Cuma, Ocak 07, 2011

Yılbaşı

Bir yılı daha devirdik. Yepyeni ve çok daha güzel olmasını dilediğim bir yıla girdik. Bu yıl ben ikinci kez anne olacağım. Hayatıma ikinci bir güneş doğacak. Sağlıkla, sevinçle gelsin annesinin güneşi, abisinin canı kardeşi, babasının güzel kızı... Neşe getirsin bize.

Yılbaşını Yaman ailesinin sıcak konukseverliği ile karşılamak ayrıca keyifli idi. Başak'ın -aslında her zamanki gibi- güzel sofrası ve Talat'ın başarılı aşçılığı birleşince, pek keyifli bir gece oldu doğrusu.

İşte fotolar....

Talat sağolsun cüssesiyle bizim kuzulara lunapark heyecanı ve keyfi yaşattı bolca. Hatta o kadar ki, Piroş 11'de uykuya yenik düşmesine rağmen, Poyraz saat 1'de hala "Talat hadi tuduralım mı?" diye peşinde dolanıyordu.
***

Resmin çözünürlüğü kötü olmasına rağmen, göbeği yandan görmek adına başarılı. Ha bu arada ben sıcak şarap yapıyorum. Bir fincan içtim valla, günah da çıkartmış olayım buradan :)
***
İşte yılbaşı şekerleriiii... Çok eğlendiler, çok oynadılar...
Yüzünüzden gülücük hiç eksik olmasın kuzular...
***
Ve saat 12, maytaplar yandı, öpüştük koklaştık. Bu arada ekibe Sibel ve Umut da katıldı.
***

"Ben de fotoğraf çekmek istiyorum, lütfen, lütfen lütfen...!"
***
"Fotoğraf çekmeme izin vermezseniz, ben de size küserim"
***

"Anneeee, fotoğraf çekmeme izin vermiyooooo..."
***
Ve Poyraz oturan boğayı resimler :)
***

Salı, Aralık 28, 2010

Lokum oğlumun komikleri

Yani kusura bakmayın ama bu yazıyı oğlumun son şirinliklerine, son komik laflarına ayıracağım...

- Geçen akşam hormonal fırtınalar ve nesnel durumun getridiği bir sinir vardı üzerimde. Bir iki oğlana da çattım. Artık anlıyor sinirimi. Yemek hazırlıyordum, git babanl aoyna biraz dedim sinirli bir şekilde. 5 dakika sonra geldi. Kapıda dünyanın en çapkın bakışlarıyla aynen şu cümleyi kurdu;
"Sofrayı hazırlamanıza yardım etsem, siniriniz geçer mi güzel bayan?"
Sinir minir kalmadı tabi....

- Hafta sonu cumartesi parka filan çıktık. Ama pazar hava kapalı ve yağmurlu olunca eve tıkıldık. Tutturdu park diye. Oğlum dur ben seni kapalı parka götüreyim dedim. Amacım alışveriş merkezindeki oyun alanlarından birine götürmek. Ne dese beğenirsiniz?
"Anne sen beni mi kandırıyorsun, kapalı park kapalıysa nasıl giricez?"

- Babamızın işi var, evde değildi. Ben yerleri süpürdüm. Bir de üstüne eziyetli bir yemeğe giriştim. El oyalayıcı. Çocuk geliyor, gidiyor; anne daha bitmedi mi diye. En son geldi, nasıl bir empati ama surat 5 karış. "Anne senin ne suçun vardı ki yemekleri hep sen yapıyorsun?"

-Poyraz? Ne?
Poyraz? Ne?
Poyraz? Anne efendim demem gerektiğini biliyorum ama ne daha kısa.

- Gecenin bir yarısı. Uykunun en tatlı yeri. Ağlayarak uyandı. Babasını istedi.
"Baba beni turtar, annem bana ıspanat yeeedirmek istiyor"
Bu arada bugüne kadar ıspanak yer misin diye sormuşluğum veya gizlice kaktırmışlığım olduysa namerdim. Kendi isteyene kadar bekleyeceğim. Ama ıspanak kabusu olmaktan kurtulamadım :)

Emzirme reformu sobesi

Emzirme Reformu anneleri olarak bir sobeleme başlatıldı. Ben de üzerime düşeni yapıp, zincire dahil olayım. İşte sobelenenin ceveplaması gereken sorular.

(1) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? (*)
Ne yazık ki cevabo öğrendim, ama öncesinde en az %50 derdim kesin.

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?
7,5 ay

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
Doğum izni, yıllık izinler ve 1 ay ücretsiz izin dahil toplam 5,5 ay

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
Kullandım

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?
Hayır ama süt sağmak için mekan olarak bir depo ile yetinmek zorunda kalmak yıpratıcı idi.

