Cuma, Kasım 16, 2007

Kıskanmaz demeyin...



Poyraz doğduğundan beri abisi ile çok güzel bir ilişkileri oldu. Anı çok hassas, duyarlı ve sevecen bir çocuktur. Poyraz'ı gerçekten çok sahiplendi. Biz de çok mutluyduk. Ne güzel kardeşini hiç kıskanmadı diye düşünüyorduk. Hatta Anı'ya "sen artık abi oldun. yalnız uyumalısın. montunun fermuarını kendin çekebilirsin. kahvaltını kendi başına hızlıca yapabilirsin" diye motive ediyorduk. Daha doğrusu ettiğimizi sanıyormuşuz.

Bir süredir Anı asileşmeye, herşeye karşı çıkmaya başladı. Yaş dönemidir diye düşündük. Dersleri de kötüleşmeye başladı. Dikkatini toplayamaz oldu. Sürekli okulda birşeylerini kaybedip eve geliyordu.

Neyse sonunda mevzuyu anladık. Annesi biraz daha yakın davranınca dökülmüş bizimki... "Poyraz'a da böceğim diyorsun, deme. Poyraz mı tatlı, ben mi tatlıyım? Onun kitapları benim dolabımda mı duracak? Bana da yemek yedir" ... vs.

Rehberlik öğretmeniyle de konuştuk. O da durumu teyid etti. Tüm bunlar dikkat çekmek içinmiş. Bir süre gözlemleyecekmiş Anı'yı.

Sanırım bir kardeş kıskançlığı sorunumuz var. 7 yaşında da olsa, çocuk çocukmuş :)



Ali Baba'nın bir çiftliği var...

Geçen akşam Poyraz'ı annemlerden aldım, arabayla eve giderken uyumak üzere olduğunu farkettim. Oysa normal uyku saatine daha 1 saat vardı ve banyo yapması gerekiyordu. Onu uyutmamak için yol boyunca Ali Baba'nın Çiftliği'ni söyledim. Ses çıkarabilen tüm hayvanları kullandım şarkıda. Halimi gören olduysa kesin çok gülmüştür :)

Pazartesi, Kasım 12, 2007

Oyuncaklar

Bebek büyüdükçe onun için en doğrusu nedir sorusu gittikçe büyüyor. Aslında "en doğru" diye birşey yok bunu biliyorum. "Doğru" her çocuk için farklı bunu da biliyorum. Ama yine de birşeyi eksik bırakıyor muyum diye endişe ediliyor ister istemez. Oğlumla elimden geldiğince ilgileniyorum, onunla oyunlar oynuyorum, konuşuyorum, dans ediyorum. Ancak profesyonel yardımcılar dediğim oyuncaklardan da olabildiğince faydalanmaya çalışıyorum.
Oyuncaklar hassas konu. Bildiğim birşey var ki; çocuklar bir oyuncakla çok da uzun süre oynamıyor. Zaten satın alınmış cicili bicili oyuncaklardan ziyade ev yapımı tarif ettiğim daha önceki yazılarımda bahsettiğim türden oyuncakları daha çok seviyorlar. Tahta kaşık, makarna süzgeci, içine mercimek konmuş pet şişe, selpak mendil paketi, bol hışırtılı naylonlar ...vs.
Ama benim sevgili kocam, bir oyuncak delisi olduğu için, hoşuna giden tüm oyuncakları oğluna almak istiyor. 1 ay kadar önce, emeklemesine yardımcı olsun diye (!) aşağıdaki emekleme arkadaşını aldık.


Ama benim oğlum emeklemeyi, göbekleme ile karıştırdığı için tırtılın yanaklarını ısırmakla yetindi. Bir de müzik çalarken üzerinde yanan ışıkları takip etti bir süre. Şimdi by oyuncak raftaki yerini aldı, biraz özlesin tekrar çıkartıp deneyeceğim.
Sonra Ateş'ten aşağıdaki atı ödünç aldık. At hala bizde duruyor bu arada, valla getireceğim Ateş'cim.
Bu da kovboyun şapkasına bastırınca tıkıdık tıkıdık yürüyen ve at sesi çıkaran bir oyuncak. Aslında bence çok keyifli ama sanırım biraz erken böyle bir oyuncakla oynamak için. Bunu da Ateş'e iade edeceğim en kısa zamanda.

Son olarak da dün aşağıda resmini göreceğiniz yaramaz topları aldı babası. Bir tüpten geçen renkli toplar havanın itme gücüyle tüpten dışarı fırlıyor ve sonra tekrar kanala düşüyorlar. Daha çok erken, oynamaz, sıkılır dedim ama dinletemedim. Henüz kurmadık, pil alırsa bu akşam kurup deneyeceğiz. Bakalım nasıl bir sonuç verecek. Babasına göre bununla çok eğlenecek ve motor becerileri gelişecekmiş.


Şimdi size soruyorum. Benim oğlum mu maymun iştahlı, yoksa bu yaşta tüm bebekler böyle mi?
Biz yanlış oyuncakları mı seçiyoruz? Sizin bebişlerin oynayıp da çok beğendikleri oyuncaklar var mı?

Tüm bebeklere kahkaha dolu günler diliyorum...

Yeni oto koltuğumuz...

Oğlum artık büyüdü. Anakucağına sığmıyor. Hele paltoyla hiç sığmıyor. E hergün arabayla yollarda olduğumuz için yeni bir oto koltuğu almak şart oldu. Dün E-Bebek mağazasına gittik. Aşağıda resmini göreceğiniz otokoltuğunu aldık. Bize en çok güven veren bu oldu. Britax-Römer sadece otokoltuğu üreten bir firmaymış. Teknolojisi ve kullandığı malzemeler özel. Neticede pahalı olmasına rağmen içimize sindi ve aldık. Oğlum içine paşalar gibi kuruldu ve çok beğendi. Hem yüksek, hem de yüzü yola dönük olduğu için etrafı seyretti durdu.




Cuma, Kasım 09, 2007

Gözüm üzerinizde :)

Biraz geç kaldım sanıyorum ama bugün itibariyle bloguma bir ziyaretçi sayacı ekledim. Artık günlüğümü kaç kişi ziyaret ediyor takip edebileceğim. Ne işime yarayacak? Hiiiiç, sadece ne kadar okunan bir yazar (!) olduğuma bakıp motive veya demotive olacağım :P

Hadi gelin bakiim, sizin için yazıyoruz di mi!

Pazartesi, Kasım 05, 2007

Kriz var!!!

Ya sevgili anneler, şu yemek + çamaşır + temizlik krizini nasıl çözüyorsunuz? Ben mutlaka bir bacağını açıkta bırakıyorum. Hepsini birden halledemiyorum.
Halledebileni de takdirle karşılıyorum...

Ankara'da Deniz vardı....


Ne zaman gideriz, ne zaman gelirsiniz derken haftasonu geçti gitti işte. 2 aydan fazladır bu haftasonunu bekliyorduk. Ankara'ya gitik. Deniz'ciğimizi gördük. Candostlar Özlem ve Kıvanç'la hasret giderdik.

Doyabildik mi? Hayır.

En kısa zamanda tekrar biraraya geleceğiz. Ve hatta mümkünse büyük bahçeli bir ev alıp birlikte yaşayacağız :)

Deniz'le Poyraz 2 bebek gibi iletişim kurdular. Oyuncakları çekiştirdiler. Birbirlerinin saçını çekip, parmaklarını gözlerine sokmaya çalıştılar. Deniz hem zayıf, hem 1 ay büyük, hem de kız olmasının (kızlar kesinlikle daha hızlı gelişiyor) avantajlarını kullanarak ortalıkta fır döndü. Teyzesinin tatlı cadısı, zeytingözlüsü, cin akıllısı annesinin tüm şikayetlerinin aksine bize çoook sıcak davrandı.

1,5 gün su gibi geçti. Çocukların peşinde koşmaktan 2 laf edemedik. Onlar uyuduktan sonra da oturacak gücümüz kalmamış oluyordu. En kısa zamanda tekrar görüşme sözü ve arzusu ile uçağımıza binip döndük.


Bu arada Poyraz bugün tam 8 aylık oldu. İlk dişini Antalya'da patlatmıştı. İkinci dişini de Ankara'da patlattı. Sanırım Deniz'in inci gibi 6 tane dişini kıskandı :P
Artık bir süre seyahat etmeden evde oturmayı planlıyorum. Vakit çok keyifli geçiyor ama yorulmuşum. 2 haftasonudur evde durmadığım ve hafta içi de evle pek ilgilenemediğim için evi ... götürüyor. Bu sorunu çözmem lazım :)

Cuma, Kasım 02, 2007

Yine atta gidiyoruz...

Anlaşılan bu yıl leyleği havadan indirmeyeceğiz.
Bu hafta sonu da müstakbel gelinimizi aylar sonra yeniden görmek üzere Ankara'ya gidiyoruz.
Şaka bir yana Özü ve Kıvanç Ankara'ya taşındığından beri ilk kez onları ziyarete gidebiliyoruz. 4 gün arayla iki uçak yolculuğunun oğluşa bir zararı olmaz umarım.
Deniz kızını çok özledim, büyümüş halini çok merak ediyorum. Özü'yle Kıvanç'ı da çok özledim.
Heyecanla akşam olsun diye bekliyorum.
Bol bol resim çekip paylaşırım yine sizinle.
Öpüyorum...

Salı, Ekim 30, 2007

Üzüntü! Emzirme mucizesi bitti...

Çok mutsuzum. Oğlum artık emmiyor. Zaten süt de bitti. Süt bittiği için mi emmiyor, yoksa emmediği için mi süt bitti hiç bilmiyorum. Neticede bu keyif sona erdi. Oysa 2 yaşına kadar emzirmeyi hayal ediyordum. Kısmet bu kadarmış.

