Bugün itibariyle 30. haftamızı doldurduk. Teorik olarak tam 10 haftam kaldı doğuma.
Tabi bir bebeğin 40. haftada doğma olasılığı %5 imiş. 38. ile 42. haftalar arası herhangi bir zamanda doğabilirmiş.
Sizin tahmininiz ne? Hadi bir tarih aralığı tahmin edin bakayım... En yakın tahmine oğlumun ilk fotosunu hediye ederim :))
Hatta yaklaşık doğum boyunu ve kilosunu da bilene, fotosu ile videosunu ve bebek şekerini de yollarım.
Hadi bakiim bahisçiler....
Pazartesi, Aralık 25, 2006
Cuma, Aralık 22, 2006
Oğluma ilk hediye...
Yeni yıl geliyor... Yeni yıl bana oğlumu da getiriyor. Umarım yeni yıl ve bundan sonraki tüm yıllar hepimiz için güzellikler getirir.
Bugün oğluma ilk hediyesini aldım. Artık beni duyabiliyormuş. Ona okumak için "Küçük Prens" kitabını aldım. Umarım beğenir...

Kendime de bir Vivaldi CD'si aldım. Neden mi Vivaldi? Bir dergide okudum, bebekler anne karnında müzik dinleyince rahatlıyorlarmış ya, en çok Vivaldi seviyorlarmış. Gittim baktım. Bir sürü Vivaldi CD'si vardı. Nasıl seçeceğimi bilemedim. Zaten benim için bir farkları da yok. (Korkuncum di mi?) Ben de kolay yolu seçip "The very best of Vivaldi" diye bir cd aldım :)))
Ofise geldim, taktım dinliyorum. Bazı parçalar kilise müziği gibi ama fena değil, bakalım bebişin de hoşuna gidecek mi?
Eee ben kandırıldım galiba, hani kendime almıştım bunu. Bebiş de nerden çıktı. Ona zaten kitap almıştım. Hay allah, he kendime birşey almaya kalktığımda bu olmaz umarım :))
Bugün oğluma ilk hediyesini aldım. Artık beni duyabiliyormuş. Ona okumak için "Küçük Prens" kitabını aldım. Umarım beğenir...

Kendime de bir Vivaldi CD'si aldım. Neden mi Vivaldi? Bir dergide okudum, bebekler anne karnında müzik dinleyince rahatlıyorlarmış ya, en çok Vivaldi seviyorlarmış. Gittim baktım. Bir sürü Vivaldi CD'si vardı. Nasıl seçeceğimi bilemedim. Zaten benim için bir farkları da yok. (Korkuncum di mi?) Ben de kolay yolu seçip "The very best of Vivaldi" diye bir cd aldım :)))
Ofise geldim, taktım dinliyorum. Bazı parçalar kilise müziği gibi ama fena değil, bakalım bebişin de hoşuna gidecek mi?
Eee ben kandırıldım galiba, hani kendime almıştım bunu. Bebiş de nerden çıktı. Ona zaten kitap almıştım. Hay allah, he kendime birşey almaya kalktığımda bu olmaz umarım :))
Perşembe, Aralık 21, 2006
Oğlumu dün gece doğurdum...

Rüyamda tabi... Doğum anını hatırlamıyorum. Hastanenin merdivenlerinden inmeye çalışıyordum. Tonguç kolumdan tutup destek oluyordu. "Bebek nerde?" diye sordum. "Devrim getiriyor" dedi. Arkama dönüp baktım, Devrim Poyraz'ı bir türlü taşıyamıyor, tutamıyordu. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Gittim, bebeği aldım. Yüzünü kendime çevirdim. Minnacık, güzel bir surat. İpek gibi siyah saçlar... Sen ne kadar tatlısın, ne kadar da abine benziyorsun dedim. Sanki utangaçca gülümsedi.
Gerçekten de aynı abisi gibiydi yüzü. Çok hoş bir rüyaydı...
Hayra yorun arkadaşlar...
Çarşamba, Aralık 20, 2006
İşte oğlumun odası...
Pazartesi, Aralık 18, 2006
Odamız hazır....
Canım oğlum, teyzenle birlikte hafta sonu odanı temizledik. O koca hurçları ve torbaları nereye sığdıracağımı düşünürken, minnacık giysilerin dolapta kayboldu neredeyse. Oyuncaklarını oyuncak kutusuna doldurdum. Araban ve vinçin dolabın üstünde seni bekliyor. Hele perde de takılınca nasıl aydınlık, nasıl sevimli oldu odan anlatamam. Abin hemen oyun halısında seninle nasıl oynayacağını planlamaya başladı. Çok şanslısın oğlum, öyle tatlı bir abin var ki...
Akşam baban da odanı görünce mest oldu, ama kirlenmesin diye halıyı hemen kaldırdı :))
Ne o, anladın mı senden bahsettiğimi? Pıt pıt pıt.... Burdayım annecim, yanındayım. Ve evet bak senden bahsediyorum... İyi ol, iyi gel....
Akşam baban da odanı görünce mest oldu, ama kirlenmesin diye halıyı hemen kaldırdı :))
Ne o, anladın mı senden bahsettiğimi? Pıt pıt pıt.... Burdayım annecim, yanındayım. Ve evet bak senden bahsediyorum... İyi ol, iyi gel....
Cuma, Aralık 15, 2006
Büyüyorsun oğlum....
Beni de büyütüyorsun. 28 hafta içindeyken aldığım kilo tam 10 olmuş... Sen de artık 1,224 kg'lık, 36 cm'lik bir adam olmuşsun :)
Boyuna posuna bakınca 30 haftalık görünüyorsun. Doktor amcamız doğmak için Mart ayını bekleyemeyebileceğin söyledi. Şubat 20 itibariyle seni karşılamaya hazır olacağım, daha öncesi süpriz olur annecim.
Bir daha 11 Ocak'ta göreceğim seni. Sonra her hafta iyi olup olmadığına bakacağız. Umarım herşey yolunda gider ve seni sağlıklı bir şekilde kucağıma alırım.
Seni çok seven,
ANNEN
Boyuna posuna bakınca 30 haftalık görünüyorsun. Doktor amcamız doğmak için Mart ayını bekleyemeyebileceğin söyledi. Şubat 20 itibariyle seni karşılamaya hazır olacağım, daha öncesi süpriz olur annecim.
