Ne kadar ayıp yaaaa...
Oğlum 6 yaşını doldurdu diye yazmışım da, kızımın 2 yaşını 9 Mart'ta doldurduğunu yazmamışım. Süt kızım Defne ile birlikte kutladık doğum günlerini. Henüz resimler elime geçmediği için paylaşamıyorum ama geçer geçmez paylaşacağım.
Canım kızım, muzip gülüşlü, anaç kızım benim...
Ne iyi ettin de girdin hayatıma. Bambaşka bir renk kattın olanca cadılığın ve sevimliliğinle. Benim küçük yaramaz balığım, dilerim hayatın boyunca hep çok mutlu olursun. Gözlerindeki o ışık, dudaklarındaki o gülücük hiç eksilmesin annem...
Perşembe, Mart 28, 2013
Cuma, Mart 08, 2013
Oğlum 6 yaşında, ben de 6 yaşındayım
Oğlumu kucağıma verdiklerinden bu yana tam 6 yıl geçmiş. Ne kadar da çabuk geçmiş. Okuldaki doğum günü kutlamasında oğluma baktım da, resmen minik bir adam olmuş. Canım oğlum yolun açık ve aydınlık olsun, şans ve mutluluk hep seninle olsun... Seni çok seviyorum birtanem...
Ezgi öğretmenimiz Poyraz'ı 2,5 yaşında kucakladı. Görüldüğü gibi hala da kucağında. Bu sene onu mezun edecek, biz de kucağı boş kalmasın diye Mira'yı vereceğiz :)
Pastamızın mimarı ve yapımcısı teyzemiz idi, teşekkür ediyoruz...
***
Balböceğim ile pamuk şekerim :)
Çevreci Şampiyon Oğlum
Mart'ın başında Tırtıl Çocukevi olarak Çevre Koleji'nin düzenlediği Geri Dönüşüm Etkinliğine katıldık. Atık maddelerden proje yapma yarışmasıydı. 20 okul, 100 öğrenci arasından bizim muhteşem beşli kılpayı üçüncülüğü kaçırıp dördüncü oldu. Yarışmayı da öğrendiler, beraber hareket etmeyi de...
Bu da "Dünyayı Kurtaran Çete" isimli projemiz. Her bir parçasının ayrı bir işlevi ve anlamı var :)
Madalyamıza bayıldık, oğlumun ilk madalyası...
***
Madalyamıza yakından bakalım
***
Ve işte muhteşem takımın tamamı...
Kısa bir özet...
Fena, çok fena...
Beceremiyorum işte, dilediğim sıklıkta blogumu güncellemeyi beceremiyorum. Çok yoğun çalışıyorum, sürekli şehir dışı seyahatim var. Akşamları eve geldiğimde çocuklarımla oynamak ve dinlenmek istiyorum. Zaten istesem de bilgisayarın başına geçemiyorum zira sevgili kocacım hiç boş bırakmıyor :)
Neyse canım, sağlığımız da, keyfimiz de yerinde. Varsın iş yoğunluğundan yazılamıyor olsun blogumuz. Telafi ederiz.
Son yazdığımdan beri hayatımda çok radikal bir değişiklik yaptım. İnsanlık için küçük ama benim için oldukça büyük bir adım idi. Özgürlüğümü ve çocuklarıma ayıracağım vakti satın aldım. Artık haftada 3 yarım gün evimize gelen Nurten Abla yemeğimizi yapıyor ve tabiri caizse kıçımızı topluyor. Artık akşamları eve gidince hazır yemeğimiz oluyor ve sonrasında hem kuzularıma, hem de kendime vakit ayırabiliyorum. Daha ne olsun :)
Görüşmeyeli şahane birşey daha yaptık, benim bir iş seyahatimi uzatıp, 4 gün Kahraman'lara gittik. Kendilerini über süper seviyoruz ve acilen iade-i ziyaret bekliyoruz.
