Salı, Eylül 25, 2007

Kuzum hala sümüklüüü...


Dün gece daha rahattık. Çünkü uyumadan önce burnunu temizledim, ilacını verdim. Zaten çok uykusu vardı. Hemen uyudu. Gece de 2 kere kalktı ama genelde çok huzurlu uyumadı. Sürekli kıpırdandı. Neyse doktorumuzla konuştuk. Bu şekilde tedaviye devam etmemizi söyledi. Bu şekilde bağışıklık kazanacaklar değil mi? Bir evde abimiz hasta, bir evde babamız hasta. Sadece nezle olması bile sevindirici sanki.


Of bugün işyerinde inanılmaz yoğunum. Daha yazmak istiyordum ama yazamayacağım. Bana şans dileyin... Neden mi? Siz sadece şans dileyin, ben gerekçesini sonra yazacağım.

Sevgiler ve ihtiyacı olan herkese bol şanslar...

Pazartesi, Eylül 24, 2007

Kuzum hasta, üşütmüşüz...


Dün minnoş biraz keyifsizdi. Pek birşey yemedi, içmedi. Zaten gündüzleri meme de emmiyor artık. İlle de biberon olacak. Meme bir uyku objesi sadece :)
Akşam emip yattıktan 15 dakika sonra ağlayarak uyandı. Burnu tıkalıydı. Hemen babamızdan Peditus istedim. Nöbetçi eczane bulup aldı. Burnumuzu da serum fizyolojik ile temizlemeye çalıştık. Zor oldu ama 1 saat sonra uykuya dalabildi. Kucağımda iyi, ama yatınca burnu tıkanıyordu. Ben de belinden yukarsını bir yorganı katlayarak yükselttim.
Umarım bu gece rahatça uyur tatlım...

Salı, Eylül 18, 2007

Kış hazırlıklarına devam - Mürdüm eriği reçeli

1 kg mürdüm eriği 2'ye veya 4'e bölünür, tencereye alınır
Üzerine 1 kg şeker eklenir (az tatlı isteyenlere 750 gr öneririm)
1 tatlı kaşığı karanfil, 1 kabuk tarçın da atıldıktan sonra kısık ateşte uzun uzun pişirilir.

Sık sık karıştırmanız gerekiyor, köpürdüğü zaman 1 çay kaşığı margarin veya tereyağı eklemelisiniz. Bu hem köpüğü kesiyor, hem de reçelin parlak görünmesini sağlıyor.
Koyulaştıktan sonra yarım limon suyunu sıkıp bir-iki taşım kaynatın. Sıcakken kavanozlara alın, kapağını kapatıp soğuyana kadar ters çevirin.

Afiyet olsun...

Gelen ve beklenen tomurcuklar...


Sudabalık blogundan esinlendim. Ben de gelen ve beklenen bebeleri listeliim bari. O kadar çok olduk ki bu aralar yaşasın. 5 sene sonra pikniklerimiz cıvıl cıvıl olacak :)


3 Nisan 2006 Burçak ve Buğra'nın oğlu Ateş doğdu

30 Ocak 2007 Kıvanç ve Özlem'in kızı, karakızım Deniz doğdu

5 Mart 2007 Özlem ve Tonguç'un oğlu, kuzum Poyraz doğdu

31 Mart 2007 Başak ve Talat'ın kızı, Ekim'in kardeşi Piraye doğdu

29 Mayıs 2007 Gamze ve Mehmet'in oğlu Ali doğdu

1 Haziran 2007 Ayşe ve Kerem'in kızı Cemre doğdu

17 Temmuz 2007 Banu ve Emre'nin oğlu Ediz doğdu

11 Eylül 2007 Saadet ve Barış'ın kızı, Ada'nın kardeşi Lara doğdu


Meral ve Onur'un kızını,

Tuluğ ve Seçkin'in oğlu cesuryürek Güneş'i,

Burcu ve Barış'ın kızını,

Hande ve Kurtuluş'un daha cinsiyeti bile olmayan bebeğini


heyecanla bekliyoruz.

