Perşembe, Haziran 26, 2008

Çok resim, az yazı.... (affola:))

Bir aydır müşterideyim. Hergün Kadıköy - Maslak arasında gidip geliyorum. Tam konsantre çalıştığım için de gün içinde blogumu güncelleyemiyorum. Akşam eve gidince elinde ayakkabılarıyla beni bekleyen bir kuzu oluyor. Attaya gidiyoruz mecburen :)

Eve gel, kuzuyu yıka, sütünü içir, yatır derken saat 10 oluyor. Sonra kendi karnımızı doyuruyoruz, 2 laf, 1 duş derken kendimi yatağa zor atıyorum. Bundandır blogumu ihmal etmem, affedin.

Bu süreçte neler mi yaptık? Anlat bakalım oğlum...

Önceleri saçlı kuzuydum....


Şimdi saçsız kuzu oldum.....


Saçlarım kesilince sanki büyüdüm, adam oldum :))) Annemle balkonda oturup sohbet eder olduk.


Dayı, büyük teyze ve Irmak ablamızla büyük aile buluşması yaptık.


Irmak ablamı pek sevdim...


Kiraz nasıl yenir (!) onu öğrendim....


Kıçı boklu popstar yarışmasına katılmaya karar verdim...

Ve tatile gittik.... Annem, babam, Kıvanç amcam, Özlem teyzem ve Deniz'le çok eğlendim. Ölüdeniz Resort Hotel'den çoooook memnun kaldım. Havuzu da, plajı da süperdi..... Sudan hiç çıkmak istemedim.

Bol bol yüzdüm, bezsiz dolaştım. Bir kerecik suya kakamı yaptım ama annem hemen topladı :)

Bu da sevgili arkadaşım Deniz. Beni öpmek istedi ama ben biraz kıl davrandım. Sanırım bu kıllık genlerimde varmış. Annem öyle diyor. Deniz de kendi öpemeyince annesiyle babasına öptürdü beni.

Aslında Deniz'le oynamak çok eğlenceliydi. Keşke hep beraber olabilsek.

Plajda uyumak ve uyandıktan sonra babamla hamakta sallanmak da çok eğlenceli idi...
Akşamları mini diskoda bol bol dans ettim...

Otelimizin köpeği viskiyi sevdim...
Babamla dalgalı denize girdim ama çok tuzlu olduğu için bol bol yalandım....

Tüm bunların dışında çok hareketlendim, bir sürü yeni kelime öğrendim, annemin sabahları işe gitmesinden nefret ediyorum artık. Kalsın diye ağlıyorum ama hep gidiyor. Bir de Güler abla var bana bakıyor, o gelince babam da gidiyor. Onun da gelmesini istemiyorum, kapıda görünce itiyorum. Kitapları sevmeye başladım. "Papa" diyince kitap istediğim anlıyorlar, kitap okuyoruz.
Uçak ve helikopterler beni çok heyecanlandırıyor. Biraz korkuyorum ama annemin kucağından onlara bakmaya bayılıyorum.
Hepinize "ummaaa" diye öpücük yolluyorum....

Perşembe, Haziran 05, 2008

Karada, havada, denizde Poyraz

9. ve 10. kez uçağa binerek İzmir'e babaanne ve dede ziyaretine gittik geldik. Aşağıda bazı resimler var. Çok şey yazmaya da gerek yok zaten...


Yolda bir sünger bulmuş Poyraz. Kah top yapıp oynadı, kah ağzına soktu.


Babaanne ve dede ile muz ziyafeti... Çok rüzgarlıydı ama biz sahilde dolaşmayı çok sevdik...


Ertesi gün hava güzelleşince, denizin soğuk olmasına aldırmadan deniz sezonunu açtık.

Bu da en erotik pozumuz.

Perşembe, Mayıs 22, 2008

Bippi, dat ı ıh...(*)

(*) Uyku bitti, yatmak yok
ababa = araba
zetnnn = zeytin
du = su
en ennnn = motorlu taşıt
düttü = düştü
attnnn = attım
ça = çay
babun = balon
dot = top
mamun = maymun

şimdilik kelime hazinemiz bunlardan ibaret. En azından benim hatırladıklarım bunlar, belki birkaç tane daha vardır.

