
Çarşamba, Ocak 30, 2008
Cumartesi, Ocak 26, 2008
Poyraz'ın son halleri
Cuma, Ocak 18, 2008
10 aylık Poyraz fotoları
Her sabah ananemize giderken... Mahsun, aç ve uykulu. Yol arkadaşım benim.
Geçen cumartesi güneşi görünce, sarındık, sarmalandık ve Bahariye'de gezmeye çıktık
O gün babası oğlunun arabasını, oğlu da mikrofonunu elinden bırakmadı. Ben de elimi kolumu sallaya sallaya dolaştım :)
İşte size benim poğaçam.
Sabah uykudan kalkmışız. Gözler şiş. Daha afyon patlamamış ama flaşlar patlıyor gözünde. Öyle yemelik oluyor ki sabahları, daha ayılmadan. Fırsat bu diye yumuluyoruz biz de.Yarın Ali arkadaşımız gelecek bize. Annesinin işi varmış, birkaç saat misafirimiz olacak. Ben de biri 10, biri 7 aylık 2 veletle bakalım nasıl başedicem :)
Maceraları yazarım yarın akşam. Herkese iyi geceler şimdi, film aldım ama ne benim, ne de Tonguç'un seyredecek enerjisi yok. Hazır oğlum uyurken ben de yatayım bari. Herkese sevgiler...
Son numaralarımız
Oğlum kendine soru sorulduğunu anlıyor artık. Ve işine gelirse (evet kesinlikle işine gelmeyen birşeyi yapmıyor) cevap da veriyor.
Baba nerde oğlum? Ya babanın olduğu yere doğru bakıyor, ya da emekleyerek babayı arıyor.
Lamba nerde oğlum? İşaret parmağı ile lambayı gösteriyor ve eğer kapalıysa aç diyor.
Ayı kafasını ne yapıyor annecim? Bir oyuncağımızda bir ayıcık var, kafasını sağa sola sallıyor. Benim ayıcığım da kafayı sağa sola sallıyor tab.
Kuşlar nasıl uçuyor oğlum? Pırrrrrrr......
Bunlardan başka öpücük veriyor, dıgıdık dıgıdık yapıyor, müzik duyunca el çırparak dans ediyor, iki dizinin üzerinde oturmayı seviyor, deli deli yapıyor eliyle ve "dli dli" gibi birşey söylüyor. Şaşırınca "a aaaaa", kızınca "eeeeehhh", vurduktan ya da ısırdıktan sonra kendisine kızıldığını anlayınca severek "ciciii ciciii" diyor. Televizyonun dvd yuvasını açmayı öğrendi. Sürekli bir yere tutunarak ayağa kalkıyor ama bazen ayakta olduğunu unutarak ellerini bırakıyor ya da eline başka birşey alıyor. Tabi sonuç popo üstü oturmak, bazen de sırt üstü yuvarlanmak oluyor.
Sevgisini ifade etme biçimi çok komik, ağzını kocaman açarak yanağımı vakumluyor, sonra da ısırıyor zevk dolu çığlıklar atarak. Geçen gün dudağımı bir ısırdı, kopardı zannettim valla.
Top oynamayı çok seviyor, eline top alıp "at" diyince anlıyoruz ki top oynama saatimiz gelmiş. Bunun dışında saklambaç ve kovalamaca en favori oyunlarımız.
Söz veriyorum hafta sonu resim çekip koyacağım bloga, şimdilik sadece son durumu anlatayım dedim.
Hızla büyüyor... Çok hızlı hem de ve ben de aynı hızla yaşlanıyorum :)
Baba nerde oğlum? Ya babanın olduğu yere doğru bakıyor, ya da emekleyerek babayı arıyor.
Lamba nerde oğlum? İşaret parmağı ile lambayı gösteriyor ve eğer kapalıysa aç diyor.
Ayı kafasını ne yapıyor annecim? Bir oyuncağımızda bir ayıcık var, kafasını sağa sola sallıyor. Benim ayıcığım da kafayı sağa sola sallıyor tab.
Kuşlar nasıl uçuyor oğlum? Pırrrrrrr......
Bunlardan başka öpücük veriyor, dıgıdık dıgıdık yapıyor, müzik duyunca el çırparak dans ediyor, iki dizinin üzerinde oturmayı seviyor, deli deli yapıyor eliyle ve "dli dli" gibi birşey söylüyor. Şaşırınca "a aaaaa", kızınca "eeeeehhh", vurduktan ya da ısırdıktan sonra kendisine kızıldığını anlayınca severek "ciciii ciciii" diyor. Televizyonun dvd yuvasını açmayı öğrendi. Sürekli bir yere tutunarak ayağa kalkıyor ama bazen ayakta olduğunu unutarak ellerini bırakıyor ya da eline başka birşey alıyor. Tabi sonuç popo üstü oturmak, bazen de sırt üstü yuvarlanmak oluyor.
Sevgisini ifade etme biçimi çok komik, ağzını kocaman açarak yanağımı vakumluyor, sonra da ısırıyor zevk dolu çığlıklar atarak. Geçen gün dudağımı bir ısırdı, kopardı zannettim valla.
Top oynamayı çok seviyor, eline top alıp "at" diyince anlıyoruz ki top oynama saatimiz gelmiş. Bunun dışında saklambaç ve kovalamaca en favori oyunlarımız.
Söz veriyorum hafta sonu resim çekip koyacağım bloga, şimdilik sadece son durumu anlatayım dedim.
Hızla büyüyor... Çok hızlı hem de ve ben de aynı hızla yaşlanıyorum :)
Salı, Ocak 15, 2008
Çooook yorgunum...