Bir daha 11 Ocak'ta göreceğim seni. Sonra her hafta iyi olup olmadığına bakacağız. Umarım herşey yolunda gider ve seni sağlıklı bir şekilde kucağıma alırım.
Seni çok seven,
ANNEN
Pazartesi, Aralık 11, 2006
İyi ki doğmuşsun canım oğlum! Teyzesinin kuzusu...

Bugün benim ayçiçeğimin doğumunun 6. yılı. Teyzesinin bitanesi, kalbim, canımın içi artık 6 yaşını doldurmuş bir genç adam.
Senin varlığın hepimizin hayatını öyle güzel kıldı ki oğlum, bize neler kattığını imkanı yok anlayamazsın.
Seni çok seviyorum teyzecim! Ömrün uzun, şansın hep bol, bahtın hep güzel, yüzün hep güler ve yolun hep açık olsun.
En büyük dileğim, oğlumun da sana benzeyen bir çocuk olması.
TEYZEN
Affet beni babaanne....
Biz küçükken babaannem ramazan aylarını bizde geçirirdi. Normalde Bursa'da yaşayan babaannem, yaz boyunca köyde yaptığı salçaları, kuruttuğu fasulyeleri, nefis şeftali kompostalarını yüklenir gelirdi. Onun gelişi kardeşimle benim için ayrı bir keyifti. Çünkü babaannem her gece daha önce hiç duymadığım masallar anlatırdı bize. Sanırım masal repertuarı 5 veya 6 idi ama aynı masalları tekrar tekrar onun ağzından duymaktan hiç sıkılmazdık.Senin masallarını bir kenara yazmadığım ve torunlarının çocuklarına anlatamadığım için beni affet babaanne!
Babaannemin kulakları duymazdı. 20'li yaşlarına yakın kulağı ağrıdığı için köyde kulağına gazyağı damlatmışlar ve ondan sonra işitme yeteneğini yitirmiş. Ama çok güzel dudak okurdu ve anlaşmakta hiç zorluk yaşamazdık. Sadece yeni isimleri ve kelimeleri hiç bilmediği için söyleyemezdi. Bu nedenle adı Soner olan bir torununa Çöner, adı Onur olan bir torununa Odun derdi. :))
"Babanne sen Atatürk'ü gördün mü?" diye merakla sorardık küçükken. Gördüm ama çok değil derdi utangaç gülümseyerek. Meğer işin aslı başkaymış. Mustafa Kemal'in Bursa'ya geleceğini duyan babaannem daha genç bir kızken onu görmek umudu ile geçeceği yere gitmiş. Ama gittiğinde yere serilen halıları görünce aklı başından gitmiş. Babaannem hayran hayran halıları seyrederken beklediği misafir geçip gitmiş at üstünde. Zaten minnacık bir kadın olan babaannem onu sadece birazcık yandan ve sırtından görebilmiş... Çok gülerdim bu olaya, hala da neşelendirir beni.
Bu küçücük kadının, çok güzel yeşil gözleri vardı. Oğullarına miras bıraktığı. İşte o minnacık kadın, küçücük elleri ve o yeşil gözleriyle çok güzel örgü işleri yapardı.
Torununu sana yetiştiremediğim ve o güzel örgü işlerini giydiremediğim için beni affet babaanne!
Dedemle 8 yaşında evlenmiş. Öyle anlatırdı, doğrusunu yanlışını bilmiyorum. Savaş yılları... 15'inde babamı almış kucağına. "Babanı emziremedim, daha memelerim çıkmamıştı" diye anlatırdı. Savaş sonrası yoksulluk yıllarında mısır koçanlarını öğütüp mama yaparmış babama. Halamla amcama yetişti mi babaannemin memeleri bilemiyorum tabi :)
Sonra biz büyüdük. Babaannem de iyice yaşlandı. Artık ramazanları gelemez oldu. Biz de gidemez olduk. Heryere gittik ama oraya gidemedik, arabayla 2,5 saat öteye, Bursa'ya. Kulakları duymadığı için telefonla da konuşamazdık. En son evlendikten sonra bir bayram gitmiştik. Sanırım 4 yıl kadar önce. Sonra sürekli gitmeyi planladım. Ama sadece planlayabildim. Kaç kere Uludağ'a gittim ama fırsat yaratıp babaannemi görmeye gidemedim.
Torununun oğluyla sana gelmeyi planlıyordum babaanne. Valla bu sefer gelecektim.
Sen 82 yaşında aynı sessizlikle o yeşil gözlerini kapamadan sana gelemediğim için beni affet babaanne!
Çarşamba, Aralık 06, 2006
resmen şikayet ediyorum artık....
Babamız bizi hiç aramıyo...
Bizi gezmeye de çıkarmıyo...
Seviyo ama çok yorgun ve çok yoğun...
Oh be!
Bizi gezmeye de çıkarmıyo...
Seviyo ama çok yorgun ve çok yoğun...
Oh be!
Pazartesi, Aralık 04, 2006
huzursuzum, mutsuzum, kuşkucuyum....
Gerginim, depresifim, "canım" diyene "canın çıksın" diyesim var.
Nedenini bilmiyorum, birkaç gündür çok sinirliyim. Dışardan bakınca ben bile farkediyorum. Canımı sıkanlardan intikam almaya eğilimliyim. Tüm bunlar hamilelikten mi, yoksa gerçekten uyuz bir insan mı olmaya başladım acaba...
İkna olmak istemiyorum, rahatlatılmak da istemiyorum. Ve hatta ilgilenilmek bile istemiyorum...
Cumartesi IKEA'da yorucu bir yolculuk sonrası oğluşlarımın mobilyalarını aldık. Dün de çoook yorucu bir uğraş sonucu kurduk. Ama ben bir yatağın boyu ile, bir bebek karyolasının enini doğru toplamayı başaramadığım için karyola odaya sığmadı. Çok canım sıkıldı çok. Kendimden bile intikam alasım geldi valla :P
Neyse bebek karyolasını odaya koymayı bahara erteledik, çünkü odadaki kalorifer peteğini, ince petekle değiştirirsek ihtiyacımız olan alanı kazanacağız. Ha bu arada matematik mühendisliği diplomasını iade edeceğim, zira hiç haketmiyorum :))
Öte yandan oğluşum da 2-3 gündür pek bi durgun. Çok nazlı hareket ediyor. Oysa geçen hafta ne çok hareketli idi. Ben çok hareket ettiğim için mi hissedemiyorum, yoksa bu gerginlik ona da mı yansıdı bilmiyorum... Umarım bir sorun yoktur.
