
Bol bol yorulacak, ama bol bol da hayretler içinde kalarak izleyeceksiniz yarattığınız mucizeyi...
Artık anne ve baba olmuş olacaksınız...
Size kolaylıklar diliyorum arkadaşım... Ve de bol şans. Eminim herşey çok ama çok güzel olacak....
Darısı başıma artık :)
Artık tamamen kızına konsantre olabilirsin... 4-5 ay iş düşünmek yok. Hayatınıza yepyeni bir renk, yepyeni bir anlam gelecek. Belki de bambaşka diyarlara uçuracak bu küçük kelebek sizi...
Belki hastane çantasını yeniden gözden geçireceksin, defalarca kez :))
Belki kızın odasına günde 50 kere girip unutulan bişey var mı diye bakacaksın...
Tasasız yürüyüşler yapacaksın annenle hayaller kurarak...
Kitaplar okuyacaksın, Denizkızına daha iyi bakabilmek için...
Sonra bir gün kucağına verecekler o minik Kahraman'ı, uzun ve yorucu bir mücadeleden çıkıp sağsalim evine gelen küçük kızı...
Kah ağlayacak, kah güleceksiniz...
Bol bol yorulacak, ama bol bol da hayretler içinde kalarak izleyeceksiniz yarattığınız mucizeyi...
Artık anne ve baba olmuş olacaksınız...
Size kolaylıklar diliyorum arkadaşım... Ve de bol şans. Eminim herşey çok ama çok güzel olacak....
Darısı başıma artık :)
Doğum 3 Mart 2007'de
İlk bahis benden. Ben 3 Mart'ta doğurcam diyorum. Zira dün gece rüyamda bebeği 3 Mart'ta doğurduğumu gördüm. 2 Mart akşamı sancı geliyordu, 3 Mart'ta da doğumu yapıyordum.

Bu arada tuhaf rüyalar görmek konusunda hamilelerin özel bir durumu olduğunu duymuştum ama, benim gibi her akşam romanlara konu olacak şekilde rüya gören var mıdır bilmiyorum? Bu ne yoğun bir iç dünyadır, ne çetrefilli bilinçaltıdır yahu...
Zaten duygusal olarak dev dalgalar yaratıyor bu durum hayatımda. Kuvvetli Poyraz fırtınasından olabilir mi acaba :)
Dokunsalar ağlıyorum. Gündüz başka, gece başka bir insan oluyorum. Televizyonda gördüklerim, internette okuduklarım, bir insanın bakışı dudaklarımın bükülmesine yetiyor...
Doğumdan sonra nasıl bir olacağımı ayrıca merak ediyorum valla...
Blogumun görüntüsünü değiştirdim
Sadece değişiklik olsun istedim. Çok da uğraşmadım. Umarım beğenirsiniz.
Sevgiler,
Özlem
Sevgiler,
Özlem
Çarşamba, Aralık 27, 2006
Normal doğum mu? Sezeryan mı?
Dün akşam doğum için bakmaya gittiğim hastanede görevli kız bana ilk bu soruyu sordu? Açıkçası bu soruyu ben kendime hiç sormadım. Şu andan itibaren yazacaklarım da tamamen kişisel görüşlerimdir.
Doğum her kadının hayatında gerçekleşecek olan son derece normal bir doğa olayıdır. Hamileliğin oldukça mucizevi yanları olmasına, insanı hayretler içinde bırakacak bir mükemmellikle işlemesine rağmen, kadınların doğum konusundaki aşırı endişelerini anlamakta zorlanıyorum. Doğum hamileliğin doğal bir sonucu olarak gelecektir ve çoğunlukla ciddi bir aksilik çıkmadan da sonuçlanacaktır. Gelişen tıbbın insanların işini kolaylaştırmasına paralel olarak, sağlığın bir sektör haline gelmesi ve maddiyatın ön plana çıkması ile sezeryan bir doğum alternatifi haline getirilmiştir.
Oysa sezeryan bir doğum alternatifi değildir. Evde doğum bir doğum alternatifi olabilir, suda doğum da bir alternatiftir. Hatta acı eşiği düşük ve acı çekmekten aşırı derecede korkan kadınlar için epidural anestezi ile normal doğum da bir doğum alternatifiolabilir. Ama sezeryan bir ameliyattır. Bir normal doğum alternatifi değildir.