Şimdi de karma resimler
Beceremiyorum işte, dilediğim sıklıkta blogumu güncellemeyi beceremiyorum. Çok yoğun çalışıyorum, sürekli şehir dışı seyahatim var. Akşamları eve geldiğimde çocuklarımla oynamak ve dinlenmek istiyorum. Zaten istesem de bilgisayarın başına geçemiyorum zira sevgili kocacım hiç boş bırakmıyor :)
Neyse canım, sağlığımız da, keyfimiz de yerinde. Varsın iş yoğunluğundan yazılamıyor olsun blogumuz. Telafi ederiz.
Son yazdığımdan beri hayatımda çok radikal bir değişiklik yaptım. İnsanlık için küçük ama benim için oldukça büyük bir adım idi. Özgürlüğümü ve çocuklarıma ayıracağım vakti satın aldım. Artık haftada 3 yarım gün evimize gelen Nurten Abla yemeğimizi yapıyor ve tabiri caizse kıçımızı topluyor. Artık akşamları eve gidince hazır yemeğimiz oluyor ve sonrasında hem kuzularıma, hem de kendime vakit ayırabiliyorum. Daha ne olsun :)
Görüşmeyeli şahane birşey daha yaptık, benim bir iş seyahatimi uzatıp, 4 gün Kahraman'lara gittik. Kendilerini über süper seviyoruz ve acilen iade-i ziyaret bekliyoruz.
Şimdi de karma resimler
Şebeklikte 1 numarayız:)
***
Abi-kardeş TV izliyorlar
***
Odasına koyduğumuz küçük masada resim yapmayı çok seviyor
***
Canım oğlum da artık el yazısına hazırlık çalışmalarına başladı
***
Pazartesi, Ocak 14, 2013
40 yaşına kadar öğrenmiş olmanız gereken 40 şey
Gazetede bir yazı gördüm. Başlığı aynen bu yazının başlığı idi. Maddeler ise aşağıda. 40 yaşıma 2,5 kala listeyi gözden geçirip paylaşayım dedim. Hem belki çocuklarım bunları çok daha erken öğrenirler bu vesile ile. İlave önerisi olan?
- Kimi zaman hayır diyebilmek.
Valla öğrenmeye çalışıyorum. Sırf
bunun için psikiyatrist bir arkadaşımın önerdiği “Sınırlar” isimli kitabı bile
aldım.
- Sevişirken daha fazla zevk almanın yollarını keşfetmek.
Yorum yok. Spekülasyona mahal
vermemeyi de öğrendim ben bu yaşıma kadar. İlaveten belirteyim :)
- Çalışmak kadar dinlenmeye de vakit harcamak gerektiğini öğrenmek.
Bunu biliyorum da, istekler
olanaklarla sınırlı olduğundan, her zaman şeetiremiyorum işte…
- Şık bir restoranda uzun bir şarap listesinden seçim yapabilecek kadar şarap bilgisine sahip olmak
Bak buna biraz daha eğilmem
gerekiyor işte. Yardımcı olmak isteyen?
- Eğer değiştiremiyorsan yaptığın işi sevmek.
Bunun amiyane tabiri tecavüz
kaçınılmazsa zevk almaya bak değil miydi yahu? Paşa paşa öğrendik biz bunu,
merak etmeyin…
- Yaşadığın şehri bir yabancıya gezdirebilecek kadar tanımak.
Deneyimlemedim ama sanırım bunu
yapabilirim. Üstelik de keyifle.
- Çocuk isteyip istemediğinden emin olmak.
Eminim!
- Temel ev ekonomisi bilgisine hakim olmak. (Fatura nedir? Nasıl ödenir? Musluk ya da lambalar neden kapatılmalıdır? Vs.)
Gayet iyi biliyorum, mecburen :)
- Aç kalmayacak kadar mutfak becerisi edinmek. Domatesli makarna ya da ızgara biftek yapmak için Cordon Bleu diplomasına ihtiyaç yok.