Anneliğin bi tür bir ruh hastalığı olduğunu biliyor ve kabul ediyorum. Kesinlikle normal bir ruh hali olmuyor annelerde. Sanırım hamilelik beni bu sürece de hazırlıyor bu tür kuruntularla...
Hiyaaaaayyttt! Sokacam o bok kokulu puroyu burnundan içeri yaaa... Bi insan bu kadar mı yüzsüz olur beee. Ya kapını kapa, ya da içme o iğrenç kokan şeyi. Müdürsün diye tüm ofis domuz ahırı gibi kokmak zorunda mı yaaa... Kaçasım var valla...
Eğlencelik not: Gayriresmi yöneticim (yönetici vekili) geçen hafta raporlu olduğum için bana ne dedi biliyor musunuz? "Bir daha hastalanmadan önce haber ver ve hasta bile olsan evden çalışabilir durumda ol"
Yorum yapmayacağım :)))
Oh be, yazdım, rahatladım...
Nedenini bilmiyorum, birkaç gündür çok sinirliyim. Dışardan bakınca ben bile farkediyorum. Canımı sıkanlardan intikam almaya eğilimliyim. Tüm bunlar hamilelikten mi, yoksa gerçekten uyuz bir insan mı olmaya başladım acaba...
İkna olmak istemiyorum, rahatlatılmak da istemiyorum. Ve hatta ilgilenilmek bile istemiyorum...
Cumartesi IKEA'da yorucu bir yolculuk sonrası oğluşlarımın mobilyalarını aldık. Dün de çoook yorucu bir uğraş sonucu kurduk. Ama ben bir yatağın boyu ile, bir bebek karyolasının enini doğru toplamayı başaramadığım için karyola odaya sığmadı. Çok canım sıkıldı çok. Kendimden bile intikam alasım geldi valla :P
Neyse bebek karyolasını odaya koymayı bahara erteledik, çünkü odadaki kalorifer peteğini, ince petekle değiştirirsek ihtiyacımız olan alanı kazanacağız. Ha bu arada matematik mühendisliği diplomasını iade edeceğim, zira hiç haketmiyorum :))
Öte yandan oğluşum da 2-3 gündür pek bi durgun. Çok nazlı hareket ediyor. Oysa geçen hafta ne çok hareketli idi. Ben çok hareket ettiğim için mi hissedemiyorum, yoksa bu gerginlik ona da mı yansıdı bilmiyorum... Umarım bir sorun yoktur.
Anneliğin bi tür bir ruh hastalığı olduğunu biliyor ve kabul ediyorum. Kesinlikle normal bir ruh hali olmuyor annelerde. Sanırım hamilelik beni bu sürece de hazırlıyor bu tür kuruntularla...
Hiyaaaaayyttt! Sokacam o bok kokulu puroyu burnundan içeri yaaa... Bi insan bu kadar mı yüzsüz olur beee. Ya kapını kapa, ya da içme o iğrenç kokan şeyi. Müdürsün diye tüm ofis domuz ahırı gibi kokmak zorunda mı yaaa... Kaçasım var valla...
Eğlencelik not: Gayriresmi yöneticim (yönetici vekili) geçen hafta raporlu olduğum için bana ne dedi biliyor musunuz? "Bir daha hastalanmadan önce haber ver ve hasta bile olsan evden çalışabilir durumda ol"
Yorum yapmayacağım :)))
Oh be, yazdım, rahatladım...
Cuma, Aralık 01, 2006
başka birşey yapmam lazım ama ne?

Sabahları kim yakıyor güneşi biliyor musun oğlum?
Tabi ki ben.
Önce aydedeyi uğurluyorum. Sonra sokak lambalarını üflüyorum teker teker, kuşları, kedileri, köpekleri ve martıları uyandırıyorum sonra. Hepsine güzel günler dileyerek. Sonra da güneşi yakıyorum, hayat başlasın diye. Bazen sert bir ayaz, bazen ılık bir rüzgar eşlik ediyor bu seremoniye... Tüm bunları yaparken, çalışma vaktim de gelmiş oluyor zaten. Tüm gün sizler için sağlamaya çalıştığımız gelecek uğruna çalışıyorum.

Sonra akşam oluyor.
Peki akşam olunca denizlerin üstünü kim örtüyor biliyor musun birtanem?
Gene ben.
Önce güneşi evine yolcu ediyorum, gece boyunca dinlensin diye. Bazen o bulutlarla beraber
gitmiş oluyor zaten. Sonra denizin üstünü örtüyorum, güneş gidince üşümesin diye. Koyu lacivert bir örtüyle. Bazen yıldız yakıp koyuyorum başucuna, karanlıktan korkmasın deniz diye. Sonra aydede geliyor zaten, yaşlı ve vakur yüzüyle. Hoşgeldin diyorum ona... Kediler, köpekler, martılar ve serçeler uslu uslu yataklarına gidiyorlar. Bu arada eve de dönmüş oluyorum zaten.Bu arada yaşamaya pek de zaman kalmıyor doğrusu. Aydınlıkta uyanmak, karanlık çökmeden evine varmak. Özlediğim şeyler. Sadece kıştan değil. Yazın güzel yüzünü, klimanın soğuk örtüsüyle de örtmek istemiyorum ben. Baharda erguvanları izlemek istiyorum doya doya, güzün dökülen yaprakların en az bir tanesi de yüzüme, kollarıma düşsün istiyorum.
Karnımda sen olduğun için yapamadıklarımdan dolayı dudak bükülmek değil, şefkat ve anlayış görmek istiyorum, en insanca haliyle. Seni yaşamımın kalıcı öğesi olarak görmeyen ve hızlıca seyredip tüketmem gereken bir filmmiş gibi davrananlarla değil, seni hayatımın güzel bir artısı, neşe kaynağım ve herşeyimi paylaştığım canparçası olarak görenlerle çalışmak istiyorum.
Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama düşünüyorum. İnan bana çok düşünüyorum oğlum...
26. haftada yatağa düştük...
25 hafta hastalanmadan dayanabildim. Geçen hafta babamız hastaydı, sanırım ne kadar kollasak da ondan bize geçti. Zaten havalar da hastalık havası. Bu durumda geçen pazartesi itibariyle boğaz yanması, dolu sinüsler ve halsiz bir vücutla yatağa düşmem kaçınılmazdı. 4 gün rapor çok iyi geldi ve bugün 4. günü. Hala burnum dolu ama artık kendimi çok daha iyi hissediyorum. Bak oğlum senin için ilaç kullanmayacağım diye direttim. Yoksa alırdım antibiyotiği, dikilirdim 2 günde. Ama 2 gece yatmadan önce yaptığım buğu dışında tıbbi hiçbir tedavi uygulamadım. Bol bol ıhlamur, yatak ve meyve.
Oğlumla da bol bol iletişim kurdum bu arada. Şu sıralar herketleri bayağı arttı. Gerçi bugün biraz durgun ama 3 gündür içimde küçük bir tırmık var sanki. Artık tekmelemekten başka şeyler de yapıyor ama tam olarak ne yaptığını çözemedim.
Oğlumun adı yine değişti, bir süre önce kardeşine Hügo ismini koyan abimiz, vazgeçmiş. Daha çok sevdiği bir çizgi film karakterinin adını kardeşine koymaya karar vermiş. Yeni adımız "Oscar" :)))
Bu sabah Gökçe ve Selen beni kahvaltıya çağırdılar. Ne keyifli imiş arkadaşlarınla kahvaltı yapabilmek. Selen'in annesi İzmir'den tulum peyniri yollamış. O kadar yemişim ki, üstüne 2 saatlik yürüyüşle ancak nefes alabilir hale geldim.
Şimdi de Tuluğ'ların dükkana, yeni kurulan kuzinenin açılışını yapmak üzere "Kestaneni al da gel" partisine gidiyoruz. Kestane bana yasak gerçi ama maksat muhabbet işte :(
Yarın sabah da bir aksilik olmazsa IKEA'ya gidip, oğlumun yatağını ve dolabını alacağız. Heyecanlı ve de sabırsızım...
Abimizden bahsetmişken, dün akşamdan beri durup durup gülmeme sebep olan bir olayı da anlatmadan geçmeyeyim.
Abimizin bir pijamasının kollarının lastiği gevşemiş. Anneannemiz de gece kolları yukarı sıvanıyor, paşam üşüyor diyerek kollarına lastik geçirmiş. Akşam yatma vakti gelip de pijamasını giyince bizimki bir tuhaflık farketmiş. Kollarda bir lastik var ve lastikten artan kısım doğal olarak fırfır olmuş. Donuk donuk bakmış kollarına ve patlatmış lafı; "bu ne ya, pamuk prenses gibi oldum. Giymem ben bunu"
Mecburen çıkarmışlar lastikleri ama ben bile hala gülüyorum. Canım oğlum benim...
Sıpa geçen hafta annesini de evden kovmuştu zaten. Sebep mi? Annesinin işe başlayacak olması. Alıştı tabi 3 aydır, anne evde başında. Bazen oyun arkadaşı, bazen öğretmen. Oh ne rahat. Biz annemizle sabah 6 vardiyasına yetişmek için 4'te kalkardık paşam. Hayat senin düşündüğünden çok daha zor.
Bu arada günün en güzel haberi de kardeşimin, teyzemizin işe başlaması. Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler'de bugün işe başlayan Çiçi'ye çoook kolay gelsin diyorum. Umarım herşey dilediğin gibi olur.
Yazmadığım vakitleri telafi edebildim mi bilemiyorum ama şimdilik bu kadar. Sağlıkla kalın dostlar...
Oğlumla da bol bol iletişim kurdum bu arada. Şu sıralar herketleri bayağı arttı. Gerçi bugün biraz durgun ama 3 gündür içimde küçük bir tırmık var sanki. Artık tekmelemekten başka şeyler de yapıyor ama tam olarak ne yaptığını çözemedim.
Oğlumun adı yine değişti, bir süre önce kardeşine Hügo ismini koyan abimiz, vazgeçmiş. Daha çok sevdiği bir çizgi film karakterinin adını kardeşine koymaya karar vermiş. Yeni adımız "Oscar" :)))
Bu sabah Gökçe ve Selen beni kahvaltıya çağırdılar. Ne keyifli imiş arkadaşlarınla kahvaltı yapabilmek. Selen'in annesi İzmir'den tulum peyniri yollamış. O kadar yemişim ki, üstüne 2 saatlik yürüyüşle ancak nefes alabilir hale geldim.
Şimdi de Tuluğ'ların dükkana, yeni kurulan kuzinenin açılışını yapmak üzere "Kestaneni al da gel" partisine gidiyoruz. Kestane bana yasak gerçi ama maksat muhabbet işte :(
Yarın sabah da bir aksilik olmazsa IKEA'ya gidip, oğlumun yatağını ve dolabını alacağız. Heyecanlı ve de sabırsızım...
Abimizden bahsetmişken, dün akşamdan beri durup durup gülmeme sebep olan bir olayı da anlatmadan geçmeyeyim.
Abimizin bir pijamasının kollarının lastiği gevşemiş. Anneannemiz de gece kolları yukarı sıvanıyor, paşam üşüyor diyerek kollarına lastik geçirmiş. Akşam yatma vakti gelip de pijamasını giyince bizimki bir tuhaflık farketmiş. Kollarda bir lastik var ve lastikten artan kısım doğal olarak fırfır olmuş. Donuk donuk bakmış kollarına ve patlatmış lafı; "bu ne ya, pamuk prenses gibi oldum. Giymem ben bunu"
Mecburen çıkarmışlar lastikleri ama ben bile hala gülüyorum. Canım oğlum benim...
Sıpa geçen hafta annesini de evden kovmuştu zaten. Sebep mi? Annesinin işe başlayacak olması. Alıştı tabi 3 aydır, anne evde başında. Bazen oyun arkadaşı, bazen öğretmen. Oh ne rahat. Biz annemizle sabah 6 vardiyasına yetişmek için 4'te kalkardık paşam. Hayat senin düşündüğünden çok daha zor.
