Çarşamba, Kasım 21, 2012

Büyüyorlar


Benim minik oğlum büyüyor. Kendisine gözlük seçecek, seçtiği gözlükte diretecek kadar büyüdü bile :) Beklemediğim bir şekilde boy attı, geçen sene büyük diye giydiremediğim sweatshirtlerinin yarısından fazlası küçük geliyor. Bolca huysuzlukla beraber, kardeşini çok seviyor. Onunla oynamaya bayılıyor. Oynamanın en sevdiği kısmı ise, oyuncakları toplamayıp, "e ama Mira toplamama izin vermedi naapiim" diyebilmesi.



Sadece gözlük mü, kendi seçtiği berbere gidip saçlarını kestirdikten sonra krema bile sürdürmüş (evet krema, jöle kelimesi aklında kalmayınca krema dedi :)))

Yemek konusu hala sıkıntı, o kadar çok oyalanıyor ki, içime fenalık geliyor. Sonuç her akşam evde bir posta kavga, bağırış, çığırış. Ben çaresini bulamadım, bilen varsa bir zahmet deyiversin.

Geçen hafta oğlumu, seneye başlayacağı ilkokula götürdüm. Müdür öğretmeniyle tanıştı, son tenefüste okulun bahçesinde koşturup duran çocukları gördü. Kocaman bina, kocaman bahçe onu çok korkuttu. Elimi bırakmadı, ben bıraksam bacağıma yapıştı.  Çılgınlar gibi koşan büyük çocukları, birbirinin üstüne çıkıp kavga eden, birleşip bir başka çocuğu döven çocukları gördükçe ben de oğlumun eline sıkı sıkı yapıştım. Vurmak nedir bilmeyen, kendisine biri vurursa ne yapacağını bilemeyen çocuğu bu sene karateye filan mı yollasam diye düşündüm valla. Şimdiden gelecek senenin sıkıntısı sardı beni.

****
Kokoş bir kızım var, giyinmeyi çok seviyor. Evde şapkalarından birini takıp dolaşıyor. Terlik yerine ayakkabı tercih ediyor. Neyse ki henüz gaza geliyor, bir şekilde ikna edebiliyorum. Ama uzun sürmeyecek biliyorum.





20 aylık olduğunda "baba" demeye başladı, yaklaşık aynı günlerde zeytin, kedi, teyze ...vs demesi de, baba kelimesini bu güne kadar sadece domuzluğundan demediğinin bir kanıtı :) Ama öyle tatlı, öyle işveli bir baba deyişi var ki, baba eriyor resmen. Konuşma konusunda pek istekli değil ama her istediğini gayet güzel anlatıyor.

Yakın gündemimiz "emzik bırakma", ama henüz Mira'nın bundan haberi yok. Bu konuda son derece deneyimsizim. Biraz sancılı bir süreç olacak gibi hissediyorum...
 


En sevdiğimiz şey, anne mutfakta çalışırken tezgahın üstünde oturup ortalığı karıştırmak. Eline fırça ile biberon verip temizletme çabalarım sonuç verdi de bir keresinde 5 dakika rahat durdu :)

Oldukça haşarat bir kız, abisine kardeşlik değil, resmen ablalık yapmaya çalışıyor. Mendille ağzını siliyor, çatalla meyve yediriyor, banyoda sırtını sabunluyor ve kendince gerekli olduğunu düşünürse de tokadı yapıştırıyor. Bu cadalozla daha çok işimiz var gibi duruyor.

Pazar, Ekim 21, 2012

Büyüdüm, büyüdüm ben de anne oldum

Anne olmak demek, televizyonda yayınlanan ve minik bir kız iken süt içe içe büyüyen ve sonunda kendi de anne olup çocuklarına süt içiren kadını izlerken ağlayabilmek demektir :)

Bilmiyorum belki de annelikle alakası yoktur, belki çocuklarımı çok özlemişimdir ondan ağlıyorumdur. Ya da belki sinirlerim bozuktur, ağlayacak yer arıyorumdur. Neyse, annelik acayip birşey işte...

Artık uzun bir süredir yazamadığım için özür dilemeyeceğim. Deveye sormuşlar "boynun neden eğri" diye, o da "nerem doğru ki" demiş. Benimki de o hesap. Neyi zamanında ve tam yapıyorum ki :) Sanırım bu durumla barışmam lazım.

Yoğun çalışıyorum, sık ve uzun yurtdışı seyahatlerim var. İşler eve de sarkıyor kimi zaman. En azından baskısı peşimi bırakmıyor.
Poyraz artık tam bir anasınıfı öğrencisi oldu. Okula hazırlık ve beraberinde ilgilenilmesi gereken ek başlıklar, ödevler ...vs.
Mira cadılıktan, kadılığa terfi etti. Dediğim dedik, çaldığım düdük diyerek bizi maymun ediyor etrafında.
Sık sık evden ayrı kalmam ikisini de fena etkiliyor. Mira zaten bana düşkündü, artık evde olduğum anlarda kucağımdan inmiyor. Poyraz okulda öğretmenine gidip "öğretmenim, annem yok size sarılabilir miyim" diyormuş. Yürek yarası...

Sağlığımız yerinde diyerek kendimi ikna ve de teselli etmeye çalışıyorum. Bu süreçteki varlığından dolayı  Tonguç'un hakkını yiyemem. Kocaman bir teşekkürü hakediyor. İki çocuğu da gayet güzel idare ediyor, hatta 4 gündür İzmir'deler. Sezon sonu biraz güzel hava aldılar, denize girdiler. Tonguç yerine bir bakıcı olsaydı, eminim sıkıntım 2'ye katlanırdı. Sağol aşkım, iyi ki varsın...

Bakalım bu post ile yeni bir start verebilecek miyim?


 Ancak oje sürersek yemek yemeyi kabul etti kokoş hanım...
 Hayvansever oğlum tek bir gününü bile bir hayvanla uğraşmadan geçirmedi.





















 Bu da bir başka havyansever Poyraz pozu... Kertenkelemizin adı "benekli"...









 Teyzemiz çocukları susturmak için birçok yol denedi ama en etkilisi bu oldu...


 Süslü bir oğlum olacak sanırım. Yarım saat ayna karşısında saç modeli denedi ve kendisine en çok yakışan saç tarama stilini bulmaya çalıştı.
 Minik Koç'lar ile minik Kahraman'lar artık aynı karede oyun oynar haldeler...









 Poyraz kendi resmini çizdi...
 Bu da Poyraz'ın çizdiği "Mira" resmi...







 Yanlışlıkla (!) abisinin kıyafetleri giydirilmiş Mira....
 Siz beni parka götürmezseniz, ben de evden kaçarım.


 Salıncaktan indirildiği için ağlayan minik kız...
 Evdeki yeni yardımcımız. Ufak tefek ama iyi iş görüyor.