Bak bu kadarını yapabilirim işte…
- Fobilerini yenmek. Kocaman kadın olup hala sokak kedileri sebebiyle masaları deviriyorsanız ya da iş adamı olmanıza rağmen uçak korkunuz yüzünden kilometrelerce uzaktaki toplantıya arabayla gidiyorsanız korkularınızı yenmek adına çaba sarfetme zamanı gelmiş demektir.
Bu kadar ciddi boyutta değil ama
bu yaşıma kadar hiçbir arı tarafından sokulmamış olmaktan dolayı, birgün beni
bir arı sokarsa alerjik reaksiyon nedeniyle ölebileceğimi düşünmem o kadar
saçma değil di mi?
- Hobiler edinmek. Boş zamanları değerlendirmek için bir uğraş bulabilmek yaş almanın en önemli özelliği. Golf ve yelken gibi sporlar pahalı bir hobi olsa da, 40’lı yaşlarla anılacak aktiviteler.
Bak bunu kesinlikle yapmalıyım.
Önerisi olan?
- Vücudunu dinleyip, enerjini 20’li yaşlardaki hoyratlıkla kullanmaman gerektiğini fark etmek.
Valla bunu el mahkum öğreniyorsun
zaten…
- Kişisel bakıma özen göstermeyi, kısa zamanda ufak müdahalelerle iyi ve bakımlı görünmenin sırlarını öğrenmek. Saç sakal birbirine girmiş halde gezmek ya da göz altlarında mor halkalar 40’lı yaşlara hiç yakışmıyor.
Dün bunu farkettim sanırım :)))
- Bedenine uygun giyinmek. Genç kalmak iyi hoş da, 10 yıllık dar pantolonun içine sığmaya çalışmak ya da modası geçmiş kot ceketle gecelerde arz-ı endam etmek bu yaş insanında sırıtıyor.
Di mi, di mi!
- Yurtdışında hayatta kalacak derecede yabancı dil öğrenmek.
Yes I know! I can survive..
- Tek başına tatilin dünyanın sonu olmadığını anlamış olmak, en az bir kere tek başına bir yerlere kaçmak.
Valla arada bir yalnız kalmak
kesinlikle çok faydalı, tavsiye bile edebilirim.
- Bir davette asosyal görünmeyecek derecede dans bilgisi edinmek.
Daha fazlasını istiyor ve en az
bir dansı çok güzel yapabilmek istiyorum.
- Hiç tanımadığın insanlarla muhabbet edebilecek kadar girişken olmak.
Fazlam var, eksiğim yok.
- Keşfetmek istediğin yerleri gezebileceğin seyahatler planlamak.
Bütçemiz yettiğince yapmaya
çalışıyoruz doğrusu, sıkıntı yok!
- Ani bir işsizlik döneminde hayatta kalabilecek kadar birikim sahibi olmak.
Evi satarız artık olmazsa …
- Çılgınlık yapmak için asla geç olmadığını kavramak.
Asla, asla, asla…
- Hatalı olduğun durumlarda özür dilemek.
Bunu ben oldum olası bilirim. Ama bilmeyip de 40 yaşında öğreneni görmedim.
- Takım çalışması ve birlikteliğin gücünü kavramak.
Kendimi bildim bileli “örgütlü
bir halkı, hiçbir kuvvet yenemez” diyorum da, bu halkın geri kalanı bunu pek
bilemeyince bilmemin bir anlamı kalmıyor.
- Eleştiri ve hakaret, iltifat ve asılma arasındaki ince farkı öğrenmek.
E bu kadarını da biliyoruzdur herhalde…
- Farklı lezzetleri tatmaya açık olmak. Şu hayata bir kere geliyorsunuz. Sushi yemeden, kanguru etinin tadına bakmadan ölüp gitmemek, fırsatını bulunca “Ağzıma bile sürmem” dediğiniz şeyleri ucundan tatmakta fayda var.
