Çarşamba, Şubat 13, 2008

Ne yemek yapıcam ya...

Oğlumun yemeklerini yapmayı seviyorum ama ne yapacağım konusu beni yıpratmaya başladı. Mümkün olduğunca çok sebze çeşidi kullanmaya çalışıyorum. Hergün et vermeye çalışıyorum. Ama bazen çok başarısız oluyorum.

Dün akşam evdeki tüm sebzelerden birer parça buharda pişirdim. Bir parça eti de haşladım. Amacım sadece eti blenderdan geçirip, diğerlerini çatalla ezerek karıştırmak idi. Bunu da başardım. Kavanoza koydum ve sabah anneme bıraktım.

Öğleyin oğlanın yemek saatinden sonra annem aradı ve aynen şunları söyledi;
"Bu yemek iğrenç olmuş. 4. kaşıktan sonra Poyraz kustu. Ben tatım 1 saattir ağzımın tadı geçsin diye ekmek çiğniyorum. Al kavanozun gerisini de akşama sen ye..."
Oysa dün akşam pişirdikten sonra tatmıştım ve çok tatlı bulmuştum.
Sonra bana içine neler koyduğumu sordu. Söyleyince de, adam gibi yemek yapsana. O ne biçim karışım diye kızdı.
Sanırım oğlum sağlıklı beslensin, her besin grubundan, her mineralden bişeyler alsın mantığımın kurbanı oldum.

Merak ettiğinizi biliyorum, içine neler koyduğumu yazıcam.
2 adet yer elması, 2 adet kırmızı biber (kabuklarını ayıkladım), 1 küçük çiçek brokoli, 5-6 yaprak pazı ve 1 adet avokado....

E ne pişiricem ben bu çocuğa, patates+havuç bazlı yemeklerden sıkılmıştır diye düşündüm. Önceki gün yeşil mercimek yapmıştım. Onu güzel yemişti.

Oğluma henüz balık yediremedim. Çünkü öyle çiğneyip yutacağı şeyleri yemiyor. Başka nasıl yedireceğimi de bilmiyorum. Haşlayıp çorbasını mı yapsam?

Henüz ciğer de yediremedim. Et gibi haşlayıp sebzesine mi koymalı, kötü olmaz mı?

Beyin filan yediriyorlarmış, yedirmeli miyim?

Bu akşam ne pişireyim şimdi ben bu çocuğa yaaaa, zeytinyağlı kereviz mi yapsam acaba... Şöyle havuçlu filan...

Çarşamba, Şubat 06, 2008

Bana bir masal anlat anne

Bana bir masal anlat anne

'Tek istediğim sahici bir anne'.Bana aldığın bütün oyuncaklardan vazgeçebilirim senin için çünkü tek istediğim sahici bir anne. Sadece bir anne!..

Bana bir masal anlat anne; babaların işe giderken, anneleri yanında götürmediği zamanlarda geçsin. Çocuklar sabahları kızarmış ekmek kokusuna uyansın. Akşam olduğunda fırından yeni çıkmış ekmekle eve dönen babalarını pencerede beklesin. Yağmur yağarken anneler "Arap kızı" şarkısını mırıldansın çocuklarına. Arkadaşlığı kreşlerde değil, karşı komşunun evinde tanısın. Hani sen öyle büyümemiş miydin? Biliyorum bunlar eskide kaldı. Kadın bağı reklamlarında verdikleri gazla uçurdular kadınları. 'Çalışın anneler, sen çalışmazsan o çalışmazsa kime satılır bu süt sağma makinaları; anne sütüne eşdeğerde hazır mamalar, bu yüzlerce oyuncak? Bir de, kozmetik masraflarını, marka giysileri hesaba katarsak'... Kimse filmin ikinci yarısından söz etmedi ama. Birileri kesesini doldururken çocuklar gündüzleri yetim bırakıldı ve anne diye ağladıklarında tutundukları hiçbir şey anne sıcaklığında değildi. Çocuklara kauçuk bir dünya sunuldu anne. Yalancı memeler, yalancı sütle dolu biberonlar, sahte ana kucakları. Anneler işe giderken çocuklar çocukluğundan kaybetti.
Eksik kalan Her çocuk bir gün büyür anne, böyle bakarsak çocuk büyütmeye; her anne de annedir. Oysa neler eksik kalmıştır hayatımızda kimse dönüp sormaz, bir de elimize kalan dünyanın bunca telaşa değip değmediğini. İşte kadınların özgürlüğü böyle bir şey anne. Siz kendi ayaklarınızın üstünde durdukça taşıdığınız yük gün be gün artar. Sizin mücadeleniz rüzgara karşı, anne olduktan sonra. Eteğini çekiştiren bir çocukla kaç kilometre hız yapılabilir sence, bir insan hangi birine yetebilir? Anneler adına kimse konuşmadı gerçekte. Bu yüzden sıra bana geldi. Habire fısıldadılar önüne çıkan dergilerin gizli satırlarında, anne-bebek sitelerinin sözde psikolog yorumlarında, aldattılar seni anne; 'önemli olan nitelikli zaman'! Henüz konuşamadığım için sana 'inanma onlara' diyemedim anne. Bak şimdi yaşadığın hayata, işten eve evden işe koşturup dururken yaşamın ilk yarıdan ne kadar da nitelikli... Daha tüyüm bitmeden beni gazeteden bulduğun bakıcıya emanet ederken "delirdim mi ben" diye dürtükleyen hormanlarını dinlemeliydin anne. Ama hayat ne getirir bilinmez dediler sana etrafındaki insanlar. Olabilecek kötü örneklerle seni korkuttular. Oysa bir bebeğin bakıcıyla büyümesi de yeterince korkutucu değil mi? Eve getirdiğin oyuncak, yeni giysi, maaşından artan para olmazsa, hayatımızda neler değişecek diye de sor kendine. Annesiz geçen zamanlarımı ve yorgun bir anne kucağını da hesaba katarsak asıl yoksulluk hangisi sence? Bir gün geriye baktığında telaş içinde yaşanmış gençliğin ve yarım yamalak bir annnelik yüzünden için acıyabilir. İşte o zaman duyduğun pişmanlık ikimizin işine de yaramaz anne. Bir orta yol olmalı anne, bulunmalı... Ne annelik anneliğe, ne bebeklik bebekliğe benziyor şimdilerde. Bana aldığın bütün oyuncaklardan vazgeçebilirim senin için çünkü tek istediğim sahici bir anne. Sadece bir anne!..
MELTEM NİZAMOĞLU ÖZTÜRK: Anne
Radikal 20.01.2008

