Bu sabah yine doktoruma gittim. 6 hafta 4 günlük bir embriyom var ve kalbi atıyor.
Tatile çok keyifli çıkacağım. Kendinize iyi bakın olur mu? Dönüşte yepyeni fotoğraflarla görüşmek üzere...
Perşembe, Temmuz 29, 2010
Pazar, Temmuz 25, 2010
Poyraz'ın kardeşi oluyor!
İşte süpriz bu idi. Tabi benim heyecanla birçok kişiye söylemem sebebiyle bu blogun okuyucusu çok kişinin bundan zaten haberi var. Ama olsun, bu kayıt bu bloga düşülsün. Bugün itibariyle 6 haftalık bir miniğimiz var.
Aslında daha önce yazacaktım ama, işler biraz tuhaf gelişti. Önce kan tahlili yaptırdım, herşey ok. Ama 19 Temmuz'da beni çağıran doktorum keseyi göremedi. Neyse cuma yeniden gittiğimde keseyi gördük ama aradan geçen 5 gün bana biraz dert oldu tabi. Dolayısı ile de elim yazmaya gitmedi. Cuma gördüğü kese de SAT'a göre 5+5 günlük olmasına rağmen 4+3 günlük boyutlarda.
Ben en başından beri yumurtlamanın 20. gün olduğunu söyledim doktora ama bunu sen hissedemezsin diye beni ciddiye almadı. Oysa benim hesabıma göre herşey doğru. Eve gelip Poyraz'ın ilk ultrasonlarına baktığımda, Poyraz'ın da kesesinin ilk ultrasonda 1 hafta geri olduğunu görünce içim rahatladı. Perşembe tekrar kontrole gideceğim ve kese büyümesinin normal olup olmadığına bakacak. Aynı gün kimi tahliller isteyecek ve de 20. haftada yapılmasını önerdiği detaylı ultrason için Atıl Yüksel'den randevu alacağım.
Kısacası, büyülü bahçemde bir tohum daha büyüyor. Yepyeni maceralar bizi bekliyor :)
Aslında daha önce yazacaktım ama, işler biraz tuhaf gelişti. Önce kan tahlili yaptırdım, herşey ok. Ama 19 Temmuz'da beni çağıran doktorum keseyi göremedi. Neyse cuma yeniden gittiğimde keseyi gördük ama aradan geçen 5 gün bana biraz dert oldu tabi. Dolayısı ile de elim yazmaya gitmedi. Cuma gördüğü kese de SAT'a göre 5+5 günlük olmasına rağmen 4+3 günlük boyutlarda.
Ben en başından beri yumurtlamanın 20. gün olduğunu söyledim doktora ama bunu sen hissedemezsin diye beni ciddiye almadı. Oysa benim hesabıma göre herşey doğru. Eve gelip Poyraz'ın ilk ultrasonlarına baktığımda, Poyraz'ın da kesesinin ilk ultrasonda 1 hafta geri olduğunu görünce içim rahatladı. Perşembe tekrar kontrole gideceğim ve kese büyümesinin normal olup olmadığına bakacak. Aynı gün kimi tahliller isteyecek ve de 20. haftada yapılmasını önerdiği detaylı ultrason için Atıl Yüksel'den randevu alacağım.
Kısacası, büyülü bahçemde bir tohum daha büyüyor. Yepyeni maceralar bizi bekliyor :)
Cumartesi, Temmuz 17, 2010
Perşembe, Temmuz 15, 2010
İstanbul'da Deniz ve Poyraz
Deniz İstanbul'a geldi. Hava pek iyi değildi arzu ettiğimiz gibi gezemedik ama çocuklar için zaman, mekan ve hava pek farketmiyor biliyorsunuz. Onlar pek eğlendiler...
Salı, Haziran 29, 2010
2010 Eko (*) Tatil - 1
2010 yılının ilk tatilini babaanne-dede evinde, İzmir'de geçirmiş bulunmaktayız. Gezmece tozmaca, börtü böcekle oynamaca, sallanmaca, kaymaca ve de bolca şımarmaca nedeniyle özellikle Poyraz için tatilimiz pek keyifli geçti. 2. Eko Tatilimizde hedefimiz bu sefer anneanne-dede evi, Avşa.