Çarşamba, Eylül 12, 2007

SSK - Analık ve Emzirme Ödenekleri

Gidecekler için çok önemli bilgi. İşte gereken belgeleri açıklıyorum :)

EMZİRME YARDIMI İÇİN
1- Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi
2- Bebeğin doğduğu tarihli vizite kağıdı (120 günlük)
3- Evlenme cüzdanı fotokopisi
4- Annenin sağlık karnesi numarası

ANALIK ÖDEMESİ İÇİN
1- İşyerinden alınan imzalı ve kaşeli bir dilekçe
Örnek 1 (ücretsiz izin kullanmayanlar için);
İşyerimiz çalışanlarından .................. sicil no.lu ........... analık istirahati dolayısı ile .../.../....... tarihinde işyerimizde doğum istirahatine ayrılmış olup, doğumdan sonra ..../..../....... tarihinde işyerimizde işbaşı yapmıştır.
Örnek 2 (ücretsiz izin kullananlar için);
İşyerimiz çalışanlarından .................. sicil no.lu ........... analık istirahati dolayısı ile .../.../....... tarihinde işyerimizde doğum istirahatine ayrılmış olup, doğumdan sonra ..../..../....... tarihinde işyerimizde işbaşı yapmamış olup, ....... gün ücretsiz izin kullandıktan sonra ..../...../...... tarihinde işbaşı yapmıştır.
2- Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi
3- Varsa doğum iznine ayrılması için verilen (37. haftada verilen ve doğumdan sonra işe başlayacağı tarih işlenen) doğum sonrası izin raporu ve 32. haftada verilen doğum öncesi izin öteleme raporlarının aslı.
4- Bebeğin doğduğu tarihli vizite kağıdı (120 günlük)
5- İşyerinden alınan dilekçede imzası bulunan kişiye ait imza sirküleri fotokopisi

Ben yarın başvuracağım. Detaylı macerayı yarın anlatırım.
Sevgiler...

Ertesi gün notu 1: Her belgeden 4 kopya, bebeğin nüfus cüzdanından 5 kopya almadan gitmeyin.
Ertesi gün notu 2: "Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi " yazdığına bakmayın. Hem doğum raporunu, hem nüfus cüzdanının aslını, hem de 5 adet fotokopisini götürün.
Ertesi gün notu 3: 32 ve 37. haftalarda verilen raporların üzerinde başhekim imzası ve kaşesi mutlaka olsun.
Ertesi gün notu 4: Emzirme yardımı dedikleri hepi topu 50 YTL. Haberiniz olsun...

Salı, Eylül 11, 2007

Keyifsizim...

Bugün kötü günümdeyim... Dün öğleden sonra bir karın ağrısı ve bel ağrısı ile birlikte halsizlik ve başağrısı başladı. Yemekten zehrlendim diye korktum ama öyle değil sanırım. Çünkü bu durum hala sürüyor. Sanırım üşüttüm. Erkenden yattım zaten dün gece. 2 tane pikeyle zor ısındım. Tüm belrtilere bir de mide bulantısı eklendi bugün. Msamda duran yarısı içilmiş kahveyi zor attım, kokusu beni mahvetti resmen.
Sabah moralim bozuktu. Oğlumu neredeyse hiç göremiyorum. Sabah uyanır uyanmaz giyinip çıkıyoruz. Trafikte yol alıp annemlere bırakıyorum. Akşam annemlerden alıp tarfikte eve dönüyoruz. Kuzum zaten yorgun oluyor. Ancak banyo yapıp, emip uyuyor. Tek tesellim gününün çok iyi geçtiğini bilmek.
Annemler ona çok iyi bakıyor. Abisi kardeşiyle çok güzel ilgileniyor. Ben farkedemesem de minnoşum hergün yepyeni bir donanımla eve dönüyor. Mesela ben henüz görmedim ama popoyu havaya kaldırıp 4 ayak üstünde durabiliyormuş. Dün de parkta oynayan abisini görünce balkondan öyle çığlıklar atmış ki, mahalle ayağa kalkmış. Bu sabah da ilk kahvaltısını etmiş. Doktorumuz bir süre glutensiz ekmek vermemizi istedi ama sanırım Poyraz bu ekmekten pek hoşlanmamış. Glutensiz ekmeğin sütte erimeyen bulgur gibi parçacıkları ağzına gelince ne yapacağını şaşırmış. Önce ne yapacağına karar veremeden uzun bir süre çiğnemiş. Sonra yutmaya çalışmış ama öğürmüş. Bugün ona Büyümek aldım. Belki yarın kahvaltı onun için daha keyifli olur.
Hiç çalışasm yok, oğlumun yanına dönmek istiyorum. Yok mudur bir çaresi?

Cuma, Eylül 07, 2007

Bir günümüz nasıl geçiyor?