Bir rüya gördüm...

Dün gece bir rüya gördüm. Bir önceki gece de neredeyse aynı rüyayı görmüştüm.

Rüyamda sürekli birşeyler yapmaya çalışıyorum. Ordan oraya koşuşturuyorum. Bu işleri yapmak için bazı makineler var etrafta. Ama bu makinelerin bir kısmı çıplak, yani hani kasaları, kaportaları yok. Onları kapatamıyorum. Bazılarına da örtüler, kılıflar geçiriyorum. Ama onlar da çok büyük geliyor makinelere. Hiçbirşeyi olduramıyorum. Koşturuyorum, koşturuyorum hiçbirşeye yetişemiyorum....

Sıkıntıyla uyandım.

Dün akşam yatarken, sevdiğim bir arkadaşımın hamile olduğunu öğrendim. Çok sevindim. Dünyaya bir güzellik daha gelecek diye.
Sonra bu rüya...
Sabah ilk okuduğum maillerden birinde, -ki neden seyrettim bilmiyorum- bir video vardı. Detay vermeyeceğim, veremeyeceğim. Komşu ülkelerimizden birinde, sanırım İran'da çekilmiş bir video. Bir kadını kimbilir hangi şeriat kuralına uymadığı için (!) cezalandırıyorlar. Çok korkunçtu...
Elim ayağım titriyor.

İstemiyorum ben bu adamları, kadınları. Ne kaçıp gideceğim bu diyardan, ne de çocuğumun geleceğini karartmalarına izin vereceğim. Bu memleket bizim. Kim nereye istiyorsa gitsin.
Ben mücadele edeceğim, bir çocuk dünyaya getirirken gösterdiğim cesareti sürdürmeliyim. "Senin için para kazanıyordum. Seni korumak için kaçtık. Sen iyi ol diye ben hiçbir şeye karışmadım" yalanlarını duymayacak benim oğlum.

Ben sana daha güzel bir dünya sunmak için elimden ne geliyorsa yapacağım anneciğim. Meydanı haramilere, zebanilere bırakmayacağım.

Sonradan not: Görüntüler Irak'da çekilmiş. Kocasının şiddetinden kaçan bir kadın cezalandırılmış.

Salı, Şubat 05, 2008

Bugün oğlum tam 11 aylık oldu

Sevgili taze anneler, anne adayları...
zamanın doğumdan sonra ne kadar hızlı geçtiğini tahmin bile edemezsiniz. Bu yüzden mümkün olduğunca minnoşlarla zaman geçirin. Her anın tadını çıkartın. Her fırsatta o kurabiye kokan gıdılara burnunuzu sokup derin derin içinize çekin.
11 aylık bir anneden tavsiyedir :)

Anne olmayı düşleyenler, anne olmak isteyip de karar veremeyenler...
1 saniye bile pişman olmadım. Hazırsanız hemen yola koyulun. Hazır değilseniz, blogumu lütfen baştan okuyun. Hala hazır değilseniz bu fikri kafanızdan atın ve bir süre daha tekil bir organizma olmanın tadını çıkartın. Biyolojik saatiniz çalışıyor, nasıl olsa zamanı gelince sizi uyaracaktır :)
Herkese kurabiye kokulu öpücükler yolluyorum....

İhmal ettim, özür dilerim

Blogumu çok ihmal ettim biliyorum. Ama akşamları saat 9'a kadar oğlumla oynuyorum. O uyuduktan sonra da ancak evin ve kendimin işlerini halledebiliyorum. Ofiste de çok yoğun olduğum için yazamadım. Affedin :P

Hafta sonu cumartesi günü babamız yoktu zaten, tüm gün oğlumla başbaşaydık. Gezdik dolaştık. Hava da süperdi. Güneş'i görmeye gittik. Poyraz'ı sadece 2 hafta görmeyenler bile acayip değiştiğini söylüyorlar. Bence de öyle, hergün yeni bir maymunluk yapıyor çünkü.