Poyraz Antalya'da

Antalya gezimiz çok keyifli geçtiiii. Evren teyzemiz ve Tiber abimizle bol bol gezdik. Hava yaz gibiydi. İşte size geziden fotolar...

Evren Teyzem ve ben...


Dişlerim kaşınıyo kardeşim...



Kültür Park'taki ördekli havuzun kenarında mama yemek de pek keyifliymiş...



Manzara nefis, mama tatlı, annem güzel... Ooooh değmeyin keyfime.



Bakmayın böyle sakin durduğuna, Evren Teyzem her fırsatta mıncıkladı, sıkıştırdı beni.



Anne yüzüme güneş geliyo yaaa, başlicam senin şu fotolarına...



Abime benzeyen ama adı Anı değil, Tiber olan çocuk durmadan bana kulak yaptı.



Poyraz ve melekleri... Ben şanslı bir erkeğim galiba :))


İlk dişimiz çıktı

Kuzumun alt çenesinde ön sağ dişinin ucu 26 Ekim 2007'de göründü. İlk dişimizin çıkması Antalya'ya kısmet oldu. İlk gören de benden sonra Evren teyzesi oldu. Oğlum donansın diye kendisinden don bekliyoruz :))) Daha fotoğrafı çekilebilir gibi değil. Görünür hale geldiğinde hemen çekip buraya koyacağım. Şimdi sanırım diş buğdayı yapmam gerekiyor.

Diş buğdayı geleneği:
Diş buğdayı eski bir Türk geleneği. İlk dişin çıkışını kutlamak için yapılan diş buğdayı, çocuğun dişlerinin daha sağlam olması, çabuk büyümesi ve rızkının artması niyeti ve dileğiyle bu kutlama aile arasında yapılır. Bebek ilk dişini çıkardığında yakın akrabalar davet edilerek diş buğdayı hazırlanır. Dişbuğdayı, kaynatılmış buğdayın şekerle harmanlanıp üzerine nar, ceviz, meyve şekeri gibi süsler konulmasıyla hazırlanır. İçine boncuk veya yüzük gibi bir şey saklanır. Saklanan eşya kime çıkarsa çocuğa çeşitli armağanlar alır. Diş buğdayı töreni ritm tutup şarkı söylenerek düzenlenen bir eğlenceyle kutlanır. Bu adetin bilinmediği ya da uygulanmadığı yerlerde, genellikle çocuğun dişinin çıktığını ilk görenin çocuğa bir gömlek dikmesi ya da hediye alması adeti vardır.

Diş Buğdayı tarifi:
Malzemeler (6 - 8 kişilik): 1 kg. diş buğdayı veya değirmenlik buğday diye de geçer (İç Anadolu'da Şahman buğdayı olarak adlandırılan çeşit kullanılır) 1/2 kg. toz şeker 100 gr. dövülmüş ceviz
Yapılışı : Güzelce ayıklanmış ve yıkanmış buğdayı tercihen çelik bir tencereye koyun ve üzerini 4-5 cm. kadar geçecek kadar içme suyu ile doldurun. Bir taşım kaynattıktan sonra altını iyice kısın ve 25-30 dakika kadar kontrol ederek, altını yakmadan, yumuşayıp suyunu iyice çekene kadar pişirin. Buğdayın çeşidine bağlı olarak daha geç de pişebilir. Bu durumda tencereye bir miktar daha kaynar su ilave edip pişirmeniz icap edecek. Piştikten sonra tencerenin kapağını açmadan 10-15 dakika kadar dinlendirdikten sonra servis tabağına alın. Şeker ve cevizleri de ayrı ayrı servis tabaklarına koyup sofraya getirin. Tercihe bağlı olarak beyaz toz şeker veya esmer şeker de ikram edilebilir.

Perşembe, Ekim 25, 2007

Atta gidiyoruz :)

Evren Teyzemiz bizi çağırdı. 3 günlük tatilde Antalya'ya gidiyoruz. 10 dakika içinde karar verdim ve uçak biletlerini aldım. Babamız Fethiye'ye uçuşa gidecek zaten. Biz de oğluşumla seyahat edeceğiz artık. Annesinin yakışıklı parteridir o...
Gelince havadisleri yazarım artık. Herkese iyi tatiller....

Çarşamba, Ekim 24, 2007

Oğluma taktığımız isimler

Mr. Tonçik Ponçik
Topişko Popişko
motor popo (çok gürültülü gaz çıkardığı için abisi taktı bu ismi)
Poğça (yanaklarından dolayı teyesi taktı bu adı)
Dino (minnacıkken çıkardığı dinazor sesleri nedeniyle teyzesi bu adı verdi)
löpçük
bombili
hampiri bogart
sarı damarlı (bazen ege damarı tutuyor, pek bir sinirli oluyor da. bu ismi annem taktı)
danacık
dengizlili
.....

Şimdilik aklıma bunlar geldi :)

Pazartesi, Ekim 22, 2007

En sevdiğimiz oyuncak, tahta bir kaşık

Hem dişlerimi güzelce kaşıyabiliyorum...

Hem elimde kolayca tutabiliyorum...

Hem sağa sola vurabiliyorum...

Hem yemek yiyebiliyorum...

Bugün kaşığımı bırakmayacağımı kesin ve tiz bir sesle anneanneme ifade ettiğim için, çorbamı ve yoğurdumu bana tahta kaşığımla yedirdi.

Zafer benim ve tahta kaşığımındır :)


Bombili...


Cuma, Ekim 19, 2007

Memleket mandalinası, nefiiis...

Oğlum hayatının ilk mandalinasını bu sabah yedi.





Çarşamba, Ekim 17, 2007

Sorular ve cevaplar...

Evet hayatım belirli bir rutin içinde ilerliyor. Sabah oğluşu ananeye bırak, işe git. Akşam işten çık, ananeye git oğluşu al. Eve git oğluşu yıka, uyut. Kocayla yemek ye, tv izle ve uyu.

Bu durumdan çok mu memnunum?
Elbette hayır.

Bu durumdan şikayetçi miyim?
Elbette hayır. Herşey kuzum için.

Daha iyisi ne olabilir?
Bilmiyorum :(

Benim hayallerim birçok anne gibi "çocuğuma iyi bir gelecek" düzeyine mi indirgendi?
Önceliğim "o" benim.

Sırt çantasıyla dünya turu fikrine neden hayal düzeyinde bile olsa eşlik edemiyorum?
Bilmiyorum :(

İş-işsizlik, ev-evsizlik, sağlık, eğitim, çocuğum, ailem.....
Bu güvenlik arayışı, bu kontrol isteği beni dar bir alanda sıkıştırdı mı?

Gerçekten yapmak istediğim hiçbir şey kalmadı mı, yoksa gerçekleşmesi imkansıza yakın isteklerimi örttüm mü?
Yapmak istediğim şeyler var, imkan olursa yaparım ama yapamadıklarım için de dünyayı kendime dar etmem.

Sıkılıyor muyum?
Yoo, hayır. Oğlumun büyümesini izlemek bana müthiş bir heyecan veriyor. Bu küçük mucizeye hayranım.

Hayat hep böyle mi geçecek?
Bilmiyorum, bunu düşünmüyorum. Belki de düşünmekten kaçıyorum. Bunu da bilmiyorum.

En önemlisi bu durum tuhaf mı?
Yalnızca ben mi bu durumdayım?
Bir cevabı olan var mı?

Ne zaman uyuduk, ne zaman uyandık hiç hatırlamıyorum...

Oğlum hiç alışık olmadığım şeyler yapıyorsun. Dolayısı ile de karşılığında ne yapacağımı hemen bulamıyorum. Mesela 2 gün önce 7,5 aydır ilk kez kustun. Ve ben resmen panik oldum.
Bir süredir geceleri sürekli artan bir huzursuzluğun var. Anlam veremiyorum, tek ihtimal diş olabilir diye düşünüyorum ama henüz görünen birşey yok.
Ne güzel akşam 8'de uyuyorsun. Bana biraz zaman veriyorsun. Sonra saat 1'den sonra sürekli mızmızlandın, huzursz huzursuz yatakta döndün durdun. Sürekli kalkıp emziğini verdim, ben yatar yatmaz sen attın ve gene bağırmaya başladın. Yanına geldim, ninniler söyledim. Sen koluma tutunup kalkmaya çalıştın. Kucağıma aldım, salladım. Sen dikilip oyunlar oynamaya başladın. Gezmek istedin. Biliyorum her mızırdandığında yanına gelmememem lazım, kendi kendine uyumayı öğrenmen için. Deniyorum ama her zaman başarılı olamıyorum sanırım. Tam uyudu ne güzel dediğimde, üstünü örtmek için yanına geldiğimde yeniden uyandın.
Sonuç, sırtım tutulmuş. Yataktan pijama ile kalkmaktan üşütmüşüm, boğazlarım ağrıyor. Çıplak ayala dolaşmaktan karnımı üşütmüşüm, hem karnım ağrıyor, hem de midem bulanıyor. Ve acayip halsizim.
Bir de üstüne sabah 8'de uyanan baban, "ya uykumu hiç alamamışım" demez mi? Sinirlerim bir kalktı, hala yatışmadı.
Bunları şikayet olsun diye yazmıyorum elbette. Oyuncak bebek bakmıyoruz elbette, bunun hastalığı, dişi, uykusuzluğu olacak elbette... Daha ciddi şeyler olmasın da.
Yazıyorum çünkü arkamdan gelenler ve beni takip edenler var. En iyi ihtimalle nelerle karşılaşacaklarını bilsinler diye yazıyorum. Bir de uzaklardan seni takip edenler var. Onlar da küçük yaramazım neler yapıyor bilsinler diye yazıyorum.
En önemlisi de yıllar sonra, dönüp baktığımızda hatırlayıp, gülelim. Öpüşelim, koklaşalım, gülüşelim diye yazıyorum...