Nesne ve olayları ilişkilendirmeyi öğrendi Poyraz. 2 parça halinde olan ama bir şekilde bir araya getirilince çalışan oyuncakları biliyor ve parçaları bulup getiriyor oynamak istediğinde.

Bir evrim sürecini de takip ediyorum ondan. Alet kullanma aşamasına geçti. Mesela geçen gün 2 koltuğun arasına düşürdüğü ama alamadığı bir oyuncağı almak için arayıp arayıp bir sopa bulmuş ve çekip çıkarmış.

Çok güzel top oynuyor benim küçük futbolcum. Resmen top sürüyor ayağıyla.

Bebek arabasında ve mama sandalyesinde biraz fazla oturtmak neredeyse imkansız. Kesinlikle sıkılıp inmek istiyor.

Eline geçenleri ağzına sokma ve eşyaları atma huyu maalesef devam ediyor.

Karıncaları gösterdim ben ona, çok şaşırdı ve çok eğlendi. Şimdi onları yakalayıp yemek istiyor.

Köpeklere bayılıyor. Geçen hafta sonu Heybeliada Cafe'de bir Golden Retriever vardı. Adı Lodos :) Lodos ve Poyraz çok iyi anlaştılar... Lodos Poyraz'ı yalaya yalaya bitiremedi, Poyraz da Lodos'un ağzına, burnuna, gözüne soktu parmaklarını. Çok neşeliydiler çok.

Çimenlere ve kuma dokunmaktan hiç hoşlanmıyor. Hatta şortla çimenlere oturttuğumda dizinden aşağısına da çimen değince ne yapacağını şaşırdı, bir ayağını kaldırdı, diğerini indirdi.

Hafta sonları yanında ben varken uyku düzeni allak bullak oluyor. Her zaman uyuduğu saatte ve sürede kesinlikle uyumuyor. 2 gün boyunca günde yalnızca 1,5 saat uykuyla yaşadı. Böyle olunca da akşam saatlerinde uykusu başına vurmuş, mızmız bir velet oldu.

Balon korkusunu yaşıyla birlikte yenen oğlumun yeni korku objesi şemsiye. Yanında bir şemsiye açıldığında korkudan yanındakine bir yapışıyor ki, inanamazsınız. EN az yarım saat kafasını soktuğu yerden çıkarmıyor. Neyse ki önümüz yaz, umarım sonbahara kadar unutur bu korkusunu.

Yarın akşam İzmir'e uçuyoruz. Uzun süreden sonra tekrar uçağa bineceğiz. Umarım bir aksilik çıkmaz. Babaannemiz bizi çok özlemiş. Pazartesi sabahı tekrar görüşmek üzere. Havadisleri ve fotoğrafları yayımlayacağım söz.

Herkese iyi haftasonları....

Pazartesi, Mayıs 12, 2008

Küçük serserimden son haberler...

Çok zaman oldu yine değil mi? Çok yoğundum, sonra da çok yorgundum. Ama keyfim yerinde. Anlatayım bari...
2 hafta önce enteresan bir deneyim yaşama şansımız oldu. Unicef tarafından iyi niyet elçisi seçilen Küba'nın dünyaca ünlü çocuk tiyatro grubu La Colmenita Türkiye'ye geldi. Ve biz de gruptan 15 yaşında bir çocuğu evimizde ağırlamak şansına sahip olduk. Son derece hareketli, eğlenceli ve danslı bir 5 gün geçirdik. Poyraz da evimizdeki bu esmer tenli misafirden pek hoşlandı. Gösterileri de, çocuklar da bir harikaydı. Sonrasına ise yorgunluk ve özlem kaldı. Umarım bir dahaki sefer onlarla Küba'da görüşebiliriz. Bizi davet ettiler ama gitmek için Poyraz'ın biraz daha büyümesini bekleyeceğiz sanırım :)