Artık daha fazla ayağa kalkmaya başladı, farkına varmazsa birkaç saniye desteksiz ayakta da durabiliyor. Ama farkettiği anda oturuyor poposu üzerine. En sevdiğimiz oyuncak top, topla yatıp, topla kalkıyoruz. Top atıyoruz, top tutuyoruz :)

Acayip dillendi... Ama sadece canı isterse söylüyor. Günaydın dedi kendi dilince."üayı" gibi birşeydi. Papağan gibi taklit ediyor. Hoşuna giden kelimeleri cümle içinden seçip tekrar ediyor. Abi, hapşı (buna çok gülüyor), asla, ağaç, tak tak, pat pat, hadi, biiiiir, dö(r)t, ciciiii, psi psi, gaak.... bunlardan bazıları. Anne kelimesini hemen hemen sadece çok ihtiyacı olduğunda kullanıyor sıpa. Herşeyi anlıyor. Şampiyon diyince kollarını havaya kaldırıyor yumruklarını sıkarak.Bir müzik duyduğunda, 2 elini yumruk yapıp göbeğini ileri geri hareket ettirerek dans ediyor. Yüzündeki ifade öyle ciddi oluyor ki, gülmemek için kendimi zor tutuyorum.

Oğlumla aramdaki aşk gittikçe güçleniyor. Akşam uykusu geldiğinde, kafasını göğsüme yaslayıp uyuması yok mu... O an dünya dursun istiyorum işte...

Yeni resimlerini koyacağım, bana biraz daha zaman verin.
Hayatımı sorgulama dönemindeyim yine. Köşenin Delisi'ni okuduktan sonra iyice arttı bu sancım. Yazacağım merak etmeyin, bunu da yazacağım. Bu da bir tür doğum sancısı. Üstelik sezeryan da olmuyor, ya doğuracağım. Ya da....

Cumartesi, Ocak 26, 2008

Poyraz'ın son halleri

Alt iki dişimizden sonra, üst orta dişler değil, onların yanındaki dişler çıktı. Çok komik, vampir gibi. ANcak bu kadar fotoğraflayabildik.

Abim ve ben... Bu arada elimizden diş kaşıyıcısını asla bırakmıyoruz. Ha bu arada asla demişken, oğlum "asla" diyebiliyor. Biri derse derhal taklit ediyor. Minik papağanım benim.
Abimiz bir basket delisi. Beşiktaş Spor Kulübünde eğitim de alıyor. Poyraz da abisi basket oynarken onun ayaklarının altında dolanmaya bayılıyor.

" Ben bir ayağa kalksam, o zaman göreceksiniz asıl basketçiyi..."

" Topumu vermem. Emeklerken de taşımanın bir yolunu bulurum."

"Ananem sağolsun, elleriyle besleyerek beni büyütüyor:)))"

Cuma, Ocak 18, 2008

10 aylık Poyraz fotoları

Her sabah ananemize giderken... Mahsun, aç ve uykulu. Yol arkadaşım benim.

Geçen cumartesi güneşi görünce, sarındık, sarmalandık ve Bahariye'de gezmeye çıktık

O gün babası oğlunun arabasını, oğlu da mikrofonunu elinden bırakmadı. Ben de elimi kolumu sallaya sallaya dolaştım :)
İşte size benim poğaçam.

Sabah uykudan kalkmışız. Gözler şiş. Daha afyon patlamamış ama flaşlar patlıyor gözünde. Öyle yemelik oluyor ki sabahları, daha ayılmadan. Fırsat bu diye yumuluyoruz biz de.
Yarın Ali arkadaşımız gelecek bize. Annesinin işi varmış, birkaç saat misafirimiz olacak. Ben de biri 10, biri 7 aylık 2 veletle bakalım nasıl başedicem :)
Maceraları yazarım yarın akşam. Herkese iyi geceler şimdi, film aldım ama ne benim, ne de Tonguç'un seyredecek enerjisi yok. Hazır oğlum uyurken ben de yatayım bari. Herkese sevgiler...




Son numaralarımız

Oğlum kendine soru sorulduğunu anlıyor artık. Ve işine gelirse (evet kesinlikle işine gelmeyen birşeyi yapmıyor) cevap da veriyor.

Baba nerde oğlum? Ya babanın olduğu yere doğru bakıyor, ya da emekleyerek babayı arıyor.
Lamba nerde oğlum? İşaret parmağı ile lambayı gösteriyor ve eğer kapalıysa aç diyor.
Ayı kafasını ne yapıyor annecim? Bir oyuncağımızda bir ayıcık var, kafasını sağa sola sallıyor. Benim ayıcığım da kafayı sağa sola sallıyor tab.
Kuşlar nasıl uçuyor oğlum? Pırrrrrrr......

Bunlardan başka öpücük veriyor, dıgıdık dıgıdık yapıyor, müzik duyunca el çırparak dans ediyor, iki dizinin üzerinde oturmayı seviyor, deli deli yapıyor eliyle ve "dli dli" gibi birşey söylüyor. Şaşırınca "a aaaaa", kızınca "eeeeehhh", vurduktan ya da ısırdıktan sonra kendisine kızıldığını anlayınca severek "ciciii ciciii" diyor. Televizyonun dvd yuvasını açmayı öğrendi. Sürekli bir yere tutunarak ayağa kalkıyor ama bazen ayakta olduğunu unutarak ellerini bırakıyor ya da eline başka birşey alıyor. Tabi sonuç popo üstü oturmak, bazen de sırt üstü yuvarlanmak oluyor.

Sevgisini ifade etme biçimi çok komik, ağzını kocaman açarak yanağımı vakumluyor, sonra da ısırıyor zevk dolu çığlıklar atarak. Geçen gün dudağımı bir ısırdı, kopardı zannettim valla.

Top oynamayı çok seviyor, eline top alıp "at" diyince anlıyoruz ki top oynama saatimiz gelmiş. Bunun dışında saklambaç ve kovalamaca en favori oyunlarımız.

Söz veriyorum hafta sonu resim çekip koyacağım bloga, şimdilik sadece son durumu anlatayım dedim.