Aslında bolca denize de girdik ama nedense denize girerken hiç resim çekmemişiz. Neyse çok da enteresan bişey yok işte, deniz var, çakıllı kumsal var, bi de kolluklu Poyraz var. Siz hayal ediverin resmi. Ben kalan resimleri aşağıya koydum.
***
***
***
"Anneee bu öldü, baksana kuyruğu kıpırdamıyor. Lütfen canlısını yakalar mısın?"
***
***
(*) Ekolojik değil, ekonomik :)
Pazartesi, Haziran 14, 2010
Yine benden
Depresyonda mıyım? Yaşlanıyor muyum? Yoksa sadece uyuzluğum mu üstümde? Bir huysuzum, bir sinirliyim, bir mutsuzum ki sormayın. Tamam kimi sebepler sayabilirim ama hiçbiri de gerçek sebep değil gibi geliyor bana. Gerçek sebebi de ben bile bilmiyorum valla.
Ota boka ağlıyorum, sıklıkla sinirimi kontrol etmem gerekiyor son günlerde. Sıcaklardan herhalde deyip en masum haliyle atlatalım bu gündemi istiyorum.
Sıcaklar demişken, daha Mayıs bitmeden 35 dereceyi gördük, sonra bir sel, bir tufan...
Şimdi yine 30 küsürlerde hava. Daha Haziran 14. Bu yaz nasıl geçecek kimbilir. Oğlumun doğduğu senenin yazı da böyleydi. Bütün yazı Başak'la Nazım'ın bahçesinde geçirmiştik.
Şimdi sıpalar büyüdü. Hatta benim oğlum dün sahneye bile çıktı. Okulunun yıl sonu gösterisine. Koroda söyler gibi yaptı, ama düzeni hiç bozmadı. Bol bol esnedi, burnunu karıştırdı ve kaşındı :))) Şiirini çok güzel okudu. Sahneye çıkmayı o kadar sevdi ki, şiirini ikinci kez okumak istedi ve okudu. Tabi ben malum ruh halimle salya sümük ağladım oğlumu sahnede izlerken.
Biz terrible two'yu hasarsız atlatmıştık ama bana piyangodan terrible three çıktı. Poyraz nasıl asi, nasıl şımarık ve nasıl huysuz anlatamam. Poyraz'ı tanıyanlar kesin abarttığımı düşünecekler biliyorum. Ama son birkaç olayda ben bile oğluma inanamadım. Belki de bu depresif ruh halimin bir sebebi de budur. Hani sokaklarda ciyak ciyak ağlayan, nereye saldıracağını bilemeyen, bir tür histeri krizine girmiş çocuklar görürsünüz ya. Ben onları dövmek isterdim. Hah işte benim oğlum tam da öyle şeyler yapmaya başladı. Ama nasıl saçmalıyor bir görseniz. İstediği herşey muhakkak olacak ve "şimdi" olacak. Sokağa çıkılınca o nereye isterse oraya gidilecek ve asla eve gelinmeyecek. Ve bunun gibi bir sürü klasik çocukça kapris işte... Babası arabada değilken; "anne babamın çantasının içine bakalım, hemen şimdiiiii" diye tutturmaya başlayabiliyor. Eskiden konuşarak anlaşabildiğim, ikna edebildiğim oğluma kelimeler yetmiyor artık. Evet evet sanırım bu durum da beni şaşkına çevirdi, mutsuz etti. Lütfen geçici bir durum olduğunu söyleyin. Kitaplardan okuduğum şekilde davranıp sakin kalmaya ve kuralları belirleyenin ben olduğumu ona anlatmaya çalışıyorum. Ufak cezalar vermeye çalışıyorum. Ama bazen ben de ciyaaaak diye bağırmak istiyorum, itiraf ediyorum.
Neyse işte benden havadisler böyle. Cuma günü sözde tatile çıkıyoruz. İzmir'e kayın aile yanına gideceğiz. Kayın aileden yana bir sıkıntım yok da, insan tatil deyince başka şeyler hayal ediyor. Maddi sıkıntılar!!!