Rutin hale gelen bir günümüz şöyle artık;

20.00 - 20.30 emiş ve yatış

21.00 - ekşimik ama inanılmaz şeker bir suratla "eeeeee" diye mızıklanarak anneyi çağırış

21.15 - okşanarak, sevilerek uykuya dalış

00.00 - "eh, eh,eh " diye yatağın içinde dolanarak anne memesini arayış :)

00.15 - Güzel güzel emip gene yatış

03.00 - "eh, eh,eh " diye yatağın içinde dolanarak anne memesini arayış :)

03.15 - Güzel güzel emip gene yatış

05.30 - Cin gibi kalkış ve neşeli seslerle anneyi çağırış (anne saatin kaç olduğunu anlamayıp yanına gidince, karanlıkta bile farkedilen o far gibi boncuk gözlerle, o içine hüp diye düşülesi gamzelerle gülümseyiş)

05.30 - 06.30 kendi kendine agulanarak yatakta 80 tur atış. Anne gözlerini açamadan yatakta oğluşunu dinler. Arada gidip uyur umuduyla meme verir ama nafile. Bazen bu kadar harekete dayanamayan barsakların boşalması da ekleniyor seremoniye :) Mıkırdanmalar, mızıldanmalara döndüğünde anlarız ki, uykumuz gelmiş.

06.30 - Gene o ekşimik suratla "eeeeee" ninnisi söylenerek uykuya dalış.

Uykusu açılan anne ise sadece yatakta asıl kalkış saatini beklemeye başlar artık.

07.30 - Uyku bittiiiiii....

Bu sefer kesin olarak kalkıyoruz. Altımızı değiştiriyoruz. Giyiniyoruz ve babayı uyandrıyoruz. Babanın kucağında iken anne giyiniyor, hazırlanıyor.

07.45 - 08.00 arasında rabaya biniş ve lunaparka doğru yola çıkış


15 dakika sonra anane, dede, teyze ve aşkımız abimiz bizi lunaparkta karşılıyor. Bu ev o kadar eğlenceli ki, herkes oğluşla oynuyor. Hele abisi, kimsenin yapamadığı şebeklikleri yapıyor. Bu yüzden biz buraya lunapark diyoruz. Anne gitmiş bile, kmin umurunda.


09.30 - Anne işbaşında

11.30 - Anne bana süt sağıyor

16.00 - Anne gene bana süt sağıyor

17.30 - Annenin işi bitti

18.30 - Heyooo annem geldi, memede süt emesim gelmişti zaten.

19.30 - Evimizdeyiz, banyo saati

20.00 - 20.30 emiş ve yatış


Seni çok seviyorum canım oğlum....


Çarşamba, Eylül 05, 2007

Canım oğlum tam 6 aylık oldu...


Bana dünyanın en güzel hediyesi, canım oğlum bugün artık tam 6 aylık oldu. Zaman öyle çabuk geçti ki... Neler hissettiğimi anlatmam imkansız. Sana baktıkça işte aşk bu diyorum. Aksi takdirde başka hangi yakışıklı erkeğin beni gecenin dört buçuğunda uyandırmasına tahammül edebilirim ki :)
Ateşböceğim benim, iyi ki varsın.

Salı, Eylül 04, 2007

Uzaklardan ziyaretler...



Hafta sonu eski arkadaşlarımla buluştum. Hepsi başka başka nedenlerle İstanbul'da idi ama ortak amaç Poyraz'ı görmekti. Evren Antalya'dan, Derya Fatsa'dan, Burçak katılınca oğluşum çok mutlu oldu tabi.




Şu anda kuzum teyzesi ve abisiyle beraber. Onlarla çok eğleniyor. Hele abisi varsa, başka kimseyi gözü görmüyor.