Cumartesi, Ekim 13, 2007

Faydalı araç gereçler

Geçen hafta sonu Poyraz'a sandalye yükseltici aldık. Mama sandalyesi anneannesinde, ne de olsa hafta içi orada yiyor yemeklerini. Hafta sonu için bir mama sandalyesi daha almak mantıklı gelmedi. Aşağıdaki gibi birşey aldık. İlerde dışarı gittiğimizde, yanımızda taşıyabileceğimiz birşey olsun istedik. 1 haftadır kullanıyoruz, çok memnunum.



Mothercare'in Kozyatağı'ndaki outletinden de aşağıdaki küvet aparatını aldım. Kendi başına tam oturamayan, otursa da düşme riski olan oğlumu bir türlü kendi başına yıkayamıyordum. Onunla birlikte küvete girip dizlerimin üzerinde yıkıyordum. Zaten küvetin içine oturtsam bile çok alçak olacağından benim için çok zor olacaktı. Bunu farkedenler aşağıdaki ürünü geliştirmişler. Küvetin iki yanına yaslanan ve daha yüksekte duran bir mini küvetcik.
Gerçekten ben de, oğlum da çok memnun kaldık. Tavsiye ederim.

Çok önemli bir bilgi

Armut suyu çok fena leke yapıyor ve sonra 60 derecede yıkayınca bile asla çıkmıyor. Simsiyah oldu oğlumun iki tişörtünün yakası :(
Elma suyu da leke yaparmış, haberiniz olsun.

Klavyemde kaç tane mikrop varmış biliyor musunuz?

2,157,120How Many Germs Live On Your Keyboard?

JustSayHi - A Free Dating Website

Pazartesi, Ekim 08, 2007

7 aylık çocuk menüsü

İlerde soran olursa kesin hatırlamam...

6.30 Kalkış ve biraz anne sütü
7.30 Kahvaltı (90 ml bebelac 2, 1 kibrit kutusu tuzsuz beyaz peynir, 1 tatlı kaşığı pekmez, 1 çay kaşığı tereyağı dönüşümlü olarak 1 yumurta sarısı veya 1 yemek kaşığı rondoda öğütülmüş ceviz ve ekmek içi)
8.30 – 10.00 uyku
11.00 meyve (1 elma ve 1 avuç siyah üzüm veya 1 armut ve yarım muz) kivi, ananas, havuç suyu ve mandalina suyu da vereceğim...
12.00 100 ml anne sütü
12.30 – 14.00 uyku
14.30 ¾ su bardağı Sebze püresi (kabak, patates, havuç, taze fasulye, ıspanak, barbunya, domates, balkabağı kombinasyonları) +soğan +sarımsak +kıyma (bazen)
veya
tarhana çorbası + ekmek içi
veya
domatesli şehriye çorbası
16.00 100 ml anne sütü
16.00 – 15.30 uyku
19.00 Gece maması 1 su bardağı (muhallebi veya tahıllı kaşık maması), bazen içine haşlanmış,ezilmiş kuru kayısı da koyuyorum.
20.00 Anne sütü ve uyku
04.00 anne sütü ve uykuya devam

Öğünlerden sonra bir miktar su veya bitki çayı da içiyor.

Cuma, Ekim 05, 2007

Oğlum bugün itibariyle tam 7 aylık yakışıklı bir delikanlıdır...

Not: En yakın tarihli resmimiz bu, 5 günde çok değişmedi :)

Mini bir albüm...



Yazın son günlerini gezerek değerlendiriyorum. Pazar gezilerine bayılıyorum :)



Kuduruk biriyim, saldırgan olabilirim ...


Bu da babamın paraşütünün koltuğu. Harnes diyolar. Pek de rahatmış.


Babamla kudurduk, kudurduk, yorulduk...


Motorum nerdeeee, serseriyim ben...





İstifa etiiimmm

Hayır tabii ki annelikten değil... O benim en uzun soluklu işim, o benim yaşama sebebim.
Ben işimden istifa ediyorum. Yine hayır, tabii ki piyango filan çıkmadı. Miras da kalmadı bir yerden. E deli de değilim.
İşimden istifa ediyorum çünkü oğluma daha yakın olabileceğim ve daha çok zaman ayırabileceğim başka bir yerde çalışmaya başlıyorum. Hani bana şans dilemenizi istemiştim ya, o bunun içindi işte.
"Niye bu kadar uzattın yahu, al tarafı iş değiştiriyorsun" dediğinizi duyar gibiyim. Ama işin aslı hiç de öyle değil. Burası benim dördüncü işyerim ve ben hiç istifa edemedim. İlk kez istifa ediyorum. İlk kez istifa mektubu yazdım. Bu sizin için küçük ama benim için büyük bir adım :)Dün sabah diğer taraftan kabul telefonu geldi. Düne kadar bu işin olmasını çok istiyordum. Ama kabul edildikten sonra içim buruldu. Aman neyse ya, iş olacağına varır. Bakalım hayat neler gösterecek. Umarım bu değişiklikten dolayı daha sonra pişman olmam.

Pazartesi, Ekim 01, 2007

Hoşgeldin mucize bebek! Hoşgeldin Güneş!



Bugün Güneş doğdu! Tuluğ ve Seçkin'in oğluşu, benim minik kuzum, oğlumun arkadaşı Güneş bu sabah 3.200 kg ve 51 cm doğdu. Pespembe, dünyalar tatlısı bir oğlancık. İlk birkaç saat solunumu düzenlenemediği için bizi korkutan, ama sonra normale dönüp meme, gaz, uyku üçgenine giren bir yaramaz kuzucuk.

Daha ilk hücreleri ile ne kadar mucize bir bebek olacağın belliydi. Birkaç günlük bir hücre topluluğu iken annen ameliyat oldu. Hem de yanıbaşında, annenin yumurtalığında kıyametler kopuyordu. Sen direndin. Annenin 5 kez kesilip dikilen karnı büyüdükçe, korktuk. Birşey olmasın diye dua ettik. Sen iyi asıldın hayata. Sonra daha doğumuna 2 ay varken, gelir gibi yaptın. Anneciğin seninle konuştu. Daha vaktin vardı, erken gelmen senin için herşeyi zorlaştırabilirdi. Annenin sözünü dinledin ve vatin gelene kadar bekledin.

Ve bugün doğdun Güneş'imiz...

İyi ki de doğdun...

Şansın bol, bahtın şen, yolun hep açık olsun....

Perşembe, Eylül 27, 2007

Günler geçiyor, miniğim büyüyor...



Sanırım hastalığı atlattık. Hala arada hapşırıp tıksırıyoruz ama bu gece daha rahat uyudu.

Bir yandan da günden güne büyüyor miniğim. Öyle hızlı ki gelişmesi, neredeyse gözle bile takip edeceğim. Hergün yeni sesler katıyor diline, hergün yeni mimikler geliştiriyor. Hergün daha kontrollü oluyor bedeni. Canım oğlum benim...

Aynalar en sevdiği oyuncaklar. Anneannesinin evinde yere halının üstüne serili örtüde oynarken, arada yandaki büyük aynada kendini görüp seviniyor. Kendi aksini öpüyor, ısırmaya ve yalamaya çalışıyor.

Ben de onu ve hayatı yakalamaya çalışıyorum. Her akşam annem, babam, kardeşim ve Anı; "Poyraz bugün böyle yaptı, bunu öğrendi..." diye bana rapor veriyorlar. Akşamları inanılmaz yorgun oluyorum zaten, ancak oğlanı alıp eve gidebiliyorum. Eve gidince kuzum hemen uyuyor zaten. İyi ihtimalle bir banyo yaptırıyorum ona.

Gene işlerim yoğunlaştı. Bloggerı kapatmak zorundayım. Çalışan, çalışmayan tüm annelere sevgiler,

Özlem

Salı, Eylül 25, 2007

Kuzum hala sümüklüüü...


Dün gece daha rahattık. Çünkü uyumadan önce burnunu temizledim, ilacını verdim. Zaten çok uykusu vardı. Hemen uyudu. Gece de 2 kere kalktı ama genelde çok huzurlu uyumadı. Sürekli kıpırdandı. Neyse doktorumuzla konuştuk. Bu şekilde tedaviye devam etmemizi söyledi. Bu şekilde bağışıklık kazanacaklar değil mi? Bir evde abimiz hasta, bir evde babamız hasta. Sadece nezle olması bile sevindirici sanki.


Of bugün işyerinde inanılmaz yoğunum. Daha yazmak istiyordum ama yazamayacağım. Bana şans dileyin... Neden mi? Siz sadece şans dileyin, ben gerekçesini sonra yazacağım.

Sevgiler ve ihtiyacı olan herkese bol şanslar...

Pazartesi, Eylül 24, 2007

Kuzum hasta, üşütmüşüz...


Dün minnoş biraz keyifsizdi. Pek birşey yemedi, içmedi. Zaten gündüzleri meme de emmiyor artık. İlle de biberon olacak. Meme bir uyku objesi sadece :)
Akşam emip yattıktan 15 dakika sonra ağlayarak uyandı. Burnu tıkalıydı. Hemen babamızdan Peditus istedim. Nöbetçi eczane bulup aldı. Burnumuzu da serum fizyolojik ile temizlemeye çalıştık. Zor oldu ama 1 saat sonra uykuya dalabildi. Kucağımda iyi, ama yatınca burnu tıkanıyordu. Ben de belinden yukarsını bir yorganı katlayarak yükselttim.
Umarım bu gece rahatça uyur tatlım...

Salı, Eylül 18, 2007

Kış hazırlıklarına devam - Mürdüm eriği reçeli

1 kg mürdüm eriği 2'ye veya 4'e bölünür, tencereye alınır
Üzerine 1 kg şeker eklenir (az tatlı isteyenlere 750 gr öneririm)
1 tatlı kaşığı karanfil, 1 kabuk tarçın da atıldıktan sonra kısık ateşte uzun uzun pişirilir.