Hah bak bir sebep daha buldum :) Kaç etti?
Bir de cepte sebep var, atamazsın satamazsın.
Bence siz bu yazıyı okumayın. Okuduysanız da hemen unutun. Bir tür "deli kadının sayıklamaları" işte.. Hmmm bunu ayrı bir blog yapıp hababam sayıklasam mı?
Özlem
Ota boka ağlıyorum, sıklıkla sinirimi kontrol etmem gerekiyor son günlerde. Sıcaklardan herhalde deyip en masum haliyle atlatalım bu gündemi istiyorum.
Sıcaklar demişken, daha Mayıs bitmeden 35 dereceyi gördük, sonra bir sel, bir tufan...
Şimdi yine 30 küsürlerde hava. Daha Haziran 14. Bu yaz nasıl geçecek kimbilir. Oğlumun doğduğu senenin yazı da böyleydi. Bütün yazı Başak'la Nazım'ın bahçesinde geçirmiştik.
Şimdi sıpalar büyüdü. Hatta benim oğlum dün sahneye bile çıktı. Okulunun yıl sonu gösterisine. Koroda söyler gibi yaptı, ama düzeni hiç bozmadı. Bol bol esnedi, burnunu karıştırdı ve kaşındı :))) Şiirini çok güzel okudu. Sahneye çıkmayı o kadar sevdi ki, şiirini ikinci kez okumak istedi ve okudu. Tabi ben malum ruh halimle salya sümük ağladım oğlumu sahnede izlerken.
Biz terrible two'yu hasarsız atlatmıştık ama bana piyangodan terrible three çıktı. Poyraz nasıl asi, nasıl şımarık ve nasıl huysuz anlatamam. Poyraz'ı tanıyanlar kesin abarttığımı düşünecekler biliyorum. Ama son birkaç olayda ben bile oğluma inanamadım. Belki de bu depresif ruh halimin bir sebebi de budur. Hani sokaklarda ciyak ciyak ağlayan, nereye saldıracağını bilemeyen, bir tür histeri krizine girmiş çocuklar görürsünüz ya. Ben onları dövmek isterdim. Hah işte benim oğlum tam da öyle şeyler yapmaya başladı. Ama nasıl saçmalıyor bir görseniz. İstediği herşey muhakkak olacak ve "şimdi" olacak. Sokağa çıkılınca o nereye isterse oraya gidilecek ve asla eve gelinmeyecek. Ve bunun gibi bir sürü klasik çocukça kapris işte... Babası arabada değilken; "anne babamın çantasının içine bakalım, hemen şimdiiiii" diye tutturmaya başlayabiliyor. Eskiden konuşarak anlaşabildiğim, ikna edebildiğim oğluma kelimeler yetmiyor artık. Evet evet sanırım bu durum da beni şaşkına çevirdi, mutsuz etti. Lütfen geçici bir durum olduğunu söyleyin. Kitaplardan okuduğum şekilde davranıp sakin kalmaya ve kuralları belirleyenin ben olduğumu ona anlatmaya çalışıyorum. Ufak cezalar vermeye çalışıyorum. Ama bazen ben de ciyaaaak diye bağırmak istiyorum, itiraf ediyorum.
Neyse işte benden havadisler böyle. Cuma günü sözde tatile çıkıyoruz. İzmir'e kayın aile yanına gideceğiz. Kayın aileden yana bir sıkıntım yok da, insan tatil deyince başka şeyler hayal ediyor. Maddi sıkıntılar!!!
Hah bak bir sebep daha buldum :) Kaç etti?
Bir de cepte sebep var, atamazsın satamazsın.
Bence siz bu yazıyı okumayın. Okuduysanız da hemen unutun. Bir tür "deli kadının sayıklamaları" işte.. Hmmm bunu ayrı bir blog yapıp hababam sayıklasam mı?