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?
Takmadım bu yüzden de yaşamadım...

(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?
Doğum yaptığım hastanenin hemşireleri doğumdan hemen sonra yardımcı oldular. Ama sonrasında ben ve oğlum başbaşa idik :)

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?
7,5 ay emzirebildim ve ek besinlere geçene kadar kilo alımı iyi olduğu için bu tür tepkiler almadım.

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?
Çünkü işe başladığım için oğlumu doya doya emziremedim, 4,5 aylık ek besinlere geçtik. Erkenden emmeyi bıraktı çünkü sağdığım süt yetmiyordu, biberon daha cazip geldi. Aynılarını kızımda yaşamak istemiyorum.
Çünkü Türkiye'de çalışan kadınlar haklarını bilmiyorlar
Çünkü anne sütü hiçbir besin ve mamanın yerine geçemeyeceği kadar harika bir besin. Her anne mama baskısı altında kalmadan çocuğunu emzirebilmeli.
Çünkü yeterli anne sütü almayan çocukların ilerleyen yaşlarda hastalanma ihtimali daha fazla...
Daha yazayım mı?

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için www.emzirmereformu.com adresindeki formu doldurmanız yeterli.
Elbette destekledim.

(*) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı yüzde 1,3. (Kaynak UNICEF Türkiye). Annelerin yüzde 98′i doğumdan sonra emzirmeye başlıyor, fakat ilk iki aydan sonra genel emzirme sorunları veya işe başladıklarında yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle emzirmeyi ve anne sütüyle beslemeyi sonlandırabiliyorlar

Takipçim olan tüm bloggerları sobeliyorum ben de, ne kadar çok mim, o kadar bilinç ve harekete güç olur diye düşünüyorum.
Sevgiler,
Özlem

Cumartesi, Aralık 25, 2010

Kızımın ilk hediyesi Jülide Annesinden

Evet kızım ilk hediyesini aldı.
Cuma günü Poyraz'ı yuvaya bırakırken yuvamızın tatlı müdiresi Jülide Hanım elinde inanılmaz sevimli bir bohça ile karşıladı beni. Kızım için inanılmaz güzel iki yelek örmüş ve yine çok şirin bir paketle bana verdi. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim. Hem ilk hediyesi idi kızımın, hem de gerçekten çok güzellerdi... "Doğmadan önce hediye alan bebek şanslı olurmuş derler, ben de bu yüzden doğmadan önce vermek istedim" demez mi bir de.
Şanslı tabi benim kızım, abisi sizin gibilerin elinde, yuvasında olduğu için bile şanslı.
Bu hediye bir kez daha yuva seçiminde doğru yaptığımı gösterdi bana. Benim yuvadan beklentim, çok basit ama çok dolu idi. Anneannesinin evine bırakır gibi bırakmak istiyordum oğlumu. Öyle bilmem ne eğitim metodu filan değildi istediğim. Üstü açılınca üstünü örtsünler, yemek yemeyince erinmeyip kendileri beslesinler ama gereken yönlendirmeyi yapıp özgüvenini artırsınlar, sarılmak isteyince kucaklasınlar, yanlış yaptığında azarlasınlar ama arkasından öpüşüp barışsınlar istedim...
Oğlum 1 seneden fazladır Tırtıl Çocuk Evine gidiyor ve gerçekten mutlu. Hangi öğretmenini çok seviyorsun dediğimde, Jülide Hanım da dahil okulun tüm öğretmenlerini sayıyor. Günde tam 10 saatini orada geçiriyor ve orası benim duygusal oğluma ihtiyacı olan yuva sıcaklığını veriyor. İlk yuvaya başladığında, birkaç ay bebek gibi kucaklarında gezdirdiler resmen kucakçı Poyraz'ı.

Ay neyse, ben nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim, bu hediyeler gerçekten çok özel ve güzellikleriyle de giydirmek için can attığım birkaç parçadan ikisi oldular.




Pazartesi, Aralık 20, 2010

Hem oğlumdan, hem kızımdan haberler bu sefer...

Bugün itibariyle tam 27 hafta 1 günlük hamileyim. Kontrole gittim, kızım 1 kilo 100 gr olmuş. Keyfi yerinde gözüküyordu. Gebelik şekeri nedeniyle yaptığım diyet işe yaramış. Son 1 ayda sadece 200 gr kilo almışım. Toplamda 8 kilo 200 gr. Arkun "herşey yolunda, böyle giderse 38. hafta bittiğinde alırız bebeği" dedi. Gebelik şekeri nedeniyle anne karnında ani bebek ölümü riski artıyormuş son haftalarda. Riske girmek istemiyormuş. Ben de kendimi ona teslim ettim, sen bilirsin dedim. Yalnız bu komik bir durum. 2 hafta öncesi 6 Mart'a denk geliyor. 5 Mart'a çekip abisiyle aynı gün doğursam mı?