Oğlum artık 14 ayını bitirmiş kocaman bir "küçük çocuk" oldu. Yürüme becerisi oldukça gelişti ama katı gıda konusunda aynı tembelliği sürüyor. Hatta genel olarak beslenme konusundaki tembelliği olduğu gibi sürüyor. Suyu, sütü bile biberonla tutup kendi içmiyor. Hadi oğlum iç diye eline vermek isteyince "e, eh" diye kafasını iki yana sallıyor ve dudaklarını balık gibi yapıp uzatıyor.
Alt ve üstteki ön 8 dişin yanına 2 tane de azı patlattık, diğer 2 azı da geldi gelecek. Geceleri oldukça sıkıntı veriyor bu azılar. Azılara rağmen çiğnemektense hazırlop yutmayı tercih ediyor benim küçük paşazadem (!)
Bu süreçte hem oğlumun karakteri ve gelişimi, hem de kendi arzularım üzerine biraz düşünme şansım oldu. Bana bu şansı verip hayallerimi yıkan :) kuzuma da ayrıca teşekkür ederim. Özlem'le konuşurken, Deniz'in resim yapmaktan çok hoşlandığını, ona aldığı pastelleri güzel güzel kullanarak resim defterine sayfa sayfa rengarenk karalamalar yaptığını öğrenince ve hatta sonra da Deniz'in resmini görünce çok heveslendim. Hemen ben de Poyraz'a ortam sağlamaya giriştim. Büyük bir kitap kolisinin sert bir kapağı vardı, 15 santim yüksekliğinde filan. Onu masa gibi kullanıp halının üstüne koydum. Üstüne boş kağıtlar ve kalem koydum. Hadi annecim gel bak resim yapalım dedim. Geldi yanıma oturdu. Önce ben ona gösterdim, birkaç küçük şekil çizdim. Sonra eline kalemi verip elini tutarak daireler filan çizdirdim. Yüzünde hiçbir heyecan ve eğlence belirtisi yoktu. Anlamalıydım :) Sonra kalemi elinde bıraktım. Bir iki çizik attı, kağıtları masamızın üzerinden indirip halının üzerine koydu ve onları kalemle deldi. Bu aşamada çok eğlendi. Sonra kağıtları sağa sola savurdu ve binbir çaba ile kutunun üzerine çıkıp elleriyle şampiyon işareti yaptı. Yıkıldım :))) Benim oğlum küçük bir haydut, bunu kabul etmeliyim.
Bir başka denemem de kitap okuma konusunda idi. Poyraz şimdiye kadar kitapları hep dişlemek veya yırtmak için kullanıyordu. Geçen gün bir tane Poldi kitabını eline aldığını görünce çok sevindim. Hadi annecim gel okuyalım dedim. Kitabı yere koydu ve üzerine çıktı. Annecim öyle değil, otur da açıp okuyalım dedim. Kitabın üzerinden indi. Kitabı açtı ve üzerine oturup televizyonu göstererk "aç" dedi. Güleyim mi, ağlayayım mı bilemiyorum.

Televizyon demişken, çok nadir seyretmesine izin veriyor olmamıza rağmen oğlumun bir televizyon beğenisi var. Bir kere muhtemelen birçok çocuk gibi reklamlara bayılıyor. Ama onun dışında da kendi tercihlerine göre televizyon izlemek istiyor. Geçenlerde babamdan televizyonu açmasını istemiş. Babam da Lully miydi bir bebek kanalı varmış, onu açmış. Kafayı iki yana sallayarak onu istemediğini söylemiş ve gene "aç" demiş, babam da tek tek kanalları değiştirmeye başlamış. Eski bir Türk filmine geldiğinde kafasını öne arkaya sallayıp durdurmuş ve birlikte Ediz Hun filmi seyretmişler :)
Anladım ki, çocuk üzerinde çok fazla kurgu yapmam, hayaller kurmam anlamsız. O minnacık da olsa, kendi tercihleri, beğenileri var. Benim istediğimi yapmayacağını şimdiden kabullenmeliyim. Önüne düşen yuvarlak herşeye "dooo" diyerek vurmaya çalışıyor, dans etmeye bayılıyor. Gözünü açar açmaz "attaaa" diye gezmeye gitmek istiyor. Küçük bir serseri o ve ben onu seyretmeye bayılıyorum...
Dün akşam üzeri Gamze ve Ali bize geldiler. Çocuklar pek ikili oyun oynamadılar ama yine de onları daha sık bir araya getirmenin iyi olacağına karar verdik. Bir kere onları izlemek çok keyifli, ikincisi birbirlerinin oyuncakları onlara değişik geliyor. İyi vakit geçirdiler. Dün akşam ise bir kitaptan okuduğum bilgiler bu kararımızı doğruladı. Çocuklar her ne kadar sosyalleşmek için 3 yaşına gelmeyi bekleseler de, şimdiden onları biraraya getirmenin ilerdeki sosyalleşmelerine büyük katkısı olacağı yazıyordu.



