Cuma, Ağustos 27, 2010

Kamp attık...

Yukardaki resmin yazının anafikriyle bir ilgisi yoktur. Sadece cips nasıl yenir görün istedim :)

Evet geçen hafta sonu kamp attık. (Azıcık ukalalık edeyim ama itiraf da edeyim; ben de yeni öğrendim. Kamp kurulmazmış, kamp atılırmış)

Herşey dağ keçisi arkadaşımız Elif'in bizi dürtmesiyle başladı. Elif'le 2005'teki Trans Kaçkar turunda tanışmıştık. O zaman da Elif, rehberlerden önce tırmanan ve asla yorgunluk belirtisi göstermeyen biriydi. Hala da öyle. Eşi Taner zaten mi böyleydi, yoksa evlenince o da mı keçileşti bilemiyorum tabi :)

Neyse biz de bu bir gecelik kamp meselesine hemen tav olduk. Kırklareli'nin Saray ilçesine bağlı Kışlacık Köyünden gidilen toprak bir yolla ulaştık Poliçe Koyu'na. İnanılmaz güzel yerler, yemyeşil ormanlar, dereler, göller... 3 araba Saray'da buluştuk. Toplam 12,5 kişi. Poyraz'ı yarım saydılar :)

Ramazan ayı olduğu için oturup bir çay bahçesinde bekleyemeyiz diye düşünmüştük ama öyle değil. Herkes inanılmaz güleryüzlü, yardımsever. İçki dahil herşeyimizi rahatlıkla aldık. Oturup çayımızı içip, böreğimizi de yedikten sonra kamp yapacağımız koya doğru yola çıktık.

Kışlacık Köyü'nün sevimli muhtar amcası bize birer çay ısmarladıktan sonra yanımıza motorlu bir amcayı eskort verdi. O olmasa hala Poliçe Koyu'nu arıyor olabilirdik.

Poliçe Koyu elektrik ve suyu olmayan, tamamen ilkel koşullarda kamp yapılabilecek bir yer. Buna rağmen yaz aylarında haftalarca kalan aileler bile oluyormuş. Koyun bir ucunda bir tuvalet var ama bizim kaldığımız yer tuvalete o kadar uzaktı ki, doğal yollarla hallettik işimizi. Koyun diğer ucunda da bir çeşme varmış ama ben oraya gidemedim, arkadaşlar sağolsun bulaşık yıkama, su taşıma işlerini hallettiler.

Kamp olayı en çok Poyraz'ın hoşuna gitti tabi, hiç dönmek istemedi. Yıldızların altında kucağımda uyudu, çadırda uyandı. Longozda kurbağa avladı. 12 tane sevimli abi ve ablanın kucağından inmedi.

Kamp benim için de komik bir deneyim oldu. Komik diyorum çünkü kamp yapmayı bilmek diye birşey var. Keyifliymiş :) Herhalde artık 2 oda, 1 salon bir çadır alır öyle devam ederiz maceralara...

Babasının telefonundaki haritadan yolu takip eden Poyraz
***

Yolda karşımıza çıkan bir baraj gölü, durup fotoğraf çektirmek ve temiz havayı içimize çekmek istedik
***

Daha ilk dakikada bir sopa buldu Poyraz ve kampın sonuna kadar onu elinden bırakmadı
***

Kamp olayını abarttık. Sadece 1 gece için o kadar çok yiyecek almışız ki, birçoğu yenmeden geri döndü.
***

Poyraz babasına çadırı kurarken yardım ediyor
***

Sonra da girip bizzat test etti olmuş mu diye :)
***

Çok güzel bir kumu çok geniş bir sahili var. Bizim şansımıza hava çok rüzgarlı idi, denize giremedik. Ama rüzgar sayesinde de sineklerden korunmuş olduk.
***