Bütün hafta sonu çalıştım, hatta cumartesi gecesi pazar sabahına kadar da çalıştım. Ve tüm pazar günü de. Oğlum babasıyla kaldı ilk kez. Ve bence her ikisi de sınavı geçti. Hatta Tonguç sadece çocuğa bakmakla kalmayıp, yerleri sildiği ve mutfağı da temizlediği için benden yıldızlı pekiyi almayı bile haketti. Ama şimdi o yorgun, ben hem yorgun, hem uykusuz haldeyiz. Akşam eve gidince oğlanı yatırıp kendimi koltuğa atıyorum. 1-2 saat ancak durabiliyorum, sonra doğru uykuya. Ne banyo yapabildim, ne yemek pişirebildim. Sadece dün akşam 1 makine çamaşır astım, hepsi bu. Poyraz da tam bir afacan oldu. Evde saklambaç ve kovalamaca oynuyoruz. Çok hızlı ama kontrolsüz hareket ettiği için sürekli oraya buraya çarpıp ağlıyor. Burun deliğine parmağını sokmayı öğrendi. Annemin tüm engelleme çabalarına muzır muzır gülerek karşılık veriyor. Ben bu işte teyzesinin ve abisinin parmağı olduğunu düşünüyorum.Acayip hareketlendi, altını değiştirmek için sırtüstü yatırmak olağanüstü bir çaba gerektiriyor artık.
Bu arada, haftasonu baba-oğul benimkiler kız tavlamaya çıkmışlar ama 7'den 77'ye tüm dişileri oğlum tavlamış :)
Bu arada, haftasonu baba-oğul benimkiler kız tavlamaya çıkmışlar ama 7'den 77'ye tüm dişileri oğlum tavlamış :)
Salı, Ocak 08, 2008
İyileştik :)
Merak eden, yazan, arayan, soran herkese duyurulur. Biz iyileştik :)
İnanın çok mutluyum. Üstelik uykumuz da, yememiz de normale döndü. Hatta babamın iddiasına göre verdiği yarım kiloyu geri aldı bile. Geçmiş olsun dileklerini ileten herkese çok teşekkür ederim. Lütfen kendinize ve kuzucuklarınıza çok ama çok dikkat edin.
İnanın çok mutluyum. Üstelik uykumuz da, yememiz de normale döndü. Hatta babamın iddiasına göre verdiği yarım kiloyu geri aldı bile. Geçmiş olsun dileklerini ileten herkese çok teşekkür ederim. Lütfen kendinize ve kuzucuklarınıza çok ama çok dikkat edin.
Cumartesi, Ocak 05, 2008
Oğlum 10. ayını doldurdu, nice sağlıklı ve mutlu aylara, yıllara annem...
"Geç kalmış bir yeni yıl resmi. Oğlumdan da herkese mutlu yıllaaarrr!"


Bugün tam 10 aylık oldu oğlum. Ne yazık ki tam olarak iyileşmiş değiliz hala. Üstteki 4 dişi birden çıkmaya karar verince zaten güçsüz düşen o minnacık vücut, bir de virüsler gelince savaş alanına döndü. İnatçı 4 dişten sadece biri kendini gösterdi henüz. Diğerleri de çıksın, pasta yapıp konu komşuya dağıtacağım valla. Ne dişmiş beee.
Dün de ateşi 38,5 olunca dayanamayıp doktora götürdüm tekrar. Boğazı hafif kızarmış. Bu tür durumlarda %5 olasılıkla zatüreye dönüşme ihtimali nedeniyle doktorumuz antibiyotik verdi. Böylece benim en azından ilk 1 sene antibiyotik vermeme çabam da beyhude bir çabaya dönüştü tabi.
Büyükler hep der ya, "çocuğun hasta olduğuna değil de, huy değiştirdiğine yanarım" diye. Valla doğruymuş. O güzel güzel yiyen çocuk, 5-6 kaşıktan sonra yemez oldu. Üstelik o kadarcık mamayı bile kustu, hem de kaç kez. Sinirden ve üzüntüden ağlayarak kaç kez hem kendimin, hem de onun üstünü değiştirdim hatırlamıyorum. Hele o güzelim uyku düzenimiz hayal oldu. Gece boyunca 5-6 kez ağlayarak uyanıyor. Kucağıma almadan imkanı yok sakinleşmiyor. Hatta kucağımda bile uzun uzun ağladığı, mızırdandığı oldu. Çok uykusu oılmasına rağmen bir türlü uykuya dalamıyor. Yatağın içinde veya kucağımda dönüp duruyor. Kafasını oradan oraya yaslıyor. Mantra gibi ninni parçacıklarını tekrarlaya tekrarlaya sakinleştirip uyutmaya çalışıyorum. Evin koridorunda Poyraz kucağımda iken ninni söyleyerek volta atıyorum bütün gece. Sırtım, belim ve hatta kalça eklemlerim bile ağrıyor.
Asla biberon maması içmiyor. Hatta su dışında hiçbir sıvıyı da içmiyor. Emzirmenin değerini bir kez daha anladım. Bugün tüm yemeklerini sulu sulu hazırladım da biraz daha normal miktarlarda yedi neyse ki.
En üzücü tarafı da, 9 ayda 10,5 kg olan oğlum 10. ayını doldurduğunda yalnızca 9,600 kg. Bu hastalık oğlumdan tam 450 gram götürdü valla.
Neyse çok şikayet eder gibi oldum. Aslında bunlar normal şeyler. Nasıl olsa geçecek, dermansız dertleri olmasın da kuzuların.
Umarım bu acayip virüs salgınında sıramızı savmışızdır. Bir tur daha dönerse ailece en yakın hastaneye gidip bizi karantinaya almalarını isteyeceğim yoksa.
Az önce güzel güzel uyudu da ben de ihmal ettiğim blogumuza bişeyler yazabiliyorum. Umarım bu gece güzel uyursun bebeğim.
Aşağıda son birkaç gündür çekilmiş birkaç resim var. Sanırım durumu size özetler.
"Ateşini düşürmek için soğutucu bant yapıştırdık. Bantı çıkarmak isteyince de unutsun diye pencereden martılara ve kargalara bakmaya başladık"
"Ana-oğul hastayız"
Salı, Ocak 01, 2008
Grip beni de vurdu sonunda
Önce anneanne ve dede, sonra kuzucum, sonra babası derken ben de yorgan döşek hasta oldum.