Sık sık karıştırmanız gerekiyor, köpürdüğü zaman 1 çay kaşığı margarin veya tereyağı eklemelisiniz. Bu hem köpüğü kesiyor, hem de reçelin parlak görünmesini sağlıyor.
Koyulaştıktan sonra yarım limon suyunu sıkıp bir-iki taşım kaynatın. Sıcakken kavanozlara alın, kapağını kapatıp soğuyana kadar ters çevirin.

Afiyet olsun...

Gelen ve beklenen tomurcuklar...


Sudabalık blogundan esinlendim. Ben de gelen ve beklenen bebeleri listeliim bari. O kadar çok olduk ki bu aralar yaşasın. 5 sene sonra pikniklerimiz cıvıl cıvıl olacak :)


3 Nisan 2006 Burçak ve Buğra'nın oğlu Ateş doğdu

30 Ocak 2007 Kıvanç ve Özlem'in kızı, karakızım Deniz doğdu

5 Mart 2007 Özlem ve Tonguç'un oğlu, kuzum Poyraz doğdu

31 Mart 2007 Başak ve Talat'ın kızı, Ekim'in kardeşi Piraye doğdu

29 Mayıs 2007 Gamze ve Mehmet'in oğlu Ali doğdu

1 Haziran 2007 Ayşe ve Kerem'in kızı Cemre doğdu

17 Temmuz 2007 Banu ve Emre'nin oğlu Ediz doğdu

11 Eylül 2007 Saadet ve Barış'ın kızı, Ada'nın kardeşi Lara doğdu


Meral ve Onur'un kızını,

Tuluğ ve Seçkin'in oğlu cesuryürek Güneş'i,

Burcu ve Barış'ın kızını,

Hande ve Kurtuluş'un daha cinsiyeti bile olmayan bebeğini


heyecanla bekliyoruz.

Çarşamba, Eylül 12, 2007

SSK - Analık ve Emzirme Ödenekleri

Gidecekler için çok önemli bilgi. İşte gereken belgeleri açıklıyorum :)

EMZİRME YARDIMI İÇİN
1- Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi
2- Bebeğin doğduğu tarihli vizite kağıdı (120 günlük)
3- Evlenme cüzdanı fotokopisi
4- Annenin sağlık karnesi numarası

ANALIK ÖDEMESİ İÇİN
1- İşyerinden alınan imzalı ve kaşeli bir dilekçe
Örnek 1 (ücretsiz izin kullanmayanlar için);
İşyerimiz çalışanlarından .................. sicil no.lu ........... analık istirahati dolayısı ile .../.../....... tarihinde işyerimizde doğum istirahatine ayrılmış olup, doğumdan sonra ..../..../....... tarihinde işyerimizde işbaşı yapmıştır.
Örnek 2 (ücretsiz izin kullananlar için);
İşyerimiz çalışanlarından .................. sicil no.lu ........... analık istirahati dolayısı ile .../.../....... tarihinde işyerimizde doğum istirahatine ayrılmış olup, doğumdan sonra ..../..../....... tarihinde işyerimizde işbaşı yapmamış olup, ....... gün ücretsiz izin kullandıktan sonra ..../...../...... tarihinde işbaşı yapmıştır.
2- Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi
3- Varsa doğum iznine ayrılması için verilen (37. haftada verilen ve doğumdan sonra işe başlayacağı tarih işlenen) doğum sonrası izin raporu ve 32. haftada verilen doğum öncesi izin öteleme raporlarının aslı.
4- Bebeğin doğduğu tarihli vizite kağıdı (120 günlük)
5- İşyerinden alınan dilekçede imzası bulunan kişiye ait imza sirküleri fotokopisi

Ben yarın başvuracağım. Detaylı macerayı yarın anlatırım.
Sevgiler...

Ertesi gün notu 1: Her belgeden 4 kopya, bebeğin nüfus cüzdanından 5 kopya almadan gitmeyin.
Ertesi gün notu 2: "Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi " yazdığına bakmayın. Hem doğum raporunu, hem nüfus cüzdanının aslını, hem de 5 adet fotokopisini götürün.
Ertesi gün notu 3: 32 ve 37. haftalarda verilen raporların üzerinde başhekim imzası ve kaşesi mutlaka olsun.
Ertesi gün notu 4: Emzirme yardımı dedikleri hepi topu 50 YTL. Haberiniz olsun...

Salı, Eylül 11, 2007

Keyifsizim...

Bugün kötü günümdeyim... Dün öğleden sonra bir karın ağrısı ve bel ağrısı ile birlikte halsizlik ve başağrısı başladı. Yemekten zehrlendim diye korktum ama öyle değil sanırım. Çünkü bu durum hala sürüyor. Sanırım üşüttüm. Erkenden yattım zaten dün gece. 2 tane pikeyle zor ısındım. Tüm belrtilere bir de mide bulantısı eklendi bugün. Msamda duran yarısı içilmiş kahveyi zor attım, kokusu beni mahvetti resmen.
Sabah moralim bozuktu. Oğlumu neredeyse hiç göremiyorum. Sabah uyanır uyanmaz giyinip çıkıyoruz. Trafikte yol alıp annemlere bırakıyorum. Akşam annemlerden alıp tarfikte eve dönüyoruz. Kuzum zaten yorgun oluyor. Ancak banyo yapıp, emip uyuyor. Tek tesellim gününün çok iyi geçtiğini bilmek.
Annemler ona çok iyi bakıyor. Abisi kardeşiyle çok güzel ilgileniyor. Ben farkedemesem de minnoşum hergün yepyeni bir donanımla eve dönüyor. Mesela ben henüz görmedim ama popoyu havaya kaldırıp 4 ayak üstünde durabiliyormuş. Dün de parkta oynayan abisini görünce balkondan öyle çığlıklar atmış ki, mahalle ayağa kalkmış. Bu sabah da ilk kahvaltısını etmiş. Doktorumuz bir süre glutensiz ekmek vermemizi istedi ama sanırım Poyraz bu ekmekten pek hoşlanmamış. Glutensiz ekmeğin sütte erimeyen bulgur gibi parçacıkları ağzına gelince ne yapacağını şaşırmış. Önce ne yapacağına karar veremeden uzun bir süre çiğnemiş. Sonra yutmaya çalışmış ama öğürmüş. Bugün ona Büyümek aldım. Belki yarın kahvaltı onun için daha keyifli olur.
Hiç çalışasm yok, oğlumun yanına dönmek istiyorum. Yok mudur bir çaresi?

Cuma, Eylül 07, 2007

Bir günümüz nasıl geçiyor?



Rutin hale gelen bir günümüz şöyle artık;

20.00 - 20.30 emiş ve yatış

21.00 - ekşimik ama inanılmaz şeker bir suratla "eeeeee" diye mızıklanarak anneyi çağırış

21.15 - okşanarak, sevilerek uykuya dalış

00.00 - "eh, eh,eh " diye yatağın içinde dolanarak anne memesini arayış :)

00.15 - Güzel güzel emip gene yatış

03.00 - "eh, eh,eh " diye yatağın içinde dolanarak anne memesini arayış :)

03.15 - Güzel güzel emip gene yatış

05.30 - Cin gibi kalkış ve neşeli seslerle anneyi çağırış (anne saatin kaç olduğunu anlamayıp yanına gidince, karanlıkta bile farkedilen o far gibi boncuk gözlerle, o içine hüp diye düşülesi gamzelerle gülümseyiş)

05.30 - 06.30 kendi kendine agulanarak yatakta 80 tur atış. Anne gözlerini açamadan yatakta oğluşunu dinler. Arada gidip uyur umuduyla meme verir ama nafile. Bazen bu kadar harekete dayanamayan barsakların boşalması da ekleniyor seremoniye :) Mıkırdanmalar, mızıldanmalara döndüğünde anlarız ki, uykumuz gelmiş.

06.30 - Gene o ekşimik suratla "eeeeee" ninnisi söylenerek uykuya dalış.

Uykusu açılan anne ise sadece yatakta asıl kalkış saatini beklemeye başlar artık.

07.30 - Uyku bittiiiiii....

Bu sefer kesin olarak kalkıyoruz. Altımızı değiştiriyoruz. Giyiniyoruz ve babayı uyandrıyoruz. Babanın kucağında iken anne giyiniyor, hazırlanıyor.

07.45 - 08.00 arasında rabaya biniş ve lunaparka doğru yola çıkış


15 dakika sonra anane, dede, teyze ve aşkımız abimiz bizi lunaparkta karşılıyor. Bu ev o kadar eğlenceli ki, herkes oğluşla oynuyor. Hele abisi, kimsenin yapamadığı şebeklikleri yapıyor. Bu yüzden biz buraya lunapark diyoruz. Anne gitmiş bile, kmin umurunda.


09.30 - Anne işbaşında

11.30 - Anne bana süt sağıyor

16.00 - Anne gene bana süt sağıyor

17.30 - Annenin işi bitti

18.30 - Heyooo annem geldi, memede süt emesim gelmişti zaten.

19.30 - Evimizdeyiz, banyo saati

20.00 - 20.30 emiş ve yatış


Seni çok seviyorum canım oğlum....


Çarşamba, Eylül 05, 2007

Canım oğlum tam 6 aylık oldu...


Bana dünyanın en güzel hediyesi, canım oğlum bugün artık tam 6 aylık oldu. Zaman öyle çabuk geçti ki... Neler hissettiğimi anlatmam imkansız. Sana baktıkça işte aşk bu diyorum. Aksi takdirde başka hangi yakışıklı erkeğin beni gecenin dört buçuğunda uyandırmasına tahammül edebilirim ki :)
Ateşböceğim benim, iyi ki varsın.

Salı, Eylül 04, 2007

Uzaklardan ziyaretler...



Hafta sonu eski arkadaşlarımla buluştum. Hepsi başka başka nedenlerle İstanbul'da idi ama ortak amaç Poyraz'ı görmekti. Evren Antalya'dan, Derya Fatsa'dan, Burçak katılınca oğluşum çok mutlu oldu tabi.