Sanırım artık oğlumun bir düzeni var. Sabah 6.30'da kalkıyor. Bolca emiyor. Tabi yakında bu zaman diliminde kahvaltısını yiyecek. Saat 8.30'da yatıyor. Uyandıktan yarım saat sonra meyva püresini yiyor. Bazen tek tek, bazen de meyvaları karıştırarak veriyorum. Elma, armut, kayısı, şeftali, üzüm ve kivi şimdiye kadar yediği meyvalar. Kavun, karpuz ve inciri de yasadışı yollardan tattı :)
Miktarını merak edenler için söyliiim. 1 küçük milupa kavanozu kadar meyva yiyor. Tatlı armut olursa daha bile fazlasını. Saat 12 civarı daha önce sağmış olduğum sütü 100-150 ml kadar biberonla içiyor ve uyuyor. Kalktıktan yarım saat sonra bir küçük milupa kavanozu (genelde 3/4'ü kadarını) sebze püresi ve 1 çay bardağı yoğurt yiyor. Evde mayaladığım yoğurdu hiçbir şekilde yemediği için ben Babymix veriyorum. Saat 16 civarı gene anne sütü alıp uyuyor. Kalkınca bol bol su içiyor. Saat 19 gibi banyo yapıyoruz. Ardından 100 gr kadar muhallebi yiyip midenin kalan kısmını anne sütüyle doyurduktan sonra 20 civarı yatıyoruz. Tabii gece boyunca bol bol meme emmeyi de ihmal etmiyor miniğim.

Şimdi bu yazdıklarıma bakıp ne kadar düzenli olduğumuzu düşünmeyin. Bu en ideal günümüz. Çoğunlukla bu öğünlerden birine birkaç kaşıktan sonra son veriliyor çünkü dudaklar kilitlenip, yanaklar şişiriliyor ve kafa yana çevriliyor. Uyku konusunda da bazen 20 dakika sürüyor uykularımız, bazen de 2 saat. Birkaç gecedir oldukça huzursuzuz. Diş mi geliyor, yoksa başka bir sıkıntımız mı var bilemeyeceğim. Sürekli bir mızmızlanma ve düşürdüğü emziğin ağzına konulmasını isteme vaziyeti. Bu arada ben de leyla oluyorum tabii ki. Her akşam erken yatacağım diyorum ama evdeki işleri hallettiğimde saatin en az 23.30 olduğunu görüyorum. Sanırım ben "anne" oldum!!!

Şimdi işe dönmem lazım. Yoksa tüm annelerin bloglarını (bakınız yanda) okuyup, sayfalarca yazmak isterim ama hayat!!

Sevgiler,
Özlem

Pazartesi, Eylül 03, 2007

Kuzum için kış hazırlıkları

Eylül ayına girdik... Havalar pek belli etmese de yavaş yavaş sonbahara gireceğiz. Arkası kış. Minnoşum daha yeni yeni mamaya alışmışken, sebze kıtı kış mevsimine hazırlık yapmaya karar verdim. Önce şeftali reçeli yaptım. Çok tatlı olmasının dışında fena olmadı. Kuzumun kahvaltılarına ve yoğurduna koyacağız artık. Artık dediğime bakmayın, vakti gelince tabi. Şimdilik daha kahvaltı etmiyoruz.
Sonra taze barbunya alıp içlerini poşetleyip buzluğa attım. Bu akşam da domatesleri buzluğa atacağım minnoş kışın da taze domates yiyebilsin diye.

Reçel faslı sona ermedi tabi. Mürdüm eriği ve vişne de yapacağım. Babamız da reçel düşkünü olduğu için, bol bol reçelin hiç sakıncası yok. Egeli'yiz biz, kahvaltıda ot ve 3 çeşit reçel olmadan kahvaltı ettiğimizi anlamayız.

Poyraz'ım 1 aydır meyva püresi, sebze çorbası, yoğurt ve muhallebi de yiyor. Ben de müstakbel annelere ve hemen arkamızdan gelenlere kolaylık olsun diye ara ara bebek mamalarımızı nasıl hazırladığımızı yazacağım blogumda. İşte ilk çorbamızın tarifi.

Mini Bebe Çorbası
Ana malzemeler
1 mini patates (mümkünse taze)
1 mini havuç
1 avuç maydonoz sapı
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı irmik

Ekler (mevsimine göre)
1 mini kabak (mümkünse körpelerinden)
1 mini kırmızı biber (DİKKAT BAZI BEBEKLERDE ALERJİ YAPIYOR; ÖNCEDEN DENEMEDEN VERMEYİN)
birkaç sap ıspanak
1 mini enginar
1 mini kereviz (sapı, kökü, yaprağı)
1 avuç taze fasulye
1 avuç taze barbunya
1 sap brokoli
......


