Pazartesi, Ağustos 01, 2011

Kısa kısa inciler...

- Anneee çekirgenin arka bacaklarını kopardım, o artık bir helikopter böceği....
***
Poyraz elinde 3 tane tel tokayla geldi ve onlardan bir A harfi yapmami istedi. Yaptim ve verdim. 2 dakika sonra geri geldi ve "anne bu A harfi ayakta durmuyor" dedi. Cocuguma fizik ogreticem ya, heyecanla "yavrum 2 ayakli seyler ayakta durmaz, en az 3 ayak gerekir dedim. Dumura uğratan cevap anında geldi. "O zaman biz insanlar nasıl ayakta duruyoruz?"
***
Poyraz dedesinin gozu gibi baktigi bahceyi talan etti. Dinazor yumurtasi ariyormus :))))
***
-Anne bu dunyanin kapisini bulursam, bu dunyadan cikabilirim degil mi?
-?!! Eee tabi de, orada ne bulmayi umuyorsun ki?
-Baska bir dunya iste, baska seyler...
(4 yasinda baska bir dunya arayan bir oglum var. Sevineyim mi, uzuleyim mi bilemedim)
***
Dunyanin kapisi meselesinde 2. perde:
Poyraz komsunun 9 yasindaki ogluna sordu; "sen de benim gibi dunyanin kapisini bulmak ister misin?"
Cocuk; "dunyanin kapisi olmaz ki, he heee"
Ve Poyraz'in cevabi: "Nerden biliyorsun ki, hic aradin mi?"
Artik eminim, Poyraz babasına çekmiş:)
***
Mira kucagimda iken Poyraz dedi ki; "anneee benim canim biraz kucak istedi". Bu ne yahu, cikolata ister gibi...
***
"Dinazorlar neden öldü anne, onlarin yasamasini istiyorum" diye aglayan bir cocugum var. Ne diyeyim, nasil susturayim ben bu cocugu?
***
Akşam yemeğinden sonra açtı kapıyı, çıktı bahçeden gidiyor. Dedesi sordu, nereye oğlum. Döndü ve dalga geçerek, "sinemaya" dedi. Babam da dalgasına katıldı, oğlum "Avşa'da sinema yok ki". Cevap şu; "ben bi bakiim, belki açılmıştır"
***
Poyraz 2 kere kayboldu. Birincisinde bisiklete binen abisini koşarak takip etmeye çalışırken. İkincisi de sahilde. Birden denizden çıkıp ben dondurma almaya gidiyorum diye fırlamış. O kadar kalabalık ki, bir anda ortalıktan kayboldu. Neyse bakkalın önünde yakaladım ama ikisinde de ödüm koptu doğrusu.

Cuma, Temmuz 08, 2011

Avşa'dan ilk kareler



Anne-kız hamak keyfi...

***

Mira hanımın hamak keyfi..

***

Poyraz abisinden kendisini kuma gömmesini istedi. Ve işte sonuç...

***

Dede hamağı takmana yardım edeyim mi?

***

Ben biber yiyorum, en azından kemiriyorum.

***

Anı ve Poyraz havuz keyfinde

***


Abisi oğluma tükenmez kalemle dövme yaparken

***


Mira ve teyzesi...

***


Deniz yatağı ve şişme balina ile yapılan çakma jet-ski :)

***

Ve Mira deniz sezonunu açar...

***


Poyraz ve iki balina :p

***

Abi-kardeş su savaşı

***

Hamakta semizotu keyfi...

***

Paletim ayağımda, gözlüklerim gözümde. Denize ne zaman gideceğiz anne?

***

Arap bacı :)

***

Pazar, Haziran 26, 2011

Avşa öncesi son resimler








Yarın Avşa'ya gidiyoruz. Bunlar da gitmeden önceki son fotolar :)
Hoşçakalın...

Izgara Bebek Tarifi

Orta boy bir bebek alınır, 3-4 aylıklar daha makbuldur zira daha küçükleri ele gelmez, daha büyükleri de kendi kendine döneceğinden ızgara için uygun değildir.
Bebek büyükçe bir yatağın ortasına yatırılır. Uykusu gelmiş, mızıklanmaya başlamış olduğu an tercih edilmelidir. Bebeğin yanına yatılır ve anne sütü verilmek suretiyle marine edilir. Marine işlemi süresince sessiz olunur. Baygın halde pişmeye bırakılan bebeğe pişirme süresince dokunulmaz. Yenmez, yanında yatılır. Kıpırdanmaya veya mıkırdanmaya başlayan bebek, her seferinde anne sütü ilave edilmek suretiyle ters yüz edilir. Takriben 2-2,5 saat sonra cin gibi gözlerle ve şahane bir gülücükle size bakmaya, ellerini ve bacaklarını hiç durmadan oynatmaya başlayan bebek pişmiş demektir. Ayaklarından başlayıp, gıdısına doğru yemeniz tavsiye edilir.
Afiyet olsun...