Bir gezimizden sonra eve dönerken, aldığım taze kaşarı istedi ve eve gidene kadar bir güzel kemirdi. Gören de çocuğumu hiç beslemiyorum sanacak.

Bu da bir vapur sefasından, La Colmenita'yı izlemek için Beyoğlu'na giderken...

Perşembe, Nisan 24, 2008

Yaz geldi ve gitti...

Düne kadar yaklaşık 5-6 gün boyunca 30 dereceyi aşan sıcaklıklarla boğuştuk. Resmen nefes alamayacak kadar sıcak ve nemli idi. Bugün ise oldukça serin bir bahar havası var...

Geçen cumartesiden beri babamı da, anneanne ve dedemiz de yok. Herkes 1 haftalı bir tatile gitti. Oğluma da teyzesi baktı hep. Aşağıdaki fotoğrafta kuzum teyzesi, abisi ve Rocker ile birlikte Acıbadem çayırlığındalar.

Dün de oğlumla 23 Nisan yaptık. Oğlumun yanımda olduğu her an benim için bayram zaten :)

Ayısı ile uyumaya bayılıyor. Ben de onunla uyumaya bayılıyorum. 14 aydır direniyordum ama 2 sabahtır, uyanmaya başladığında, daha tam ayılmadan yanıma alıyorum. Birazcık beraber şekerleme yapıyoruz. Sonra da kıkır kıkır, öpüşe koklaşa uyanıyoruz. İtiraf ediyorum, onun bana bağımlı olduğunun 10 katı ben ona bağımlıyım :)

Pazartesi, Nisan 14, 2008

Sokak çocuğu oldu benim oğlum...

Cumartesi günü tüm gün eğitimde olduğum için Poyraz babası ile birlikteydi. Onlar babaoğul gezmişler. Dün de babası yamaç paraşütüne gittiği için biz ana-oğul beraberdik. İlk gündüz uykusundan saat 12.30 gibi uyandığında ilk sözleri "booo, atta" oldu. Yani topunu alıp, attaya gidecekmişiz. Tabi buna dünden razı olan bendeniz de zaten önceden hazırlamış olduğum çantasını da kaptığım gibi dışarı attık kendimizi.
Evimize çok yakın olan Yoğurtçu Parkı'na gittik. Orada küçük bir kafe var, çimenliğe yakın bir masaya yerleştik. Yan masamızın labradoru Rodi'ye baka baka yemeğini de yedi. Sonradan Rodi ile çok iyi arkadaş oldular. Ama ben maalesef fotoğraflarını çekmeyi akıl edemedim :)
Yanımıza önce Buğra, Burak ve Burçak geldi. Ateş'i getirmedikleri için onlarla pek ilgilenmedik :P Gerçi Burçak Teyze'mizin getirdiği çıngıraklı tekerleği ittirmekten çok zevk aldı benim küçük adamım.
Sonra Gamze ile Ali (10,5 ay) geldi. Ardından Başak ve Piraye(12,5 ay). En son da Hande Teyze'miz en küçük kankimiz İpek'i (1 ay) getirdi. Bu arada anneanne, dede ve aslan abimiz Anı da gelince epey şenlikli bir durum oldu. Çimlere yayıldık, top oynadık, salıncakta sallandık. Anlayacağınız çoook keyifli bir gün geçirdik.
Tuluğ ve Güneş eksikti bu tabloda ama onların işi olduğu için gelemediler. Biz de onlarsız olmaz diyip Heybeliada Cafe'ye onları görmeye gittik. 6 aylık küçük ve tatlı canavar Güneş'in resmini de altta görebilirsiniz. Sanırım pek yoruma gerek bırakmıyor :)
Neyse tam 6 saat sonra eve döndüğümüzde yüzümüz kızarmış, karnımız açtı. Poyraz 2. gündüz uykusunu inat edip yapmadığı için oldukça yorgun ve sersemdi. Banyo yaptı, yemek yedi, biraz oynadı ve 20.45'te uyudu. Ben de bacaklarım kilometrelerce koşmuş gibi ağrıdığı için kendimi koltuğa zor attım.
Olsun değdi, çok güzel bir pazar oldu...
Bu hafta sonundan çıkarılacak en büyük ders: Fotoğraf makineni yanından ayırmaaaa!
Elleri havada çünkü çimenlere dokunamıyor :) Bu yüzden de çimenlerde düşünce tekrar ayağa kalkamıyor, emekleyemiyor. Öylece kalıyor...
Hava 26 derece olunca, kısa kolluyu giydirdim. Oooh yaz geldi.... Bol bol booo oynicaz...
Salıncakta sallanmaya bayılıyor. Bıraksam tüm gün orda oturabilir.
Ama anlaşılan Piraye salıncakta sallanmaktan pek hoşlanmadı. Acaba sallayan babası olsaydı durum böyle mi olurdu? Küçük babacı cadı Piroş Pırpır....
Piroş ve Ali'nin top savaşı. Aslında bu bir oyun. Ali topu alıyor, atıyor ve Piroş'un da atmasını istiyor. Piroş atmayınca sıkılıp topu gene alıyor ve atıyor. Bu arada Piroş topu hiç alamadığını düşünüp bağırıyor. Çok komiklerdi...
Komşumuzun oğlu Kenan abi Poyraz'ı sallarken.