Patates ve havucu bir fırcayla iyice temizleyin, soymadan doğrayın. Buharlı pişiriciye koyun (ben düdüklü tencerenin buharlı pişirme kabında pişiriyorum).
Kabakları soymadan, biberleri çekirdeklerinden temizledikten sonra, diğerlerini de doğradıktan sonra kaba koyun. Suya maydonoz saplarını atın ve 10 dakika kadar buharda pişirin. Pişince patates ve biberin kabuklarını soyun, sudaki maydonoz saplarını alın. Kabın içindekileri pişirme suyuna ekleyip zeytinyağı ve irmiği ekleyip birkaç dakika kadar kaynatın. Sonra hepsini birden tel süzgeçten veya blendırdan geçirin. Tek kullanımlık miktarda kavanozlara boşaltıp, soğuyunca buzdolabına kaldırın. Kullanacağınız zaman kavanozu kaynar suya oturtup, çorbayı ısıtabilirsiniz.

Önemli not: Bebeğin yemediği yemeği dökün, tekrar ısıtmayın.
Önemli not 2: bebeğin çorbanın tadını sevmediğini düşünüyorsanız birkaç damla elma veya limon suyu ekleyebilirsiniz.
Önemli not 3: Asla ve asla tuz kullanmayın. Bebeklerin böbreklerine çok zararlı.

Afiyet olsun...

Cuma, Ağustos 31, 2007

Ve ayaklar keşfedildi



Ne zamandır ayaklarıma ulaşmaya çalışıyordum. Daha doğrusu onlar ayakmış ama ben benim ayaklarım olduğunu bilmiyordum. Arada bir görüyordum, tombik, pembe, lezzetli bişeylere benziyorlardı. Bir ara yakalamıştım ama popom ağır geldiği için ağzıma götüremedim. Dün akşam nihayet mutlu sona ulaştım. O adına baş parmak dedikleri tombik şey pek güzelmiş. Tam da ağzıma uygun, emilesi bişeymiş. Artık hayatımda bir emme objesi daha var (obje kelmesini yeni öğrendim ve cümle içinde kullandım:)). Annem babama anlatırken duydum. Uykumda emziğim düşüp de, bulamayınca ayaklarımı ağzıma götürmeye çalışmışım. Uyurken bile benimle olduklarına göre bunlar benim ayaklarım. Yaşasın ayaklarım....!!!

Perşembe, Ağustos 23, 2007

Kuzum benim can yoldaşım....


Ha başladım, ha başlayacağım derken işe başladım. Hala kendimi misafir gibi hissediyorum ama hızlıca bu durumu kabullensem çok iyi olacak. Poyraz annemlerde, yanında annem, babam, kardeşim ve abisi var. Özellikle abisi sayesinde bu ilk ayrılığımız oğlum için çok yıpratıcı olmadı. Kendisine yoğun ilgi gösteren 4 yeni insan sayesinde pek bir mutluydu doğrusu. O mutlu olunca benim de günlerim rahat geçti doğal olarak. Kuzumu çok özledim elbette ama en azından aklım arkada kalmıyor.

Birtanem, güzel oğlum... Hepimiz zaman zaman hayatta bazı tercihler yapmak zorunda kalıyoruz. Genelde önümüzde en az 2 seçenek oluyor. Ve bunlardan birisini seçerek yola devam ediyoruz. Şimdilik seninle ilgili tercihleri ben yapıyorum. İnan senin iyiliğini, mutluluğunu düşünerek yapıyorum. Her zaman doğruyu mu yapıyorum bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek. Umarım seni üzecek bir tercih yapmamışımdır. Ve umarım bundan sonra da seni üzecek tercihler yapmam, yapmak zorunda kalmam...

Hiç unutma, seni herşeyden ve herkesten çok seviyorum...

Pazar, Ağustos 19, 2007

Sefa bitti!




Artık gerçeklerle yüzleşme, gerçek hayata dönme vakti geldi. Yarın 6 aydan sonra işe dönüyorum. Oğulcum tam 5,5 aylık oldu. Bu sürede beni hiç yormadı, hiç üzmedi kuzum. Çok keyifli zamanlar yaşadık.
Artık çalışan bir anne olacağım. Artısını, eksisini göreceğiz zaman içinde. Kuzuma anneanne ve teyze bakacak. Gözüm arkada değil ama yüreğim?
Bütün gün onu çok özleyeceğim. Akşamları iple çekeceğim, eve koşup ona meme vermek için can atacağım. Umarım ilk dişini çıkardığında, ilk kez emeklediğinde, ilk adımlarını attığında ve ilk kelimesini söylediğinde hep yanında olurum.
Annecim inan ki senin için, senin geleceğin için katlanıcam bu duruma. Yoksa senden bir dakika bile ayrı kalmak istemiyorum. Şimdi aynı şekilde uslu bir bebek olup, akşamları annenin gelmesini bekleme zamanı. Hayat böyle birşey... Yokluğu da, varlığı da yavaş yavaş öğretiyor insana.
Seni çok seviyorum kuzucuğum...