Dün akşam Poyraz'ın gene çok ateşi vardı. İlaçlar fayda etmedi, sürekli alnını nemli tutarak ateşini düşürmeye çalıştım. Dereceyle ölçüp de 39,6'yı gördükçe çaresizliğimden ağladım resmen. Tamam belki biraz abartıyorum ama, ateşten tir tir titreyen ve anne diye kollarını bana uzatan kuzumu gördükçe kahroldum. Üstelik doğru dürüst birşey de yemedi tüm gün, ya kustu, ya da 5 kaşıktan sonra yemedi. Gece yarısı ateşi düştü. Ama uykusu oldukça huzursuzdu. Tabi ben de doğru dürüst uyuyamadım. Doğal olarak zaten belirtilerini göstermiş olan grip bugün bütün bedenimi sardı. Neyse ki Tonguç bugün biraz daha toparlanmıştı da çocukla ilgilenebildi. Kuzum bugün çok daha iyi, az önce uyudu ve ateşi yok şimdilik.
Benimse kafam sanki 50 kilo, vücudumda ağrımayan yerim yok. Öksürüyorum, burnumda iğne deliği kadar bile hava yolu yok.
Salgın var, lütfen kendinizi ve kuzularınızı koruyun. Kalabalığa sokmayın, elleriniz sık sık yıkayın.
Daha fazla yazacak da gücüm yok. Herkese iyi seneler diliyorum!
Dün akşam Poyraz'ın gene çok ateşi vardı. İlaçlar fayda etmedi, sürekli alnını nemli tutarak ateşini düşürmeye çalıştım. Dereceyle ölçüp de 39,6'yı gördükçe çaresizliğimden ağladım resmen. Tamam belki biraz abartıyorum ama, ateşten tir tir titreyen ve anne diye kollarını bana uzatan kuzumu gördükçe kahroldum. Üstelik doğru dürüst birşey de yemedi tüm gün, ya kustu, ya da 5 kaşıktan sonra yemedi. Gece yarısı ateşi düştü. Ama uykusu oldukça huzursuzdu. Tabi ben de doğru dürüst uyuyamadım. Doğal olarak zaten belirtilerini göstermiş olan grip bugün bütün bedenimi sardı. Neyse ki Tonguç bugün biraz daha toparlanmıştı da çocukla ilgilenebildi. Kuzum bugün çok daha iyi, az önce uyudu ve ateşi yok şimdilik.
Benimse kafam sanki 50 kilo, vücudumda ağrımayan yerim yok. Öksürüyorum, burnumda iğne deliği kadar bile hava yolu yok.
Salgın var, lütfen kendinizi ve kuzularınızı koruyun. Kalabalığa sokmayın, elleriniz sık sık yıkayın.
Daha fazla yazacak da gücüm yok. Herkese iyi seneler diliyorum!
Pazar, Aralık 30, 2007
Çooook yorgunum
Dün gece çok öksürdü, öksürdükçe uyanıp beni istedi. Tabi ben sersem oldum. Sabah 7'de kalktı, 9'da tekrar uyudu. Ben de onunla birlikte 11'e kadar uyudum. Çok iyi geldi. Saat 13.20'de tekrar uykusu geldi. Uyuttum. Bu sefer az uyur diye ben evin işlerini halledeyim dedim. Toz aldım, çamaşır astım, yemek yedim, babasına tarhana çorbası yaptım. Sonra da ballı adaçayı. O da yatıyor ve çok halsiz. Biraz gazete okudum. Çok başım ağrıyor. Bir de sol kolumda derin bir sızı var. Yorgunluktan herhalde. Bilseydim Poyraz'la yatardım ben de, saat 15.45 ve hala uyuyor. Belli ki bu hastalık onu çok yormuş. Bu arada öğlen meyvesini çok güzel yedi diye sevinmiştim. Bir öksürük sonucu balgam takılınca boğazına öğürdü ve hepsini kustu. Çok mutsuzum, minnacık kaldı sanki.
Boğazım hala batıyor ve ben hala öyle birşey yokmuş gibi davranmaya devam ediyorum. Anne uymaz, anne yorulmaz, anne hasta olmaz :)
Boğazım hala batıyor ve ben hala öyle birşey yokmuş gibi davranmaya devam ediyorum. Anne uymaz, anne yorulmaz, anne hasta olmaz :)
40 dereceyi gördüm
Cuma işten çıkıp eve geldiğimde Poyraz'la teyzesini uyurken buldum. Ateşini ölçeyim dedim, 39,5 idi. Hemen kaldırdım, üstünü iyice soydum. Islak bezleri vücuduna koydukça ağlıyordu kuzum. 10 dakika sonra tekrar ölçtüm. Bu sefer 40 derece idi. Panik oldum tabi, hemen ılık duşa soktum. Aşağıdaki resim duş sonrası hali. Sonra gece oldukça zor geçti. Bir önceki gece biraz fazla soyup üşütmüşüm herhalde demiştim ya, burun tıkanıklığında uyuyamadı canımın içi. Ama sabah çok güzel kalktı. Dün ateşi hiç yükselmedi. Hatta ateşi 35,7-35,8 civarında olunca ben iyice afalladım. Hala da anlayabilmiş değilim, neden ateşi bu kadar düştü diye. Ateşi düştü ama hala mızmız ve çok iştahsız. Ne yese kusuyor, süt içmiyor. Sık sık hapşırıyor ve bu geceden beri de öksürüyor.
Babası da hasta. Onun da ateşi var ve çocuğu taşşıyacak gücü bile yok.
Anlayacağınız, hasta bir bebek (bana yapışık:)), hasta bir koca ve işle dolu bir hafta sonu.
Sanırım benim de boğazım batıyor ama kendime bile çaktırmamaya çalışıyorum. Bakalım nereye kadar dayanacağım. 
Babası da hasta. Onun da ateşi var ve çocuğu taşşıyacak gücü bile yok.
Anlayacağınız, hasta bir bebek (bana yapışık:)), hasta bir koca ve işle dolu bir hafta sonu.
Sanırım benim de boğazım batıyor ama kendime bile çaktırmamaya çalışıyorum. Bakalım nereye kadar dayanacağım.
Cuma, Aralık 28, 2007
Ateşi var... Diş mi, 6. hastalık mı bilemiyoruz...