Şu anda kuzum teyzesi ve abisiyle beraber. Onlarla çok eğleniyor. Hele abisi varsa, başka kimseyi gözü görmüyor.

Sanırım artık oğlumun bir düzeni var. Sabah 6.30'da kalkıyor. Bolca emiyor. Tabi yakında bu zaman diliminde kahvaltısını yiyecek. Saat 8.30'da yatıyor. Uyandıktan yarım saat sonra meyva püresini yiyor. Bazen tek tek, bazen de meyvaları karıştırarak veriyorum. Elma, armut, kayısı, şeftali, üzüm ve kivi şimdiye kadar yediği meyvalar. Kavun, karpuz ve inciri de yasadışı yollardan tattı :)
Miktarını merak edenler için söyliiim. 1 küçük milupa kavanozu kadar meyva yiyor. Tatlı armut olursa daha bile fazlasını. Saat 12 civarı daha önce sağmış olduğum sütü 100-150 ml kadar biberonla içiyor ve uyuyor. Kalktıktan yarım saat sonra bir küçük milupa kavanozu (genelde 3/4'ü kadarını) sebze püresi ve 1 çay bardağı yoğurt yiyor. Evde mayaladığım yoğurdu hiçbir şekilde yemediği için ben Babymix veriyorum. Saat 16 civarı gene anne sütü alıp uyuyor. Kalkınca bol bol su içiyor. Saat 19 gibi banyo yapıyoruz. Ardından 100 gr kadar muhallebi yiyip midenin kalan kısmını anne sütüyle doyurduktan sonra 20 civarı yatıyoruz. Tabii gece boyunca bol bol meme emmeyi de ihmal etmiyor miniğim.

Şimdi bu yazdıklarıma bakıp ne kadar düzenli olduğumuzu düşünmeyin. Bu en ideal günümüz. Çoğunlukla bu öğünlerden birine birkaç kaşıktan sonra son veriliyor çünkü dudaklar kilitlenip, yanaklar şişiriliyor ve kafa yana çevriliyor. Uyku konusunda da bazen 20 dakika sürüyor uykularımız, bazen de 2 saat. Birkaç gecedir oldukça huzursuzuz. Diş mi geliyor, yoksa başka bir sıkıntımız mı var bilemeyeceğim. Sürekli bir mızmızlanma ve düşürdüğü emziğin ağzına konulmasını isteme vaziyeti. Bu arada ben de leyla oluyorum tabii ki. Her akşam erken yatacağım diyorum ama evdeki işleri hallettiğimde saatin en az 23.30 olduğunu görüyorum. Sanırım ben "anne" oldum!!!

Şimdi işe dönmem lazım. Yoksa tüm annelerin bloglarını (bakınız yanda) okuyup, sayfalarca yazmak isterim ama hayat!!

Sevgiler,
Özlem

Pazartesi, Eylül 03, 2007

Kuzum için kış hazırlıkları

Eylül ayına girdik... Havalar pek belli etmese de yavaş yavaş sonbahara gireceğiz. Arkası kış. Minnoşum daha yeni yeni mamaya alışmışken, sebze kıtı kış mevsimine hazırlık yapmaya karar verdim. Önce şeftali reçeli yaptım. Çok tatlı olmasının dışında fena olmadı. Kuzumun kahvaltılarına ve yoğurduna koyacağız artık. Artık dediğime bakmayın, vakti gelince tabi. Şimdilik daha kahvaltı etmiyoruz.
Sonra taze barbunya alıp içlerini poşetleyip buzluğa attım. Bu akşam da domatesleri buzluğa atacağım minnoş kışın da taze domates yiyebilsin diye.

Reçel faslı sona ermedi tabi. Mürdüm eriği ve vişne de yapacağım. Babamız da reçel düşkünü olduğu için, bol bol reçelin hiç sakıncası yok. Egeli'yiz biz, kahvaltıda ot ve 3 çeşit reçel olmadan kahvaltı ettiğimizi anlamayız.

Poyraz'ım 1 aydır meyva püresi, sebze çorbası, yoğurt ve muhallebi de yiyor. Ben de müstakbel annelere ve hemen arkamızdan gelenlere kolaylık olsun diye ara ara bebek mamalarımızı nasıl hazırladığımızı yazacağım blogumda. İşte ilk çorbamızın tarifi.

Mini Bebe Çorbası
Ana malzemeler
1 mini patates (mümkünse taze)
1 mini havuç
1 avuç maydonoz sapı
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı irmik

Ekler (mevsimine göre)
1 mini kabak (mümkünse körpelerinden)
1 mini kırmızı biber (DİKKAT BAZI BEBEKLERDE ALERJİ YAPIYOR; ÖNCEDEN DENEMEDEN VERMEYİN)
birkaç sap ıspanak
1 mini enginar
1 mini kereviz (sapı, kökü, yaprağı)
1 avuç taze fasulye
1 avuç taze barbunya
1 sap brokoli
......


Patates ve havucu bir fırcayla iyice temizleyin, soymadan doğrayın. Buharlı pişiriciye koyun (ben düdüklü tencerenin buharlı pişirme kabında pişiriyorum).
Kabakları soymadan, biberleri çekirdeklerinden temizledikten sonra, diğerlerini de doğradıktan sonra kaba koyun. Suya maydonoz saplarını atın ve 10 dakika kadar buharda pişirin. Pişince patates ve biberin kabuklarını soyun, sudaki maydonoz saplarını alın. Kabın içindekileri pişirme suyuna ekleyip zeytinyağı ve irmiği ekleyip birkaç dakika kadar kaynatın. Sonra hepsini birden tel süzgeçten veya blendırdan geçirin. Tek kullanımlık miktarda kavanozlara boşaltıp, soğuyunca buzdolabına kaldırın. Kullanacağınız zaman kavanozu kaynar suya oturtup, çorbayı ısıtabilirsiniz.

Önemli not: Bebeğin yemediği yemeği dökün, tekrar ısıtmayın.
Önemli not 2: bebeğin çorbanın tadını sevmediğini düşünüyorsanız birkaç damla elma veya limon suyu ekleyebilirsiniz.
Önemli not 3: Asla ve asla tuz kullanmayın. Bebeklerin böbreklerine çok zararlı.

Afiyet olsun...

Cuma, Ağustos 31, 2007

Ve ayaklar keşfedildi



Ne zamandır ayaklarıma ulaşmaya çalışıyordum. Daha doğrusu onlar ayakmış ama ben benim ayaklarım olduğunu bilmiyordum. Arada bir görüyordum, tombik, pembe, lezzetli bişeylere benziyorlardı. Bir ara yakalamıştım ama popom ağır geldiği için ağzıma götüremedim. Dün akşam nihayet mutlu sona ulaştım. O adına baş parmak dedikleri tombik şey pek güzelmiş. Tam da ağzıma uygun, emilesi bişeymiş. Artık hayatımda bir emme objesi daha var (obje kelmesini yeni öğrendim ve cümle içinde kullandım:)). Annem babama anlatırken duydum. Uykumda emziğim düşüp de, bulamayınca ayaklarımı ağzıma götürmeye çalışmışım. Uyurken bile benimle olduklarına göre bunlar benim ayaklarım. Yaşasın ayaklarım....!!!

Perşembe, Ağustos 23, 2007

Kuzum benim can yoldaşım....


Ha başladım, ha başlayacağım derken işe başladım. Hala kendimi misafir gibi hissediyorum ama hızlıca bu durumu kabullensem çok iyi olacak. Poyraz annemlerde, yanında annem, babam, kardeşim ve abisi var. Özellikle abisi sayesinde bu ilk ayrılığımız oğlum için çok yıpratıcı olmadı. Kendisine yoğun ilgi gösteren 4 yeni insan sayesinde pek bir mutluydu doğrusu. O mutlu olunca benim de günlerim rahat geçti doğal olarak. Kuzumu çok özledim elbette ama en azından aklım arkada kalmıyor.

Birtanem, güzel oğlum... Hepimiz zaman zaman hayatta bazı tercihler yapmak zorunda kalıyoruz. Genelde önümüzde en az 2 seçenek oluyor. Ve bunlardan birisini seçerek yola devam ediyoruz. Şimdilik seninle ilgili tercihleri ben yapıyorum. İnan senin iyiliğini, mutluluğunu düşünerek yapıyorum. Her zaman doğruyu mu yapıyorum bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek. Umarım seni üzecek bir tercih yapmamışımdır. Ve umarım bundan sonra da seni üzecek tercihler yapmam, yapmak zorunda kalmam...

Hiç unutma, seni herşeyden ve herkesten çok seviyorum...

Pazar, Ağustos 19, 2007

Sefa bitti!




Artık gerçeklerle yüzleşme, gerçek hayata dönme vakti geldi. Yarın 6 aydan sonra işe dönüyorum. Oğulcum tam 5,5 aylık oldu. Bu sürede beni hiç yormadı, hiç üzmedi kuzum. Çok keyifli zamanlar yaşadık.
Artık çalışan bir anne olacağım. Artısını, eksisini göreceğiz zaman içinde. Kuzuma anneanne ve teyze bakacak. Gözüm arkada değil ama yüreğim?
Bütün gün onu çok özleyeceğim. Akşamları iple çekeceğim, eve koşup ona meme vermek için can atacağım. Umarım ilk dişini çıkardığında, ilk kez emeklediğinde, ilk adımlarını attığında ve ilk kelimesini söylediğinde hep yanında olurum.
Annecim inan ki senin için, senin geleceğin için katlanıcam bu duruma. Yoksa senden bir dakika bile ayrı kalmak istemiyorum. Şimdi aynı şekilde uslu bir bebek olup, akşamları annenin gelmesini bekleme zamanı. Hayat böyle birşey... Yokluğu da, varlığı da yavaş yavaş öğretiyor insana.
Seni çok seviyorum kuzucuğum...