Salı, Haziran 21, 2011

2 çocuklu olmanın (şimdilik) en zor tarafı

2 çocuklu olmanın bence en zor tarafı, "kardeş kıskançlığı".
Önceki yazımda da biraz bahsetmiştim. Bu durum benim için ciddi bir kaygı sebebi olmaya devam ediyor. "Ne bekliyordun ki, hoşgeldin kardeşim deyip sorunsuz kabullenmesini mi?" diye soruyorum kendime. Hayır ama ne yapacağımı da bilemiyorum. Yani biliyorum tabi de, o iş o kadar kolay değil. Bir kere Poyraz biraz içine atan bir çocuk. Kardeşine hiç kötü davranmıyor ama davranışları çok değişti. Öğretmenleri durgunlaştığını söylüyorlar. Ben de buna aşırı şımarıklığı ekleyebilirim. Elimden geldiğince Poyraz'a vakit ayırmaya çalışıyorum. Ama kızın uyuduğu zamanlara ev işleri, yemek ..vs de sıkıştırmak zorunda kalıyorum. Poyraz'dan çalıyorum, Mira'dan çalıyorum ve bu nedenle vicdan azabı çekiyorum. Babamız evde, bu büyük şans. Ev işlerine, alışverişe ve Poyraz'ı gezdirmeye destek atıyor. Ama tüm bunlar Poyraz'a yetmiyor. Daha dün dışarı çıktığımızda, kucağa alınmak istedi. Biz de "kocaman çocuk oldun, yürüyebilirsin" dediğimizde, "ne kocaman çocuğu, ben daha küçücük bir oğlanım" diye cevap verince içim parçalandı. Kardeşi olunca birden büyümesini istedik ondan. Kucaktan kucağa gezen bir çocuk iken, tüm bu keyfi büyük oranda kardeşiyle paylaşmasını şart koştuk resmen.
Belki (ve umarım) Avşa tatili bu duruma biraz çare olur. Orada hem Poyraz'ın oynayabileceği ve ilgisini dağıtabileceği birçok şey olacak. Hem de benim bebeği satıp, Poyraz'la ilgilenmem için daha fazla olanağım. Ha sonrasında işe ve okula dönüşle bu süreç nasıl ilerler hiç kestiremiyorum.
Anlayacağınız 2. çocuk, yorgunluk, uykusuzluk filan hiç dert değil. Bence 2 çocuklu olmanın en zor tarafı, 2 çocuk arasında kalmak.

Perşembe, Haziran 16, 2011

Kıs-kanç-lık

Üstüne basa basa söylüyorum. Evet "Kıskançlık".
Oğlumun yaşadığı şey tam da bu. Yazmam lazım, bunlar keyifli olmasa da tarihe not olarak düşülmeli.
Bir süredir, Poyraz'da tuhaf haller olmaya başladı. Önceleri tarafımızca aşırı dikkat çekme isteği, abartılı davranışlar ve şımarıklık olarak yorumlanan davranışlar sergilemeye başladı. Biz anlamamakta veya konduramamakta ısrar edince, çocuğum açık açık söylemeye başladı;

"Sen artık beni sevmiyorsun, hep bana kızıyorsun, kardeşime hiç kızmıyorsun"
"Birgün kardeşimi evde bırakıp gezmeye çıkabilir miyiz?"
"Onu yere koy, neden hep kucağında gezdiriyorsun"
"Bir anlaşma yapalım, kardeşim ağlayınca bırak. Onu duymayalım"
"Kardeşim kucağında iken, beni de kucağında taşı"
"Okula gitmicem... (ağlayarak)"