Tıp bilimini reddetmiyorum. Nimetlerinden sonuna kadar faydalanmayı doğru buluyorum. Ama sezeryan, ancak ve ancak hiçbir şekilde normal doğum yapılamadığı durumlarda anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atmamak için uygulanması gereken bir yöntem olmalıdır.
Dediğim gibi, tüm bunlar benim kişisel fikirlerim. Mutlak doğrudur gibi bir iddiam yok. Ama belki de hayatta sadece bir kez yaşayabileceğim bir süreci tamamen farkında olarak yaşamak istiyorum. Öncelikle bu bir süpriz olsun istiyorum. Ne zamaan olacağı belli olmasın. Sancılarım beklenmedik bir anda başlasın. Ben babamızı arayıp "çabuk gel" diyeyim. Ya da "uyan sancılarım başladı" diyeyim. Heyecanlı bir telaş yaşayalım. Doktorumuzu arayalım. O bize "yok daha bekleyin sancılar yeterince sık değil" desin. Ben ona kızayım, 30 saniye sonra doğuracağımı iddia edeyim :) Sonra sancılar sıklaşsın, hatta suyum gelsin. Çantamızı alalım. Bir araba bulalım. Hastaneye gidelim. Orada sancı sıklığına, bebeğin durumuna ve rahim ağzının ne kadar açıldığına baksınlar. Bu arada ben sancı çekerken aklıma gelen herkese küfür edeyim. Nasıl olsa o sırada bana yasak yok :)) Ogo'muza 9 ay boyunca hiç yaşatmadığım eziyeti yaşatayım. Sonra doktorum gelsin, vakit tamam desin. Beni doğumhaneye alsınlar. Dışarda heyecanlı bir bekleyiş, içerde sancılar. Bebeğimin doğduğunu hissedeyim. Onu ilk ben göreyim. Ağlamasını ilk ben duyayım. Hemen göğsüme yatırsınlar, sıcaklığını hissedeyim.....
Şimdi ben böyle yazıyorum ya, kesin bir aksilik çıkar ve ben sezeryan olmak zorunda kalırım :)
Ne yapalım, sağlık olsun. Bebişimiz iyi olsun da, karnımın 7 kat kesilmesine, 7 kat dikilmesine, onu geç emzirmeye, sonra daha uzun süre acı çekmeye katlanırım ben. Bir aksilik çıkmasın diye dilekte bulunmaktan başka şansım yok ne de olsa...
Doğum her kadının hayatında gerçekleşecek olan son derece normal bir doğa olayıdır. Hamileliğin oldukça mucizevi yanları olmasına, insanı hayretler içinde bırakacak bir mükemmellikle işlemesine rağmen, kadınların doğum konusundaki aşırı endişelerini anlamakta zorlanıyorum. Doğum hamileliğin doğal bir sonucu olarak gelecektir ve çoğunlukla ciddi bir aksilik çıkmadan da sonuçlanacaktır. Gelişen tıbbın insanların işini kolaylaştırmasına paralel olarak, sağlığın bir sektör haline gelmesi ve maddiyatın ön plana çıkması ile sezeryan bir doğum alternatifi haline getirilmiştir.
Oysa sezeryan bir doğum alternatifi değildir. Evde doğum bir doğum alternatifi olabilir, suda doğum da bir alternatiftir. Hatta acı eşiği düşük ve acı çekmekten aşırı derecede korkan kadınlar için epidural anestezi ile normal doğum da bir doğum alternatifiolabilir. Ama sezeryan bir ameliyattır. Bir normal doğum alternatifi değildir.
Tıp bilimini reddetmiyorum. Nimetlerinden sonuna kadar faydalanmayı doğru buluyorum. Ama sezeryan, ancak ve ancak hiçbir şekilde normal doğum yapılamadığı durumlarda anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atmamak için uygulanması gereken bir yöntem olmalıdır.