Uzun uzun oynadı kumlarla, ama yol yorgunluğu yüzünden okunuyor değil mi?
***

Yorgunluğu atmak için biraz kestirdikten sonra çadırın içinde uyanmış, beni bekleyen Poyraz
***


Akşam sefası, çaylar içildi, çekirdek ve meyve yenildi, keşfe çıkıldı
***

Elif abla ve Taner abiyle birlikte longozda kurbağa avladık
***

Yakaladım anneeee!
***

Gene kaçtı yaaa...
***

Bütün gün çayır çimen koştu durdu. Deniz ablasıyla beraber gizli yerler keşfetti.
***

Ertesi gün, kahvaltı sofrası. Benim aç kuzum sofranın ilk ziyaretçisi. Ama henüz yemek hazır olmadığından, eline geçirdiği tarhana kavanozunun içindeki çiğ tarhanaları yemekle yetindi bir süre :)
***

Babasının ellerini yıkamasına bile yardım etti benim oğlum
***

Kahvaltı sonrası keyfi öğleye kadar sürdü, biz dönüş için yola çıktığımızda onlar hala yayılmış keyif yapıyorlardı.
***

Karpuzu böyle yemek ne güzelmiş anne!
***

Beni merak edenlere not: Ben ve karidesim iyiyiz. 13 Eylül'de doktora gidince son durumdan haberdar olacağız.

Perşembe, Ağustos 12, 2010

Herşey mi kokar?

Hatırlamıyorum Poyraz'a hamileyken de böyle miydim? Ama yok, öyle olsa kesin hatırlardım. Hayatım boyunca hep koku hassası oldum fakat bu başka. Herşey ama herşey kokuyor, kendim bile kendime kokuyorum. Evin içi kokuyor, araba kokuyor, insanlar kokuyor, içtiğim çay, yediğim her yemek kokuyor. Kendime bir yemek yapıyorum, kokuyor. Bir daha yiyemiyorum. Dolapta 3 tencere yemek var, 1'er porsiyonu yenmiş, gerisi koktuğu için kalmış. Dökemiyorum, çünkü kokuyor. Pazar günü Tonguç dönünce, ona döktürücem.
Her yer kokuyor. Güzel kokular bile korkunç geliyor. Parfümüm çantamda kalmış, çantam kokuyor. Nasıl rahatsız edici.
Kokusuz bir deodorant buldum da, kendi kendime kokmaktan kurtuldum. Su iyi geliyor, kokusuz çünkü. Yoğurda tahammül edebiliyorum. Ekmeğe de öyle. Yoğurt ekmekle ne kadar idare edebilirim. Az önce yeşil elma yedim. Normalde bayılırım. Bu seferki pek iyi değildi sanırım.
Midem bulanmıyor, içim kalkıyor. Aklımı o kokudan ayıramıyorum. Yanıma birisi gelse acaba kokuyor mudur diye düşünüp, kokluyorum...
Offf ne kadar yanlış bir yazı yazdım di mi? Çok ayıp! Arkadaşlarım, valla rahatsız edici kokmuyorsunuz. Sorun bende :) Neyse ki öyle parfüme bulanan pek kimse yok etrafımda, kokusuz arkadaşlarımı çok seviyor ve de teşekkür ediyorum.
Ne zaman geçecek bu durum, böyle saçma bir gebelik hadisesi var mıdır?
Sadece ama sadece oğlum güzel kokuyor, fırından yeni çıkmış vanilyalı, tarçınlı kurabiye gibi. Valla öyle, oğlum olduğundan değil :P

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

8+1

Bugün doktora gittim tekrar. Nihayet 1,5 cm'lik minik üzüm tanesini kalbi de atarken ve de normal boyutlarına erişmişken görmeyi başardık. Artık miniğim geriden gelmiyor, normal zamanını yakalamış durumda. Doğum tahmini 20 Mart'ta. Bir balık daha geliyor.