Bu arada günün en güzel haberi de kardeşimin, teyzemizin işe başlaması. Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler'de bugün işe başlayan Çiçi'ye çoook kolay gelsin diyorum. Umarım herşey dilediğin gibi olur.
Yazmadığım vakitleri telafi edebildim mi bilemiyorum ama şimdilik bu kadar. Sağlıkla kalın dostlar...
Pazartesi, Kasım 27, 2006
Abimiz sabırsızlanıyor...
Ben Anı'ya, "sen masal okuyabilecek duruma gelince, kardeşin de doğacak" demiştim. Şimdi bir çabayla okumaya çalışıyor. Bu gidişle erken doğurtacak bu çocuk beni.
Masal okumayı başaramasa bile gülmekten doğuracağım. Komik çocuk yahu...
Dün akşam onunla "süper kahraman" kartlarıyla oyun oynuyorduk. (Bu yaşlarda oğlu veya yeğeni olan herkes bu kartları bilir. Bazı çizgi film kahramanlarının resimleri var bu kartlarda, altlarında da boy, kilo, hız zeka, çeviklik, dövüş ustalığı... gibi kategorilerde bazı değerler. Onlara göre kartların hepsini toplamaya çalışıyorsun filan) Anı zeka diyerek 3 tane kadın kahramanı tek seferde kapınca çok sevindi ve şaklabanlığa başladı. Kartları öperek, "bayılıyorum zekalı (zeki diyemiyoruz:)) kadınlara" diye iltifatlar yağdırdı. Ben de bunu fırsat bilerek azıcık muzırlık ediim dedim. "Teyzecim kadınlarda başka hangi özelliğe önem veriyorsun sen?" diye sordum. Durdu, biraz düşündü. Ve ne cevap verse beğenirsiniz... "Hız, çeviklik...."
Çocuk insanları o kategorilerden ibaret sanıyor yaaa....
Bu sabah da, dün gece Selena isimli anlamsız diziyi seyrettiği için zor kalkmış. Anneannesi uyandırmak istediğinde "ben uyuyacağım, kendimi iyi hissetmiyorum" diye arkasını dönmüş. Sonra annesi gitmiş. Üstünü açmış, zorla çoraplarını filan giydirmiş. Bu uyanmış ama surat asık, yataktan çıkmadan; "üf yaaa tamam tamam verin benim flütümü" demiş. Bizimkiler şaşırmış tabi, bu çocuk sabah sabah ne flütü sayıklıyor diye. "Ne flütü oğlum, flütü napcaksın" diye sormuş annesi. Cevap şu; "ne yapıcam, çoban olmaya karar verdim. Okula filan gitmicem. Alın bana 5-10 tane de keçi..."
Annem öğlen aradığımda hala gülüyordu... Çok yaşa e mi teyzecim, sen bizi güldürdün, sen de ömrün boyunca gül inşallah...
Masal okumayı başaramasa bile gülmekten doğuracağım. Komik çocuk yahu...
Dün akşam onunla "süper kahraman" kartlarıyla oyun oynuyorduk. (Bu yaşlarda oğlu veya yeğeni olan herkes bu kartları bilir. Bazı çizgi film kahramanlarının resimleri var bu kartlarda, altlarında da boy, kilo, hız zeka, çeviklik, dövüş ustalığı... gibi kategorilerde bazı değerler. Onlara göre kartların hepsini toplamaya çalışıyorsun filan) Anı zeka diyerek 3 tane kadın kahramanı tek seferde kapınca çok sevindi ve şaklabanlığa başladı. Kartları öperek, "bayılıyorum zekalı (zeki diyemiyoruz:)) kadınlara" diye iltifatlar yağdırdı. Ben de bunu fırsat bilerek azıcık muzırlık ediim dedim. "Teyzecim kadınlarda başka hangi özelliğe önem veriyorsun sen?" diye sordum. Durdu, biraz düşündü. Ve ne cevap verse beğenirsiniz... "Hız, çeviklik...."
Çocuk insanları o kategorilerden ibaret sanıyor yaaa....
Bu sabah da, dün gece Selena isimli anlamsız diziyi seyrettiği için zor kalkmış. Anneannesi uyandırmak istediğinde "ben uyuyacağım, kendimi iyi hissetmiyorum" diye arkasını dönmüş. Sonra annesi gitmiş. Üstünü açmış, zorla çoraplarını filan giydirmiş. Bu uyanmış ama surat asık, yataktan çıkmadan; "üf yaaa tamam tamam verin benim flütümü" demiş. Bizimkiler şaşırmış tabi, bu çocuk sabah sabah ne flütü sayıklıyor diye. "Ne flütü oğlum, flütü napcaksın" diye sormuş annesi. Cevap şu; "ne yapıcam, çoban olmaya karar verdim. Okula filan gitmicem. Alın bana 5-10 tane de keçi..."
Annem öğlen aradığımda hala gülüyordu... Çok yaşa e mi teyzecim, sen bizi güldürdün, sen de ömrün boyunca gül inşallah...
Cuma, Kasım 24, 2006
Tam olarak gebelik şekeri değil ama....
"Özlem'cim açlık kan şekerin 90'ın altında olması gerekiyordu, 69 çıkmış, 1. saat şekerin 180'in altında çıkması gerekiyordu 166 çıkmış, 2. saat şekerin 155'in altında çıkmalıydı ama 175 çıkmış, 3. saatte ise 140'ın altında olması gereken değer 116. Gebelik şekeri tanısı koyabilmemiz için bu değerlerin 2'si yüksek çıkmalıydı ama senin sadece 1 değerin yüksek. Bu çok karamsar bir tabşo değil ama kafana takma, herşey yolunda diyebileceğimiz kadar da istediğimiz bir tablo değil. Şu an itibariyle doğuma kadar hiç tatlı yemeyeceksin?"
Hiç tatlı = çikolata, dondurma, kek, börek, makarna, pilav, beyaz ekmek, patates, havuç, mısır, mısır gevreği, bal, reçel, muz, bisküvi, kuru üzüm, hazır mevye suyu, üzüm suyu, kavun....
Kestane kebapı sormayı unuttum... Tek kış eğlencem...