Hızla büyüyor... Çok hızlı hem de ve ben de aynı hızla yaşlanıyorum :)

Salı, Ocak 15, 2008

Çooook yorgunum...

Bütün hafta sonu çalıştım, hatta cumartesi gecesi pazar sabahına kadar da çalıştım. Ve tüm pazar günü de. Oğlum babasıyla kaldı ilk kez. Ve bence her ikisi de sınavı geçti. Hatta Tonguç sadece çocuğa bakmakla kalmayıp, yerleri sildiği ve mutfağı da temizlediği için benden yıldızlı pekiyi almayı bile haketti. Ama şimdi o yorgun, ben hem yorgun, hem uykusuz haldeyiz. Akşam eve gidince oğlanı yatırıp kendimi koltuğa atıyorum. 1-2 saat ancak durabiliyorum, sonra doğru uykuya. Ne banyo yapabildim, ne yemek pişirebildim. Sadece dün akşam 1 makine çamaşır astım, hepsi bu. Poyraz da tam bir afacan oldu. Evde saklambaç ve kovalamaca oynuyoruz. Çok hızlı ama kontrolsüz hareket ettiği için sürekli oraya buraya çarpıp ağlıyor. Burun deliğine parmağını sokmayı öğrendi. Annemin tüm engelleme çabalarına muzır muzır gülerek karşılık veriyor. Ben bu işte teyzesinin ve abisinin parmağı olduğunu düşünüyorum.Acayip hareketlendi, altını değiştirmek için sırtüstü yatırmak olağanüstü bir çaba gerektiriyor artık.
Bu arada, haftasonu baba-oğul benimkiler kız tavlamaya çıkmışlar ama 7'den 77'ye tüm dişileri oğlum tavlamış :)

Salı, Ocak 08, 2008

İyileştik :)

Merak eden, yazan, arayan, soran herkese duyurulur. Biz iyileştik :)
İnanın çok mutluyum. Üstelik uykumuz da, yememiz de normale döndü. Hatta babamın iddiasına göre verdiği yarım kiloyu geri aldı bile. Geçmiş olsun dileklerini ileten herkese çok teşekkür ederim. Lütfen kendinize ve kuzucuklarınıza çok ama çok dikkat edin.

Cumartesi, Ocak 05, 2008

Oğlum 10. ayını doldurdu, nice sağlıklı ve mutlu aylara, yıllara annem...


"Geç kalmış bir yeni yıl resmi. Oğlumdan da herkese mutlu yıllaaarrr!"

Bugün tam 10 aylık oldu oğlum. Ne yazık ki tam olarak iyileşmiş değiliz hala. Üstteki 4 dişi birden çıkmaya karar verince zaten güçsüz düşen o minnacık vücut, bir de virüsler gelince savaş alanına döndü. İnatçı 4 dişten sadece biri kendini gösterdi henüz. Diğerleri de çıksın, pasta yapıp konu komşuya dağıtacağım valla. Ne dişmiş beee.
Dün de ateşi 38,5 olunca dayanamayıp doktora götürdüm tekrar. Boğazı hafif kızarmış. Bu tür durumlarda %5 olasılıkla zatüreye dönüşme ihtimali nedeniyle doktorumuz antibiyotik verdi. Böylece benim en azından ilk 1 sene antibiyotik vermeme çabam da beyhude bir çabaya dönüştü tabi.
Büyükler hep der ya, "çocuğun hasta olduğuna değil de, huy değiştirdiğine yanarım" diye. Valla doğruymuş. O güzel güzel yiyen çocuk, 5-6 kaşıktan sonra yemez oldu. Üstelik o kadarcık mamayı bile kustu, hem de kaç kez. Sinirden ve üzüntüden ağlayarak kaç kez hem kendimin, hem de onun üstünü değiştirdim hatırlamıyorum. Hele o güzelim uyku düzenimiz hayal oldu. Gece boyunca 5-6 kez ağlayarak uyanıyor. Kucağıma almadan imkanı yok sakinleşmiyor. Hatta kucağımda bile uzun uzun ağladığı, mızırdandığı oldu. Çok uykusu oılmasına rağmen bir türlü uykuya dalamıyor. Yatağın içinde veya kucağımda dönüp duruyor. Kafasını oradan oraya yaslıyor. Mantra gibi ninni parçacıklarını tekrarlaya tekrarlaya sakinleştirip uyutmaya çalışıyorum. Evin koridorunda Poyraz kucağımda iken ninni söyleyerek volta atıyorum bütün gece. Sırtım, belim ve hatta kalça eklemlerim bile ağrıyor.
Asla biberon maması içmiyor. Hatta su dışında hiçbir sıvıyı da içmiyor. Emzirmenin değerini bir kez daha anladım. Bugün tüm yemeklerini sulu sulu hazırladım da biraz daha normal miktarlarda yedi neyse ki.
En üzücü tarafı da, 9 ayda 10,5 kg olan oğlum 10. ayını doldurduğunda yalnızca 9,600 kg. Bu hastalık oğlumdan tam 450 gram götürdü valla.

Neyse çok şikayet eder gibi oldum. Aslında bunlar normal şeyler. Nasıl olsa geçecek, dermansız dertleri olmasın da kuzuların.
Umarım bu acayip virüs salgınında sıramızı savmışızdır. Bir tur daha dönerse ailece en yakın hastaneye gidip bizi karantinaya almalarını isteyeceğim yoksa.