Yok arkadaş, suşi, muşi tamam da, kimse bana kavrulmuş çekirge, kızarmış
akrep vs. yediremez.
- Yemek, içki ya da en sevdiğiniz dizi... Aşırıya kaçmamayı öğrenebilmek.
Olur!
- Yumurta kapıya dayanınca halinin ötesine geçebilmek.
Oldum olası fazlasıyla dakik ve planlı, hatta bu konuda bir miktar da
takığımdır.
- Hayatta her istediğinizin olmayacağını kabullenmek.
Kabullendim!
- Etrafınızda her zaman sizden güzel, akıllı ve başarılı insanlar olacağını ve rekabet girmenin size bir şey kazandırmayacağını öğrenmek.
Ben daha ziyade „herkesin daha ...... olduğu bir alan vardır“ diye
düşünüyorum. Başarılı, güzel, yetenekli... Kendimi de o kadar ezmem arkadaş!
- Kimsenin ve hiçbir şeyin vazgeçilmez olmadığını anlamak. 40’lı yaşlarda yeterli sayıda sevgiliniz ya da eşiniz sizi terk etmiş olduğundan artık ‘o olmadan yaşayamam’ dediğiniz kişler olmadan da hayatta kaldığınızı çoktan öğrenmiş olmalısınız.
Çoktan öğrendim. Herkes çok
değerlidir ama hiçkimse vazgeçilmez değildir.
- Mecbur kaldığın hallerde durumu idare etmeyi başarmak. Sevgilinizin hatırına sevmediğiniz halde onun ailesiyle yemeğe çıkmak ya da arkadaşlarıyla bir karaoke gecesi yapmak dahil.
Burada amatör tiyatro
deneyimlerimi konuştururum. Hem ben eğlenirim, hem de geri kalanlar mutlu olur.
Gerginliğe gerek yok!
- Karşındakini dinlemeyi öğrenmek.
Gayet iyi dinlerim ama
dinleyemeyene ya da dinlemeyene ifrit olurum.
- Birini teselli etmeyi ve zor zamanlarında yanında olmayı öğrenmek. Yıllar içinde yakınınızdakiler sevdikleri insanları teker teker kaybediyor. 40’lı yaşlar sadece partilerde değil cenazelerde de dostların yanında olunan yaşlar.
Aynen öyle!
- Size yük olan insanlarla yürüttüğünüz zoraki ilişkileri bitirebilmeyi başarmak. En yakın arkadaşınızla aranızdaki duygu sadece rekabete dönüştüyse ya da yıllar sizi bambaşka insanlara dönüştürdüyse artık onlardan vazgeçip hayatınızı hafifletmenin vakti gelmiş demektir.
En azından bu konuda artık daha
rahatım…
- Sürekli görüşmeseniz de sevdiklerinizle iletişim yollarını açık tutmayı öğrenmek.
Yaşasın facebook, yaşasın sosyal
medya.
- Küçük şeyleri dert etmemeyi öğrenmek. İşe geç kalmak, arabayı çizmek, en sevdiğiniz vazoyu düşürüp kırmak aslında çok da önemli değil aslında. Yıllar insana detaylarda kaybolup manzaranın bütününü kaçırmamayı öğretiyor.
Valla öğretiyor!
- Öfkenizi kontrol etmeyi başarmak. Sinirlenmek çok doğal bir tepki. 40’lı yaşlara gelen birinin öğrenmesi gerekense sinirlendiğinde onu karşısındaki mümkün olduğunca sakin bir biçimde ifade etmek ve sorunları konuşarak çözmeyi başarmak.
Bilmem ki bunu başarabiliyor
muyum? Sanırım hala öğrenmem gereken bir başlık bu.
- Meyhane masasında ya da partide kaçıncı kadehte durman gerektiğini öğrenmiş olmak.
Durmak istersem dururum, durmak
istemezsem durmam arkadaş…
- Eski hatalarınızdan dolayı kendinizi suçlamaktan vazgeçmek, kendiniz affetmeyi öğrenmek.