Neyse bebişimizin sağlığı için, tüm bu dünyevi zevklerimden vazgeçeceğim artık ne yapalım... Aksi takdirde doğabilecek riskleri düşünmek bile istemiyorum...
Hiç tatlı = çikolata, dondurma, kek, börek, makarna, pilav, beyaz ekmek, patates, havuç, mısır, mısır gevreği, bal, reçel, muz, bisküvi, kuru üzüm, hazır mevye suyu, üzüm suyu, kavun....
Kestane kebapı sormayı unuttum... Tek kış eğlencem...
Neyse bebişimizin sağlığı için, tüm bu dünyevi zevklerimden vazgeçeceğim artık ne yapalım... Aksi takdirde doğabilecek riskleri düşünmek bile istemiyorum...
Perşembe, Kasım 23, 2006
Sanırım bu bebek çok şeker olacak ....

Cumartesi yaptırdığım testlerin sonucunu bildirmek için dün akşam üzeri doktorum aradı. Korktuğum ama beklediğim üzere 1. saat tokluk kan şekerim biraz yüksek çıktı. Üst sınır 135 imiş, benim 149 çıktı. Bu nedenle bu sabah tekrar kliniğe gittim ve şeker yükleme testi yaptırdım. Cumartesi günü 50 gram glikoz ile ölçüm yapılmıştı. Bu sefer 100 gram ile 1., 2.ve 3. saat tokluk kan şekerim ile daha glikozu içmeden açlık kan şekerim ölçüldü. 4 kan alımının ilk 3'ünde de aynı zamanda idrar örneği verdim. Gerçekten yıpratıcı bir testti. Her iki kolumda toplam dört delik ve morarmış damarlarım var şu anda. Testin yıpratıcı olan bir başka kısmı da açlıkla ilgili. Aç karnına yapılması şart olan bu test için dün akşam saat 20'den beri birşey yemedim. Test de 12'ye kadar sürünce, klinikten çıkıp annemlere aç kurt gibi gittim ve karnımı doyurdum. Abimiz de geçirdiği küçük bir enfeksiyon nedeniyle evdeydi. Onu da görmüş oldum. Bu açıdan keyifli oldu tabi.
Bu testin keyifli bir başka tarafı daha vardı. 100 gram glikozu yiyen bebeğim karnımda dans etmeye başladı ve bu yaklaşık 3 saat sürdü. Öyle çılgın dansetti ki, 3 saati de gülerek geçirdim diyebilirim.
Test boyunca edindiğim bir kazanım da oldu. 3 denemeden sonra artık elime işemeden idrar örneği vermeyi öğrendim. Ne stresli bir işmiş o :)))....
Şimdi artık bu testin sonuçlarını bekleyeceğiz. Yarına çıkar dediler. Umarım can sıkıcı bir sonuç çıkmaz...
Pazartesi, Kasım 20, 2006
Oğlumun ilk filmi...

Cumartesi sabahı hem şeker kontrol testi, hem de 24. hafta kontrolümüz için doktora gittik. Kan verdim, sonra çoook tatlı limonata gibi bişey içtim. Bunun ardından doktorumuz bizi çağırdı ve 1 ay aradan sonra oğlumla görüşebildim. Cuma günü itibariyle oldukça heyecanlıydım, sanırım oğlumu göreceğim için. Doğuma giderken nasıl olacağım kimbilir :))
Ogomuz ısrarla oğlumuzun CD'ye çekilmiş görüntülerini istediği için Arkun Bey ultrason kısmını uzun tuttu. Önce standart ölçümlerini yaptı, karın çapı, kafa çapı, femur boyu ...vs. Herşey yolunda dedi, oğlum 689 gram olmuş bile, boyu da 32-35 cm olmalı. Sonra yüzünü yakalamaya çalıştık. 16. haftada hiç nazlanmadan bacaklarını açıp pipisini gösteren oğlum, bu sefer aynı rahatlığı göstermedi. O kadar uğraştık, elini yüzünden çekmedi. Uykuda yakalamışız, tek eliyle yüzünün yarısını kapattı hep. Ne yapalım biz de bu sefer yüzünün diğer yarısı ile yetinmek zorunda kaldık. Şu anda 10 ile 28 saniye arasında süren 4 tane kısa filmimiz var :))
Seyredip seyredip duruyorum.
Takvime göre bugün 24. haftamızı dolduruyoruz. Ultrasona göre ise bugün 24 hafta 5 günlük durumdayız. Aradaki bu fark henüz çok anlam taşımıyormuş. 24 hafta hamilelikte bir dönüm noktası imiş. Bazı ülkelerde bu haftadan sonra anne karnındaki bebek bir birey olarak kabul edilirmiş ve hakları kanunlarla koruma altına alınırmış. Bu haftadan sonra artık bebek bilinçli tepkiler üretebilirmiş. Öğrenme süreci resmen başlıyormuş yani artık.
Cuma akşamı Ateş abimizi ziyarete gittik, cumartesi akşamı da Ateş abimiz iade-i ziyarete geldi. Hatta bebek arabamızı test ettirdik. Ateş abimiz 7,5 aylık süper şeker bir bebek olmuş... Valla yedim durdum. Bu arada Burçak annemzin taze tecrübelerinden de yararlanmaya devam ediyoruz tabi...
Neyse durum budur, bir dahaki kontrolümüz 14 Aralık Perşembe saat 19'da.Tabi daha önce cumartesi yaptırdığımız testlerin sonucu var, 2 gün sonra çıkacak. Ha bu arada, 5,5 ayda tam 7 kilo almışım. "Sadece 1 kilo fazla. O da o kadar önemli değil" dedi doktorum.
Gittikçe sabırsızlandığımı itiraf etmeliyim :)))
Cuma, Kasım 17, 2006
Ben geldiiiim...
Kaçamak yazıları saymazsak, oldukça uzun bir ara verdim diyebilirim. Valla ihmal değil, iş yeri aşırı yoğundu. Bugün birazcık nefes alabildim doğrusu. Gördüğünüz gibi hemen yazı yazmaya koştum :)
Bebek cephesinde durum gayet hareketli ilerliyor elbette. Sadece fiziksel olarak hissettiğim hareketeler değil, bebeğe hazırlık aşamasında da en azından teorik olarak bayağı ilerleme kaydettik.