Az önce güzel güzel uyudu da ben de ihmal ettiğim blogumuza bişeyler yazabiliyorum. Umarım bu gece güzel uyursun bebeğim.
Aşağıda son birkaç gündür çekilmiş birkaç resim var. Sanırım durumu size özetler.

"Ateşini düşürmek için soğutucu bant yapıştırdık. Bantı çıkarmak isteyince de unutsun diye pencereden martılara ve kargalara bakmaya başladık"

"Ana-oğul hastayız"

"Burnu tıkandığında belden yukarısını bir yastıkla yükseltiyordum. Ama minnoş hem üstünü açmayı, hem de yatağına kıvrılmayı başarmış"

Salı, Ocak 01, 2008

Grip beni de vurdu sonunda

Önce anneanne ve dede, sonra kuzucum, sonra babası derken ben de yorgan döşek hasta oldum.
Dün akşam Poyraz'ın gene çok ateşi vardı. İlaçlar fayda etmedi, sürekli alnını nemli tutarak ateşini düşürmeye çalıştım. Dereceyle ölçüp de 39,6'yı gördükçe çaresizliğimden ağladım resmen. Tamam belki biraz abartıyorum ama, ateşten tir tir titreyen ve anne diye kollarını bana uzatan kuzumu gördükçe kahroldum. Üstelik doğru dürüst birşey de yemedi tüm gün, ya kustu, ya da 5 kaşıktan sonra yemedi. Gece yarısı ateşi düştü. Ama uykusu oldukça huzursuzdu. Tabi ben de doğru dürüst uyuyamadım. Doğal olarak zaten belirtilerini göstermiş olan grip bugün bütün bedenimi sardı. Neyse ki Tonguç bugün biraz daha toparlanmıştı da çocukla ilgilenebildi. Kuzum bugün çok daha iyi, az önce uyudu ve ateşi yok şimdilik.
Benimse kafam sanki 50 kilo, vücudumda ağrımayan yerim yok. Öksürüyorum, burnumda iğne deliği kadar bile hava yolu yok.
Salgın var, lütfen kendinizi ve kuzularınızı koruyun. Kalabalığa sokmayın, elleriniz sık sık yıkayın.
Daha fazla yazacak da gücüm yok. Herkese iyi seneler diliyorum!

Pazar, Aralık 30, 2007

Çooook yorgunum

Dün gece çok öksürdü, öksürdükçe uyanıp beni istedi. Tabi ben sersem oldum. Sabah 7'de kalktı, 9'da tekrar uyudu. Ben de onunla birlikte 11'e kadar uyudum. Çok iyi geldi. Saat 13.20'de tekrar uykusu geldi. Uyuttum. Bu sefer az uyur diye ben evin işlerini halledeyim dedim. Toz aldım, çamaşır astım, yemek yedim, babasına tarhana çorbası yaptım. Sonra da ballı adaçayı. O da yatıyor ve çok halsiz. Biraz gazete okudum. Çok başım ağrıyor. Bir de sol kolumda derin bir sızı var. Yorgunluktan herhalde. Bilseydim Poyraz'la yatardım ben de, saat 15.45 ve hala uyuyor. Belli ki bu hastalık onu çok yormuş. Bu arada öğlen meyvesini çok güzel yedi diye sevinmiştim. Bir öksürük sonucu balgam takılınca boğazına öğürdü ve hepsini kustu. Çok mutsuzum, minnacık kaldı sanki.
Boğazım hala batıyor ve ben hala öyle birşey yokmuş gibi davranmaya devam ediyorum. Anne uymaz, anne yorulmaz, anne hasta olmaz :)

40 dereceyi gördüm

Cuma işten çıkıp eve geldiğimde Poyraz'la teyzesini uyurken buldum. Ateşini ölçeyim dedim, 39,5 idi. Hemen kaldırdım, üstünü iyice soydum. Islak bezleri vücuduna koydukça ağlıyordu kuzum. 10 dakika sonra tekrar ölçtüm. Bu sefer 40 derece idi. Panik oldum tabi, hemen ılık duşa soktum. Aşağıdaki resim duş sonrası hali. Sonra gece oldukça zor geçti. Bir önceki gece biraz fazla soyup üşütmüşüm herhalde demiştim ya, burun tıkanıklığında uyuyamadı canımın içi. Ama sabah çok güzel kalktı. Dün ateşi hiç yükselmedi. Hatta ateşi 35,7-35,8 civarında olunca ben iyice afalladım. Hala da anlayabilmiş değilim, neden ateşi bu kadar düştü diye. Ateşi düştü ama hala mızmız ve çok iştahsız. Ne yese kusuyor, süt içmiyor. Sık sık hapşırıyor ve bu geceden beri de öksürüyor.
Babası da hasta. Onun da ateşi var ve çocuğu taşşıyacak gücü bile yok.
Anlayacağınız, hasta bir bebek (bana yapışık:)), hasta bir koca ve işle dolu bir hafta sonu.
Sanırım benim de boğazım batıyor ama kendime bile çaktırmamaya çalışıyorum. Bakalım nereye kadar dayanacağım.

Cuma, Aralık 28, 2007

Ateşi var... Diş mi, 6. hastalık mı bilemiyoruz...