Dediğim gibi, tüm bunlar benim kişisel fikirlerim. Mutlak doğrudur gibi bir iddiam yok. Ama belki de hayatta sadece bir kez yaşayabileceğim bir süreci tamamen farkında olarak yaşamak istiyorum. Öncelikle bu bir süpriz olsun istiyorum. Ne zamaan olacağı belli olmasın. Sancılarım beklenmedik bir anda başlasın. Ben babamızı arayıp "çabuk gel" diyeyim. Ya da "uyan sancılarım başladı" diyeyim. Heyecanlı bir telaş yaşayalım. Doktorumuzu arayalım. O bize "yok daha bekleyin sancılar yeterince sık değil" desin. Ben ona kızayım, 30 saniye sonra doğuracağımı iddia edeyim :) Sonra sancılar sıklaşsın, hatta suyum gelsin. Çantamızı alalım. Bir araba bulalım. Hastaneye gidelim. Orada sancı sıklığına, bebeğin durumuna ve rahim ağzının ne kadar açıldığına baksınlar. Bu arada ben sancı çekerken aklıma gelen herkese küfür edeyim. Nasıl olsa o sırada bana yasak yok :)) Ogo'muza 9 ay boyunca hiç yaşatmadığım eziyeti yaşatayım. Sonra doktorum gelsin, vakit tamam desin. Beni doğumhaneye alsınlar. Dışarda heyecanlı bir bekleyiş, içerde sancılar. Bebeğimin doğduğunu hissedeyim. Onu ilk ben göreyim. Ağlamasını ilk ben duyayım. Hemen göğsüme yatırsınlar, sıcaklığını hissedeyim.....
Şimdi ben böyle yazıyorum ya, kesin bir aksilik çıkar ve ben sezeryan olmak zorunda kalırım :)
Ne yapalım, sağlık olsun. Bebişimiz iyi olsun da, karnımın 7 kat kesilmesine, 7 kat dikilmesine, onu geç emzirmeye, sonra daha uzun süre acı çekmeye katlanırım ben. Bir aksilik çıkmasın diye dilekte bulunmaktan başka şansım yok ne de olsa...
Evde doğum yapmak istiyorum...
Dün akşam minik minik kar atıştırırken Kadıköy Şifa Hastanesi'ne gittik. Doğum yapacağım hastaneyi seçmeye çalışıyorum da, en güçlü aday orası idi. Fiyatları öğrendik, normal doğum 1300 YTL, sezeryan 2500 YTL imiş. Bu fiyatlara doktor dahil değil tabi, doktorum da 2000 YTL talep etti.
Neyse odaları filan gezdik, standart sıkıcı hastane odası işte. Bebek 24 saat yanımda olacakmış, emzireceğim zaman yatağı bir perde veya tahta bir paravanla ayıracakmışım. Normal doğumda 1 gece, sezeryan olursa 2 gece kalacakmışım. Sonra bebeklerin yıkandığı, altlarının değiştirildiği odaya baktık. Hemşire ile konuştuk. Daha şimdiden doğum yapıp, eve dönme hayalleri kuruyorum. Hastane kısmı daha şimdiden sıktı beni.
Tabi bunun hastane ile ilgisi yok. Hangi hastane olursa olsun aynı şey olacak. Bu benim uyuzluğum. Deviasyon ameliyatından sonra da doktorumun tüm ısrarlarına rağmen hastanede yatmayıp aynı gün evime dönmüştüm.
Neyse geceliğimi kendim götürecekmişim. bebeğe onlar bir tulum vereceklermiş. Onun dışında yenidoğan sünneti de 525 YTL, uygun olursa onu da yaptırmak istiyorum.
Durum budur. Geri sayım resmen başladı :)
Neyse odaları filan gezdik, standart sıkıcı hastane odası işte. Bebek 24 saat yanımda olacakmış, emzireceğim zaman yatağı bir perde veya tahta bir paravanla ayıracakmışım. Normal doğumda 1 gece, sezeryan olursa 2 gece kalacakmışım. Sonra bebeklerin yıkandığı, altlarının değiştirildiği odaya baktık. Hemşire ile konuştuk. Daha şimdiden doğum yapıp, eve dönme hayalleri kuruyorum. Hastane kısmı daha şimdiden sıktı beni.
Tabi bunun hastane ile ilgisi yok. Hangi hastane olursa olsun aynı şey olacak. Bu benim uyuzluğum. Deviasyon ameliyatından sonra da doktorumun tüm ısrarlarına rağmen hastanede yatmayıp aynı gün evime dönmüştüm.
Neyse geceliğimi kendim götürecekmişim. bebeğe onlar bir tulum vereceklermiş. Onun dışında yenidoğan sünneti de 525 YTL, uygun olursa onu da yaptırmak istiyorum.