Öğrendim sanırım, şöyle bir
düşündüm de kendimi affedemediğim eski bir hatam var mı diye. Bulamadım :)
- Yaşadığınız acı deneyim ve travmalarınızın üstesinden gelmek için adım atmak. Neden sonuç ilişkileri üzerinde kafa patlatmak, gerekirse bir uzmandan yardım almak.
Evet evet, bu gerçekten çok önemli.
Cumartesi, Ocak 12, 2013
Ay çok eğlendik...
İyi ki doğdun Efe, iyi ki doğdun gözlerinin içi gülen tatlı arkadaşımız.
Ve hatta iyi ki doğup oğlumun arkadaşı olmuşsun ki, sayende şahane iki insan tanımışım. Yani cümleten iyi ki doğmuş ve doğurmuşsunuz..
Bugün Poyraz'ın kreşten arkadaşı, Efe'nin doğum gününe gittik. Çok eğlendik, çok... İşte resimler...
Önce biraz nemrut idik...
Hiçbirşeyle ilgilenmiyormuş gibiydik...
Sonra abimizin top havuzunda olduğunu farkettik, çok eğleniyordu.
Ama tabi ki top havuzunun hakkını abim verdi, ağzında ne kadar diş varsa görünmüyor mu bu resimde :)
Sonra dans etcez dediler, gangnam style müziği çalmaya başlayınca kendimi kaybetmişim...
Heeeey seksi leydiiiii...
Kankalar...
Ne kadar oyuncak varsa oynadım...
Ve hatta iyi ki doğup oğlumun arkadaşı olmuşsun ki, sayende şahane iki insan tanımışım. Yani cümleten iyi ki doğmuş ve doğurmuşsunuz..
Bugün Poyraz'ın kreşten arkadaşı, Efe'nin doğum gününe gittik. Çok eğlendik, çok... İşte resimler...
Önce biraz nemrut idik...
***
Hiçbirşeyle ilgilenmiyormuş gibiydik...
***
Sonra abimizin top havuzunda olduğunu farkettik, çok eğleniyordu.
***
Abimiz çağırınca bir gidip bakalım dedik.
***
Anaaaaa, hakikaten çok eğlenceliymiş yav...
***
Ama tabi ki top havuzunun hakkını abim verdi, ağzında ne kadar diş varsa görünmüyor mu bu resimde :)
***
Sonra dans etcez dediler, gangnam style müziği çalmaya başlayınca kendimi kaybetmişim...
Heeeey seksi leydiiiii...
***
Kimse beni bu sahneden indiremeeeez....
***
Babam nerde yaaaa, beni dansederken görmesini istiyorum. (Bu sırada gerçekten babasını soruyordu)
***
Kankalar...
***
Ne kadar oyuncak varsa oynadım...
***
Ben bu doğum günü işine bayıldım. Keşke hergün doğum günü olsa...
***
Perşembe, Ocak 10, 2013
Çocuk kitapevleri olsa...
Hava soğuk ya şimdi, çocukları dışarı çıkarmak bir dert. Çıkarmamak ayrı dert. Tamam çocukları soğuk havada eve kapatan annelerden değilim ama saatlerce de sokakta durulmuyor arkadaş. Çocuklarla, özellikle de okul öncesi yaşta küçük çocuklarla gidilecek o kadar az yer var ki. Derdim çocuklar oynasın, ben de kafamı dinleyeyim değil. Onun için bir sürü oyunlu, oyuncaklı kafe var. Benim derdim, ev dışında çocuklarımla güzel ve verimli zaman geçirebileceğim bir mekanın olmaması. AVM'lerden nefret ediyorum. O ışıklar, o kaos, gürültü, kalabalık üstüme üstüme geliyor. Gerçekten dayanamıyorum. Hele çocuklarla AVM'ye gitmek, çocukları mermer zeminli her tarafı elektronik aksamlı, bol ışıklı, sahte gülücüklü, anlamsız ve hatta fazlasıyla da zararlı bir yere götürmek anlamına geliyor benim için. Evde oturup sıkılsın daha iyi...