Canım oğlum, sen de daha küçücüksün. Senden hızlıca büyümeni bekledik. Olgun davranmanı, hayatına senin onayın alınmaksızın giren bu ortağı sorunsuzca benimsemeni bekledik. Olmadı... Olamazdı zaten...
Bizim beklentimiz saçmaydı. Sen de daha ana kucağı arıyorsun. Hala birisi seninle oynasın istiyorsun. Ne anneni, ne de babanı paylaşmak istemiyorsun. Haklısın.. Seni çok seviyorum.
Elimden geleni yapacağım. Sen yine de çok ama çok tatlı bir abi oldun. Bunca şeye rağmen kardeşine zarar gelecek hiçbir şey yapmadın. Ona bakışın, dokunuşun herşeye değer. Kardeşinin de sana bakışı nasıl sevgi dolu.
Beraberce öğreneceksiniz kardeş olmayı. Kah severek, sevişerek, kah kıskanarak kavga ederek. Biz de sevinçle izleyeceğiz kardeş olmanızı. Sancısıyla, sevinciyle hayatta öğrenilebilecek en güzel duygulardan biri olan kardeşliği yaşamanızı.

Cumartesi, Haziran 11, 2011

Mira 3 aylık

Perşembe günü kızım tam 3 ayını doldurdu. 60 cm, 6 kilo 150 gramlık bir minik lokum. Tam bir meme canavarı, ağzında meme (dikkat emzik değil, meme) olmazsa uyumuyor. Cin gibi bakıyor, yüzüstü yatarken kafayı 10 saniye kadar dimdik tutabiliyor. Hatta yüzüstü yatarken timsah modeliyle sürünerek 90 derece değiştirebiliyor yatış açısını. Kucağımızda gezerken kazara açık televizyon görürse boynu kopana kadar izlemeye çalışıyor. Kahkaha ve çığlık atabiliyor. Sanırım İzmir havası ona yaradı. Ay sonunda Avşa'ya gitmeyi planlıyoruz bu sefer anneanne yanına. Bakalım ordan dönüşte nasıl olacak.

Bu arada kız büyüyüp tatlandıkça, abimizin kıskançlık katsayısı artmaya başladı. Kardeşine yönelik birşey yok ama geçen sabah bana "anne sen artık beni sevmiyorsun. Hep bana kızıyorsun ama kardeşime hiç kızmıyorsun" dediğinde tehlike çanlarının çalmaya başladığını anladım. Bakalım gelen günler neler gösterecek?

Pazartesi, Mayıs 30, 2011

Pazar, Mayıs 29, 2011

İzmir'den Poyraz incileri...

- Anne bana bir lambolin (trambolin) ve de yüksek bir merdiven alır mısın?
- Tabi alırım da, ne yapacaksın çok merak ettim?
- Biriniz lambolinin üstüne çıkıp zıplayacak, ben de tahtrevalli'nin bir tarafına oturacağım. Sorna (yazım hatası yok, böyle diyor) lambolinden hızla zıplayıp tahtrevallinin diğer tarafına atlayacak. Ben de havalara uçup dut ağacının üzerine düşeceğim. Orada dutları yiyeceğim. Sorna siz de beni merdivenle indireceksiniz.
- !!!!!????? İyi de bunu neden yapıyorsun ki, dut toplayalım sen de ye.
- Hiç eğlenceli değil...

************************

- Anne bak sana ne pişiriyorum?
- Ne pişiriyorsun oğlum?
- Çekirgeli kurabiye
- Hııııı!!!!
- Akşama da salyangoz yiyeceğiz, ama çiğ

Ben kötü mü yemek yapıyorum yaaaa :(((

*************************

- Kardeşim büyüyüp çok yaşlanınca benim ninem mi olacak?

*************************

Televizyonda köpek eğiticisi Barbie reklamı var, suda yüzen minnacık bir de köpeği var.
- Anne bana bu oyuncaktan alır mısın?
- Sana Barbie almamı mı istiyorsun?
- Barbisini atıcam, o köpeği doğru düzgün eğitemez o. Ben eğiticem...

*************************

- Anne sen Süleyman Dedeme neden baba diyorsun?
- E o babanın babası da ondan
- Onu biliyorum da, sen bilmiyorsun galiba. Sen neden baba diyorsun peki?
- Yavrucum, o da benim babam sayılır, hem ne diyeyim "Süleyman Dede" mi?
(komik olduğunu sanıyorum dediğimin ama Poyraz'da tık yok, büyüdü mü ne)
- Ya ne bileyim, şşt de, hey de... Ya da bişey deme, ne gerek var.