Aklım evde, kuzucum hasta. Dün sabah ben bırakırken biraz sıcaktı. Sonra babası ateşini ölçmüş 38 imiş. Klasik Calpol şurup verdirdim 1 tatlı kaşığı ama ateşi düşmedi. Hatta 39'a çıkıp, oğlum lodos yemiş balık gibi pelte olunca (tabi bunu teyzesi haber verdi) doktorunu arayıp randevu aldım. Ancak akşam 17.30'a randevu alabildim. Sonra dayanamayıp işten çıktım ve oğlumun yanına gittim. 10 aydır neredeyse ilk kez bu kadar ateşlendiği ve ateşi düşmediği için endişelendim.
Eve gittiğimde teyzesi onu soymuştu zaten, beni görünce hemen kucağıma atladı. Vücudu ateş gibiydi ya, gözler bayılmıştı. Kulaktan ölçüme güvenmeyip, cıvalı dereceyle poposundan ölçüp de 39,5 dereceyi görünce hemen ılık duşa soktum. Biraz düştü sonra gene yükseldi ateşi. Tabii bu arada sürekli mızıldanıyor. Birşey de yememiş doğru dürüst. Ateşi yükseldikçe uyukluyor. Ateşi düştükçe biraz oynamaya başlıyordu. Sonra babası da geldi, doktora götürdük. Tabii sabahtan beri mızıklayan bir bebeğe bakmaktan yemek yiyemeyen teyzemizi azad ederek :) İyi ki kardeşim müsaitti, yoksa annemle babam da yorgan döşek hastayken ben ne yapardım.
Neyse doktora gittik. Doktor amcamız hemen aldı oğlumu. Benim sıpanın ateşi yükselmeye, gözleri baygın baygın bakmaya başlamıştı aslında ama keyfi yerinde idi. Doktor amcaya alkış yaptı, deli deli yaptı, parmağını avucunun içine değdirerek biir bir anlatcam dedi...Doktor amca da bu arada bizi bir güzel muayene etti. Oğlumun boyu çok uzamış. 24 günde tam 2,5 santim uzamış ve 74 santim olmuş. Uzadığını biliyordum çünkü bütün giysileri kısa gelmeye başladı. Ama kilosu azalmış. 350 gram vererek 9,800 kg olmuş. Büyük ihtimalle bu ateşten, su kaybetmiştir dedi. Neticede üst dişlerimizin 4'ü birden yolda. Zaten eli hep ağzında ve canının çok yandığı belli. Doktor bir de 6. hastalıktan olabilir ama bunu şimdi anlayamayız dedi. 6. hastalık çocuklarda görülen 3-5 gün ateşten sonra kırmızı döküntüyle sonuçlanan virütik ve bulaşıcı bir hastalık. Bakalım, ateş bitince döküntü olursa anlayacağız ki 6. hastalık oğlumu bu hale getirmiş.
Diş çıkarmak ateş yapar mı, yapmaz mı diye tıp çevrelerini bile 2'ye bölen bir tartışma var. Ben olayı şöyle yorumluyorum artık. Diş çıkarmak minnacık bir bebek için çok yorucu, çok can acıtan bir süreç. Metabolizma enerjisinin büyük bir kısmını dişlere harcıyor. Dolayısı ile de vücut daha savunmasız kalıyor. Bağışıklık sistemi pek gelişmemiş bir minik kuzu da bu süreçte hastalıklar karşısında daha zayıf kalıyor. Enfeksiyonlara daha kolay yakalanıyor. Birçok enfeksiyonun belirgin belirtisi de ateş olduğu için, diş çıkarmaya ateşin eşlik etmesi normal bir durum oluyor.
Yalnız ben dün bir yerde yanlış yaptım sanırım. Doktorumuz ateşi 38'e düşene kadar sadece beziyle tutun. 38'in altına düşünce de sadece body giydirin. Ellerinin ve ayaklarının soğuk olması sizi yanıltmasın. Bu ateşi atmak için gelişen bir mekanizmadır dedi. Üzerine de ince birşey örtmemizi istedi. Ben de onu body ile yatırdım. Üstüne de ince bir pike örttüm. Gece boyunca ateşi bazen yükseldi, bazen düştü. 37,5 civarına düşünce pijamalarını giydirdim ama üzerinde kısa kollu birşey vardı. Üzerine örttüğüm örtüyü de giderek kalınlaştırdım. Kolları hep buz gibiydi. Sabaha karşı yatağına geçirip, üzerine yorganını örttüm. Ama sanırım biraz üşütmüş. Nerede üşüdü emin değilim ama bugün hapşırıyor ve burnu akıyor. Resmen kaş yapayım derken, göz çıkarmışım. Ama bu dengeyi kurmak öyle zor ki.
Bugün yine teyzesi yanında. Güzel olan, yemeğini yemiş. Ama ateşin seyri dünkü gibi. Her 5 saatte bir 1 çay kaşığı İbufen veriyoruz. Arada ateşi gene yükselirse 1 tatlı kaşığı calpol de verebilirmişiz. Ah şu küçük pirinç dişler bir çıksa da rahatlasa benim minnoşum. Şimdi işteyim ama aklım evde. Neyse ki bugün cuma ve 2 gün oğlumla ilgilenebileceğim. 1, 5 saat kaldı çıkmama. Dayan kuzucum, annecik gelip kucaklicak seniiii.
Eve gittiğimde teyzesi onu soymuştu zaten, beni görünce hemen kucağıma atladı. Vücudu ateş gibiydi ya, gözler bayılmıştı. Kulaktan ölçüme güvenmeyip, cıvalı dereceyle poposundan ölçüp de 39,5 dereceyi görünce hemen ılık duşa soktum. Biraz düştü sonra gene yükseldi ateşi. Tabii bu arada sürekli mızıldanıyor. Birşey de yememiş doğru dürüst. Ateşi yükseldikçe uyukluyor. Ateşi düştükçe biraz oynamaya başlıyordu. Sonra babası da geldi, doktora götürdük. Tabii sabahtan beri mızıklayan bir bebeğe bakmaktan yemek yiyemeyen teyzemizi azad ederek :) İyi ki kardeşim müsaitti, yoksa annemle babam da yorgan döşek hastayken ben ne yapardım.