Ben zorlanıyorum ama bu sefer, leğen ve pelvis kemiklerim acayip ağrıyor bazen. Resmen çatırdadıklarını hissediyorum. 3 gündür filan sırtım ağrıyor. Bugün de burnum kanadı durup dururken. kalan 10-11 hafta zor geçecek anlaşılan. Neyse ama böyle söyleyince az kalmış gibi geldi :)

Birinin bana destek atıp, şu kıyafetleri yıkayıp ütülememe ve dolaba kaldırmama yardım etmesi gerekiyor. Ben başlayınca bakıp bakıp devamını getiremiyorum çünkü. Bir de nasıl diyeyim, kız kıyafetleri biraz karışık :))) Yok mu bana yardım edecek bir kız annesi?

Bir dahaki doktor kontrolüm 17 Ocak'ta. Ondan sonra da haftada 2 kere NST'ye girmeye başlayacağım. Şeker yüzünden daha erken ve daha sık olarak başlatacak NST'ye. Olsun bakalım, kızımız iyi olsun da.

Bu arada Poyraz'dan da bahsedeyim. Geçen hafta başı kulağım ağrıyor diye ağlayarak eve geldiği bir günün ertesi sabahı doktora zor attık kendimizi. Sonuç orta kulak iltihabının sancılı bir türü ve antibiyotik :( Neyse ki ilaç kullanınca sancısı geçti de, çok kriz olmadı. Şimdi gayet iyi. Bu hastalıktan kalan şey oğlumun komik bir lafı oldu. Kulağının ağrıdığı akşam gelip, "anne aklım acıyor" dedi. Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim. Sanırım başı ağrıyordu.

Ondan önceki hafta da okula kurabiye yapıp götürmeye karar verdi benim küçük aşçım. Hatta benim adıma söz vermiş filan. Kurabiye benim kabusum, bilen bilir. Asla beceremiyorum. Söylemesi ayıptır nefis açma, poğaça yaparım ama kurabiye yapamıyorum işte.

Neyse parama geçer sözüm dedim ve Dr. Oetker'in Yılbaşı Kurabiyesi paketinden 2 paket aldım. Sonuç gayet başarılı idi. Üstelik süsleme kısmında Poyraz çok eğlendi. Tavsiye ederim :)


O eller hamura girer de, o kurabiye güzel olmaz mı :)
***


Şekerle de süsledik keyfimize göreeee...
***

Bu da Umut'un yeni köpeği, Lucky. 2 aylık bir Golden yavrusu. Nasıl şeker, nasıl oyuncu bilemezisiniz. Ve de nasıl pis :))) Zira henüz tam bir tuvalet eğitimi yok. Biraz oynasın diye eve çıkardım ama 2 saat zor dayandım. Sibel'e kolay gelsin diyorum.


Pazar günü babamızın işi çıkınca, oğlanı eğlendirmek bana düştü. Parka gidelim diye tutturdu. Bu havada park olmaz, ben seni kapalı parka götüreyim diyince de, "park kapalıysa kapısını açıp nasıl giricez?" diyerek yalın düşünüş biçimine bir örnek daha verdi oğlum. Tabi beni de oldukça güldürdü.

Cesur oğlum bu ilginç oyuncağa da binmek istedi. Önce korktum, onun kadar küçük binen olmamıştı öncesinde. Ama o kadar eğlendi ki,

bariyeri tutup inmek istemedi :)))
***
Üstüne de bir bardak meyve suyu içerek eğlencemizi tamamladık.
***

Çarşamba, Aralık 08, 2010

Hamilelik serüvenimden bu kez :)

26. haftanın içindeyim gebelikte. Kızım pıtır pıtır varlığını hissettiriyor her zaman. Ne zaman canım birşeye sıkılsa, ne zaman dertlensem bir pıt pıt; "anne ben burdayım ve mutlu bir anneye ihtiyacım var" diyor. Zaten oğlumun bir sarılıp öpmesi, bir o gamzelerini gösteren gülümseyişi var ya, ne dert kalıyor, ne tasa.