Diye düşünüyordum ama, böyle düşünmeyip üstüne bir adım daha atan anneler varmış. Neredeyse komşum olan sevgili Esra, minik kızıyla böyle bir ihtiyacı görünce "keşke bir çocuk kütüphanesi olsa" demiş. Ne de iyi etmiş. Bir facebook sayfası, ardından bir imza kampanyası, ardından çeşitli ilçelerin belediye başkanlarıyla görüşmeler filan derken, ortaya şahane bir proje de çıkmış oldu.
Şimdi hayal ediyorum, böyle alçak raflarda 0-12 yaş arası çocuklara hitap eden kitaplar, yap-bozlar, çeşitli oyuncaklar olsa. Yumuşak bir zemin üzerinde minderler, mini mini koltuklar olsa. Hafta sonları farklı yaş gruplarına kitap okuma saatleri yapılsa. Belki anne-babalara mini seminerlerin verileceği bir salon olsa. Tuvaletlerinde minnoşların rahatça kullanabileceği küçük eşyalar olsa. Çocuklar ister satın alsa, ister oturup okusa...
Çok mu zor yahu? Bence değil...
İşte yurtdışından kimi örnekler, belki motive olmanıza yardımcı olur...
Diye düşünüyordum ama, böyle düşünmeyip üstüne bir adım daha atan anneler varmış. Neredeyse komşum olan sevgili Esra, minik kızıyla böyle bir ihtiyacı görünce "keşke bir çocuk kütüphanesi olsa" demiş. Ne de iyi etmiş. Bir facebook sayfası, ardından bir imza kampanyası, ardından çeşitli ilçelerin belediye başkanlarıyla görüşmeler filan derken, ortaya şahane bir proje de çıkmış oldu.
Şimdi hayal ediyorum, böyle alçak raflarda 0-12 yaş arası çocuklara hitap eden kitaplar, yap-bozlar, çeşitli oyuncaklar olsa. Yumuşak bir zemin üzerinde minderler, mini mini koltuklar olsa. Hafta sonları farklı yaş gruplarına kitap okuma saatleri yapılsa. Belki anne-babalara mini seminerlerin verileceği bir salon olsa. Tuvaletlerinde minnoşların rahatça kullanabileceği küçük eşyalar olsa. Çocuklar ister satın alsa, ister oturup okusa...
Çok mu zor yahu? Bence değil...
İşte yurtdışından kimi örnekler, belki motive olmanıza yardımcı olur...
Çarşamba, Ocak 09, 2013
Tertip, düzen ve temizlik üzerine
"Evin ortasına salıncak kurduk anne"
"Aaa ne gerek var..."
Sağolsun, eksik olmasın ama annemin gereklilikleri ile benim gerekliliklerim neredeyse ahaytım boyunca kesişmedi. Annemin hayata bakışı farklı, nedense "elalem, konu komşu, etraf..." vs konuları kişisel mutluluğunun önüne geçiyormuş gibi hissettim hep. Belki de böyle hissetmek iyi gelmiştir, zira ben onun gibi olmayı asla başaramadım/tercih etmedim...
Şimdi bu konu da nereden aklına geldi diyeceksiniz?
Evlenene kadar annemin isteğiyle/zoruyla yatağımı topladım hep. Aslında kadıncağız haklıydı, minnacık evimizde, sokak kapısı açılınca bizim kapısı olmayan odamız görünürdü, yani o odayı dağınık tutmak gerçekten hoş olmazdı. Ama evin dibinde bir yerde kapısının açılmasına hiç gerek olmayan bir odamız olsaydı durum değişir miydi bilmiyorum.