Neyse doktora gittik. Doktor amcamız hemen aldı oğlumu. Benim sıpanın ateşi yükselmeye, gözleri baygın baygın bakmaya başlamıştı aslında ama keyfi yerinde idi. Doktor amcaya alkış yaptı, deli deli yaptı, parmağını avucunun içine değdirerek biir bir anlatcam dedi...Doktor amca da bu arada bizi bir güzel muayene etti. Oğlumun boyu çok uzamış. 24 günde tam 2,5 santim uzamış ve 74 santim olmuş. Uzadığını biliyordum çünkü bütün giysileri kısa gelmeye başladı. Ama kilosu azalmış. 350 gram vererek 9,800 kg olmuş. Büyük ihtimalle bu ateşten, su kaybetmiştir dedi. Neticede üst dişlerimizin 4'ü birden yolda. Zaten eli hep ağzında ve canının çok yandığı belli. Doktor bir de 6. hastalıktan olabilir ama bunu şimdi anlayamayız dedi. 6. hastalık çocuklarda görülen 3-5 gün ateşten sonra kırmızı döküntüyle sonuçlanan virütik ve bulaşıcı bir hastalık. Bakalım, ateş bitince döküntü olursa anlayacağız ki 6. hastalık oğlumu bu hale getirmiş.
Diş çıkarmak ateş yapar mı, yapmaz mı diye tıp çevrelerini bile 2'ye bölen bir tartışma var. Ben olayı şöyle yorumluyorum artık. Diş çıkarmak minnacık bir bebek için çok yorucu, çok can acıtan bir süreç. Metabolizma enerjisinin büyük bir kısmını dişlere harcıyor. Dolayısı ile de vücut daha savunmasız kalıyor. Bağışıklık sistemi pek gelişmemiş bir minik kuzu da bu süreçte hastalıklar karşısında daha zayıf kalıyor. Enfeksiyonlara daha kolay yakalanıyor. Birçok enfeksiyonun belirgin belirtisi de ateş olduğu için, diş çıkarmaya ateşin eşlik etmesi normal bir durum oluyor.
Yalnız ben dün bir yerde yanlış yaptım sanırım. Doktorumuz ateşi 38'e düşene kadar sadece beziyle tutun. 38'in altına düşünce de sadece body giydirin. Ellerinin ve ayaklarının soğuk olması sizi yanıltmasın. Bu ateşi atmak için gelişen bir mekanizmadır dedi. Üzerine de ince birşey örtmemizi istedi. Ben de onu body ile yatırdım. Üstüne de ince bir pike örttüm. Gece boyunca ateşi bazen yükseldi, bazen düştü. 37,5 civarına düşünce pijamalarını giydirdim ama üzerinde kısa kollu birşey vardı. Üzerine örttüğüm örtüyü de giderek kalınlaştırdım. Kolları hep buz gibiydi. Sabaha karşı yatağına geçirip, üzerine yorganını örttüm. Ama sanırım biraz üşütmüş. Nerede üşüdü emin değilim ama bugün hapşırıyor ve burnu akıyor. Resmen kaş yapayım derken, göz çıkarmışım. Ama bu dengeyi kurmak öyle zor ki.
Bugün yine teyzesi yanında. Güzel olan, yemeğini yemiş. Ama ateşin seyri dünkü gibi. Her 5 saatte bir 1 çay kaşığı İbufen veriyoruz. Arada ateşi gene yükselirse 1 tatlı kaşığı calpol de verebilirmişiz. Ah şu küçük pirinç dişler bir çıksa da rahatlasa benim minnoşum. Şimdi işteyim ama aklım evde. Neyse ki bugün cuma ve 2 gün oğlumla ilgilenebileceğim. 1, 5 saat kaldı çıkmama. Dayan kuzucum, annecik gelip kucaklicak seniiii.
Salı, Aralık 25, 2007
Bebeğim gerçekten büyüyor...
Koskocaaa 4,5 gün geçirdik kuzucumla, koyun koyuna. Öyle tatlı geldi ki bu tatil, ikimize de. Daha çok tatili olan 2008'i iple çekiyoruz :)
Canım oğlum artık çok daha hareketli, çok daha haşarat. Kaşla göz arasında öyle şeyler yapıyor ki, inanamazsınız.
Carrefour'da alışveriş yapıyorduk. Önce alışveriş arabasına oturdu. Sonra orda da sıkıldı, kucak istedi. Öyle tatlı istedi, öyle cilveler yaptı ki, babası eridi ve kucağına aldı. Bir kolunda oğlu, diğer elinde bebek arabası. Benim elimde içi dolu alışveriş arabası ve oğlumun eşyaları. Acayip komiktik. Bu halde raflara saldırmayı, ankesörlü telefonu aşağıya indirmeyi, kasadaki kredi kartı için şifre girilen aleti kurcalamayı başardı.
Yaptığı herşeyi öyle bir ciddiyetle yapıyor ki, sanırsınız nükleer araştırma yapıyor. Bayılıyorum o hallerine. Herşey onun için o kadar yeni ki, önünde keşfedeceği koskocaman bir dünya var.tek "Deli deli" diyerek tek elini sallıyor, bayılıyorum. Hele o deli deli derken dil bir pabuç dışarı çıkmıyor mu. Oğlumun anne, anane ve dede'den sonra deli demesi de cabası :)))
Dedesinin aldığı bir org var. Ona bayılıyor. Otomatik kaydedilmiş melodilerinden birini çalıyor tesadüfen tuşlara basarken. Sonra da başlıyor sallanıp alkışlamaya. O minik ellerin alkışlamasına da bitiyorum resmen.
Dedesinin aldığı bir org var. Ona bayılıyor. Otomatik kaydedilmiş melodilerinden birini çalıyor tesadüfen tuşlara basarken. Sonra da başlıyor sallanıp alkışlamaya. O minik ellerin alkışlamasına da bitiyorum resmen.
Oğlum tam bir ateşböceği. Nerede bir ışık kaynağı var, göz orada. Doğal olarak nesnelerden ilk lamba kelimesini öğrendi. Söylemiyor ama, nerede olursak olalım, "Lamba nerde oğlum?" dediğimizde tavandaki lambayı bulup gösteriyor.