2 hafta önce şeker tarama testim vardı. Sonucu yüksek çıkınca, bu sefer 100 gramlık şeker yükleme yaptırdım. Maalesef bunda da tüm kan şekeri değerlerim yüksek ve idrarda da glikoz çıktı. Yani sonuç; "gestasyonel diyabet - gebelik şekeri"

Şeker yüklemede toplam 5 kez kan aldılar, halimi görün işte. Bunun ertesi günü bir de TSH için kan verdim, etti 6 :)


Yediğim nutellaların acısının fitil fitil burnumdan geleceğini biliyordum ama bu kadar da değil. Neyse şimdi sıkı diyette ve kontroldeyiz. Günde 6 kere kan şekerimi ölçeceğim kendim. İnternetten glukometre sipariş ettim, yakında gelir.
Onun dışında abisinin yatağını kardeşine kurduk, emzirmek için odasına bir koltuk aldım. Muhtemelen hafta sonu bir de gardrop ve alt değiştirme masası alacağız.
Böylece mobilya kapsamında alınacak pek birşey kalmayacak.
Saadet'in İdil'inden, Başak'ın Piroş'undan ve de Mediha'nın Rosa'sından gelecek giysilerden eksik kalan olursa onu da daha sonra tamamlarım artık.
İkincide, ilki kadar heyecanlı ve endişeli olmuyor insan. Gerçekten ne gerektiğini, ne gerekmediğimi, başıma yaklaşık olarak neler geleceğini zaten bildiğim için sakin bir bekleyiş içindeyim.
Acaba ben fazla mı sakinim?
Yoksa bu fırtına öncesi bir sessizlik mi?
Fırtına nerden esecek acaba?
Son 2 haftada tam 4 tane çoook sevindiğim bebek haberi aldım.
Evren 10 yıl aradan sonra ikinci kez bebek sahibi olmaya karar verdi. Umarım dilediği gibi bir kızı olur.
Derya, komik ve endişeli bir anne olarak ilk annnelik heyecanını yaşıyor.
Bir başka Derya o kadar rahat ki, gören hamile olduğunu 9. ayda anladı sanacak. Ocak'ın ilk yarısında doğacak bebek için isim önerim Tarzan; doğal haliyle yetişecek artık mecburen :)
Ve 4. anne adayı da ablamız Güler.
Hepsine de hamileliğin keyfini sürün ve bebeklerinizi sağlıkla kucağınıza alın diyorum.
Şimdi koşarak çıkıyor ve anneannedeki oğullarıma gidiyorum. Kuduruklar ortalığı birbirine katmıştır bile, gidip izleyip biraz eğleneyim :)

Cuma, Kasım 19, 2010

İşte bizim bayramımız

Bir bayram daha bitti. Oğlumla ve göbekteki minnoşla (abisi kızkardeşine minnoş adını taktı da) başbaşa bir bayram yaptık. Babamız babaanne ve dede yanına gitti. Yarın sabah dönüyor.

Bayram ziyaretleri, günübirlik Bursa gezisi, abi ve teyzeyle kudurma seansları ve sirk gündemi ile tükettik bayramı. Çok yorulduğumu itiraf edeyim ama keyfimiz yerinde.

İşte resimler....

Kalamış parkında iki yakışıklı :)

***

Abisi kardeşini gezdiriyor, keyifleri görülmeye değerdi.
***

Bursa Gezisinden bir kare. Pınar, Poyraz, Anı ve ben...
***
Merinos Parkı'nda bir kuşak. Kardeşler Ahmet ve Mehmet, eltiler Güler ve Saliha...
***

Burada da kızımı sallıyorum :)
***
Ye düzel bi partmıs anne bu...
***
Bunlar da deli abimizle, çatlak teyzemiz :)))
***
Sirkteyiz, pamuk şeker elimizde... Sirke dair yorumu ise takdire değer; "pek güzel bir gösteri değil ama yeteneklilerdi"
***
Bu maymun kostümü, benim Almanya'da anaokulunda okurken karnavalda giydiğim kıyafet. Kendi resmimi de bulursam koyacağım. Çok acayip oldum çok. Poyraz bayıldı tabi, çıkartmak istemedi.
***
Bu da yine Almanya'daki karnavalda bir başka sene giydiğim palyaço kostümü. Bunun da resmini bulup koymak borcum olsun.
***

Pazartesi, Kasım 08, 2010

İşte sportmen baba ve minik korsanı. Cumartesi günü bu şekilde tam 5 saat gezdiler... Şiddetle tavsiye ediyorum, Poyraz bayıldı :)

Bu arada size Poyraz'ın son komedisini yazayım.

Söylemesi ayıptır akşam pazı dolması pişirdim. 1 saat ayakta kaldım, acayip yoruldum. Zaten tüm gün sokaktaydık, tek derdim çocuğum azıcık yeşillik yesin...