Emektar vosvosumuzu sattık ve bebeğimi anneannesine taşıması planlanan arabanın tek tekerleğini almak üzere parasını kenara attık :) Gerisinde Süleyman dedsine güvenmeyi planlıyoruz. Bakalım artık!
Kahraman Deniz için de araba bakıyoruz ama Kıvanç babamız o kadar yoğun çalışıyor ki, çalışmalara yoğunlaşamıyor.
Bu arada Kahraman çiftini alışverişe yalnız gönderilmemesi gereken anne-baba adayı ilan ettim. Zira tek bir haftasonunda gösterdikleri performans beni dehşete düşürdü ve ilerisi için de ciddi endişeye sevketti. Önce geçen cumartesi Sultanhamam'daki Havuzlu Han'a gittiler. "Eksiklerini tamamlayalım, Özlem artık çok ayakta duramıyor" dediler. Neler aldınız dediğimde saydıkları şeylerden sadece 2'si aklımda kaldı çünkü diğerlerini dinlerken beynim uğuldamaya ve tehlike çanları çalmaya başlamıştı bile :)))
"4 tane külotlu çorap, 5 tane battaniye..."
Yorum yok!
Pazar günü ise Haşim İşçan'a gidip bebek arabası alacaklardı. Bizim arabanın aynısını almış, paketletmiş, tam parasını ödeyecekken kapının önünden geçen bir MacLaren bebek arabalı anneye fikrini soran baba Kahraman yaptığı hızlı manevra ile bebek arabasını iade edip, yerine 2006 model bir MacLaren Techno Classic Bebek arabası almış... E böyle hızlı manevra yapan bir babaya MacLaren yakışır tabi....
Şaka bir yana, hevesle Denizkızına alışveriş yapan Kahraman ailesine kolaylıklar diliyor, aldıkları herşeyi güle güle kullanmalarını temenni ediyorum :)))
Ben Kadıköy'de birkaç yeni dükkan keşfettim ve daha ilerde alınacak tipte kıyafetlere bakarak hayaller kurmayı tercih ettim. Hatta Özlem heyecanla anlattığım bu dükkanlara girip hiçbir şey almamış olmamdan dolayı beni tebrik etti.
Geçen sürede yeni hamile arkadaşımın fasulyesi büyümeye devam etti tabi, birkaç hafta sonra yapılacak ve ondan da birkaç hafta sonra sonucu alınacak amniyosentez sonucu ile yeni yıla mutlu mesut ve kardeş kardeş (yaşasın göbek kardeşliği) girmeyi hedefliyoruz :) Gerçi yaramaz annemiz hala arada sigara tüttürmeye devam ediyor ama ben de baskı yapmaya devam edeceğim, haberi olsun.
Ben ise mobilyayı ve hediye olarak istenmeyecek, ya da hediye olarak gelemeyecek şeyleri almayı aralık ve ocak aylarına bıraktım. Hediye almak isteyenlerin gereksiz tulum kalabalığını önlemek için utanmaz anne adayına sorması önemle rica olunur. Söz çok pahalı şeyler söylemicem :))
Şimdi gelelim asıl heyecanlı mevzuya. Yarın sabah 24. hafta doktor kontrolümüz var. Ve aynı zamanda da şeker yükleme testi. Gebelikte olmasından en çok korktuğum şey, gebelik diyabeti. Çünkü gebelik öncesinde de "insülin direnci" teşhisi konmuştu bana. Umarım bir terslik çıkmaz.
Bakalım yarın doktor amcamız neler diyecek oğlumuz için. Yine umarım ki, herşey hissettiğim gibi yolundadır. 1 ay oldu oğlumu görmeyeli, çok merak ediyorum valla.
Bu seferlik bu kadar, muayene sonuçlarını da yazarım ilk fırsatta...
Herkese sevgiler...
Bebek cephesinde durum gayet hareketli ilerliyor elbette. Sadece fiziksel olarak hissettiğim hareketeler değil, bebeğe hazırlık aşamasında da en azından teorik olarak bayağı ilerleme kaydettik.
Emektar vosvosumuzu sattık ve bebeğimi anneannesine taşıması planlanan arabanın tek tekerleğini almak üzere parasını kenara attık :) Gerisinde Süleyman dedsine güvenmeyi planlıyoruz. Bakalım artık!
Kahraman Deniz için de araba bakıyoruz ama Kıvanç babamız o kadar yoğun çalışıyor ki, çalışmalara yoğunlaşamıyor.
Bu arada Kahraman çiftini alışverişe yalnız gönderilmemesi gereken anne-baba adayı ilan ettim. Zira tek bir haftasonunda gösterdikleri performans beni dehşete düşürdü ve ilerisi için de ciddi endişeye sevketti. Önce geçen cumartesi Sultanhamam'daki Havuzlu Han'a gittiler. "Eksiklerini tamamlayalım, Özlem artık çok ayakta duramıyor" dediler. Neler aldınız dediğimde saydıkları şeylerden sadece 2'si aklımda kaldı çünkü diğerlerini dinlerken beynim uğuldamaya ve tehlike çanları çalmaya başlamıştı bile :)))
"4 tane külotlu çorap, 5 tane battaniye..."
Yorum yok!
Pazar günü ise Haşim İşçan'a gidip bebek arabası alacaklardı. Bizim arabanın aynısını almış, paketletmiş, tam parasını ödeyecekken kapının önünden geçen bir MacLaren bebek arabalı anneye fikrini soran baba Kahraman yaptığı hızlı manevra ile bebek arabasını iade edip, yerine 2006 model bir MacLaren Techno Classic Bebek arabası almış... E böyle hızlı manevra yapan bir babaya MacLaren yakışır tabi....
Şaka bir yana, hevesle Denizkızına alışveriş yapan Kahraman ailesine kolaylıklar diliyor, aldıkları herşeyi güle güle kullanmalarını temenni ediyorum :)))
Ben Kadıköy'de birkaç yeni dükkan keşfettim ve daha ilerde alınacak tipte kıyafetlere bakarak hayaller kurmayı tercih ettim. Hatta Özlem heyecanla anlattığım bu dükkanlara girip hiçbir şey almamış olmamdan dolayı beni tebrik etti.