Anneannemiz ve dedemiz tatilden döndü dönmesine ama ikisi de acayip hasta. Ateşler içinde yorgan döşek yatıyorlar. Dün teyzemiz oğluşa baktı ama bugün onun da işi vardı. Mecburen ben izin almak zorunda kaldım. Bu durumdan şikayetçi olduğumu söyleyemicem :)
Fırsattan istifade uzun süredir göremediğim Gamze ve oğlu Ali'ye ziyarete gittik. Ali büyümüş, çok şeker bir oğlancık olmuş. Onu severken Poyraz'ın benim dikkatimi çekmek için attığı çığlıkları ve kahkahaları görmeliydiniz. Gamze acayip eğlendi bu durumla. Canım oğlum büyümüş de annesini kıskanır olmuş.
Aşağıda ikisinin birlikte çekilmiş ilk resimleri var.
"Anne oyuncağımı yiyo Poyraz... Çok mutsuzum!!!"
Bugün ilk defa 4 ayak üstünde emekledi. Ama parke üstünde yine de komando sürünmesinden vazgeçemiyor. O haliyle bile, tutun şu yaramazı diye peşinden emekleyince pıtı pıtı kaçmaya çalışıyor. Ağzı kulaklarda ama, çok şeker.
Fotoğraf makinesine de özel bir ilgisi var. Ne zaman fotoğrafını çekmeye çalışsam en Clark Gable bakışıyla bakıyor, sonra da makineye atlıyor.
Yemek konusunda Başak'la bir tür iş paylaşımı yaptık. Ne kadar az miktarlarda yemek yaparsak yapalım yine de en az 4 günlük yemek çıkıyor. Biz de sırayla yemek yapıp, Poyraz ve Piraye'ye paylaştırıyoruz. Bir Başak pişiriyor, bir ben. Sütanne olamadık ama, "mama anne" olduk sanıyorum:)
Başak demişken, sadık bir okuyucum olduğunu öğrendiğim Mine'ye de sevgiler yolluyorum. Mine'cim sen de benim için bol bol chianti iç olur mu?
Dün Poyraz'a teyzesi bakarken, oğluma birtakım saç modelleri uygulayıp eğlenmiş. Doğrusu fotoğraflara bakınca ben de çok eğlendim. İşte oğlumun saç modelleri, artık duruma ve kıyafete göre saç modeli yapıp çıkacağız sokağa.
NOT: Bu yazıyı dün yazmıştım aslında ama evdeki internet bağlantımda sorun çıktığı için yayınlayamadım. Bugün işe geldim. Oğlumun yanında teyzesi var.
Cuma, Aralık 21, 2007
Bayram molası

Oğlumla bayram yapıyorum. Bütün enerjimi küçük adamıma harcadığım için yazmaya hiç kalmıyor :) Çok yoruluyorum ama bu bayram hiç bitmesin istiyorum. Oğlumun yeni numaralarını size bayramdan sonra yazarım artık. Zaten yeni fotoğraf da yok çünkü fotoğraf makinemiz anneanne ve dede ile birlikte tatilde. Bugün Piroş'la çektirdiğimiz resimleri Başak yollarsa bekletmeden koyarım ama :)
Gördüğünüz gibi fikrim de, zikrim de bayramdan sonraya işaret ediyor. Herkese kucak dolusu sevgiler... Birkaç gün sonra görüşmek üzere...

Pazartesi, Aralık 17, 2007
Minik kuzudan haberler
Canım oğlumun büyüdüğünü gözlerimle görüyorum ve bu durum beni dehşete düşürüyor. Resmen an be an değişiyor. Artık yatarken oturur pozisyona rahatlıkla geçtiği gibi, sehpaya tutunup ayağa kalkmaya, hatta utanmadan ayağını da sehpanın üzerine atmaya çalışıyor. Lamba nerde diye sorunca, evdeki lambalara bakıyor benim ateşböceğim. Alkış diyince alkış yapıyor ve sonra da utanıp o tombul elleriyle yüzünü kapıyor. Komando sürünmesinde çok ilerledi. Bir anda gözden kaybolup sonra yatağın altından filan çıkabiliyor. Kucağıma alıp dans ettiğim zaman son derece komik ve ciddi bir yüz ifadesi ile uzun hava benzeri melodiler mırıldanıyor. Canı kucak istediğinde kucağımıza almıyorsak, en acıklı sesiyle "dedeeee del" diye bağırıyor. En kucakçı dede çünkü. Teyzesini daha uzaktan görünce kıkırdamaya başlıyor. En çok teyzemiz bizimle şımarıyor çünkü. Abisini görünce ise ayaklar sevinçten yerinde durmuyor. Ama abisinin oyunlarına dahil olmak isteyip de abisi izin vermeyince kıyameti kopartıyor.
Aşağıda resimlerde göreceğiniz bir kırmızı tulumu vardı, birkaç kere gece yatarken onu giydirdim ama o tulumu giydirdiğim 2 gece de çok huzursuz uyudu. Ben de bu 2 uzun geceden sonra farkettim ki, tulumun sırtı boydan boya çıtçıtlı. Belki de bu potluk yapıyordur diye çıkartıp, yumuşacık penye tulumunu giydirdim. Aynı gece 2 kalın battaniye örtmeyi bırakıp, yumuşacık ve hafif yorganını örttüm. O günden beri daha rahat uyuyor gibi. Artık hangisi sayesinde bilemiyorum ama ben sonuçtan memnunum.