İkinci hamilelik benim için kimi açılardan ilkiyle oldukça benzer olmakla beraber, kimi açılardan da oldukça farklı. Aslında hamileliğin gidişatı açısından bir fark yok. Yine ne bulantı, ne kusma var. Ama hamileliğin "sosyalliği", "motivasyonu" ve "duygusallığı" açısından çok fark var.

* İlkinde hamile olduğum aklımdan çıkmazken, şimdi soran olursa hatırlıyorum
* İlkinde internette ne kadar site, forum varsa hergün saatlerce dolaşıyorken, şimdi bir siteden gelen hafta hafta hamilelik bülteniyle yetiniyorum
* İlkinde asla çay içmiyorken, şimdi sabahları 1 bardak içiyorum
* İlkinde Arkun'u bizim evde ultrason cihazıyla birlikte bizimle beraber yaşamaya ikna etmeye çalışırken, şimdi bir sonraki kontrolü 1 hafta ötelemesine göz yumuyorum
* İlkinde hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren yüzüstü yatmamışken, şimdi(lik) güzel güzel yüzüstü yatıyorum
....

Ben buna olgun annelik diyeceğim, tecrübeli değil. Çünkü her çocuk ayrı bir deneyim oluyor bunu biliyorum. Ama en azından başıma gelmesi kesin olanları kestirebildiğimden konuya daha rahat, daha sakin ve daha az korkuyla yaklaşabiliyorum.

Yarın sabah standart kan tahlillerini yaptıracağım. Ve artık folik asiti bırakıp, vitamine başlayacağım. Tatlandırıcı içeren herşeyi de hayatımdan çıkardım. Daha çok süt içiyorum, taze ceviz, limonlu dondurma ve peynir yiyorum. Kilometrelerce öteden her tür kokuyu alabilirim gibi hissediyorum. Herşey ama herşey kokuyor. Kimisi güzel, kimisi korkunç ama herşeyin kokusu var. Bunun dışında normal yaşantıma devam ediyorum. Oğlumu kucaklıyorum, fırsat buldukça dinleniyorum ve başıma gelecekleri bir bilge edasıyla karşılamaya hazırlanıyorum.
Sanki başka şansım var :))))

Neyse işte şimdilik bizden haberler bunlar. Daha fazla yazamayacağım çünkü hazır çok uykum gelmişken hemen yatmak istiyorum. 130 yılın en sıcak yazı nedeniyle dün gece pek uyuyamadım da üzerinize afiyet...

Pazar, Ağustos 08, 2010

2010 Avşa

2010 Avşa tatilimiz de bitti. Hatta planlanandan birkaç gün daha kısa sürdü, çünkü Poyraz güneş alerjisi oldu. Her tarafı kızarıp, kaşınmaya da başlayınca mecburen cuma günü dönmek zorunda kaldık. Aşağıdaki ilk iki resim tatilin kalanını güneş almadan evde geçirirken oyun hamuruyla yaptıklarımızla ilgili. İlk resimdeki oğlumun benim için yaptığı özel bir pasta. Kalan resimler sondan başa Avşa tatilimizden. Fazla söze gerek var mı?



















Perşembe, Temmuz 29, 2010

Bizi özleyin anacım...

Bu sabah yine doktoruma gittim. 6 hafta 4 günlük bir embriyom var ve kalbi atıyor.
Tatile çok keyifli çıkacağım. Kendinize iyi bakın olur mu? Dönüşte yepyeni fotoğraflarla görüşmek üzere...

Pazar, Temmuz 25, 2010

Poyraz'ın kardeşi oluyor!