Durum budur. Geri sayım resmen başladı :)
Pazartesi, Aralık 25, 2006
10 hafta kaldı (teorik olarak:)))
Bugün itibariyle 30. haftamızı doldurduk. Teorik olarak tam 10 haftam kaldı doğuma.
Tabi bir bebeğin 40. haftada doğma olasılığı %5 imiş. 38. ile 42. haftalar arası herhangi bir zamanda doğabilirmiş.
Sizin tahmininiz ne? Hadi bir tarih aralığı tahmin edin bakayım... En yakın tahmine oğlumun ilk fotosunu hediye ederim :))
Hatta yaklaşık doğum boyunu ve kilosunu da bilene, fotosu ile videosunu ve bebek şekerini de yollarım.
Hadi bakiim bahisçiler....
Tabi bir bebeğin 40. haftada doğma olasılığı %5 imiş. 38. ile 42. haftalar arası herhangi bir zamanda doğabilirmiş.
Sizin tahmininiz ne? Hadi bir tarih aralığı tahmin edin bakayım... En yakın tahmine oğlumun ilk fotosunu hediye ederim :))
Hatta yaklaşık doğum boyunu ve kilosunu da bilene, fotosu ile videosunu ve bebek şekerini de yollarım.
Hadi bakiim bahisçiler....
Cuma, Aralık 22, 2006
Oğluma ilk hediye...
Yeni yıl geliyor... Yeni yıl bana oğlumu da getiriyor. Umarım yeni yıl ve bundan sonraki tüm yıllar hepimiz için güzellikler getirir.
Bugün oğluma ilk hediyesini aldım. Artık beni duyabiliyormuş. Ona okumak için "Küçük Prens" kitabını aldım. Umarım beğenir...

Kendime de bir Vivaldi CD'si aldım. Neden mi Vivaldi? Bir dergide okudum, bebekler anne karnında müzik dinleyince rahatlıyorlarmış ya, en çok Vivaldi seviyorlarmış. Gittim baktım. Bir sürü Vivaldi CD'si vardı. Nasıl seçeceğimi bilemedim. Zaten benim için bir farkları da yok. (Korkuncum di mi?) Ben de kolay yolu seçip "The very best of Vivaldi" diye bir cd aldım :)))
Ofise geldim, taktım dinliyorum. Bazı parçalar kilise müziği gibi ama fena değil, bakalım bebişin de hoşuna gidecek mi?
Eee ben kandırıldım galiba, hani kendime almıştım bunu. Bebiş de nerden çıktı. Ona zaten kitap almıştım. Hay allah, he kendime birşey almaya kalktığımda bu olmaz umarım :))
Bugün oğluma ilk hediyesini aldım. Artık beni duyabiliyormuş. Ona okumak için "Küçük Prens" kitabını aldım. Umarım beğenir...

Kendime de bir Vivaldi CD'si aldım. Neden mi Vivaldi? Bir dergide okudum, bebekler anne karnında müzik dinleyince rahatlıyorlarmış ya, en çok Vivaldi seviyorlarmış. Gittim baktım. Bir sürü Vivaldi CD'si vardı. Nasıl seçeceğimi bilemedim. Zaten benim için bir farkları da yok. (Korkuncum di mi?) Ben de kolay yolu seçip "The very best of Vivaldi" diye bir cd aldım :)))
Ofise geldim, taktım dinliyorum. Bazı parçalar kilise müziği gibi ama fena değil, bakalım bebişin de hoşuna gidecek mi?
Eee ben kandırıldım galiba, hani kendime almıştım bunu. Bebiş de nerden çıktı. Ona zaten kitap almıştım. Hay allah, he kendime birşey almaya kalktığımda bu olmaz umarım :))
Perşembe, Aralık 21, 2006
Oğlumu dün gece doğurdum...

Rüyamda tabi... Doğum anını hatırlamıyorum. Hastanenin merdivenlerinden inmeye çalışıyordum. Tonguç kolumdan tutup destek oluyordu. "Bebek nerde?" diye sordum. "Devrim getiriyor" dedi. Arkama dönüp baktım, Devrim Poyraz'ı bir türlü taşıyamıyor, tutamıyordu. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Gittim, bebeği aldım. Yüzünü kendime çevirdim. Minnacık, güzel bir surat. İpek gibi siyah saçlar... Sen ne kadar tatlısın, ne kadar da abine benziyorsun dedim. Sanki utangaçca gülümsedi.