Çarşamba, Ağustos 08, 2007

Kuzucuğumla tam zamanlı son haftam...


Tatilden döndük. Kuzucuğumla kucak kucağa bir hafta geçirdik. Hava ortalam a40 derece olduğu için sabah 10 ile akşam 19 arasında klimalı otel odasından dışarı çıkmak hiç akıl karı değildi. Biz de bol bol yattık uyuduk.
İstanbul'a döner dönmez yüreğimde ince bir sızı başgösterdi. Geri sayım hızlandı. 20 Ağustos'ta işbaşı yapacağım. "Ama benim kuzum emmeden uyuyamaz, ama benim kuzum uyanınca beni görmek ister, ama ben kuzucuğumu 10 dakika gösrmezsem özlüyorum" desem de ne fayda. Çalışmak zorundayım. Kuzularım için.
Çalışmaya başlayacağım için ufak ufak ek besinlere geçiyoruz. Tatilde meyva püresi verdim, kayısı-muz ve elma-şeftali. Severek yedi. 2 gündür de muhallebiye başladık. Onu da severek yiyor. Haftaya da sebze püresi ve yoğurt vereceğiz. Ay sonundan itibaren de kahvaltı. Büyüyor benim oğlum. Şu anda tam 5 aylık, 7,85 kg ve 66 cm. Umarım ben işe başlayınca sütüm azalmaz da, geceleri emebilir bari.
Artık hareketlerimiz de oldukça değişti. Daha kontrollü hareket ediyor, uzanıyor, tutuyor, ağzına götürüyor. Tek sefer dönebiliyor, hem yüzüstünden sırtüstüne, hem de sırtüstünden yüzüstüne. Ama henüz 2. tura geçemedi :)
Dişlerimiz de henüz gelmedi. Bu ay içinde bekliyorum ama...
Mama sandalyesi almamız lazım. Önümüzdeki aydan itibaren mama sandalyesinde yemek yiyebilecek benim aşkım.
Haftaya pazartesi de abimiz geliyor zaten. Onu da çok özledim. Bu yaz Poyraz yüzünden biraz daha kısa bir tatil yaptılar ama ne yapalım, olacak o kadar.
Şimdilik bu kadar... Sanırım işe başlayınca daha çok yazacağım.
Herkese sevgiler...

Salı, Temmuz 24, 2007

Bu yaz için son tatil...

Kısa bir mola... 28 Temmuz - 5 Ağustos arası Ölüdeniz'de olacağız. Oğlumla tatil yapacağım. Dönüşte görüşmek üzere.
Öpüyorum.
Özlem

Salı, Temmuz 17, 2007

Zaman ne çabuk geçiyor...

1 ay olmuş bloguma yazmayalı. Tembellik ettim, itiraf ediyorum. Bu zaman zarfında 1 kez 10 günlüğüne, 1 kez de 7 günlüğüne Avşa'ya gittik oğlumla.
Arada geldik, Tuğba ile Burak'ı evlendirdik. 4. ay kontrolümüze gittik.
Oğlum artık sağa sola dönebiliyor. Henüz tam dönüşler yapabilmiş değil. Karpuz, kayısı ve şeftaliyi sevdi, kirazdan pek hoşlanmadı. Bugün çığlık atmayı öğrendi. Aylardır kendi kendine uyuyabilen minnoşum artık sadece meme emerken uyuyor. Ben işe başlayınca anneanne ne yapacak bakalım. Beni de şimdiden işe başlama stresi sardı. Nasıl ayrılcam ben kuzumdan yaaa?
Milli piyango bileti aldım, arada sayısal filan da oynuyorum ama şimdilik birşey çıkmadı. Umarım şu zamana kadar huzurlu ve mutlu bir bebek olan Poyraz'ım ben işe başladıktan sonra çok üzülmez.
Sanırım işe başladıktan sonra bloguma daha çok yazacağım. Sanırım değil, yazacağım. Söz!

Çarşamba, Haziran 13, 2007

Süperman sendromu...

2005 Kasım'ında ciddi bir uykusuzluk sorunu yaşadım. Panik atak olduğunu sonradan öğrendiğim krizlerime ek olarak. Hatırlamak bile istemediğim bir 3 aydı. Bir psikaytra gittim. Beni 1 saat dinledi. Doktor bir arkadaşımın da daha önce demiş olduğu gibi, "sen kendini süperman zannediyorsun, ama değilsin" dedi.
Ben herşeyi yaparım, annemin nazını da çekerim, kocamın cazını da... Babamın hassasiyetini de örterim, kardeşimin hezeyanlarını da... Arkadaşlarım bana kapris yapabilir, ama ben kimseye yapmam. İşimi de yaparım, aşımı da... Kariyerimi de yaparım, çocuğumu da... Tükenmez bir enerjim var ve dünyayı ben döndürebilirim eğer durursa.

Ama tükeniyor. 9 ay hamilelikte tek bir çöp bile istemedim kimseden, son ana kadar herşeyimi kendim yaptım. Doğum yapalı 3 ayı geçti, yanımda kimseler olmadı. Gece de ben baktım kuzuma, gündüz de...

Ve kimse "yav bu kızın üzerine de çok gidiyoruz. Bırakalım da çocuğu ile ilgilensin, bir de biz boğmayalım" demedi yahu. Herkes kendi hayatına ve benimle sürdürdüğü olağan (!) ilişkisine devam etti. Ama ben süperman değilim. Tükenmez enerji kaynaklarım da yok. Olanları da olabildiğince oğluşlarıma harcamaya çalışıyorum. Bana yönelen soru cümlelerinde neden hep talep var da, hal hatır yok...
Ben her daim iyi, sağlıklı, mutlu, yeterli ve verici miyim?

Ben de yorulabilirim... Ayaklarım, dizlerim ve sırtım da çok ağrıyabilir. Ama tüm bunlar gözünüze batan gezmelerimden kaynaklanmıyor. Günde onlarca kez 7 kiloyu kaldırıp koyuyorum ben. Kimseden yardım istemiyorum. Ama laf da işitmek istemiyorum.

Ayrıca ben kıçımın keyfinde gezmiyor, oğlumu mümkün olduğunca sağlıklı yetiştirmeye çalışıyorum.Kıçımı gezdirecek olsam, oğlumun uykusundan çalıp, sıcak yaz günlerini değil serin akşamlarını kullanırdım. Oysa ben her gece evde bekliyorum.

Tamam nasılsın diye sormayın ama talepte de bulunmayın. Eve gelenden de, telefon edenden de tek ricam bu.

İnanmayacaksınız ama bir kapasitem var ve çatlamak üzereyim. Üstüme gelmeyin.

Cumartesi, Haziran 09, 2007

Babalar ve bebeler...



Bu tanımlanması zor ilişkiyi yazmamakta çok direndim. Ama sanırım direnmemin anlamı yok. Bu normalse zaten yazmamın bir sakıncası da yok. Bu ayıpsa, benim ayıbım değil.

Babalar, bebelerini gerçekten çok severler... Ancak onların bebelerini çok sevmesi, kendileri için uygun olan bir zaman diliminde (mesela tüm gazeteler okunduktan sonra...) kucaklarına alıp 10 dakika gezdirmekten ibarettir. Misal bizim babamız daha bir tam 24 saati bizimle geçirmedi, bebekle hiç yalnız kalmadı ve 15 dakikadan fazla kesintisiz bebesiyle ilgilenmedi.

Babalar, bebeleri onların her tür sosyalliğine uyum gösterebilir sanırlar... Oysa bebelerin özel ihtiyaçları ve uyum göstermekte zorlanabilecekleri koşullar vardır. Mesela 2 aylık bir bebek mayıs ayında Abant'ta çadır kampına gidemez. Köpekler sahiplerine uyum gösterebilirler, ebeveynler ise minnacık bebelerine uyum göstermelidirler.

Babalar, bebeleri onların yokluğunu pek hissetmez sanırlar... Oysa hafta içi zaten hemen hiç göremediği bebesini, hafta sonu da 2 gün boyunca yamaç paraşütüne gidip görmeyen babaların, bebeleri onlara gülmediğinde, hatta dudak büktüğünde bozulmaya hakları yoktur. Bebeler yüzleri görerek, sesleri duyarak tanırlar insanları. Sosyal statüleriyle değil.

Babalar, anneler sadece süt verir sanırlar... Oysa anneler bebeleri büyülü bahçede tomurcuklanmaya başladığı andan itibaren kola içmezler, midye dolma yemezler, hergün süt, yumurta yerler, deodorant sıkmazlar, boyalı yerde durmazlar, saçlarındaki beyazları umursamazlar, koca göbeklerinin vücutlarında bıraktığı kalıcı hasarların yaptığı ağrıları sevgiyle taşır, ilaç kullanmazlar, günlerce evden çıkmazlar, akşamları bebeleri rahat yataklarında uyusunlar diye sıcak yaz akşamlarını sahil yerine evlerinin balkonunda geçirirler ve bundan hiç gocunmazlar, gerekirse hiç uyumazlar, yemeği soğuk yiyebilirler....

Bebeleri huzursuzlandığında sebebini bilen babaların uzaydan geldiğini düşünüyorum. Ya da gece kalkıp anneyi uyandırmadan ağlayan bebelerini kucaklayıp tekrar uyutan, özel zevklerini arada bir bırakıp hafta sonunu bebeleriyle birlikte geçiren ve en çok bebelerini anneleriyle aynı karede fotoğraflayan ve bundan zevk duyan babaların kesinlikle bu dünyadan olmadıklarını düşünüyorum.

Canınızı mı sıktım kızlar? Belki de sizin babanız ya da müstakbel babanız uzaydan gelmiştir, kimbilir :))

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Bu rüya hiç bitmese...


Kuzumu kucağımdan hiç indirmesem...
İşe hiç başlamasam...
Kuzumun her gülücüğünü görebilsem...