Aklım evde, kuzucum hasta. Dün sabah ben bırakırken biraz sıcaktı. Sonra babası ateşini ölçmüş 38 imiş. Klasik Calpol şurup verdirdim 1 tatlı kaşığı ama ateşi düşmedi. Hatta 39'a çıkıp, oğlum lodos yemiş balık gibi pelte olunca (tabi bunu teyzesi haber verdi) doktorunu arayıp randevu aldım. Ancak akşam 17.30'a randevu alabildim. Sonra dayanamayıp işten çıktım ve oğlumun yanına gittim. 10 aydır neredeyse ilk kez bu kadar ateşlendiği ve ateşi düşmediği için endişelendim.
Eve gittiğimde teyzesi onu soymuştu zaten, beni görünce hemen kucağıma atladı. Vücudu ateş gibiydi ya, gözler bayılmıştı. Kulaktan ölçüme güvenmeyip, cıvalı dereceyle poposundan ölçüp de 39,5 dereceyi görünce hemen ılık duşa soktum. Biraz düştü sonra gene yükseldi ateşi. Tabii bu arada sürekli mızıldanıyor. Birşey de yememiş doğru dürüst. Ateşi yükseldikçe uyukluyor. Ateşi düştükçe biraz oynamaya başlıyordu. Sonra babası da geldi, doktora götürdük. Tabii sabahtan beri mızıklayan bir bebeğe bakmaktan yemek yiyemeyen teyzemizi azad ederek :) İyi ki kardeşim müsaitti, yoksa annemle babam da yorgan döşek hastayken ben ne yapardım.
Neyse doktora gittik. Doktor amcamız hemen aldı oğlumu. Benim sıpanın ateşi yükselmeye, gözleri baygın baygın bakmaya başlamıştı aslında ama keyfi yerinde idi. Doktor amcaya alkış yaptı, deli deli yaptı, parmağını avucunun içine değdirerek biir bir anlatcam dedi...Doktor amca da bu arada bizi bir güzel muayene etti. Oğlumun boyu çok uzamış. 24 günde tam 2,5 santim uzamış ve 74 santim olmuş. Uzadığını biliyordum çünkü bütün giysileri kısa gelmeye başladı. Ama kilosu azalmış. 350 gram vererek 9,800 kg olmuş. Büyük ihtimalle bu ateşten, su kaybetmiştir dedi. Neticede üst dişlerimizin 4'ü birden yolda. Zaten eli hep ağzında ve canının çok yandığı belli. Doktor bir de 6. hastalıktan olabilir ama bunu şimdi anlayamayız dedi. 6. hastalık çocuklarda görülen 3-5 gün ateşten sonra kırmızı döküntüyle sonuçlanan virütik ve bulaşıcı bir hastalık. Bakalım, ateş bitince döküntü olursa anlayacağız ki 6. hastalık oğlumu bu hale getirmiş.
Diş çıkarmak ateş yapar mı, yapmaz mı diye tıp çevrelerini bile 2'ye bölen bir tartışma var. Ben olayı şöyle yorumluyorum artık. Diş çıkarmak minnacık bir bebek için çok yorucu, çok can acıtan bir süreç. Metabolizma enerjisinin büyük bir kısmını dişlere harcıyor. Dolayısı ile de vücut daha savunmasız kalıyor. Bağışıklık sistemi pek gelişmemiş bir minik kuzu da bu süreçte hastalıklar karşısında daha zayıf kalıyor. Enfeksiyonlara daha kolay yakalanıyor. Birçok enfeksiyonun belirgin belirtisi de ateş olduğu için, diş çıkarmaya ateşin eşlik etmesi normal bir durum oluyor.
Yalnız ben dün bir yerde yanlış yaptım sanırım. Doktorumuz ateşi 38'e düşene kadar sadece beziyle tutun. 38'in altına düşünce de sadece body giydirin. Ellerinin ve ayaklarının soğuk olması sizi yanıltmasın. Bu ateşi atmak için gelişen bir mekanizmadır dedi. Üzerine de ince birşey örtmemizi istedi. Ben de onu body ile yatırdım. Üstüne de ince bir pike örttüm. Gece boyunca ateşi bazen yükseldi, bazen düştü. 37,5 civarına düşünce pijamalarını giydirdim ama üzerinde kısa kollu birşey vardı. Üzerine örttüğüm örtüyü de giderek kalınlaştırdım. Kolları hep buz gibiydi. Sabaha karşı yatağına geçirip, üzerine yorganını örttüm. Ama sanırım biraz üşütmüş. Nerede üşüdü emin değilim ama bugün hapşırıyor ve burnu akıyor. Resmen kaş yapayım derken, göz çıkarmışım. Ama bu dengeyi kurmak öyle zor ki.
Bugün yine teyzesi yanında. Güzel olan, yemeğini yemiş. Ama ateşin seyri dünkü gibi. Her 5 saatte bir 1 çay kaşığı İbufen veriyoruz. Arada ateşi gene yükselirse 1 tatlı kaşığı calpol de verebilirmişiz. Ah şu küçük pirinç dişler bir çıksa da rahatlasa benim minnoşum. Şimdi işteyim ama aklım evde. Neyse ki bugün cuma ve 2 gün oğlumla ilgilenebileceğim. 1, 5 saat kaldı çıkmama. Dayan kuzucum, annecik gelip kucaklicak seniiii.

Salı, Aralık 25, 2007

Bebeğim gerçekten büyüyor...

Koskocaaa 4,5 gün geçirdik kuzucumla, koyun koyuna. Öyle tatlı geldi ki bu tatil, ikimize de. Daha çok tatili olan 2008'i iple çekiyoruz :)

Canım oğlum artık çok daha hareketli, çok daha haşarat. Kaşla göz arasında öyle şeyler yapıyor ki, inanamazsınız.