Gerçekten de aynı abisi gibiydi yüzü. Çok hoş bir rüyaydı...
Hayra yorun arkadaşlar...
Çarşamba, Aralık 20, 2006
İşte oğlumun odası...
Pazartesi, Aralık 18, 2006
Odamız hazır....
Canım oğlum, teyzenle birlikte hafta sonu odanı temizledik. O koca hurçları ve torbaları nereye sığdıracağımı düşünürken, minnacık giysilerin dolapta kayboldu neredeyse. Oyuncaklarını oyuncak kutusuna doldurdum. Araban ve vinçin dolabın üstünde seni bekliyor. Hele perde de takılınca nasıl aydınlık, nasıl sevimli oldu odan anlatamam. Abin hemen oyun halısında seninle nasıl oynayacağını planlamaya başladı. Çok şanslısın oğlum, öyle tatlı bir abin var ki...
Akşam baban da odanı görünce mest oldu, ama kirlenmesin diye halıyı hemen kaldırdı :))
Ne o, anladın mı senden bahsettiğimi? Pıt pıt pıt.... Burdayım annecim, yanındayım. Ve evet bak senden bahsediyorum... İyi ol, iyi gel....
Akşam baban da odanı görünce mest oldu, ama kirlenmesin diye halıyı hemen kaldırdı :))
Ne o, anladın mı senden bahsettiğimi? Pıt pıt pıt.... Burdayım annecim, yanındayım. Ve evet bak senden bahsediyorum... İyi ol, iyi gel....
Cuma, Aralık 15, 2006
Büyüyorsun oğlum....
Beni de büyütüyorsun. 28 hafta içindeyken aldığım kilo tam 10 olmuş... Sen de artık 1,224 kg'lık, 36 cm'lik bir adam olmuşsun :)
Boyuna posuna bakınca 30 haftalık görünüyorsun. Doktor amcamız doğmak için Mart ayını bekleyemeyebileceğin söyledi. Şubat 20 itibariyle seni karşılamaya hazır olacağım, daha öncesi süpriz olur annecim.
Bir daha 11 Ocak'ta göreceğim seni. Sonra her hafta iyi olup olmadığına bakacağız. Umarım herşey yolunda gider ve seni sağlıklı bir şekilde kucağıma alırım.
Seni çok seven,
ANNEN
Boyuna posuna bakınca 30 haftalık görünüyorsun. Doktor amcamız doğmak için Mart ayını bekleyemeyebileceğin söyledi. Şubat 20 itibariyle seni karşılamaya hazır olacağım, daha öncesi süpriz olur annecim.
Bir daha 11 Ocak'ta göreceğim seni. Sonra her hafta iyi olup olmadığına bakacağız. Umarım herşey yolunda gider ve seni sağlıklı bir şekilde kucağıma alırım.
Seni çok seven,
ANNEN
Pazartesi, Aralık 11, 2006
İyi ki doğmuşsun canım oğlum! Teyzesinin kuzusu...

Bugün benim ayçiçeğimin doğumunun 6. yılı. Teyzesinin bitanesi, kalbim, canımın içi artık 6 yaşını doldurmuş bir genç adam.
Senin varlığın hepimizin hayatını öyle güzel kıldı ki oğlum, bize neler kattığını imkanı yok anlayamazsın.
Seni çok seviyorum teyzecim! Ömrün uzun, şansın hep bol, bahtın hep güzel, yüzün hep güler ve yolun hep açık olsun.
En büyük dileğim, oğlumun da sana benzeyen bir çocuk olması.
TEYZEN
Affet beni babaanne....
Biz küçükken babaannem ramazan aylarını bizde geçirirdi. Normalde Bursa'da yaşayan babaannem, yaz boyunca köyde yaptığı salçaları, kuruttuğu fasulyeleri, nefis şeftali kompostalarını yüklenir gelirdi. Onun gelişi kardeşimle benim için ayrı bir keyifti. Çünkü babaannem her gece daha önce hiç duymadığım masallar anlatırdı bize. Sanırım masal repertuarı 5 veya 6 idi ama aynı masalları tekrar tekrar onun ağzından duymaktan hiç sıkılmazdık.Senin masallarını bir kenara yazmadığım ve torunlarının çocuklarına anlatamadığım için beni affet babaanne!