Sofraya getirdim, tabağına 3 tane sarma koydum.

Sonrasını diyalog halinde yazayım;

- Anne bu ne yemeği?
- Pazı dolması oğlum
- Nasıl yapılıyor? (her yemeğin nasıl yapıldığını sorar, ben de anlatırım)
- Köfteyi yaprağa sarıp pişiriyorum
- Ama bu çok saçma, yaprağı tırtıllar yer. Ben en iyisi sadece köftesini yiyeyim.
- Höööyyyyt, ye şunu (canı çıkmış yorgun anne modeli)

Sonuç: Her lokmada arkasından bir yudum suyla ittirererk pazı dolması yendi :)

Çarşamba, Kasım 03, 2010

Kız çocuk, erkek çocuk farkı :)

29 Ekim tatilimizin kalan resimleri aşağıda. Ama önce kız çocuk ve erkek çocuk arasındaki fark, ya da daha doğru deyişle erkek bakış açısı ile kadın bakış açısısının çocukluktan farklılaşması konusunda bir ankedot anlatacağım.

Çocuk parkındayız, Poyraz ve Deniz yan yana sallanıyorlar. Başka çocuk yok.

Poyraz- Anne sen şimdi kardeşimi doğuracaksın ya, kardeşim 3,5 yaşına gelince ona da kardeş doğuracak mısın?
Ben- Olur mu öyle şey oğlum, siz birbirinizin kardeşi olacaksınız. Hem bak abin de var, 3 çocuk yetmez mi?
Poyraz- Yetmez, ben 10 kardeş olmak istiyorum....
Ben- Gurk!
Deniz- Ama Poyraz, o zaman evinizde oturacak yer kalmaz

:))))




"Bütün gün gezdik tozduk yorulduk, eve dönerken çizgi film aldık. Beraberce seyrediyoruz ve mandalina ile ceviz yiyoruz"

***

"Bahariye caddesi, cadde olalı böyle Kahraman görmedi :) İkisi de yorgunluktan bayılınca ve bir baba başka bir işe koşturunca iş Kıvanç babaya kaldı. Annelerden biri hamile, bir bel fıtığı, kimsenin kimseye faydası yok :)"

***


"Gün içinden kareler. Harika bir hava, güneşli mi güneşli. Sahilde gezdik, çimenlerden çiçek topladık."

***

"Bakışmaya bak!"

***


" İki maymun aynı sofrada olursa ne olur? O masada şenlik olur :)"

***

Pazar, Ekim 31, 2010

İlk yarı ve Kahramanlar

Az yazıcam baştan söyleyeyim. Resimler de sayıca az, kalan yarısı Kahraman'lardan gelince konulacak.

İkinci hamilelik serüvenimin yarısı yani 20. haftam bugün itibariyle bitiyor. Kızıma kavuşmak için artık geri sayım başladı.

29 Ekim tatilinden faydalanarak Kahraman ailesi ziyaretimize geldi. Doğrusu bu ziyaret hepimize ayrı ayrı iyi geldi. Poyraz'la Deniz saatlerce çok güzel oynadılar. Biz de sohbet edip hasret giderdik. Kahraman'lar az önce Ankara'ya dönmek üzere yola çıktılar. Tez zamanda yeniden görüşmek umuduyla.






Salı, Ekim 26, 2010

Gözlüklü kahramanım ve minik kızım

Daha önce de yazmıştım değil mi? İkinci hamilelikte çoook daha relaks oluyor insan. Artık başıma neler geleceğini bildiğimden mi, yoksa zaten enerjimin ve aklımın büyük bir kısmını alan bir çocuğum olduğundan mı bilmiyorum. Yoksa kızımın detaylı ultrason sonucunu yazmak için 1,5 hafta bekler miyim?

19 Ekim'de gittik doktor Atıl amcamıza. Muayene oldukça uzun sürdü. Poyraz'da 15 dakikada tamamladığı muayeneyi yarım saatte yapamadı Atıl Bey, çünkü nazlı veya inatçı kızım yüzünü ve kalbini açmamakta direndi. Araya başka hasta alıp bana tekrar baktı. Yine tam istediği gibi olmamakla beraber, kalp ve yüzü gördü. "Bir sorun yok ama erken bir haftadasınız (18+2), bu nedenle 10 Kasım'da tekrar gelin" dedi. Herşeyin yolunda gittiğinden emin olmak istiyormuş.