Çarşamba, Ağustos 08, 2007

Kuzucuğumla tam zamanlı son haftam...


Tatilden döndük. Kuzucuğumla kucak kucağa bir hafta geçirdik. Hava ortalam a40 derece olduğu için sabah 10 ile akşam 19 arasında klimalı otel odasından dışarı çıkmak hiç akıl karı değildi. Biz de bol bol yattık uyuduk.
İstanbul'a döner dönmez yüreğimde ince bir sızı başgösterdi. Geri sayım hızlandı. 20 Ağustos'ta işbaşı yapacağım. "Ama benim kuzum emmeden uyuyamaz, ama benim kuzum uyanınca beni görmek ister, ama ben kuzucuğumu 10 dakika gösrmezsem özlüyorum" desem de ne fayda. Çalışmak zorundayım. Kuzularım için.
Çalışmaya başlayacağım için ufak ufak ek besinlere geçiyoruz. Tatilde meyva püresi verdim, kayısı-muz ve elma-şeftali. Severek yedi. 2 gündür de muhallebiye başladık. Onu da severek yiyor. Haftaya da sebze püresi ve yoğurt vereceğiz. Ay sonundan itibaren de kahvaltı. Büyüyor benim oğlum. Şu anda tam 5 aylık, 7,85 kg ve 66 cm. Umarım ben işe başlayınca sütüm azalmaz da, geceleri emebilir bari.
Artık hareketlerimiz de oldukça değişti. Daha kontrollü hareket ediyor, uzanıyor, tutuyor, ağzına götürüyor. Tek sefer dönebiliyor, hem yüzüstünden sırtüstüne, hem de sırtüstünden yüzüstüne. Ama henüz 2. tura geçemedi :)
Dişlerimiz de henüz gelmedi. Bu ay içinde bekliyorum ama...
Mama sandalyesi almamız lazım. Önümüzdeki aydan itibaren mama sandalyesinde yemek yiyebilecek benim aşkım.
Haftaya pazartesi de abimiz geliyor zaten. Onu da çok özledim. Bu yaz Poyraz yüzünden biraz daha kısa bir tatil yaptılar ama ne yapalım, olacak o kadar.
Şimdilik bu kadar... Sanırım işe başlayınca daha çok yazacağım.
Herkese sevgiler...

Salı, Temmuz 24, 2007

Bu yaz için son tatil...

Kısa bir mola... 28 Temmuz - 5 Ağustos arası Ölüdeniz'de olacağız. Oğlumla tatil yapacağım. Dönüşte görüşmek üzere.
Öpüyorum.
Özlem

Salı, Temmuz 17, 2007

Zaman ne çabuk geçiyor...

1 ay olmuş bloguma yazmayalı. Tembellik ettim, itiraf ediyorum. Bu zaman zarfında 1 kez 10 günlüğüne, 1 kez de 7 günlüğüne Avşa'ya gittik oğlumla.
Arada geldik, Tuğba ile Burak'ı evlendirdik. 4. ay kontrolümüze gittik.
Oğlum artık sağa sola dönebiliyor. Henüz tam dönüşler yapabilmiş değil. Karpuz, kayısı ve şeftaliyi sevdi, kirazdan pek hoşlanmadı. Bugün çığlık atmayı öğrendi. Aylardır kendi kendine uyuyabilen minnoşum artık sadece meme emerken uyuyor. Ben işe başlayınca anneanne ne yapacak bakalım. Beni de şimdiden işe başlama stresi sardı. Nasıl ayrılcam ben kuzumdan yaaa?
Milli piyango bileti aldım, arada sayısal filan da oynuyorum ama şimdilik birşey çıkmadı. Umarım şu zamana kadar huzurlu ve mutlu bir bebek olan Poyraz'ım ben işe başladıktan sonra çok üzülmez.
Sanırım işe başladıktan sonra bloguma daha çok yazacağım. Sanırım değil, yazacağım. Söz!

Çarşamba, Haziran 13, 2007

Süperman sendromu...