İşte süpriz bu idi. Tabi benim heyecanla birçok kişiye söylemem sebebiyle bu blogun okuyucusu çok kişinin bundan zaten haberi var. Ama olsun, bu kayıt bu bloga düşülsün. Bugün itibariyle 6 haftalık bir miniğimiz var.
Aslında daha önce yazacaktım ama, işler biraz tuhaf gelişti. Önce kan tahlili yaptırdım, herşey ok. Ama 19 Temmuz'da beni çağıran doktorum keseyi göremedi. Neyse cuma yeniden gittiğimde keseyi gördük ama aradan geçen 5 gün bana biraz dert oldu tabi. Dolayısı ile de elim yazmaya gitmedi. Cuma gördüğü kese de SAT'a göre 5+5 günlük olmasına rağmen 4+3 günlük boyutlarda.
Ben en başından beri yumurtlamanın 20. gün olduğunu söyledim doktora ama bunu sen hissedemezsin diye beni ciddiye almadı. Oysa benim hesabıma göre herşey doğru. Eve gelip Poyraz'ın ilk ultrasonlarına baktığımda, Poyraz'ın da kesesinin ilk ultrasonda 1 hafta geri olduğunu görünce içim rahatladı. Perşembe tekrar kontrole gideceğim ve kese büyümesinin normal olup olmadığına bakacak. Aynı gün kimi tahliller isteyecek ve de 20. haftada yapılmasını önerdiği detaylı ultrason için Atıl Yüksel'den randevu alacağım.

Kısacası, büyülü bahçemde bir tohum daha büyüyor. Yepyeni maceralar bizi bekliyor :)

Cumartesi, Temmuz 17, 2010

Perşembe, Temmuz 15, 2010

İstanbul'da Deniz ve Poyraz

Deniz İstanbul'a geldi. Hava pek iyi değildi arzu ettiğimiz gibi gezemedik ama çocuklar için zaman, mekan ve hava pek farketmiyor biliyorsunuz. Onlar pek eğlendiler...


Pamuk helva bu kadar mı güzel yenir :)

***

Kalemiti Deniz!
***

Resmimi çabuk çek Tıvanç, top havuzuna dönücem
***

Bu kocaman gülüş, ne kadar çok eğlendiklerinin ispatı değil mi?

Salı, Haziran 29, 2010

2010 Eko (*) Tatil - 1

2010 yılının ilk tatilini babaanne-dede evinde, İzmir'de geçirmiş bulunmaktayız. Gezmece tozmaca, börtü böcekle oynamaca, sallanmaca, kaymaca ve de bolca şımarmaca nedeniyle özellikle Poyraz için tatilimiz pek keyifli geçti. 2. Eko Tatilimizde hedefimiz bu sefer anneanne-dede evi, Avşa.

Aslında bolca denize de girdik ama nedense denize girerken hiç resim çekmemişiz. Neyse çok da enteresan bişey yok işte, deniz var, çakıllı kumsal var, bi de kolluklu Poyraz var. Siz hayal ediverin resmi. Ben kalan resimleri aşağıya koydum.


Son gün bir kaydıraklı havuz parkına gittik. Çok eğlendik çok...

***
***

Babası yakaladı, oğlu satışa çıkardı. Bir de "balıkçııı, taze balıklarım var" diye bağırması vardı ki...

***

"Oooo, babam bir karagöz daha yakalamış..."

***Herkes kendi aleminde, bir dinginlik ki sormayın...

***

"Anneee bu öldü, baksana kuyruğu kıpırdamıyor. Lütfen canlısını yakalar mısın?"

***

Burası İzmir Doğal Yaşam Parkı. Etrafta maymundan su aygırına, zürafadan file kadar bir sürü ilginç hayvan var. Peki benim oğlum ne yapıyor? Yerdeki böcekleri inceliyor.

***

(*) Ekolojik değil, ekonomik :)

Pazartesi, Haziran 14, 2010

Yine benden

Depresyonda mıyım? Yaşlanıyor muyum? Yoksa sadece uyuzluğum mu üstümde? Bir huysuzum, bir sinirliyim, bir mutsuzum ki sormayın. Tamam kimi sebepler sayabilirim ama hiçbiri de gerçek sebep değil gibi geliyor bana. Gerçek sebebi de ben bile bilmiyorum valla.