Ve işte küçük tatlı canavar Güneş (6 ay), dükkanın önünde. Sürekli elinden tutulup yürümek veya kucakta hoplamak isteyen Güneş'i annesi birazcık yorulsun da uyusun diye yürüteçe koydu. Yürüteçe ters binince düz gidiyor, düz oturtunca hiç hoşlanmadığı gibi ters gidiyor. Gerçekten eğlenceli ve enteresan bir çocuk bu yahu.

Çarşamba, Nisan 09, 2008

Cuma, Nisan 04, 2008

Kabak dolması, merdiven çıkmak ve köpekler...


Şu sıralar en sevdiğimiz şeyler bunlar. Ha bir de dizüstü bilgisayarım tabi :)

Yürümek konusunda oldukça ilerledi Poyraz Bey. Hala sarhoş bekri gibi ama en azından artık salondan yatak odasına yürüyerek gidebiliyor. Babası ona öten sandaletlerden aldı. Topuklarında hava yastığı var ve üzerine bastıkça vik vik ötüyor. Nasıl eğlendi o ayakkabılarla anlatamam. Hele ilk giydiğinde resmen tepindi durdu. Ayakkabı öttükçe de kahkahalar attı. Ama bugün annem ayakkabının düdük kısımlarını çıkarıp atmış. Küçük yaramaz, ayakkabısından bu düdükleri çıkarmayı başarmış çünkü. O küçük cımbız parmaklarla tuttuğu herşey ağıza tabi.

Yürümeyi bitirdik sanki, merdiven çıkmaya çalışıyor. Sabahleyin apartmanı inletti merdivenden 6. kez çıkmasına izin vermedim diye :)

Yemek konusunda gittikçe daha az seçici olmaya başladı. Hala çok katı şeyleri yemeyi sevmiyor ama en azından bizim yediğimiz tüm yemeklerden yemeyi kabul ediyor. Süt krizimizi de aştık. Artık her uykudan önce süt içiyor kuzum. Beslenme düzeni ise şöyle;

07.00 Uyanınca süt
8.30-9.00 kahvaltı
10.00 Süt ve uyku
12.0-12.30 öğle yemeği (etli sebze yemeği veya etli çorba), yanında yoğurt
14.00 - 14.30 Meyve
15.00 - 15.30 Süt ve uyku
18.00 akşam yemeği (öğlenin aynısı veya anneannesi ne pişirdiyse)
21.00 Süt ve uyku

Haftada 1 gün balık, gün aşırı yumurta ve her kahvaltısında ceviz veya fındık veya badem yiyor.

Yürümeye başladığından beri çok değişti. Ufku genişlediği, bakış açısı farklılaştığı için olsa gerek, daha önce defalarca gittiğimiz yerlerde daha önce hiç görmediği ayrıntıları yakalamaya, çok farklı bir heyecan duymaya başladı. Çok daha dikkatli ve talepkar oldu. Arabasında oturmaktansa parmağımızı tutarak dolaşmayı ve keşfetmeyi tercih ediyor. Tabi bu şekilde alışveriş yapmak oldukça uzun sürmeye başladı. Rengarenk market raflarındaki tüm ürünlere dokunmak ve incelemek istiyor. İzin vermeyince de kıyameti kopartıyor.