Babaannemin kulakları duymazdı. 20'li yaşlarına yakın kulağı ağrıdığı için köyde kulağına gazyağı damlatmışlar ve ondan sonra işitme yeteneğini yitirmiş. Ama çok güzel dudak okurdu ve anlaşmakta hiç zorluk yaşamazdık. Sadece yeni isimleri ve kelimeleri hiç bilmediği için söyleyemezdi. Bu nedenle adı Soner olan bir torununa Çöner, adı Onur olan bir torununa Odun derdi. :))
"Babanne sen Atatürk'ü gördün mü?" diye merakla sorardık küçükken. Gördüm ama çok değil derdi utangaç gülümseyerek. Meğer işin aslı başkaymış. Mustafa Kemal'in Bursa'ya geleceğini duyan babaannem daha genç bir kızken onu görmek umudu ile geçeceği yere gitmiş. Ama gittiğinde yere serilen halıları görünce aklı başından gitmiş. Babaannem hayran hayran halıları seyrederken beklediği misafir geçip gitmiş at üstünde. Zaten minnacık bir kadın olan babaannem onu sadece birazcık yandan ve sırtından görebilmiş... Çok gülerdim bu olaya, hala da neşelendirir beni.
Bu küçücük kadının, çok güzel yeşil gözleri vardı. Oğullarına miras bıraktığı. İşte o minnacık kadın, küçücük elleri ve o yeşil gözleriyle çok güzel örgü işleri yapardı.
Torununu sana yetiştiremediğim ve o güzel örgü işlerini giydiremediğim için beni affet babaanne!
Dedemle 8 yaşında evlenmiş. Öyle anlatırdı, doğrusunu yanlışını bilmiyorum. Savaş yılları... 15'inde babamı almış kucağına. "Babanı emziremedim, daha memelerim çıkmamıştı" diye anlatırdı. Savaş sonrası yoksulluk yıllarında mısır koçanlarını öğütüp mama yaparmış babama. Halamla amcama yetişti mi babaannemin memeleri bilemiyorum tabi :)
Sonra biz büyüdük. Babaannem de iyice yaşlandı. Artık ramazanları gelemez oldu. Biz de gidemez olduk. Heryere gittik ama oraya gidemedik, arabayla 2,5 saat öteye, Bursa'ya. Kulakları duymadığı için telefonla da konuşamazdık. En son evlendikten sonra bir bayram gitmiştik. Sanırım 4 yıl kadar önce. Sonra sürekli gitmeyi planladım. Ama sadece planlayabildim. Kaç kere Uludağ'a gittim ama fırsat yaratıp babaannemi görmeye gidemedim.
Torununun oğluyla sana gelmeyi planlıyordum babaanne. Valla bu sefer gelecektim.
Sen 82 yaşında aynı sessizlikle o yeşil gözlerini kapamadan sana gelemediğim için beni affet babaanne!
Çarşamba, Aralık 06, 2006
resmen şikayet ediyorum artık....
Babamız bizi hiç aramıyo...
Bizi gezmeye de çıkarmıyo...
Seviyo ama çok yorgun ve çok yoğun...
Oh be!
Bizi gezmeye de çıkarmıyo...
Seviyo ama çok yorgun ve çok yoğun...
Oh be!
Pazartesi, Aralık 04, 2006
huzursuzum, mutsuzum, kuşkucuyum....
Gerginim, depresifim, "canım" diyene "canın çıksın" diyesim var.
Nedenini bilmiyorum, birkaç gündür çok sinirliyim. Dışardan bakınca ben bile farkediyorum. Canımı sıkanlardan intikam almaya eğilimliyim. Tüm bunlar hamilelikten mi, yoksa gerçekten uyuz bir insan mı olmaya başladım acaba...
İkna olmak istemiyorum, rahatlatılmak da istemiyorum. Ve hatta ilgilenilmek bile istemiyorum...