Geçen sürede yeni hamile arkadaşımın fasulyesi büyümeye devam etti tabi, birkaç hafta sonra yapılacak ve ondan da birkaç hafta sonra sonucu alınacak amniyosentez sonucu ile yeni yıla mutlu mesut ve kardeş kardeş (yaşasın göbek kardeşliği) girmeyi hedefliyoruz :) Gerçi yaramaz annemiz hala arada sigara tüttürmeye devam ediyor ama ben de baskı yapmaya devam edeceğim, haberi olsun.
Ben ise mobilyayı ve hediye olarak istenmeyecek, ya da hediye olarak gelemeyecek şeyleri almayı aralık ve ocak aylarına bıraktım. Hediye almak isteyenlerin gereksiz tulum kalabalığını önlemek için utanmaz anne adayına sorması önemle rica olunur. Söz çok pahalı şeyler söylemicem :))
Şimdi gelelim asıl heyecanlı mevzuya. Yarın sabah 24. hafta doktor kontrolümüz var. Ve aynı zamanda da şeker yükleme testi. Gebelikte olmasından en çok korktuğum şey, gebelik diyabeti. Çünkü gebelik öncesinde de "insülin direnci" teşhisi konmuştu bana. Umarım bir terslik çıkmaz.
Bakalım yarın doktor amcamız neler diyecek oğlumuz için. Yine umarım ki, herşey hissettiğim gibi yolundadır. 1 ay oldu oğlumu görmeyeli, çok merak ediyorum valla.
Bu seferlik bu kadar, muayene sonuçlarını da yazarım ilk fırsatta...
Herkese sevgiler...
Pazartesi, Kasım 13, 2006
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
onlar kendi yolunu izleyen hayat’ın oğulları ve kızları.
sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır, siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz
ama sakın onları kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geri dönmez,
dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
Lübnan'lı şair Halil Gibran
Perşembe, Kasım 09, 2006
Sıkı tekmeler....

Artık oğlumun tekmeleri karnımın dışından bile belli oluyor. 23. haftanın içindeyim. Ve dün akşam yemekten sonra uzandığımda attığı tekmeleri babası bile dışardan gördü. Tabi o dalgalanmaları o minnacık şeyin yaptığına inanmakta zorlandı ama ben gayet net hissediyordum...
Hareketler şimdilik çok eğlenceli, ilerleyen aylarda da aynı şeyi mi hissedicem bilemiyorum ama bunun tadını çıkarmaya bakıyorum.
Bu arada bir itirafta bulunayım. Bir süredir oldukça hassaslaştım. Yani özellikle son 1-2 haftadır. Dokunsalar ağlayacak gibi oluyorum, ağlarsam da duramıyorum. Bu durumu farkediyorum ama engel olamıyorum. Komik bir durum tabi ama herkese pek komik gelmiyordur sanırım. Özellikle bu durumla en çok karşılaşan Tonguç bazen beni nasıl susturacağını şaşırıyor. Neyse hamilelik semptomudur deyip, geçmesini umuyorum :))
Pazartesi, Kasım 06, 2006
Bebeğimin arabası...
Dün sabah uyandığımda aslında gün boyunca evden dışarı çıkmaya hiç niyetim yoktu. Ama Özü aradı ve Masko'ya bebek odası mobilyası bakmaya gideceklerini, ordan da Haşim İşcan geçidine gidip bebek arabası bakacaklarını söyledi. Bebek arabasını beraber alır indirim yaptırırız diye konuşmuş olduğumuz için biz de gitmeye karar verdik. Hava inanılmaz soğuktu, lodos esmesine rağmen rüzgar yüzümüze vurdukça resmen kesiyordu. Tonguç evden çıkarken iyi olmasına rağmen, zaman ilerledikçe kötüleşti. İnanılmaz halsizdi ve çok üşüdü. Neyse bir şekilde Haşim İşcan'a ulaştık ve birkaç dükkan dolaştık ama Tonguç'un hareket etmeye mecali kalmadı. Bir yerde çay içip Özlem'le Kıvanç'ı bekleyelim dedik ama doğru dürüst çay içilebilir bir yer de bulamadık. Bir simit dünyası bulup dünyanın en kötü tahinli pidesini yiyerek çaylarımızı içtik. Çayı içince biraz kendine geldi ama Özlem'le Kıvanç daha Masko'dan çıkamamışlardı, Deniz kızımızın odasını titizlikle seçiyorlardı doğal olarak. Tonguç onları bekleyemeyeceğine karar verdi ve biz zaten beğenmiş olduğumuz bebek arabasını alıp eve döndük. Birçoklarının "daha erken değil mi" tepkisini haklı bularak ama tekrar Haşim İşcan'a gitmeyi göze alamayarak aldık valla. Daha dün 5 aylık olduk ama bebek arabamız hazır. Yatağımız, dolabimiz yok ama arabamız var. Artık durmadan gezeriz biz de...
Arabanın resmi aşağıda, Tonguç da, ben de bu turuncu arabaya bayıldık. Abimiz de turuncuyu çok seviyor. Umarım Poyraz da sever. Klasik lacivert, kahverengi erkek çocuk arabası almayı en baştan reddettim zaten. Turuncu olmasaydı kırmızı alacaktım.
Dün gece küçük bir kabus gördüm. :))
Oğlum doğmuş ve de büyümüştü. 2-3 yaşında kadardı sanırım. Gece kalkıp gözünü açmadan televizyonun kumandasını alıyor ve televizyonu açıyordu. Tıpkı babası gibi, kabus....
Şimdi toplantıya çağrılıyorum, herkese iyi bir hafta diliyorum...
Arabanın resmi aşağıda, Tonguç da, ben de bu turuncu arabaya bayıldık. Abimiz de turuncuyu çok seviyor. Umarım Poyraz da sever. Klasik lacivert, kahverengi erkek çocuk arabası almayı en baştan reddettim zaten. Turuncu olmasaydı kırmızı alacaktım.
Dün gece küçük bir kabus gördüm. :))
Oğlum doğmuş ve de büyümüştü. 2-3 yaşında kadardı sanırım. Gece kalkıp gözünü açmadan televizyonun kumandasını alıyor ve televizyonu açıyordu. Tıpkı babası gibi, kabus....
Şimdi toplantıya çağrılıyorum, herkese iyi bir hafta diliyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