Şu anda 20. haftanın içindeyim. Yolu yarıladık bile. Minik kızımın kıpırtılarını hissedebiliyorum artık. Bu arada ismini Mira koymayı düşündüğümüzü söylemiş miydim :)

Mira birçok dilde çok güzel anlamları olan bir kelime. Güneşten 250 kat parlak bir kuyruklu yıldızın adı. Mitolojide bu yıldızın yunuslara yol gösterdiğine inanılıyor. Eski Likya kentlerinden birinin adı olarak da geçiyor. İspanyolca "bak" anlamında, Latince "harika", Hintçede "sevgili", Lazca "sima", Karaçay Türkçe'sinde "prenses", Rusça'da "barış"...
Artık hangi anlamını beğenirse onu kullansın :)

Bu arada blogu ve kızımla ilgili yazmayı ihmal etmemin en önemli sebeplerinden biri de oğlumun göz ve gözlük meselesi. Doğrusu konuyu bir mesele haline ben getirmişim. Ama benim kahraman oğlum gözlüğünü çok çabuk kabullendi. Tembel gözünü çalıştırmak için de günde 6-7 saat gözü bantlı dolaşıyor. Büyük insan zor dayanır valla. Aslan oğlum benim... İlk fırsatta resmini de çekip koyacağım blogumuza.

Hafta sonu salonu ve kızımın odasını boyadık. Bu da beni çok yordu tabi ki. Hele o kütüphaneyi tekrar yerleştirmek yok mu? Neyse bu kısmı da hallettik, güzel de oldu. Artık 29 Ekim tatilinde bizi ziyarete gelecek Kahraman'ları bekliyoruz dört gözle.

Bu yazıyı oğlumun son şeker diyaloğu ile bitireyim.

- Anne beni üç boyutlu filme götürme en iyisi
- Yok oğlum götürmem. Zaten gözün için de zararlı.
- Ondan değil anne, o bana küçük gelir. Ben artık 3,5 yaşındayım ya. Sen en iyisi beni 3,5 boyutlu filme götür
- !!!! :)))))

Pazartesi, Ekim 18, 2010

Çocukları 1 yaşında göz doktoruna götürün

Bir "ben ettim, siz etmeyin" yazısı.
Bu siteye başlarken, bunun bir serüven olduğunu yazmıştım. Gerçekten öyleymiş. Her günü ayrı maceralarla dolu bir serüven hem de.
Poyraz'ın çocuk doktoru 2,5 yaşında rutin göz muayenesi önermişti. Biz resmen ihmal ettik ve çocuğu götürmedik. Ailede göz bozukluğu olmamasına mı güvendik bilmiyorum artık.
Poyraz'ın sağ gözü 5,25 astigmat çıktı. Sol göz sağlam. Doktor aradaki farka baktı ve bunun bir kornea problemi olabileceğinden şüphelendi, detaylı bir tetkik yapıldı. Neyse ki o değilmiş. Sağ gözün sağlıklı görmemesi nedeniyle, beyinde bu gözün gönderdiği sinyalleri algılamama eğilimi oluşurmuş. Bu da bir süre sonra bu gözde tembelliğe yol açarmış. Bizde de durum bu ve ne yazık ki Poyraz'ın sağ gözü %10 görüyormuş.
2,5 yaşında getirseydik ne olurdu diye sorduğumda, "derecesi pek değişmezdi ama göz tembelliği bu kadar ileri olmazdı. Kayma başlamadığı içn şanslısınız" dedi. Peki dedim kaç yaşında getirmek gerekir? "1 Yaşında" dedi. O zaman getirseydiniz, gözlüğe alışması da çok zor olmazdı dedi.
Sürekli gözlük kullanacak, 4 hafta boyunca sol gözü günde 6-7 saat kapatacağız. Ve umuyoruz ki, 18 yaşına kadar sağ gözün görme oranını %50-60'a çıkartabiliriz. Daha iyi bir sonuç beklemeyin dedi doktor. 18 Yaşına gelince artık ameliyat isterse o zaman düşünürüz dedi.
Bence çocuğu doktora götürürken baştan çocuk oftalmolojisti denilen çocuk göz doktorlarına götürün. Biz 12 günde tam 5 kez doktora gittik, toplamda 3 doktor değiştirdik. Boşuna eziyetmiş. Göz Hastaneleri ve Göz Nurunu Koruma Vakfı her tür tetkikin yapılabildiği yerler olduğu için tercih etmekte fayda var.
Sonuçta mavi çerçeveli şirin bir gözlüğümüz olacak. Bu kadarla kalsın diyorum ve tüm kuzuları gözlerinden öpüyorum.