Cumartesi IKEA'da yorucu bir yolculuk sonrası oğluşlarımın mobilyalarını aldık. Dün de çoook yorucu bir uğraş sonucu kurduk. Ama ben bir yatağın boyu ile, bir bebek karyolasının enini doğru toplamayı başaramadığım için karyola odaya sığmadı. Çok canım sıkıldı çok. Kendimden bile intikam alasım geldi valla :P
Neyse bebek karyolasını odaya koymayı bahara erteledik, çünkü odadaki kalorifer peteğini, ince petekle değiştirirsek ihtiyacımız olan alanı kazanacağız. Ha bu arada matematik mühendisliği diplomasını iade edeceğim, zira hiç haketmiyorum :))
Öte yandan oğluşum da 2-3 gündür pek bi durgun. Çok nazlı hareket ediyor. Oysa geçen hafta ne çok hareketli idi. Ben çok hareket ettiğim için mi hissedemiyorum, yoksa bu gerginlik ona da mı yansıdı bilmiyorum... Umarım bir sorun yoktur.
Anneliğin bi tür bir ruh hastalığı olduğunu biliyor ve kabul ediyorum. Kesinlikle normal bir ruh hali olmuyor annelerde. Sanırım hamilelik beni bu sürece de hazırlıyor bu tür kuruntularla...
Hiyaaaaayyttt! Sokacam o bok kokulu puroyu burnundan içeri yaaa... Bi insan bu kadar mı yüzsüz olur beee. Ya kapını kapa, ya da içme o iğrenç kokan şeyi. Müdürsün diye tüm ofis domuz ahırı gibi kokmak zorunda mı yaaa... Kaçasım var valla...
Eğlencelik not: Gayriresmi yöneticim (yönetici vekili) geçen hafta raporlu olduğum için bana ne dedi biliyor musunuz? "Bir daha hastalanmadan önce haber ver ve hasta bile olsan evden çalışabilir durumda ol"
Yorum yapmayacağım :)))
Oh be, yazdım, rahatladım...
Nedenini bilmiyorum, birkaç gündür çok sinirliyim. Dışardan bakınca ben bile farkediyorum. Canımı sıkanlardan intikam almaya eğilimliyim. Tüm bunlar hamilelikten mi, yoksa gerçekten uyuz bir insan mı olmaya başladım acaba...
İkna olmak istemiyorum, rahatlatılmak da istemiyorum. Ve hatta ilgilenilmek bile istemiyorum...
Cumartesi IKEA'da yorucu bir yolculuk sonrası oğluşlarımın mobilyalarını aldık. Dün de çoook yorucu bir uğraş sonucu kurduk. Ama ben bir yatağın boyu ile, bir bebek karyolasının enini doğru toplamayı başaramadığım için karyola odaya sığmadı. Çok canım sıkıldı çok. Kendimden bile intikam alasım geldi valla :P
Neyse bebek karyolasını odaya koymayı bahara erteledik, çünkü odadaki kalorifer peteğini, ince petekle değiştirirsek ihtiyacımız olan alanı kazanacağız. Ha bu arada matematik mühendisliği diplomasını iade edeceğim, zira hiç haketmiyorum :))
Öte yandan oğluşum da 2-3 gündür pek bi durgun. Çok nazlı hareket ediyor. Oysa geçen hafta ne çok hareketli idi. Ben çok hareket ettiğim için mi hissedemiyorum, yoksa bu gerginlik ona da mı yansıdı bilmiyorum... Umarım bir sorun yoktur.
Anneliğin bi tür bir ruh hastalığı olduğunu biliyor ve kabul ediyorum. Kesinlikle normal bir ruh hali olmuyor annelerde. Sanırım hamilelik beni bu sürece de hazırlıyor bu tür kuruntularla...
Hiyaaaaayyttt! Sokacam o bok kokulu puroyu burnundan içeri yaaa... Bi insan bu kadar mı yüzsüz olur beee. Ya kapını kapa, ya da içme o iğrenç kokan şeyi. Müdürsün diye tüm ofis domuz ahırı gibi kokmak zorunda mı yaaa... Kaçasım var valla...
Eğlencelik not: Gayriresmi yöneticim (yönetici vekili) geçen hafta raporlu olduğum için bana ne dedi biliyor musunuz? "Bir daha hastalanmadan önce haber ver ve hasta bile olsan evden çalışabilir durumda ol"
Yorum yapmayacağım :)))
Oh be, yazdım, rahatladım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