Özlem
Pazartesi, Mayıs 31, 2010
Bahçede havuz sefası
İzmir'de Mayıs ve ilkler
19 Mayıs tatiline 2 gün ekleyip 5 günlüğüne İzmir'e gittik. Hava çok sıcak değildi, hatta zaman zaman yağışlı idi ama gezmesi pek keyifli oldu. Çok sıcak olsaydı, daha zor olurdu. Poyraz çok güzel yedi, çok güzel uyudu zaten, hava değişimi çok yaradı. Tüm tatil boyunca salyongoz topladı, böcekleri inceledi, balık tuttu, kedi, köpek, civciv, buzağı sevdi. Ağaçtan bol bol dut ve erik toplayıp yedi. İlk kez düşüp dizini kanattı. Domatesin Migros'ta yetişmediğini öğrendi :)

Salyangozları babaannemizin verdiği minik sepete topladık. Ne yapacağını soranlara pişirip yiyeceğini söylese de, yemeye teşebbüs etmedi henüz.

Yavru bir kedi buldu ve onu sevebilmek için iki gün uğraştı. Yakaladığı balıkların iki tanesini canlı canlı hayvanın önüne atınca kalbini kazandı ve kediyi kucaklayabildi.
Ve işte bir karagöz, eve kadar elinde taşıdı :)))
Bulduğu her fırsatta suyla oynadı.
Tam bir sokak çocuğu oldu, sıkıysa bahçeden içeri sok...
Bu dönüş yolundan. O kadar yoruldu ki tatil boyunca, dönüş yolunda arabada tam 3 saat uyudu.
Burası Sığacık... Çok güzel bir yer, ilerde Foça gibi olacağına eminim. Daha küçücükken gidip görün derim.
Minik ürkek bir buzağı sevdi, günlerce anlattı, durdu.
Kuzuları yakalayıp sevemedi ama kuzulara bekçilik eden komik ve oyuncu köpekle bayağı oynadı. Poyraz zıpladıkça, köpek de onunla beraber zıplıyordu.

Sunay Teyze'nin harika bahçesinde oğlum kendini kaybetti. Bu fotoğraftaki zaptedilmiş ve mutsuz Poyraz. Kendini böğürtlen çalılığına atarak, cır cır ses çıkaran bir böceği aramaya kalkışınca zaptetmek zorunda kaldım :)
15 tane civciv vardı, bir tanesi acayip hareketli ve yaramazdı. Tabi benim oğlum onu eline almak istedi. Babası uzun uzun koşup yakalayabildi.
***
- Annecim bu güller çok güzel, gel bir resmini çekeyim
- Homur homur homur
Civcivler nerede yaşıyormuş bi bakim...

Salyangozları babaannemizin verdiği minik sepete topladık. Ne yapacağını soranlara pişirip yiyeceğini söylese de, yemeye teşebbüs etmedi henüz.
***

Yavru bir kedi buldu ve onu sevebilmek için iki gün uğraştı. Yakaladığı balıkların iki tanesini canlı canlı hayvanın önüne atınca kalbini kazandı ve kediyi kucaklayabildi.
***
Ve işte bir karagöz, eve kadar elinde taşıdı :)))***
Bulduğu her fırsatta suyla oynadı.***
Tam bir sokak çocuğu oldu, sıkıysa bahçeden içeri sok...***
***
***
***
***
Sunay Teyze'nin harika bahçesinde oğlum kendini kaybetti. Bu fotoğraftaki zaptedilmiş ve mutsuz Poyraz. Kendini böğürtlen çalılığına atarak, cır cır ses çıkaran bir böceği aramaya kalkışınca zaptetmek zorunda kaldım :)
***
***
- Homur homur homur
***
***
Pazartesi, Mayıs 17, 2010
Vakit ne çabuk geçiyor
Bu sefer o kadar da oğluştan bahsetmeyeceğim. Biraz da benden...
7 dakikam var, sonra saçlarımı yıkamam lazım. Hayatımda ilk defa kendi kendime saçlarımı boyadım da :) Bakır rengine boyatmıştım, ama oğlum 1 aydır hergün, anne siyah daha güzeldi deyip duruyor. Veto yedik anlayacağınız. Neyse işime de gelmedi değil, öyle her ay gidip dip boyayla filan uğraşmak hiç bana göre değil.