2005 Kasım'ında ciddi bir uykusuzluk sorunu yaşadım. Panik atak olduğunu sonradan öğrendiğim krizlerime ek olarak. Hatırlamak bile istemediğim bir 3 aydı. Bir psikaytra gittim. Beni 1 saat dinledi. Doktor bir arkadaşımın da daha önce demiş olduğu gibi, "sen kendini süperman zannediyorsun, ama değilsin" dedi.
Ben herşeyi yaparım, annemin nazını da çekerim, kocamın cazını da... Babamın hassasiyetini de örterim, kardeşimin hezeyanlarını da... Arkadaşlarım bana kapris yapabilir, ama ben kimseye yapmam. İşimi de yaparım, aşımı da... Kariyerimi de yaparım, çocuğumu da... Tükenmez bir enerjim var ve dünyayı ben döndürebilirim eğer durursa.

Ama tükeniyor. 9 ay hamilelikte tek bir çöp bile istemedim kimseden, son ana kadar herşeyimi kendim yaptım. Doğum yapalı 3 ayı geçti, yanımda kimseler olmadı. Gece de ben baktım kuzuma, gündüz de...

Ve kimse "yav bu kızın üzerine de çok gidiyoruz. Bırakalım da çocuğu ile ilgilensin, bir de biz boğmayalım" demedi yahu. Herkes kendi hayatına ve benimle sürdürdüğü olağan (!) ilişkisine devam etti. Ama ben süperman değilim. Tükenmez enerji kaynaklarım da yok. Olanları da olabildiğince oğluşlarıma harcamaya çalışıyorum. Bana yönelen soru cümlelerinde neden hep talep var da, hal hatır yok...
Ben her daim iyi, sağlıklı, mutlu, yeterli ve verici miyim?

Ben de yorulabilirim... Ayaklarım, dizlerim ve sırtım da çok ağrıyabilir. Ama tüm bunlar gözünüze batan gezmelerimden kaynaklanmıyor. Günde onlarca kez 7 kiloyu kaldırıp koyuyorum ben. Kimseden yardım istemiyorum. Ama laf da işitmek istemiyorum.

Ayrıca ben kıçımın keyfinde gezmiyor, oğlumu mümkün olduğunca sağlıklı yetiştirmeye çalışıyorum.Kıçımı gezdirecek olsam, oğlumun uykusundan çalıp, sıcak yaz günlerini değil serin akşamlarını kullanırdım. Oysa ben her gece evde bekliyorum.

Tamam nasılsın diye sormayın ama talepte de bulunmayın. Eve gelenden de, telefon edenden de tek ricam bu.

İnanmayacaksınız ama bir kapasitem var ve çatlamak üzereyim. Üstüme gelmeyin.

Cumartesi, Haziran 09, 2007

Babalar ve bebeler...



Bu tanımlanması zor ilişkiyi yazmamakta çok direndim. Ama sanırım direnmemin anlamı yok. Bu normalse zaten yazmamın bir sakıncası da yok. Bu ayıpsa, benim ayıbım değil.

Babalar, bebelerini gerçekten çok severler... Ancak onların bebelerini çok sevmesi, kendileri için uygun olan bir zaman diliminde (mesela tüm gazeteler okunduktan sonra...) kucaklarına alıp 10 dakika gezdirmekten ibarettir. Misal bizim babamız daha bir tam 24 saati bizimle geçirmedi, bebekle hiç yalnız kalmadı ve 15 dakikadan fazla kesintisiz bebesiyle ilgilenmedi.

Babalar, bebeleri onların her tür sosyalliğine uyum gösterebilir sanırlar... Oysa bebelerin özel ihtiyaçları ve uyum göstermekte zorlanabilecekleri koşullar vardır. Mesela 2 aylık bir bebek mayıs ayında Abant'ta çadır kampına gidemez. Köpekler sahiplerine uyum gösterebilirler, ebeveynler ise minnacık bebelerine uyum göstermelidirler.

Babalar, bebeleri onların yokluğunu pek hissetmez sanırlar... Oysa hafta içi zaten hemen hiç göremediği bebesini, hafta sonu da 2 gün boyunca yamaç paraşütüne gidip görmeyen babaların, bebeleri onlara gülmediğinde, hatta dudak büktüğünde bozulmaya hakları yoktur. Bebeler yüzleri görerek, sesleri duyarak tanırlar insanları. Sosyal statüleriyle değil.