Öyle şeker ki, gün geçtikçe daha da çok hareketleniyor. O gülücükleri beni öldürüyor, kendimi kaybediyorum. Ellerini yumruk yapıp ağzına sokmasına bayılıyorum. O minik tombik yumrukları ben de yemek istiyorum. Onları emerken evin öteki ucundan duyuluyor şapırtıları.
Uyurken onu seyretmeye bayılıyorum. Ne görüyorsa rüyasında, attığı çığlıklar, gülümsemesi beni çok eğlendiriyor.
Onu emzirmeye de bayılıyorum. Memeye saldırması, arada bir gözlerini gözlerime dikip gülümsemesi içimi eritiyor. İki eliyle iki yandan memeyi kavramasına, uykusu gelince tek koluyla gözlerini kapamasına bitiyorum.
Uykudan uyanınca burnunun ucunun ve yanaklarının kıpkırmızı olmasına, boncuk gözlerinin buğulu buğulu bakmasına da hastayım.

Her uykudan uyanışında onu ilk ben görsem...

Çok sağlıklı omadığını biliyorum ama şu anda her saniyesinde onun yanında olmak istiyorum. Babasının kucağında iken bile onu özlüyorum. Hatta kıskanıyorum :)

Canım oğlum iyi ki varsın, iyi ki doğurmuşum seni...

Pazar, Mayıs 13, 2007

İlk anneler günü hediyem pek boktan (!) oldu...

Bugün anneler günü, artık benim de kutlanacak kişi kategorisinde olacağım bir özel gün...
Büyük oğlum kocaman bir kırmızı karanfil demetiyle kutladı anneler günümü. Gözlerim doldu tabi... Biz de teyzemize ve anneannemize balkonumuzdaki güzel kokulu karanfillerle yaptığımız birer küçük demet hediye ettik. Anneannemiz sevinçten ağladı.
Küçük oğlum ise doğal olarak henüz hediye kavramından bir haber, başka işler karıştırmakla meşgul idi. Sabah gözümü açar açmaz becerdiği ilk iş ise gerçekten beni çok mutlu etti. Başka bir hediye alsaydım bu kadar sevinmezdim sanırım.
Kakasını yapmıştı :))
Evet yanlış okumadınız, kakasını yaptı... Hem de kendi başına. Geçen hafta 6 gün boyunca kakasını yapmayınca doktorun verdiği gliserin fitili ile barsaklarını boşaltmıştım. Bu o olaydan sonra yaptığı ilk kaka idi ve ben bir rahatsızlığı olmasından, tekrar fitil kullanmak zorunda kalacağımızdan çok korkuyordum. Neyse ki benim aslan oğlum bu işi kendi başına halleti de beni rahatlattı...
Şimdi uyuyor ve ben de bloguma yazma fırsatı buluyorum. Artık daha sık güncellemeye dikkat edeceğim. Sanırım hiç okuyucum yok ama olsun. Birgün bir okuyan çıkar elbette.

Perşembe, Mayıs 10, 2007

Boncuğum büyüyor...

İlk 2 ayı geride bıraktım. Geleneksel olarak 40 gün, bilimsel olarak 6 hafta denen süre gerçekten çok sancılı. Bebekle annenin hem birbirlerine, hem de yeni hayatlarına alışma süreci. Ve bu süreçte onları sadece birbirleri anlıyor.
Minnacık bir bebeğin kucağıma verilip, bu senin çocuğun denmesini hayatım boyunca hayal etmiş ve beklemiştim. Çok ama çok güzelmiş...
İşin 6 haftada atlatılan ama o 6 haftalık sürede yıpratan kısımlarına gelince, evden dışarı çıkamadığınız için kendinizi yarasa gibi hissediyorsunuz, emzirmekten göğüs uçları kanayacak kadar yara oluyor, uyku ve uyanıklık döngüsüne uyum sağlamak gerekiyor, ameliyat sonrası sancılar can sıkıyor...
Bir çoğunu unutmuşum bile :)) İnanın hepsi geçiyor. Şimdi 2 aylık ve uyuduğunda bile çok özlediğim bir bebikom var.
Hayatının 1. gününde pipiyi kestirdik,
5. gününde göbeği düştü,
20. günde ilk kez bebek arabası ile gezmeye çıkardık, kıyameti kopardı :))
23. günde tekrar bebek arabası ile çıktık, daha sakindi
25. günde kanguruyu denedim, koynumda uyudu kuzum...
40. günde evden dışarı çıkamadık çünkü amcamlar misafir geldi, ama sonra acısını çıkardık
46. günde arabayla İzmir'e gittik. Ayvalık, İzmir, Kuşadası, Çeşme gezdik. Tam 1700 km yol yaptık.
Doktorumuz aksini iddia etse de oğluşum ilk günlerinden beri gülücükler atıyor. Sosyal gülüş değilmiş, hıh!

Artık 2 ay, 5 günlük. Ve birbirimize çok alıştık. Gezip tozuyoruz boncuğumla.

Kulakları çınladı herhalde, uyandı kuzum. Uyansın tabi, karnı acıkmıştır onun. Emzirmek bu işin en sevdiğim tarafı kesinlikle. Öyle zevkli ki, gözlerimin içine bakarken ona hayat verebilmek...

Hiç işe dönesim yok. Günün en güzel saatlerini oğlumdan ayrı geçirmeye gönlüm razı olmuyor. Paranın gözü kör olsun.
(Tekrar uyudu galiba :))

Bu arada Gamze ve Tuluğ da oğluma erkek kardeş getireceklermiş. Basket takımı kuracağız onlardan.

Bu arada sevgili dostlarımızı da Ankara'ya uğurladık. Onu ayrı bir yazıda anlatacağım. Şimdi çok yorgunum. Bugün minnoşla hiç uyumadım. O da erkenden uyuyakaldı. Bakalım gece ne tür bir şenlik olacak :)

Çarşamba, Mayıs 02, 2007

Güncelleyeyim dedim ama...

20 gün olmuş son yazımı yazalı. Blogum sürekli aklımda ama sıpacık bana şöyle rahat bir zaman vermiyor ki :)
Geceleri sürekli kalkıp emzirdiğim için gündüzleri o uyuduğunda ben de uyuyorum. Uyumadığım zaman da ev işleri ile ilgileniyorum.
:)) Uyandı benim küçük dinazor. Müsadenizle...

Not: Yazacağım hiç merak etmeyin. İlk iki ayda neler yaşadık, tek tek paylaşacağım.
Bunun dışında can dostlarımız Özü ve Kıvanç, minik kelebekleri Deniz'i de alıp Ankara'ya yerleştiler. Dostluğumuzun hep süreceğini biliyorum ama uzakta olmak beni hüzünlendiriyor. İnsan bu kadar içten dostlukları kolay kolay kuramıyor çünkü. Umarım onlar için çok çok güzel olur herşey. Sizi tanımış olduğum için çok mutluyum.

Çarşamba, Nisan 11, 2007

Serüven devam ediyor...

Aslında bu bloga, hamilelik sürecimi paylaşmak için başlamıştım. Artık hamilelik bitti. Ama serüven devam ediyor. Hatta asıl heyecanlı kısmı şimdi başladı ve ömür boyu da sürecek. Bu yüzden blogum da devam etmeli diye düşünüyorum. Seyrek yazabiliyorum, ama yazacağım. Beni yalnız bırakmayın e mi?

Perşembe, Mart 29, 2007

24 günlük olduk...

Hala birbirimize alışmaya çalışıyoruz. Daha çok miniğiz ve bir düzenimiz yok tabi ki.. Gece sabah karşı gaz sancılarımız tutuyor. Onun dışında genel gidişat iyi denebilir.
Ben en son geçen cumartesi dışarı çıktım. Tuhaf bir durum. Bu sabah ortalıktaki fişleri topluyordum. Market fişlerini görünce gözlerim doldu. Komik gibi geliyor kulağa ama aslında trajikomik...
İnsan markete bile gitmeyi özler mi yav...
Tek bir ekmek için bile Tonguç'tan rica etmek, 2 kelime edecek insan beklemek...
Herkes yorgun, herkes meşgul...
Gece oğlum ve ben, gündüz oğlum ve ben. Şikayetçi değilim, kuzumla çok iyi vakit geçiriyorum. Sabırlıyımdır ben. Elbette devran dönecek.
Kimseye güvenerek doğurmadım ben bu çocuğu. Herkes hayatına kaldığı yerden devam etsin. Ben hallederim.

Pazartesi, Mart 19, 2007

Doğum hikayemiz...