İstanbul'a bahar gelmeden yaz geldi diye başlayacaktım aslında bu yazıya. Kaç gündür niyetlenip, yazmayı beceremiyorum. Ama yaz gitti, neredeyse sonbahar geri geldi, rüzgar yağmur... Hatta daha da soğuyacakmış hava. Neyse soğusun. Ben en çok İstanbul'un baharını seviyorum zaten.
Ne zaman 17 Mayıs oldu anlamadım. Sanki bu aralar bir ayın 1'i oluyor, bir 15'i... O kadar hızla akıyor ki zaman. Kışlıkları kaldırdım, yazlıkları çıkardım. Halıları da kaldıracağım. Park bahçe sefaları, akşam gezmeleri de başladı. Oh be... (İtiraf edeyim, kış seni pek sevmiyorum:))
Geçen hafta sonu, Edirne'ye gittik 4 çift, 2,5 çocuk. Çocuklardan biri henüz annesinin karnında idi. İlk defa gittim, çok yeşil ve güzel bir kentmiş. Önünde kuyruk olan, küçücük bir yerde ciğer yedik. Nefis birşeydi. Hatta yemez diye düşünmeme rağmen, Poyraz da bol bol yedi. Sonra da Meriç kıyısında kahve içtik.
7 dakikam doldu bile. Resimleri de ekleyip bitiriyorum bu seferlik.

7 dakikam var, sonra saçlarımı yıkamam lazım. Hayatımda ilk defa kendi kendime saçlarımı boyadım da :) Bakır rengine boyatmıştım, ama oğlum 1 aydır hergün, anne siyah daha güzeldi deyip duruyor. Veto yedik anlayacağınız. Neyse işime de gelmedi değil, öyle her ay gidip dip boyayla filan uğraşmak hiç bana göre değil.
İstanbul'a bahar gelmeden yaz geldi diye başlayacaktım aslında bu yazıya. Kaç gündür niyetlenip, yazmayı beceremiyorum. Ama yaz gitti, neredeyse sonbahar geri geldi, rüzgar yağmur... Hatta daha da soğuyacakmış hava. Neyse soğusun. Ben en çok İstanbul'un baharını seviyorum zaten.
Ne zaman 17 Mayıs oldu anlamadım. Sanki bu aralar bir ayın 1'i oluyor, bir 15'i... O kadar hızla akıyor ki zaman. Kışlıkları kaldırdım, yazlıkları çıkardım. Halıları da kaldıracağım. Park bahçe sefaları, akşam gezmeleri de başladı. Oh be... (İtiraf edeyim, kış seni pek sevmiyorum:))
Geçen hafta sonu, Edirne'ye gittik 4 çift, 2,5 çocuk. Çocuklardan biri henüz annesinin karnında idi. İlk defa gittim, çok yeşil ve güzel bir kentmiş. Önünde kuyruk olan, küçücük bir yerde ciğer yedik. Nefis birşeydi. Hatta yemez diye düşünmeme rağmen, Poyraz da bol bol yedi. Sonra da Meriç kıyısında kahve içtik.
7 dakikam doldu bile. Resimleri de ekleyip bitiriyorum bu seferlik.
Salı, Nisan 27, 2010
Çocuklara da her gün bayram....
23 Nisan'da Özgürlük Parkı'na gidecektik. Ama Hande arayıp da oranın çok sıcak ve çok kalabalık olduğunu söyleyince, dümeni Fenerbahçe Parkı'na kırdık. Çocuklar da, biz de pek keyifli bir gün geçirdik.
Aslında Poyraz'la Piraye'nin arasında sadece 25 gün var. Hatta Piraye 25 gün küçük. Poyraz'In maymunluk yaparak dikkat çekmeye çalışması da bundan herhalde :)
Bu bahar bir başka güzel. Ağaçlar, çiçekler, doğa bütün kış yağan yağmurla susuzluğunu bastırmış olarak teşekkür ediyor sanki.
Ma aile tahtırevalliye bindik, en çok Başak'la ben karlı çıktık bu işten. Özlemişiz valla, çocuklar bahane oldu :)
***
***
***
***
***
***
***
***
***
***
***
***
***
***
***
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