Artık kendi evim var, sadece biz içinde yaşayanların dertleri ve tercihleriyle yoğurduğumuz. Ama zinhar anneme beğendiremediğim :)))) Salıncak kurulduktan sonra aramızda geçen diyalogdan sonra düşündüm, bu farklı bakış açılarını yaratan neydi diye? Annem de çalışıyordu, üstelik vardiyalı, annemin de iki çocuğu vardı üstelik yaban ellerde. Ama annem kendini hiç önemsemiyordu. Ya da başkalarını kendinden daha çok önemsiyordu diyebilirim.
Ben bunu baştan reddettim, evi temizlemek ile çocuklarla oynamak arasında seçim yapmam gerekirse ikincisini seçiyorum ve bundan da hiç beis duymuyorum. Ya da ne bileyim çok yorgunsam, ya da canım dizi izlemek istiyorsa ocağı kirli bırakıyorum ve aklım da hiiiç arkada kalmıyor.
Evde biri 2, diğeri 6 yaşında enerjileri tavan yapmış neşeli ve sağlıklı çocuklarım varken buna şükretmek yerine, evi dağıttıkları için kızmalı mıyım bilmiyorum doğrusu. Yani oyuncaklarınızı toplayın diye arada carladığım oluyor ama ev onlar oyun veya tepişme halindeyken genelde yukardaki resimdeki gibi oluyor. Yorgun olan uzanınca üzerine örtüversin diye bir pike divanın üzerinde, yerlerde dağınık vaziyette oyuncaklar, kimi giysiler koltuğun üzerinde...vs. Çünkü benim evimde yaşam var. Müze mi ayol burası, gelenler ne desin diye düşüneyim. Ha bu arada camlarım da kirli, komşular görürse beni kınar mı bilmiyorum ama doğrusu hiiiiç umurumda değil... Çerçeveleri ve camı içerden silip, perdeleri de yıkamıştım :))
Ha bir de yemek konusu var; ona da ayrı şaşıyorum. "Ev kokuyor" diye balık pişirilmez mi yahu? Balık bu kokar tabi, mis gibi... O evde yaşam olduğunun, sıcak ocakta yemek piştiğinin, ailenin bir arada ellerini bulaya bulaya yemek yediğinin ve eşliğinde şarap kadehlerinin vişne suyu bardaklarıyla tokuşturulduğunun göstergesidir benim için balık kokusu.
Hadi çok rahatsız oldun kokudan diyelim, bunun milyon tane yolu var. Ne bileyim fırında, fırın poşetiyle pişir balığı. Ya da bir küçük tüp al, giy paltonu. Miniklerin "açız anne/baba" diyen gözleri camın arkasından bakarken balkonda kızart balığı. Bakın bu konuda annemin hakkını yiyemem, kokuyor diye severek yediğimiz birşeyi pişirmediği olmadı hiç.
Evim pis, dağınık ve yemek kokuyor bilesiniz :) Oh be günah çıkarmış gibi oldum valla..
"Aaa ne gerek var..."
Sağolsun, eksik olmasın ama annemin gereklilikleri ile benim gerekliliklerim neredeyse ahaytım boyunca kesişmedi. Annemin hayata bakışı farklı, nedense "elalem, konu komşu, etraf..." vs konuları kişisel mutluluğunun önüne geçiyormuş gibi hissettim hep. Belki de böyle hissetmek iyi gelmiştir, zira ben onun gibi olmayı asla başaramadım/tercih etmedim...
Şimdi bu konu da nereden aklına geldi diyeceksiniz?
Evlenene kadar annemin isteğiyle/zoruyla yatağımı topladım hep. Aslında kadıncağız haklıydı, minnacık evimizde, sokak kapısı açılınca bizim kapısı olmayan odamız görünürdü, yani o odayı dağınık tutmak gerçekten hoş olmazdı. Ama evin dibinde bir yerde kapısının açılmasına hiç gerek olmayan bir odamız olsaydı durum değişir miydi bilmiyorum.