Çarşamba, Ekim 06, 2010

Poyraz'a kızkardeş geliyor

Tabii bir süpriz yapmaya kalkmazsa. Gerçi doktorumuz kesin dedi ama ben yine de temkinli davranıp, kesin diyebilmek için 19 Ekim'deki detaylı ultrasonu bekleyeceğim. Şimdilik durum bu, bir kızımız olacak.

Şu anda 17. haftanın içindeyim. Bir sıkıntımız yok. Hatta işin en keyifli tarafı başladı bile. Minik pıtırtılarını hissediyorum bebeğimin. Bu hafta itibariyle şimdiye kadar giymemekte direttiğim hamile kıyafetlerini de giydim mecburen :)

Poyraz hemen kız ismi bulmaya çalıştı. Son doğan iki kız bebeğin de adı İdil olduğu için, buna da İdil adı vermemiz gerektiğini düşünüyor. Tüm kız bebekler İdil olur mantığı ile :)

Onun dışında oğlum büyüyor. Kış geliyor. Soğuk kendini iyice hissettirmeye başladı. Bu sene karakış olacak diyorlar bakalım artık. Bu arada sonbahar diye tatlı bir mevsim vardı çocukluğumda, o nerde yahu? Göreniniz var mı? Biz pikeden yorgana geçiş yaptık resmen.

Aşağıda geçen hafta sonundan fotolarımız var. Bu gecelik benden bu kadar. Zira gün içinde pilim saat 4'te bitiyor, kalanını stoktan yiyorum. Bu saate gelinceye kadar da o stoğu kullanıyorum. Şimdi kendimi şarja takmaya gidiyorum.

"Çamaşır, bulaşık, ütü! İlle de yemek, ille de yemek. Bir kadın daha ne ister hayattan"


Sabah uyandı ve gözünü açar açmaz elma istedi. Ben de verdim. Çizgi film seyrederken elmasını yedi. Sonra baktım kuş da elmaya talip, oğlumun üstünden inmiyor. Bu kareyi yakaladım.
***

Kuşum ve kuzum...
***
Küçük jokey olmak pek yakıştı di mi oğluma? Yer Kozyatağı Carrefour otoparkı
***
O kadar rahattı ki, gören doğduğundan beri ata biniyor sanır.
***


Kapanışı Optimum'daki büyük eğlence platformunda yaptık. Tam 1 saat top havuzunda hopladı, zıpladı, tırmandı, zıpzıplarda takla attı. Ama yorulmadı! Biz izlerken yorulduk ama o çıkarken hala çok az kaldım diye mızıklanıyordu :)
***

Salı, Eylül 21, 2010

Eylül karması

İzmir'de bir bayram, arabayla yolculuk, referandum ve bayram sonrası çok yoğun bir iş haftası derken ben yine yazamadım. Neyse kısaca bir toparlama yapıp kendimi affetireyim bari.

İzmir'de çok güzel bir hava vardı. 9 Eyül akşamı yapılan fener alayı ve havai fişek gösterisi, bol bol denize girmek ve dönüşten bir gün önce yaptığımız hayvanat bahçesi gezisi Poyraz'ı mest etmeye yetti.

Poyraz artık tam 3,5 yaşında bazen lokum gibi, bazen huysuzluğun zirvesinde bir çocuk. Ayrıca da dili pabuç gibi derler ya, aynen öyle... Size son iki diyaloğumuzu yazayım da eğlenin biraz.

Dün akşam yemekte, birden gözleri kocaman açıldı. Belli aklına birden birşey geldi.
- Anne anne sana çok önemli birşey söyliim mi?
- Söyle oğlum
- Büyük küçükten büyükmüş, biliyor musun!
(Birkaç saniye anlamaya çalışan anne, sonunda kahkahayı patlatır)

Dün sabah arabayla okula bırakacağım sıpayı, birden birşey sordu;
- Anne hani bir kere biz arabanın lastiklerini tamire götürüyorduk, orda bir büyük bir küçük top vardı. Onların adı neydi?
- (O kadar gerçek bir senaryo ki, kesin ben gene unuttum) Hatırlayamadım annecim, biraz daha anlatır mısın?
- Hani sonra dönüşte Umut'u ziyarete gitmiştik, Umut hastaydı. O günden bahsediyorum işte...
- (Bu aralar hamilelik nedeniyle korkunç unutkanım zaten, bunu da unuttuğuma kesin eminim)
- Özür dilerim annecim ama gerçekten hatırlayamadım. Ne zaman oldu bu olay?
- Ya anne geçen gün rüyamda oldu ya
-(grrrrrr) Oğlum ben senin rüyanı nerden bileyim
- Nasıl bilmezsin anne, sen de ordaydın ya.....
- Ama, ama!!!!!