Birkaç yazı önce size nezle konusunda önerilerde bulunacağımı söylemiştim. Şimdi yazıyorum. Poyraz yaklaşık 1 hafta ciddi nezleydi. Burnu çok akıyordu, yatınca da tıkanıyor ve uyanıyordu. İlaç vermek istemediğim için şöyle yöntemler denedim. Poyraz yatmadan 1 saat kadar önce hava nemlendirici ile odasını %55-60 düzeyinde nemlendirdim. Aynı zamanda camı da açarak odasının ısısını 22 dereceye düşürdüm. Normalde kalorifer peteğini kapasam bile odası 24-25 derece oluyor çünkü. Yatmdan önce Milupa'nın karışık bitki çayından yapıp ılık ılık içirdim. Burnunu aspiratör ile iyice temizleyip (ne kadar çok sümük çıktığına inanamazsınız), bol okyanus suyu ile yıkadım. Ve son hamle! Yatağında birkaç yere ve uyku tulumunun boynuna yakın yerlerine 1'er damla okaliptus yağı damlattım. Nefes açıcı etkisiyle bebeğim gece boyunca rahat uyudu. Okaliptus yağını solumasının bir zararı var mıdır bilemiyorum ama burnuna çok yakın yerlere sürmediğim için, herhangi bir şuruptan daha zararlı olmaz diye düşünüyorum. Umarım hiçbirini denemek zorunda kalmazsınız ama nezle gerçekten minnoşları uyutmadığı için çok can sıkıcı olabiliyor. Tabi annemin mandalina suyu takviyelerini de unutmamak lazım.
Geçen hafta okuduğum birkaç yazı Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar hakkında tekrar düşünmeme sebep oldu. Çok küçük bir önlem ama bir çiftlikten yiyecek paketi sipariş ettik. Cumartesi kapımıza kadar bırakılan pakette 1'er kg kuru soğan, balkabağı, pırasa, ıspanak, kereviz, narenciye, 1'er demet maydonoz, marul ve taze soğan vardı. Bu paketin karşılığı 30 YTL idi. Şimdilik sadece kerevizi pişirip yedik, kokusu muhteşemdi. Marul ve maydonoz küçücük idi, hani balkonda saksılarda yetiştirdiklerimiz gibi. Belki de kendimi rahatlatıyorum, bilemiyorum tabi.
Kereviz diyince, kerevizi zeytinyağlı olarak yaprakları ile birlikte pişirdim. Biz de yedik, ezilmişini kuzum da. Adam oldu benim aşkım, pek taneli olmamak kaydıyla herşeyi yiyor maşallah.
Son olarak da yeni sloganımızı yazarak bitireyim bu yazıyı. Her alt değiştirmeye giderken, hoplaya zıplaya bunu söylüyoruz :)
"Popişkolar temiz olsun, topişkolar rahat etsin"


Aşağıda resimlerde göreceğiniz bir kırmızı tulumu vardı, birkaç kere gece yatarken onu giydirdim ama o tulumu giydirdiğim 2 gece de çok huzursuz uyudu. Ben de bu 2 uzun geceden sonra farkettim ki, tulumun sırtı boydan boya çıtçıtlı. Belki de bu potluk yapıyordur diye çıkartıp, yumuşacık penye tulumunu giydirdim. Aynı gece 2 kalın battaniye örtmeyi bırakıp, yumuşacık ve hafif yorganını örttüm. O günden beri daha rahat uyuyor gibi. Artık hangisi sayesinde bilemiyorum ama ben sonuçtan memnunum.
Birkaç yazı önce size nezle konusunda önerilerde bulunacağımı söylemiştim. Şimdi yazıyorum. Poyraz yaklaşık 1 hafta ciddi nezleydi. Burnu çok akıyordu, yatınca da tıkanıyor ve uyanıyordu. İlaç vermek istemediğim için şöyle yöntemler denedim. Poyraz yatmadan 1 saat kadar önce hava nemlendirici ile odasını %55-60 düzeyinde nemlendirdim. Aynı zamanda camı da açarak odasının ısısını 22 dereceye düşürdüm. Normalde kalorifer peteğini kapasam bile odası 24-25 derece oluyor çünkü. Yatmdan önce Milupa'nın karışık bitki çayından yapıp ılık ılık içirdim. Burnunu aspiratör ile iyice temizleyip (ne kadar çok sümük çıktığına inanamazsınız), bol okyanus suyu ile yıkadım. Ve son hamle! Yatağında birkaç yere ve uyku tulumunun boynuna yakın yerlerine 1'er damla okaliptus yağı damlattım. Nefes açıcı etkisiyle bebeğim gece boyunca rahat uyudu. Okaliptus yağını solumasının bir zararı var mıdır bilemiyorum ama burnuna çok yakın yerlere sürmediğim için, herhangi bir şuruptan daha zararlı olmaz diye düşünüyorum. Umarım hiçbirini denemek zorunda kalmazsınız ama nezle gerçekten minnoşları uyutmadığı için çok can sıkıcı olabiliyor. Tabi annemin mandalina suyu takviyelerini de unutmamak lazım.
Geçen hafta okuduğum birkaç yazı Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar hakkında tekrar düşünmeme sebep oldu. Çok küçük bir önlem ama bir çiftlikten yiyecek paketi sipariş ettik. Cumartesi kapımıza kadar bırakılan pakette 1'er kg kuru soğan, balkabağı, pırasa, ıspanak, kereviz, narenciye, 1'er demet maydonoz, marul ve taze soğan vardı. Bu paketin karşılığı 30 YTL idi. Şimdilik sadece kerevizi pişirip yedik, kokusu muhteşemdi. Marul ve maydonoz küçücük idi, hani balkonda saksılarda yetiştirdiklerimiz gibi. Belki de kendimi rahatlatıyorum, bilemiyorum tabi.
Kereviz diyince, kerevizi zeytinyağlı olarak yaprakları ile birlikte pişirdim. Biz de yedik, ezilmişini kuzum da. Adam oldu benim aşkım, pek taneli olmamak kaydıyla herşeyi yiyor maşallah.
Son olarak da yeni sloganımızı yazarak bitireyim bu yazıyı. Her alt değiştirmeye giderken, hoplaya zıplaya bunu söylüyoruz :)
"Popişkolar temiz olsun, topişkolar rahat etsin"
Abimizin doğum günü
Haftaya leşim çıkmış bir vaziyette başlıyorum. Dün büyük kuzumun doğum gününü yaptık. Can dostlarım mekanları Heybeliada Lokantası'nı bize açtılar. Tam 11 tane 7 yaşında azman, 2 aylık, 9,5 aylık ve 11 aylık olmak üzere 3 bebek (en uslular onlardı) ve tam 20 yetişkin idik. 11 tane 7 yaşında azmanın biraraya gelince neler yapabileceğini gerçekten hiç bilmiyor muşum? İtiraf edeyim 2 tanesini pencereden aşağı atmamak için kendimi çok zor tuttum. Neyse sonuçta Anı'cım mutlu oldu. Hatta çok mutlu oldu çünkü ona daha önce hiç arkadaşlarıyla doğum günü partisi yapamamıştık. Bununla da en az 3 yıl idare etsin artık :)
Birkaç fotoğraf koysam fazla söze gerek olmadan durumu anlarsınız sanıyorum.