4 Mart Pazar sabahı çamaşır değiştirirken az bir miktar suyum geldi. Bacaklarımın arasından süzülenin idrar ya da başka birşey olmadığına emindim. Doktorumu aradım, "hemen hastaneye gidin, NST ile bir baksınlar. Bir de turnusollu ped versinler" dedi. Tonguç'un belki de ilk defa hazırladığı mükellef kahvaltı sofrasını bırakıp hastaneye gittik. NST çekildi, doğru düzgün sancı yok. Turnusollu ped verdiler, renk değişikliği olmadı. Çünkü gelen sıvı kurumuştu ve devamı da gelmedi.
Neyse öğleye doğru eve geldik ve kurt gibi acıkmış olarak bizi bekleyen kahvaltı sofrasına oturduk. Bu mesele üzerinde hiç durmadım, zira vakti gelince bebeğimin bana sağlam bir işaret vereceğinden hiç şüphem yoktu. Bütün gün evde keyif yaptık, yayılıp gazete filan okuduk. Akşam olunca babaanneyi de alıp Çiya'ya yemeğe gittik. Güzel yemekler yedik, kekik çayı içtik. Eve gelince 23 gibi yattım. Saat 01.30'da bol miktarda sıvının bacaklarımdan aşağı akmaya çalıştığını hissedip hemen yataktan fırladım ve o anda pijamamın altını tamamen ıslatan o şeffaf, berrak ve kokusuz ılık sıvı boşaldı. "Tamam" dedim, "İşaret bu". Tonguç'a seslendim. Beni görünce acayip panik oldu. Oysa ben son derece mutlu ve sakindim, hiç sancım yoktu. Hızlıca giyindim. Hastane çantamızı da aldık ve dışarı çıktık. Bu sırada Tonguç'un aradığı Buğra da arabayla geldi ve hastaneye gittik. Hemen ultrasonla baktılar, hala bir sürü suyum olduğunu gördüler. Oysa ben hepsi bitmiştir diye düşünmüştüm. Meğerse içerde dünya kadar su biriktirmişim. Muayenede ise rahim ağzının 2 cm kadar açıldığını söylediler. Yatışım yapıldı, arkadan iliklenen pembe hastane önlüğümü giydim. Sabah 6.30'a kadar uyur uyanık vaziyette bekledik. Bu arada 2 saatte bir NST'ye bağlandım. Sancı görünüyordu ama çok seyrekti. Ben ise hiçbir sancı hissetmiyordum. Sabah kardeşim geldi. Yapılan muayenemde rahim ağzının 3 cm olduğu söylendi. Neyse beklemeye devam ettim tabi. O kadar sakin ve heyecansızdım ki, ben bile kendime şaşırıyordum. Oysa saatler içinde hayatım değişecekti.
Gün içinde yavaş yavaş artan sancılar gelmeye başladı. Ama ben hamilelik yogasında öğrendiğim nefes teknikleri ile bu sancıları kolayca atlattığım için "hah bu da ne ki, ben bu doğumu kolayca yaparım" havasına girmiştim bile. Öğleden sonra doktorum geldi, muayene etti. Açılma hala 3 cm olunca moralim biraz bozuldu tabi. Akşam 18gibi, hastanede bana suni sancı vermeye çalıştılar. Kesinlikle reddettim. Bunu daha önce doktorumla konuşmuştuk ve suni sancının normal sancıdan çok daha fazla can yakan birşey olduğunu biliyordum. Üstelik suni sancıdan sonra normal doğuma girenlerin oranı sadece %20 imiş. Saat 19'de doktorum tekrar geldi. Muayene etti ve açılmanın 4 cm olduğunu görünce bana şu seçenekleri sundu. Ya hemen sezaryene girecektim. Ya sabaha kadar sancı çekip bekleyecektim ve açılmaya tekrar bakacaktı, ya da sadece 2 saat daha bekleyip, açılmanın gidişatına göre karar verecektik. Ben son seçeneği istedim. Moralim bozuldu, çünkü normal doğum yapabilmeyi çok istiyordum. En azından bir miktar daha şansımı zorlamak istedim. Bu arada aradan neredeyse 20 saat geçmiş olmasına rağmen hala zaman zaman suyum geliyordu. Bu da bebeğin başının doğum kanalına girmediğinin göstergesiydi.
Saat 19-21 arası işkence gibiydi. O kadar çok sancı çektim ki, nefes egzersizleri hiçbir işe yaramıyordu. Odada annem, kardeşim, kayınvalidem, Tonguç ve Tuğba dehşetli gözlerle beni seyrediyorlardı. Onlar mı daha komikti, ben mi daha acınasıydım hala karar veremiyorum :)
Saat 21'de doktorum geldi ve tekrar muayene etti. Ben en azından 7 cm filan açılma olmasını umuyordum o kadar sancıdan sonra. Doktor "hala 4 cm" diyince ağlamaya başladım. Moralim sıfıra indi, dayanacak halim kalmamıştı. "Lütfen bana narkoz verin ve bebeğimi çıkarın" dediğimi hatırlıyorum. Doktorun, benim ve ameliyat ekibinin hazırlanması için geçen yarım saatlik süre bana bir asır gibi geldi. Neyse beni aldılar, ameliyathaneye indirdiler. Ameliyat ekibi oldukça neşeli ve espiriliydi, ben de o kadar acıdan sonra bitmiş durumda idim ama çok sakindim. "Ne zaman narkoz vereceksiniz" diye sormamın hemen arkasından doktorumun bana "bay baay, iyi uykular" dediğini hatırlıyorum.
5 Mart Pazartesi akşamı saat 21.43'te oğlum dünyaya gelmiş. Beni odaya çıkardıklarında saat 22.15 filandı sanırım. Kendimdeydim, konuşulanları duyabiliyordum. Ama gözlerimi açamıyordum. Sadece "bebeğim nasıl" diye sorabildim. "Çok iyi" dediler. İkinci sorum ise kaç kilo olduğu idi :))
Aradan 10-15 dakika geçmeden 3,665 kg'lık ve 49 cm'lik oğlumu yanıma getirdiler. Yanak yanağa bir süre durduk. Sanki senelerdir ben bu miniğin annesiydim, o kadar tanıdık, o kadar sıcak yani. Ekstra hiçbir şey hissetmedim. Ben onu zaten çok seviyordum, hamileliğim boyunca hep sevdim. Bu arada odada bir bebeği net seçebiliyordum, bir de Anı'yı. Canım oğlum kardeşinin yanından hiç ayrılmadı.
Sonra gelen bir bebek hemşiresinin yardımı ile bebeğimi emzirmeye başladım. Biz gerçekten çoook uzun süredir tanışıyor olmalıydık. Bu bizim ilk karşılaşmamız değildi. O kadar doğaldı yani herşey. Yavaş yavaş odadaki insanları seçmeye başladım. Bütün arkadaşlarım, canlarım gelmişti. Gelemeyenler de sonraki gün bir bir geldiler zaten. Herkesle resim çektirdik. Herkese bir kez daha çok ama çok teşekkür ediyorum, bana güç verdiniz.
O gece beni yürüttüler. Asıl kritik olan gaz çıkarmammış, ama onun için ertesi akşama kadar beklemeleri gerekti :)
Çarşamba günü öğle saatlerinde hastaneden çıktık, Burçak bizi hastaneden geldi aldı. Artık evimizdeyiz. Bugün tam 2 haftalık bir kara kuzu olduk. Gittikçe birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Ben 11 kilo verdim, oğlum hastaneden çıktıktan sonra 300 gr aldı, boyu 2 cm uzadı. İkimiz de iyiyiz anlayacağınız.
İyi dileklerini sunan herkese sevgilerimi iletiyorum. Gerçekten herkesin bu duyguyu yaşamasını dilerim...

Perşembe, Mart 08, 2007

Hoşgeldin oğlum!

Ve uzun bir maratondan sonra canım oğlum 5 Mart Pazartesi akşamı saat 21.43'te dünyaya geldi. Elbette ben de onunla birlikte yeniden dünyaya geldim. İlk fırsatta süreci detaylı olarak yazacağım. Ancak şimdilik yoğun ısrarlar nedeniyle bir resmini koyuyorum. Arayan aramayan, gelen gelemeyen, cevap verdiğim veremediğim herkese çok ama çok teşekkür ederiz...

Pazar, Mart 04, 2007

Küçük bir sinyal...

Günlerim biraz daha hareketlenmeye başladı. Sanırım vakit yaklaşıyor. Bu sabah rahat bir geceden sonra saat 9 gibi uyandım. Ben mutfağı toparladım, bulaşık makinesini filan yerleştirdim. Tonguç da kahvaltıyı hazırladı. Tam pijamalarımı çıkartırken bacaklarımdan aşağı birkaç damla birşey süzüldüğünü hissettim. Rakı renginde, kokusuz, homojen bir sıvı. Bildiğim, daha önce gördüğüm türden birşey değildi. Herhalde suyum geldi diye düşünerek vekil doktorumu aradım. Bana hastaneye gidip turnusollu ped koymamı ve NST'ye girmemi söyledi. Kahvaltı masasını ortada bırakarak hastaneye gittik. Tahmin ettiğimden çok daha rahat ve soğukkanlı olmama ben bile şaştım doğrusu. Eve 3 kişi dönebilirdik.
Neyse hastanede turnusollu ped koydum ve NST'ye girdim. Turnusol gelen sıvının bazik amniyos sıvısı olup olmadığını anlamak içindi. Amniyos sıvısı ise turnusol kağıtları maviye dönecekti. Ama ne yazık ki benim başka suyum gelmedi. Sanırım oğlum küçük bir delik açtı içinde bulunduğu keseye.
NST sonucunda sancı çıktı ama ben hiçbir acı hissetmediğim ve daha fazla da su gelmediği için evimize geri döndük. Kurt gibi acıkmış olarak hemen kahvaltı sofrasına saldırdık. Tüm gün sancım olur mu, suyum gelir mi diye bekledim ama ne gelen var, ne de giden. Kasılmalar devam ediyor ama onun dışında bir numara yok. Poyraz da son 2 güne göre daha hareketli. Umarım bir sorun yoktur. Yarın tekrar NST çektireceğiz. Tabi sabahı bulabilirsek :))
Sanırım artık günler "akşamı bulabilir miyim, sabahı bekler mi" modunda geçecek bir süre.
Sanırım sancım olmamasından kaynaklı bir rahatlık ve heyecansızlık var üzerimde. Yani son derece sakin ve de soğukkanlıyım. Hatta özellikle annelerin aşırı ilgisi beni resmen yoruyor. Yanına terlik aldın mı, valize havlu koydun mu, hastaneye ziyarete gelenlere ikram etmek üzere şeker aldın mı... Mümkünse bir köşede sessizce doğurup eve gelmek istiyorum. Bu harika doğa olayının tadına vara vara yaşamak istiyorum. Yapmacıksız, adetsiz, hatır gönül olmadan ve belki de nezaketsiz.

Bu gece birden bire önce şimşek ve gökgürültüsü, ardından da sağanak bir yağmur başladı. İstanbul özlediği yağmura kavuşurken ben de özlediğim oğluma kavuşacak mıyım acaba? Oğlum sen misin bu gümbür gümbür gelen?

Bekleyip göreceğiz:) Herkese kocaman sevgiler...