Bu şekilde hatırlayamadığım, seri halde ilerleyen daha yüzlerce diyalog vardır aramızda kesin.
Bu arada artık Poyraz'a resmen açıkladık bir kardeşi olacağını ve ultrason görüntülerini izlettirdik. "Meraba kardeşim", diyerek el salladı. Bakalım doğumdan sonra da bu kadar ilgili ve şefkatli olacak mı?

Aslında benim kaygım kardeş meselesinden daha öte. Poyraz bana o kadar düşkün ki, geçen hafta sonu parka gittik ve ben onunla oynamadığım için bütün gün kucağımda oturdu. Babasının bütün yaklaşma çabalarını sertçe geri çeviriyor. Sadece bazen geceleri babasının ona masal okumasına izin veriyor. Tabi bunda babasının onun huyuna gitmeye çalışmamasının da payı var ama, genel olarak bensiz birşey yapmak istemeyen bir çocuk. Bu acayip bir durum çünkü yaşıtları top oynarken o benimle oynamak istiyor. Ama topu da kollektif bir şekilde oynamıyor, o kendi topunu atıp tutacak. Ben de kendi topumu atıp tutacakmışım. Kısacası oyun oynamayı bilmiyor. Nerde yanlış yaptım diye düşündüm doğrusu. Sanırım biz onu biraz fazlaca eğledik. Biraz fazla isteklerine karşılık verdik. Bu durum kardeşi olduktan sonra nasıl bir boyut kazanacak tahmin edemiyorum. Çünkü yemeğini gayet güzel kendi başına yiyebiliyorken, 3 kaşık sonra sen yedir anne diyiveriyor. Nasıl davranmalıyım bilemiyorum açıkçası, umarım zamanla daha bağımsız bir çocuk olur. Onun iyiliği için valla, yoksa ben kucağımda sakince oturan bir çocuktan hiç rahatsız değilim inanın.

Kardeş meselesine gelince, bayram dönüşü doktor kontrolüm vardı. İkili test için ense kalınlığı filan ölçüldü, sonuçları bu akşam alacağım. Ama bebeğin cinsiyeti belli olmadı. O kadar hareketli bir çocuk ki, doktor önce kız dedi, sonra aaa yoksa erkek mi dedi. Neyse 30 Eylül'de tekrar kontrolüm var, orada belli olur herhalde. Gerçekten benim umurumda değil. İkisini de çok sevdim ben. Ama Poyraz'dan farklı hareketli bir çocuk olacağı kesin. Poyraz'ı hatırlıyorum da, böyle uzay boşluğundaki astronot gibi ağır çekimde hareket ederdi. Bu resmen kıpır kıpır.
Şu anda 15. haftanın içindeyim, aşırı unutkanlık ve yorgunluk dışında bir sıkıntım yok. Yorgunluğun sebebi de hamile olduğum halde, hamile değilmişim gibi yaşamaya devam etmeye çalışmam. Hafta sonu iki gün Poyraz'ın peşinden park bahçe koşturup bolca yürüyünce, üstüne düşük tansiyon ve kütük kafa nedeniyle 2 gün rapor almak kaçınılmaz oldu :)

Bu kadar yazı yeter, şimdi de fotolar...

İzmir Doğal Yaşam Parkı, Sasalı'da kurulmuş olan çok keyifli bir hayvanat bahçesi. Haziran'da gittiğimizde de gezmiştik ama hem kapanış saatine yakın gitmiştik, hem de hava çok sıcaktı. Etraflıca dolaşamamıştık. Bu sefer Poyraz kapıda dağıtılan haritayı aldı ve o bizi gezdirdi. Harita tam çocuklara göre hazırlanmış, resimlerle dolu nefis bir harita. Hatta o harita tıpkı bir kitap gibi arabada duruyor ve arada bir bakıp üzerinde konuşuyoruz.


İşte haritalı hayvanat bahçesi kaşifim
***


Gömlek de pek yakışmış oğluma, di mi?
***



Parkta bir çocuk hayvanat bahçesi kısmı var. Hayvanları tekmelemeyen, kafalarına taş atmayan (böylelerini gözümle gördüm de) çocuklar oldukça içeri alıp sevdiriyorlar. Poyraz'ım gerçekten bunu haketti ama.
***



Midilli'leri sevdi....
***



Cüce keçilerle oynaştı
***

Hatta bir cüce keçi kucağına tırmanıp onu yaladı bile
***
Sonra dışarda durup eşeği beklemeye başladı, amacı sevmekti
***
Ama eşek yanına yaklaşınca korkup vazgeçti :)
***