Resimleri daha sonra koyacağım, acil işim çıktı :(
İşte fotolar...




Birkaç fotoğraf koysam fazla söze gerek olmadan durumu anlarsınız sanıyorum.
Resimleri daha sonra koyacağım, acil işim çıktı :(
İşte fotolar...
Salı, Aralık 11, 2007
Süper anne - son durum
Çamaşırlar toplandı. Kirli çamaşırlar görmezden gelindi. Temiz bulaşıklar yerlerine, kirli bulaşıklar makineye yerleştirildi. Poyraz'ın yarın tarhana yemesine karar verildi. Anne ve baba dondurulmuş pizza yiyecekler (saat 22.57)
Şirketin işleri halloldu. Salondaki ambiyans devam ediyor.
Süper anne salona geçip, pizzasını yiyip şarap içecek ve muhtemelen 15 dakika içinde de sızacak...
Herkese iyi geceler...
Şirketin işleri halloldu. Salondaki ambiyans devam ediyor.
Süper anne salona geçip, pizzasını yiyip şarap içecek ve muhtemelen 15 dakika içinde de sızacak...
Herkese iyi geceler...
Geleneği bozmayalım; haftasonu resimleri...
İşte oğlumun yeni oyuncağı; çamaşır sepeti.

Banyo yapmış, taranmış, kremlenmiş bir mis böcüüüü...

1 hafta burnumuz aktı, işte resmi. Şimdi iyiyiz ama. Burnu tıkanan bebelere öneriler daha sonra ;)

Su içmeye bayılıyor kuzum, artık biberonu tutup içmeyi de öğrendi. Yeni sloganımız şu; "İçiyorum, işiyorum!"
Banyo yapmış, taranmış, kremlenmiş bir mis böcüüüü...
1 hafta burnumuz aktı, işte resmi. Şimdi iyiyiz ama. Burnu tıkanan bebelere öneriler daha sonra ;)
Su içmeye bayılıyor kuzum, artık biberonu tutup içmeyi de öğrendi. Yeni sloganımız şu; "İçiyorum, işiyorum!"
Valla hiç alçak gönüllü olamayacağım, ben bir "süper anne"yim

Yatak odasında kimi çoktan kurumuş, toplanmış ve yerde bir tepe yapılmış, kimi de kurumuş ama hala askıda olan, katlanmayı veya ütülenmeyi bekleyen bir yığın çamaşır var. Banyoda kirli çamaşır sepeti dolmuş da taşıyor. Oysa daha hafta sonu 2 makine çamaşır yıkamıştım. Oğlanın odasında onun çamaşır torbası o kadar dolu ki neredeyse kapı kapanmıyor. Sapsız süpürgem sağolsun hergün bir takım giysi çıkartıyor. Mutfakta tezgahın üzerinde bir tane bardak koyacak yer yok, ama tezgahı boşaltamıyorum çünkü bulaşık makinesi yıkanmış bulaşıklarla dolu. Salonda oğlanın oyuncakları ve hafta sonundan kalma gazete yığınları hoş bir ambiyans oluşturmuş. Oğlumun yarın yiyecek maması yok. Ona yemek yapmam lazım. Oğlumun yok da bizim yiyecek bir şeyimiz var mı :) Kocam da kendine tost yapsın artık.
Bu kadar işin arasında ben ne yapıyorum. Blogumu güncelliyorum. Tam da bu nedenle ben bir süper anneyim. Dalga geçiyorum sanıyorsunuz ama 1 şişe soda içilesi dinlenme molamı da blogumu güncelleyerek değerlendiriyorum demek istemiştim. Şimdi sırayla yukardaki işleri yapacağım. Ve hatta bunun dışında işten çıkmak üzereyken istenen bir işi de bu gece içinde halledeceğim. Şimdi sorarım size ben değilsem kim süper anne? Daha da genişleteyim, üç aşağı, beş yukarı tüm annelerin temposu bu olduğundan tüm anneleri "süper anne" ilan ediyorum.
Adale tutulmaları madalyanız, baş ağrıları şanınız olsun :)))
Not: Söz veriyorum yatmadan önce tekrar yazıp, son durum bilgisi vereceğim.
Salı, Aralık 04, 2007
Haftasonu resimleri...
İşte evimizin salonunun her zamanki hali. Oyuncak halısı serilmiş, oyuncaklar ortalığa saçılmış. Bu dağınıklığa alıştım :)


Bu da alt iki dişimizin belgesi. Ne zamandır çekmek istiyordum ama ancak bugün çekebildim. Tatlı komşularımız Hamide Teyze ve Hüseyin Amca badem şekeri getirmişler. Oğlumun dişleri badem şekeri kadar sert ve beyaz olsun diyeymiş... Oğlanın dişlerini bilemeyeceğim ama o badem şekerlerini yemekten bizde diş kalmayacak :)
Cumartesi oğlanı yatırdım, çok uykusu vardı. Dalmak üzereydi. Ben de çamaşırlarını dolaba yerleştirirken bir çift göz tarafından izlendiğimi farkettim. Çok muzırdı, hemen fotoğrafını çektim.
Bu da alt iki dişimizin belgesi. Ne zamandır çekmek istiyordum ama ancak bugün çekebildim. Tatlı komşularımız Hamide Teyze ve Hüseyin Amca badem şekeri getirmişler. Oğlumun dişleri badem şekeri kadar sert ve beyaz olsun diyeymiş... Oğlanın dişlerini bilemeyeceğim ama o badem şekerlerini yemekten bizde diş kalmayacak :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