Artık kendi evim var, sadece biz içinde yaşayanların dertleri ve tercihleriyle yoğurduğumuz. Ama zinhar anneme beğendiremediğim :)))) Salıncak kurulduktan sonra aramızda geçen diyalogdan sonra düşündüm, bu farklı bakış açılarını yaratan neydi diye? Annem de çalışıyordu, üstelik vardiyalı, annemin de iki çocuğu vardı üstelik yaban ellerde. Ama annem kendini hiç önemsemiyordu. Ya da başkalarını kendinden daha çok önemsiyordu diyebilirim.
Ben bunu baştan reddettim, evi temizlemek ile çocuklarla oynamak arasında seçim yapmam gerekirse ikincisini seçiyorum ve bundan da hiç beis duymuyorum. Ya da ne bileyim çok yorgunsam, ya da canım dizi izlemek istiyorsa ocağı kirli bırakıyorum ve aklım da hiiiç arkada kalmıyor.
Evde biri 2, diğeri 6 yaşında enerjileri tavan yapmış neşeli ve sağlıklı çocuklarım varken buna şükretmek yerine, evi dağıttıkları için kızmalı mıyım bilmiyorum doğrusu. Yani oyuncaklarınızı toplayın diye arada carladığım oluyor ama ev onlar oyun veya tepişme halindeyken genelde yukardaki resimdeki gibi oluyor. Yorgun olan uzanınca üzerine örtüversin diye bir pike divanın üzerinde, yerlerde dağınık vaziyette oyuncaklar, kimi giysiler koltuğun üzerinde...vs. Çünkü benim evimde yaşam var. Müze mi ayol burası, gelenler ne desin diye düşüneyim. Ha bu arada camlarım da kirli, komşular görürse beni kınar mı bilmiyorum ama doğrusu hiiiiç umurumda değil... Çerçeveleri ve camı içerden silip, perdeleri de yıkamıştım :))
Ha bir de yemek konusu var; ona da ayrı şaşıyorum. "Ev kokuyor" diye balık pişirilmez mi yahu? Balık bu kokar tabi, mis gibi... O evde yaşam olduğunun, sıcak ocakta yemek piştiğinin, ailenin bir arada ellerini bulaya bulaya yemek yediğinin ve eşliğinde şarap kadehlerinin vişne suyu bardaklarıyla tokuşturulduğunun göstergesidir benim için balık kokusu.
Hadi çok rahatsız oldun kokudan diyelim, bunun milyon tane yolu var. Ne bileyim fırında, fırın poşetiyle pişir balığı. Ya da bir küçük tüp al, giy paltonu. Miniklerin "açız anne/baba" diyen gözleri camın arkasından bakarken balkonda kızart balığı. Bakın bu konuda annemin hakkını yiyemem, kokuyor diye severek yediğimiz birşeyi pişirmediği olmadı hiç.
Evim pis, dağınık ve yemek kokuyor bilesiniz :) Oh be günah çıkarmış gibi oldum valla..
Pazartesi, Ocak 07, 2013
Son 2 haftadan seçmeler
Küçük kaçak uyumamak için her yolu deniyor...
***
Sinirli selocan... Çoraplar da harika olmuş :)))
***
2 çocuklu anne akşam işten dönüp de, biraz dinleneyim derse :)))
***
Okuldan ödev verildi. Portakal kabuğu reçeli yapacakmışız. Yaptık ve şahane de oldu. Nasıl olmasın? Bu kadar tatlı ellerin girdiği birşey kötü olabilir mi?
***
Hani kar yağacak demişlerdi, nerde? Bekliyorum, bekliyorum yağmıyor...
***
Küçük hanıma kızınca hemen "şşşt" yapıp susturuyor...
***
Veee yılbaşının ertesi gününden bir 3 çocuklu ev görüntüsü :)
***
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
_k.jpg)
_k.jpg)


































.jpeg)