Bana düşkünlüğü ciddi boyutta, ortamda ben yoksam sorun yok. Herkesle iyi geçiniyor. Ama ortamda ben varsam babası bile "eeeh, nannaaaa". Tüm günü onunla oyun oynayarak geçiren babama bile anında yüz çeviriyor küçük hain.

Geçen akşam teyzesine gittik. Bu arada teyzemiz ve abimiz artık kendi evlerindeler. Bir de köpekleri var. Poyraz Rocker'la ilk kez tanıştı. Bir köpekle ilk kez bu kadar yakınlaştı. Tabi ben çok endişeliydi ama sonradan anladım ki endişemin yönü yanlışmış. Çığlıklar atarak köpeği kovalayan, hayvanın burnuna ve gözüne parmağını sokmaya çalışan Poyraz yüzünden zavallı Rocker korkusundan saklandığı yerden çıkamadı.

Sokakta gördüğümüz her kediye ve köpeğe atlıyor. Hepsine şirin çığlıklar atıyor. Aşağıda resimde de göreceğiniz gibi babamızın getirdiği uğur böceği de çok ilgisini çekti. Umarım hep hayvanları seven bir çocuk olur.


Geçen hafta sonu Piraye'nin doğum gününü kutladık. Küçük prensesimiz de yaşını doldurdu. Nice mutlu ve sağlıklı yaşlara kuzucum...



Yazacak daha birçok şey olduğuna eminim ama ben çok yorgunum. Müsadenizle az önce pişirdiğim damla sakızlı sütlaçları buzdolabına kaldırıp yatacağım.

Pazar, Mart 30, 2008

son havadisler... neredeyse yürüyoruz :)

Yine çok ara verdim. Ama hem çok yoğundum, hem de hiç yazasım yoktu. Ama blogumun yapılış amacına uygun davranmak ve ardımdan gelen anneleri bilgilendirmek, daha doğrusu örnek teşkil edebilmek için son durumumuzu yazayım.

Neredeyse 13 haftalık olduk. 21 Mart'ta 12 adım atarak 2 ayaklı canlılar sınıfına geçiş yaptı Poyraz. Hala çoğunlukla 4 ayak üstünde yaşıyor ama gittikçe daha fazla ayakta durmak ister oldu. 28 Mart cuma günü tam 25 adımı kendi başına atabilerek dedesine sevinçten kalp krizi geçirtecekti neredeyse.
Artık kimi isterse onun bir parmağından tutarak sürüklüyor ve piti piti gezerek dolaşıyor her yeri. Bu genelde çok eğlenceli ama dün Carrefour'da bebek arabasında veya kucakta durmak istemeyince, uzuuuun bir alışveriş sonrasında ancak birkaç parça şey alabildik. Beyefendi ile bir reyondan diğerine geçiş 15 dakika sürüyor çünkü.

Yalnız bırakınca da sarhoş Bekri gibi yürüyor, çok komik. 3 adımda bir pat, popo yerde :) Biraz daha iyi yürüyünce köstek çöreği yapacağım. Bizde adettir. Yeni yürümeye başlayan çocuk için çörekler yapılır. Birinin içine para ya da altın konur. Bunu bulan kişi de çocuğa hediye alır.

15 dakika demişken, 15 dakika süren bir şeyimiz daha var. Yutkunmak! Evet her lokmayı ağzında 15 dakika tutuyor. Aç da olsa, tok da olsa o şeker dudaklarını büzüştürüp öylece bekliyor. Sadece anneannesinin yaptığı şehriyeli çorbayı lüp lüp içiyor.

Yemek demişken artık bakla, patlıcan ve çilek haricinde herşeyi yiyebiliyoruz. Tabi ki, şeker, çikolata, asitli veya boyalı içecekler filan değil.

Tam 8 tane dişimiz var, 4 tane daha dişin yolda olduğunu söyledi doktorumuz ama sanırım bu sefer biraz zorlanacağız.

1 hafta sonra 13. hafta kontrolüne gideceğiz. Boy ve kilo bilgilerini haftaya güncellerim.