Carrefour'da alışveriş yapıyorduk. Önce alışveriş arabasına oturdu. Sonra orda da sıkıldı, kucak istedi. Öyle tatlı istedi, öyle cilveler yaptı ki, babası eridi ve kucağına aldı. Bir kolunda oğlu, diğer elinde bebek arabası. Benim elimde içi dolu alışveriş arabası ve oğlumun eşyaları. Acayip komiktik. Bu halde raflara saldırmayı, ankesörlü telefonu aşağıya indirmeyi, kasadaki kredi kartı için şifre girilen aleti kurcalamayı başardı.

Yaptığı herşeyi öyle bir ciddiyetle yapıyor ki, sanırsınız nükleer araştırma yapıyor. Bayılıyorum o hallerine. Herşey onun için o kadar yeni ki, önünde keşfedeceği koskocaman bir dünya var.tek "Deli deli" diyerek tek elini sallıyor, bayılıyorum. Hele o deli deli derken dil bir pabuç dışarı çıkmıyor mu. Oğlumun anne, anane ve dede'den sonra deli demesi de cabası :)))

Dedesinin aldığı bir org var. Ona bayılıyor. Otomatik kaydedilmiş melodilerinden birini çalıyor tesadüfen tuşlara basarken. Sonra da başlıyor sallanıp alkışlamaya. O minik ellerin alkışlamasına da bitiyorum resmen.


Oğlum tam bir ateşböceği. Nerede bir ışık kaynağı var, göz orada. Doğal olarak nesnelerden ilk lamba kelimesini öğrendi. Söylemiyor ama, nerede olursak olalım, "Lamba nerde oğlum?" dediğimizde tavandaki lambayı bulup gösteriyor.

Anneannemiz ve dedemiz tatilden döndü dönmesine ama ikisi de acayip hasta. Ateşler içinde yorgan döşek yatıyorlar. Dün teyzemiz oğluşa baktı ama bugün onun da işi vardı. Mecburen ben izin almak zorunda kaldım. Bu durumdan şikayetçi olduğumu söyleyemicem :)

Fırsattan istifade uzun süredir göremediğim Gamze ve oğlu Ali'ye ziyarete gittik. Ali büyümüş, çok şeker bir oğlancık olmuş. Onu severken Poyraz'ın benim dikkatimi çekmek için attığı çığlıkları ve kahkahaları görmeliydiniz. Gamze acayip eğlendi bu durumla. Canım oğlum büyümüş de annesini kıskanır olmuş.
Aşağıda ikisinin birlikte çekilmiş ilk resimleri var.

"Bırak oyuncağımı, bırak diyorum sana. Ağzına sokmasanaaaa...."


"Anne oyuncağımı yiyo Poyraz... Çok mutsuzum!!!"

Bugün ilk defa 4 ayak üstünde emekledi. Ama parke üstünde yine de komando sürünmesinden vazgeçemiyor. O haliyle bile, tutun şu yaramazı diye peşinden emekleyince pıtı pıtı kaçmaya çalışıyor. Ağzı kulaklarda ama, çok şeker.

Fotoğraf makinesine de özel bir ilgisi var. Ne zaman fotoğrafını çekmeye çalışsam en Clark Gable bakışıyla bakıyor, sonra da makineye atlıyor.

Yemek konusunda Başak'la bir tür iş paylaşımı yaptık. Ne kadar az miktarlarda yemek yaparsak yapalım yine de en az 4 günlük yemek çıkıyor. Biz de sırayla yemek yapıp, Poyraz ve Piraye'ye paylaştırıyoruz. Bir Başak pişiriyor, bir ben. Sütanne olamadık ama, "mama anne" olduk sanıyorum:)

Başak demişken, sadık bir okuyucum olduğunu öğrendiğim Mine'ye de sevgiler yolluyorum. Mine'cim sen de benim için bol bol chianti iç olur mu?

Dün Poyraz'a teyzesi bakarken, oğluma birtakım saç modelleri uygulayıp eğlenmiş. Doğrusu fotoğraflara bakınca ben de çok eğlendim. İşte oğlumun saç modelleri, artık duruma ve kıyafete göre saç modeli yapıp çıkacağız sokağa.



NOT: Bu yazıyı dün yazmıştım aslında ama evdeki internet bağlantımda sorun çıktığı için yayınlayamadım. Bugün işe geldim. Oğlumun yanında teyzesi var.

Cuma, Aralık 21, 2007

Bayram molası


Oğlumla bayram yapıyorum. Bütün enerjimi küçük adamıma harcadığım için yazmaya hiç kalmıyor :) Çok yoruluyorum ama bu bayram hiç bitmesin istiyorum. Oğlumun yeni numaralarını size bayramdan sonra yazarım artık. Zaten yeni fotoğraf da yok çünkü fotoğraf makinemiz anneanne ve dede ile birlikte tatilde. Bugün Piroş'la çektirdiğimiz resimleri Başak yollarsa bekletmeden koyarım ama :)

Gördüğünüz gibi fikrim de, zikrim de bayramdan sonraya işaret ediyor. Herkese kucak dolusu sevgiler... Birkaç gün sonra görüşmek üzere...