Cuma, Mayıs 27, 2011

Abicim ve canım kardeşim

Bir erkek çocuk annesi olduğumu yeni yeni anlıyorum. İzmir'in havasından suyundan mıdır, yoksa vakti geldiğinden midir bilemiyorum ama küçük kuzum tam bir erkek çocuk oldu çıktı :) Sürekli koşmak ve zıplamak istiyor, savaşarak, boğuşarak oynamaya bayılıyor. Artık legolardan kule veya ev değil, silah ve robot filan yapıyoruz. Koltuğa normal bir şekilde oturduğunu veya takla atmadan indiğini görmedim birkaç haftadır...
Ve işte abicim ve canım kardeşim resimleri....





Pazartesi, Mayıs 23, 2011

Kavanoz balıkları

Bir çizgi film var, adı "Ponyo"...
Ünlü yönetmen Miyazaki'nin yönettiği süper bir film. Yazı bununla ilgili değil ama bahsi geçmişken mutlaka seyredin ve çocuklarınıza da seyrettirin diyorum.

Bu çizgi filmde insan olmak isteyen küçük, meraklı bir japon balığı var. Filmin başında kafasını bir cam kavanoza sıkıştırıyor. İşte o görüntü bana çocuklarımızın içinde bulunduğu durumu çağrıştırıyor. En azından bizim evde sadece kafası değil, tüm gövdesi ile kavanozda yaşayan, daha doğrusu yaşatmaya çalıştığımız bir japon balığı var. Ama olmuyor, bir yerde çatlıyor işte.

Poyraz genel olarak çok fazla hareket etmeyi sevmeyen, yürümekten hoşlanmayan bir çocuk. Daha doğrusu ben öyle sanıyordum. Ama geçenlerde Karaburun'a gittiğimizde, babasıyla yürüyüşe çıktılar. küçük bir tepeyi yarısına kadar keyifle, sızlanmadan, kucak istemeden tırmanmış. Normalde bakkala bile gitseler elli kere yoruldum, kucağına al filan der. Bitkiler toplamışlar, böcekleri incelemişler. Çamura toza bulanmışlar. Öyle geldiler eve, ama yanakları kıpkırmızı. O gece mis gibi uyudu, sakin sakin. "Normal" bir çocukta olması gerektiği gibi.

2 gün önce, evde oturmaktan sıkılınca, hadi parka gidip çamurla oynayalım dedim. Hayret dolu gözlerle baktı bana. Sonra parka gidip toprakları eledik, suyla karıştırdık. Çamur yaptık, mıncıklamasını istedim oyun hamuru gibi. Ne oldu biliyor musunuz? Elinin ve üstünün çamur olmasından çok rahatsız oldu. Hemen su istedi ve elini yıkadı.
Bugün tekrar oynamak istedi ve önceki günkü kadar rahatsız olmadı. Çamurla oynamayı öğreniyor yani :)

Bazen benden ona geniş bir çimenlik bulmamı istiyor. Dilediği gibi koşabilmek için. Ne kadar basit ve doğal bir istek di mi? Evrimin sonucu bu, genetik kodlarımızda doğada koşup oynamak var. Betonun içine hapsolmak değil.

Çocuk evde saatlerce kalınca, ayarı bozuluyor resmen. Evin içinde bir oraya bir buraya koşmaya, tepemize tırmanmaya başlıyor. Günün sonunda resim genelde aynı oluyor. "Yaramazlık yapma" denilerek zorla zaptedilmiş mutsuz, hatta ağlamaklı bir küçük japon balığı.

Bu çocuklar yaramaz mı şimdi?

Çarşamba, Mayıs 18, 2011

İki ayı devirdik, kendimizi yollara attık

Geçen hafta pazartesi iki ayı devirdi benim kızım. 5,5 kiloluk, 56 santimlik bir küçük hanım artık o. Biz de bunu fırsat bilip kendimizi vurduk yollara. 1 haftadır İzmir'deyiz. Pek internete giremiyorum burada, bu yüzden blogu güncelleyemiyorum. Ama güzel resimler çekip koyacağım söz.

www.cocuk.com'da oyuncaklarla ilgili yazdım en son. Okumak isterseniz buyrun;
http://www.cocuk.com/cocuk/aile/annebaba-olmak/oyuncak-arsizi-cocuklar

Sevgiler...