Şeker şeker konuşmaya başladı. Bazen uyanınca kendi kendine şarkı söylüyor. Dans etmeye bayılıyor. Salona gelir gelmez ilk işi radyoyu gösterip "naynay" demek oluyor. Hele kucağına alıp dans eden biri olursa, değmeyin keyfine.

Bana gelince...
Bana gelenler gelmiş zaten :)

Kendinize iyi bakın, bebişlere kocaman öpücükler...

Çarşamba, Mart 19, 2008

yazasım yok...

Öyle çok şey oluyor ki... Oğlum neredeyse yürüyecek, çok eğlenceli olmaya başladı onunla vakit geçirmek. Parklara gidiyoruz, salıncaklarda sallanıyoruz. Kuş kovalıyoruz, top oynuyoruz. Çay bahçesinden -yanlışlıkla- kaşık çalıyoruz :)
Dişlerimiz 8 tane oldu, süt içmeye başladık ama bu aralar iştahımız pek yerinde değil. Bir lokma 15 dakika durabiliyor ağzımızda.
Ama benim hiç keyfim yok, hiç de yazasım yok...
Hala bu işi yapmaktan da, bu karmaşada yaşamaktan da sıkılmışlığımı geçirebilmiş değilim.
Küçük bir ev, üstünde mavi bir gökyüzü istiyorum. Binalar, plazalar, alışveriş merkezleri istemiyorum etrafta. Mavi gökyüzünde beyaz bulutlar, sımsıcak bir güneş istiyorum. Güneşi doğduğu andan, battığı ana kadar göreyim istiyorum.
Evin önünde küçük bir bahçe, sadece çimen olsun istiyorum. Oğlumla yuvarlanayım, küçük piknikler yapayım istiyorum bahçedeki tek kiraz ağacının altında.
Bahçenin etrafında tahtadan bile olsa çit olmasın, şimşirden bir duvar olsun istiyorum. Komşu evle aramızda alçak taştan bir duvar, duvardan sarkan mor salkımlar istiyorum. Mor salkımların üstünden pişirdiğim ekmekleri daha sıcacıkken komşumla paylaşmak istiyorum.
Yumurtayı, peyniri bakkal amcadan, sütü kapıya gelen sütçü dededen, mis kokulu domatesi köylü nineden, ekmeği fırıncı teyzeden alalım istiyorum.
Çooook şey istiyorum biliyorum... Daha da çok şey istiyorum aslında ama yazamıyorum, yazasım yok.
Haya bunlar, hepsi hayal...

Silkelen ve değiş tonton. Hoooop...!
Nankörlüğü bırak ve Türkiye'nin %10'luk şanslı dilimindeki yerin için şükret. Belki tatil için bir ekolojik köye gider ve hayallerini 1 haftalığına gerçekleştirirsin.

Evet evet yaşasın, ben aslında çok şanslıyım. Gerçekten, buna inanıyorum.

Çarşamba, Mart 12, 2008

Hafta sonu ilk yaşgünü partimizi yaptık

Bu kutlama aslında Poyraz'ın doğum gününden çok, benim doğurma günümün kutlamasıydı. İyi ki doğurmuşum seni canım oğlum.

Anı, Poyraz ve Ateş.... Tatlı canavarlar :)

Pastamız Heybeliada Kafe'den, özel yapım. Damla çikolatalı, fıstıklı ve küba üzümlü. Bu kadar hafif ve lezzetli bir pasta yememiştim. Tek bir dilim bile artmadı ne yazık ki :) Özge'ye özel olarak teşekkürler...

Dede, anneanne (kucağında oğluşum), abi, anne ve teyze...

Hande ve karnında cimcimesi, Burçak ve Ateş, ben ve kuzularım... Bu arada cimcime dışarısını oldukça eğlenceli bulmuş olacak ki, bu resim çekildikten 2 gün sonra doğdu.

Çok sevdiğimiz Aysel teyzemiz ve Poyraz...

Teyzem ve annemle yanak yanağa...

Doğum günü pastamdan 1 çatal verdi anneannem.

"Anne çok güzelmiş, bi çatal daha yiyebilir miyim?"

Bu da Ali, Cin Ali :) En yakın arkadaşlarımızdan.

Kuzenim Erberk ve annesi...


Canımız teyzemiz ve abimiz :)

Bunlar da Kaan abimiz, Filiz Teyzemiz, büyük teyzemiz, Erberk ve Nazan Yengemiz...