Babalar, anneler sadece süt verir sanırlar... Oysa anneler bebeleri büyülü bahçede tomurcuklanmaya başladığı andan itibaren kola içmezler, midye dolma yemezler, hergün süt, yumurta yerler, deodorant sıkmazlar, boyalı yerde durmazlar, saçlarındaki beyazları umursamazlar, koca göbeklerinin vücutlarında bıraktığı kalıcı hasarların yaptığı ağrıları sevgiyle taşır, ilaç kullanmazlar, günlerce evden çıkmazlar, akşamları bebeleri rahat yataklarında uyusunlar diye sıcak yaz akşamlarını sahil yerine evlerinin balkonunda geçirirler ve bundan hiç gocunmazlar, gerekirse hiç uyumazlar, yemeği soğuk yiyebilirler....

Bebeleri huzursuzlandığında sebebini bilen babaların uzaydan geldiğini düşünüyorum. Ya da gece kalkıp anneyi uyandırmadan ağlayan bebelerini kucaklayıp tekrar uyutan, özel zevklerini arada bir bırakıp hafta sonunu bebeleriyle birlikte geçiren ve en çok bebelerini anneleriyle aynı karede fotoğraflayan ve bundan zevk duyan babaların kesinlikle bu dünyadan olmadıklarını düşünüyorum.

Canınızı mı sıktım kızlar? Belki de sizin babanız ya da müstakbel babanız uzaydan gelmiştir, kimbilir :))

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Bu rüya hiç bitmese...


Kuzumu kucağımdan hiç indirmesem...
İşe hiç başlamasam...
Kuzumun her gülücüğünü görebilsem...

Öyle şeker ki, gün geçtikçe daha da çok hareketleniyor. O gülücükleri beni öldürüyor, kendimi kaybediyorum. Ellerini yumruk yapıp ağzına sokmasına bayılıyorum. O minik tombik yumrukları ben de yemek istiyorum. Onları emerken evin öteki ucundan duyuluyor şapırtıları.
Uyurken onu seyretmeye bayılıyorum. Ne görüyorsa rüyasında, attığı çığlıklar, gülümsemesi beni çok eğlendiriyor.
Onu emzirmeye de bayılıyorum. Memeye saldırması, arada bir gözlerini gözlerime dikip gülümsemesi içimi eritiyor. İki eliyle iki yandan memeyi kavramasına, uykusu gelince tek koluyla gözlerini kapamasına bitiyorum.
Uykudan uyanınca burnunun ucunun ve yanaklarının kıpkırmızı olmasına, boncuk gözlerinin buğulu buğulu bakmasına da hastayım.

Her uykudan uyanışında onu ilk ben görsem...

Çok sağlıklı omadığını biliyorum ama şu anda her saniyesinde onun yanında olmak istiyorum. Babasının kucağında iken bile onu özlüyorum. Hatta kıskanıyorum :)

Canım oğlum iyi ki varsın, iyi ki doğurmuşum seni...

Pazar, Mayıs 13, 2007

İlk anneler günü hediyem pek boktan (!) oldu...

Bugün anneler günü, artık benim de kutlanacak kişi kategorisinde olacağım bir özel gün...
Büyük oğlum kocaman bir kırmızı karanfil demetiyle kutladı anneler günümü. Gözlerim doldu tabi... Biz de teyzemize ve anneannemize balkonumuzdaki güzel kokulu karanfillerle yaptığımız birer küçük demet hediye ettik. Anneannemiz sevinçten ağladı.
Küçük oğlum ise doğal olarak henüz hediye kavramından bir haber, başka işler karıştırmakla meşgul idi. Sabah gözümü açar açmaz becerdiği ilk iş ise gerçekten beni çok mutlu etti. Başka bir hediye alsaydım bu kadar sevinmezdim sanırım.
Kakasını yapmıştı :))
Evet yanlış okumadınız, kakasını yaptı... Hem de kendi başına. Geçen hafta 6 gün boyunca kakasını yapmayınca doktorun verdiği gliserin fitili ile barsaklarını boşaltmıştım. Bu o olaydan sonra yaptığı ilk kaka idi ve ben bir rahatsızlığı olmasından, tekrar fitil kullanmak zorunda kalacağımızdan çok korkuyordum. Neyse ki benim aslan oğlum bu işi kendi başına halleti de beni rahatlattı...
Şimdi uyuyor ve ben de bloguma yazma fırsatı buluyorum. Artık daha sık güncellemeye dikkat edeceğim. Sanırım hiç okuyucum yok ama olsun. Birgün bir okuyan çıkar elbette.