Pazartesi, Mayıs 09, 2011

Baharı karşılama ve anneler günü bir arada

Pazar günü...
Anneler günü...
Muhteşem bir hava...
Yer Validebağ Korusu ve İzci Evinin Kafe'si...
Harika çiçekler...
Bol oksijen...
Şiddetle tavsiye edilir :)
İşte sonuç;











Cuma, Mayıs 06, 2011

"Daraldım" yazısı

Doğumdan sonra depresyona filan girmedim. Babamızın evde olması ve hayatımda başka başlıkların da olmasıyla depresyona girecek durumum olmadı. Sağolsun arkadaşlarım da beni yalnız bırakmadılar, ailem de. Ama yetiyor mu, hayır yetmiyor.
Neredeyse 2 ay sonra dün ilk kez salya sümük ağladım. Sonra da gidip üzerine bir dolu çikolata yedim. Öyle rahatladım.
Bu sabah Blogcu Anne'nin bu yazısını ve yazıda verdiği bağlantılı yazıları okuyunca, neredeyse blog tutmayı bırakacaktım. Blogunda biraz dolaştım ve hemen her yazısında onikiden vurduğunu gördüm. Benim yaşadıklarımı ve hissettiklerimi aynen yaşamış ve benden çok daha güzel ifade etmiş. O da iki çocuk annesi ve benden 1 yıl daha tecrübeli. Hayıflanmaktan vazgeçip, kendini "eğitmiş" veya "değiştirmiş". Takipteyim Elif ;)
Hava günlerdir kapalı, yağmur sağanak yağıyor. Rüzgar öyle sert ki, balkona bile çıkamıyorum. Tabi 2 aylık bebekle dışarı çıkmak da mümkün değil. Oysa 4 gün sonra İzmir'e gideceğim ve almam gereken şeyler var, yapmam gereken şeyler var. Valize tek parça eşya koymadım, 1 aylığına gideceğiz oysa.
Dün akşam ikisi de uyuduğunda saat 11 idi. Ve benim gözümü açık tutacak halim yoktu. O halde makinede ekmek yaptım, bulaşık makinesini doldurup çalıştırdım. Ama süt sağamadım. Duş alamadım. Küt diye yattım. Moralim de bozuktu, çünkü Poyraz'la çok kapışıyoruz son zamanlarda. Dün de kavgalarımızın tavan yaptığı bir gündü. O da haklı, kızı kucaktan indiremiyorum uyanıkken, uyurken de ancak 1 tencere yemek yapabiliyorum. Ben beceriksizim sanırım, 2 çocukla evi idare edemiyorum. Kendime bakamıyorum. Tek yapabildiğim emzirirken boş boş televizyon seyretmek.
Şu yemek işine bir çare bulmam lazım. Aşevleri olsa her mahallede. Herkes akşam eve giderken 1 kap yemek alsa. Ben de yemek yapmakla geçirdiğim zamanı oğluma ayırsam, kendime ayırsam.
Daraldım yazısı demiştim size. Daraldıysanız benim suçum değil. Hadi biraz da resim bakın da keyfiniz yerine gelsin.


Büyük abimiz Anı ve Mira
***

Poyraz Dinazorlar Sergisinde...
***

Sergiden aldırdığı dinazor oyuncağı ile bir dinazor çizgi filmi seyrediyor
***

Küçük prenses Mira :)
***

Uyuyan tosbağa
***

Salı, Nisan 26, 2011

Nisan bitmeden bu ayın fotolarından seçmeler

Bloglar sessiz sedasız açılmış meğer. O kadar ümidimi kesmiştim ki, neredeyse blog tutmaktan vazgeçecektim.

Saat geç oldu, uykum da var. Ev ahalisi toptan derin uykuda. Ben de süt kızım için süt sağıp yatayım bari. Bugünlük sadece resimlerle idare edin siz de.

İyi geceler...


"Banyo hali..."
***

"Benekli dana"
***

"Başak teyzemin kucağı öyle rahat ki..."
***

"Resmimi çekmeyi bırakıp süt versene beee..."
***

"Poğaça yanak..."
***

"Böyle de gülerim işte..."
***

"Kuduruk oğlum benim..."
***


"Kuşum ve küçük kuzum..."
***

"Kırmızılar pek de yakışmış baba-oğula..."
***

"Teslim oldum..."
***

"Başka bir rahat kucak da anneannemde var, hemen uyuyorum..."
***

"Valla da billa da abimiz kardeşini kıskanmıyor..."
***