Pazartesi, Aralık 17, 2007

Minik kuzudan haberler

Canım oğlumun büyüdüğünü gözlerimle görüyorum ve bu durum beni dehşete düşürüyor. Resmen an be an değişiyor. Artık yatarken oturur pozisyona rahatlıkla geçtiği gibi, sehpaya tutunup ayağa kalkmaya, hatta utanmadan ayağını da sehpanın üzerine atmaya çalışıyor. Lamba nerde diye sorunca, evdeki lambalara bakıyor benim ateşböceğim. Alkış diyince alkış yapıyor ve sonra da utanıp o tombul elleriyle yüzünü kapıyor. Komando sürünmesinde çok ilerledi. Bir anda gözden kaybolup sonra yatağın altından filan çıkabiliyor. Kucağıma alıp dans ettiğim zaman son derece komik ve ciddi bir yüz ifadesi ile uzun hava benzeri melodiler mırıldanıyor. Canı kucak istediğinde kucağımıza almıyorsak, en acıklı sesiyle "dedeeee del" diye bağırıyor. En kucakçı dede çünkü. Teyzesini daha uzaktan görünce kıkırdamaya başlıyor. En çok teyzemiz bizimle şımarıyor çünkü. Abisini görünce ise ayaklar sevinçten yerinde durmuyor. Ama abisinin oyunlarına dahil olmak isteyip de abisi izin vermeyince kıyameti kopartıyor.

Aşağıda resimlerde göreceğiniz bir kırmızı tulumu vardı, birkaç kere gece yatarken onu giydirdim ama o tulumu giydirdiğim 2 gece de çok huzursuz uyudu. Ben de bu 2 uzun geceden sonra farkettim ki, tulumun sırtı boydan boya çıtçıtlı. Belki de bu potluk yapıyordur diye çıkartıp, yumuşacık penye tulumunu giydirdim. Aynı gece 2 kalın battaniye örtmeyi bırakıp, yumuşacık ve hafif yorganını örttüm. O günden beri daha rahat uyuyor gibi. Artık hangisi sayesinde bilemiyorum ama ben sonuçtan memnunum.

Birkaç yazı önce size nezle konusunda önerilerde bulunacağımı söylemiştim. Şimdi yazıyorum. Poyraz yaklaşık 1 hafta ciddi nezleydi. Burnu çok akıyordu, yatınca da tıkanıyor ve uyanıyordu. İlaç vermek istemediğim için şöyle yöntemler denedim. Poyraz yatmadan 1 saat kadar önce hava nemlendirici ile odasını %55-60 düzeyinde nemlendirdim. Aynı zamanda camı da açarak odasının ısısını 22 dereceye düşürdüm. Normalde kalorifer peteğini kapasam bile odası 24-25 derece oluyor çünkü. Yatmdan önce Milupa'nın karışık bitki çayından yapıp ılık ılık içirdim. Burnunu aspiratör ile iyice temizleyip (ne kadar çok sümük çıktığına inanamazsınız), bol okyanus suyu ile yıkadım. Ve son hamle! Yatağında birkaç yere ve uyku tulumunun boynuna yakın yerlerine 1'er damla okaliptus yağı damlattım. Nefes açıcı etkisiyle bebeğim gece boyunca rahat uyudu. Okaliptus yağını solumasının bir zararı var mıdır bilemiyorum ama burnuna çok yakın yerlere sürmediğim için, herhangi bir şuruptan daha zararlı olmaz diye düşünüyorum. Umarım hiçbirini denemek zorunda kalmazsınız ama nezle gerçekten minnoşları uyutmadığı için çok can sıkıcı olabiliyor. Tabi annemin mandalina suyu takviyelerini de unutmamak lazım.

Geçen hafta okuduğum birkaç yazı Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar hakkında tekrar düşünmeme sebep oldu. Çok küçük bir önlem ama bir çiftlikten yiyecek paketi sipariş ettik. Cumartesi kapımıza kadar bırakılan pakette 1'er kg kuru soğan, balkabağı, pırasa, ıspanak, kereviz, narenciye, 1'er demet maydonoz, marul ve taze soğan vardı. Bu paketin karşılığı 30 YTL idi. Şimdilik sadece kerevizi pişirip yedik, kokusu muhteşemdi. Marul ve maydonoz küçücük idi, hani balkonda saksılarda yetiştirdiklerimiz gibi. Belki de kendimi rahatlatıyorum, bilemiyorum tabi.

Kereviz diyince, kerevizi zeytinyağlı olarak yaprakları ile birlikte pişirdim. Biz de yedik, ezilmişini kuzum da. Adam oldu benim aşkım, pek taneli olmamak kaydıyla herşeyi yiyor maşallah.

Son olarak da yeni sloganımızı yazarak bitireyim bu yazıyı. Her alt değiştirmeye giderken, hoplaya zıplaya bunu söylüyoruz :)
"Popişkolar temiz olsun, topişkolar rahat etsin"



Abimizin doğum günü

Haftaya leşim çıkmış bir vaziyette başlıyorum. Dün büyük kuzumun doğum gününü yaptık. Can dostlarım mekanları Heybeliada Lokantası'nı bize açtılar. Tam 11 tane 7 yaşında azman, 2 aylık, 9,5 aylık ve 11 aylık olmak üzere 3 bebek (en uslular onlardı) ve tam 20 yetişkin idik. 11 tane 7 yaşında azmanın biraraya gelince neler yapabileceğini gerçekten hiç bilmiyor muşum? İtiraf edeyim 2 tanesini pencereden aşağı atmamak için kendimi çok zor tuttum. Neyse sonuçta Anı'cım mutlu oldu. Hatta çok mutlu oldu çünkü ona daha önce hiç arkadaşlarıyla doğum günü partisi yapamamıştık. Bununla da en az 3 yıl idare etsin artık :)
Birkaç fotoğraf koysam fazla söze gerek olmadan durumu anlarsınız sanıyorum.
Resimleri daha sonra koyacağım, acil işim çıktı :(

İşte fotolar...