Ota boka ağlıyorum, sıklıkla sinirimi kontrol etmem gerekiyor son günlerde. Sıcaklardan herhalde deyip en masum haliyle atlatalım bu gündemi istiyorum.

Sıcaklar demişken, daha Mayıs bitmeden 35 dereceyi gördük, sonra bir sel, bir tufan...
Şimdi yine 30 küsürlerde hava. Daha Haziran 14. Bu yaz nasıl geçecek kimbilir. Oğlumun doğduğu senenin yazı da böyleydi. Bütün yazı Başak'la Nazım'ın bahçesinde geçirmiştik.

Şimdi sıpalar büyüdü. Hatta benim oğlum dün sahneye bile çıktı. Okulunun yıl sonu gösterisine. Koroda söyler gibi yaptı, ama düzeni hiç bozmadı. Bol bol esnedi, burnunu karıştırdı ve kaşındı :))) Şiirini çok güzel okudu. Sahneye çıkmayı o kadar sevdi ki, şiirini ikinci kez okumak istedi ve okudu. Tabi ben malum ruh halimle salya sümük ağladım oğlumu sahnede izlerken.

Biz terrible two'yu hasarsız atlatmıştık ama bana piyangodan terrible three çıktı. Poyraz nasıl asi, nasıl şımarık ve nasıl huysuz anlatamam. Poyraz'ı tanıyanlar kesin abarttığımı düşünecekler biliyorum. Ama son birkaç olayda ben bile oğluma inanamadım. Belki de bu depresif ruh halimin bir sebebi de budur. Hani sokaklarda ciyak ciyak ağlayan, nereye saldıracağını bilemeyen, bir tür histeri krizine girmiş çocuklar görürsünüz ya. Ben onları dövmek isterdim. Hah işte benim oğlum tam da öyle şeyler yapmaya başladı. Ama nasıl saçmalıyor bir görseniz. İstediği herşey muhakkak olacak ve "şimdi" olacak. Sokağa çıkılınca o nereye isterse oraya gidilecek ve asla eve gelinmeyecek. Ve bunun gibi bir sürü klasik çocukça kapris işte... Babası arabada değilken; "anne babamın çantasının içine bakalım, hemen şimdiiiii" diye tutturmaya başlayabiliyor. Eskiden konuşarak anlaşabildiğim, ikna edebildiğim oğluma kelimeler yetmiyor artık. Evet evet sanırım bu durum da beni şaşkına çevirdi, mutsuz etti. Lütfen geçici bir durum olduğunu söyleyin. Kitaplardan okuduğum şekilde davranıp sakin kalmaya ve kuralları belirleyenin ben olduğumu ona anlatmaya çalışıyorum. Ufak cezalar vermeye çalışıyorum. Ama bazen ben de ciyaaaak diye bağırmak istiyorum, itiraf ediyorum.

Neyse işte benden havadisler böyle. Cuma günü sözde tatile çıkıyoruz. İzmir'e kayın aile yanına gideceğiz. Kayın aileden yana bir sıkıntım yok da, insan tatil deyince başka şeyler hayal ediyor. Maddi sıkıntılar!!!
Hah bak bir sebep daha buldum :) Kaç etti?
Bir de cepte sebep var, atamazsın satamazsın.

Bence siz bu yazıyı okumayın. Okuduysanız da hemen unutun. Bir tür "deli kadının sayıklamaları" işte.. Hmmm bunu ayrı bir blog yapıp hababam sayıklasam mı?
Özlem

Pazartesi, Mayıs 31, 2010

Bahçede havuz sefası

Çoook geç kalmış bir post.
Tarih: 30 Mayıs 2010
Yer: Ali'nin bahçesi
Oyuncular: Piraye, Güneş, Ali, Ekin ve Poyraz
Konu: Fazla söze ne hacet, resimler her şeyi anlatıyor :)