Salı, Aralık 11, 2007

Geleneği bozmayalım; haftasonu resimleri...

İşte oğlumun yeni oyuncağı; çamaşır sepeti.



Banyo yapmış, taranmış, kremlenmiş bir mis böcüüüü...



1 hafta burnumuz aktı, işte resmi. Şimdi iyiyiz ama. Burnu tıkanan bebelere öneriler daha sonra ;)



Su içmeye bayılıyor kuzum, artık biberonu tutup içmeyi de öğrendi. Yeni sloganımız şu; "İçiyorum, işiyorum!"

Valla hiç alçak gönüllü olamayacağım, ben bir "süper anne"yim




Yatak odasında kimi çoktan kurumuş, toplanmış ve yerde bir tepe yapılmış, kimi de kurumuş ama hala askıda olan, katlanmayı veya ütülenmeyi bekleyen bir yığın çamaşır var. Banyoda kirli çamaşır sepeti dolmuş da taşıyor. Oysa daha hafta sonu 2 makine çamaşır yıkamıştım. Oğlanın odasında onun çamaşır torbası o kadar dolu ki neredeyse kapı kapanmıyor. Sapsız süpürgem sağolsun hergün bir takım giysi çıkartıyor. Mutfakta tezgahın üzerinde bir tane bardak koyacak yer yok, ama tezgahı boşaltamıyorum çünkü bulaşık makinesi yıkanmış bulaşıklarla dolu. Salonda oğlanın oyuncakları ve hafta sonundan kalma gazete yığınları hoş bir ambiyans oluşturmuş. Oğlumun yarın yiyecek maması yok. Ona yemek yapmam lazım. Oğlumun yok da bizim yiyecek bir şeyimiz var mı :) Kocam da kendine tost yapsın artık.
Bu kadar işin arasında ben ne yapıyorum. Blogumu güncelliyorum. Tam da bu nedenle ben bir süper anneyim. Dalga geçiyorum sanıyorsunuz ama 1 şişe soda içilesi dinlenme molamı da blogumu güncelleyerek değerlendiriyorum demek istemiştim. Şimdi sırayla yukardaki işleri yapacağım. Ve hatta bunun dışında işten çıkmak üzereyken istenen bir işi de bu gece içinde halledeceğim. Şimdi sorarım size ben değilsem kim süper anne? Daha da genişleteyim, üç aşağı, beş yukarı tüm annelerin temposu bu olduğundan tüm anneleri "süper anne" ilan ediyorum.
Adale tutulmaları madalyanız, baş ağrıları şanınız olsun :)))

Not: Söz veriyorum yatmadan önce tekrar yazıp, son durum bilgisi vereceğim.

Salı, Aralık 04, 2007

Oğlumun gittikçe bana benzemeye başladığının ispatı :)

Haftasonu resimleri...

İşte evimizin salonunun her zamanki hali. Oyuncak halısı serilmiş, oyuncaklar ortalığa saçılmış. Bu dağınıklığa alıştım :)


Cumartesi oğlanı yatırdım, çok uykusu vardı. Dalmak üzereydi. Ben de çamaşırlarını dolaba yerleştirirken bir çift göz tarafından izlendiğimi farkettim. Çok muzırdı, hemen fotoğrafını çektim.

Bu da alt iki dişimizin belgesi. Ne zamandır çekmek istiyordum ama ancak bugün çekebildim. Tatlı komşularımız Hamide Teyze ve Hüseyin Amca badem şekeri getirmişler. Oğlumun dişleri badem şekeri kadar sert ve beyaz olsun diyeymiş... Oğlanın dişlerini bilemeyeceğim ama o badem şekerlerini yemekten bizde diş kalmayacak :)




Haftasonundan notlar...

Dün yazamadığım için hafta sonu notlarımızı ancak bugün yazabiliyorum. Beni takip edip, baskı yapan herkese teşekkürler :)

Cuma gecesinden beri, kuzumun uykusu bozuldu. Gece normal yatıyor, 3-4 saat deliksiz uyuduktan sonra ciddi olarak mızmızlanmaya, yatağın içinde dönmeye başlıyor. Gidip emziğini vermek her zaman işe yaramıyor. Bazen kucağıma alıp sakinleştirmem gerekiyor. Sanırım üst dişleri çıkıyor. Cumartesi günü doktorumuz da üst dişlerinin çok kabardığını 4'ünün de yakın zamanda çıkacağını söyledi. Anlaşılan bu süreci böyle geçirmekten başka şansımız yok.
Doktor demişken 9. ay kontrolünü de yaptırdık. Gelişimi normal, bıngıldağı kapanmış. Danacık tam 10 kilo ve 71,5 cm olmuş. Dolayısı ile doktorumuz beslenmesi ile ilgili ekstra birşey söylemedi, sadece demir eksikliği yaşamaması için hergün et vermemiz gerektiğini belirtti. Ben de zaten her yemeğine bir parça haşlanmış et ve suyunu koymaya dikkat ediyorum. Artık pütürlü gıdaları yemesi gerekiyormuş. Alışması için parmaklarıyla tutup ağzına götürebileceği şeyleri önüne koyun dedi. Haşlanmış ve küp küp doğranmış patates, havuç, pilav, köfte parçaları...vs. Deneyeceğiz bakalım. Bizimki şu sıralar tutup yemekten ziyade, atmaya meraklı da:)

Komando sürünmesi de bir tür emekleme imiş. Zaten Poyraz da gayet hızlandı sürünme konusunda. Bırakıp mutfağa filan gittiğimde, hemen arkamda bitiveriyor. Yatar konumdan oturur konuma geçmek üzere. "Hayır"kelimesini kesinlikle anlıyor, ama bu cin gibi suratıma bakıp yine de istediğini yapmaya çalışmasına engel olmuyor. "Dıgıl dıgıl" ve "diloy diloy" yeni tekerlemelerimiz.

Poyraz cephesinde durum budur. Peki ya anne cephesinde neler oluyor?

Cumartesi sabahı huzursuz ve sinirli uyandım. Gece Poyraz'ın uyumamasına bağladım. Gün içinde Tonguç'la da birkaç kere atıştık. Pazar sabahı ise resmen sinir küpüydüm. Size Tonguç'la aramızda geçen 2 diyalogu yazayım da anlayın halimi.

Sabah oğlanı doyurdum, onlar baba oğul oynarlarken, ben hem kahvaltı hazırlamaya hem de ortalığı toplamaya giriştim.

Ben: Nerde bu soda şişesiyle telefon yaaa??
Tonguç: Hangi şişe, ne telefonu?
Ben: (tepinerek) ya sabah oğlanın eline oynasın diye verdiğin plastik şişeyle, eski telefon yok mu? Bulamıyorum, ay delircem (delirecek ne varsa)
Tonguç: Buluruz canım, şimdi başla şeylerle oynuyor zaten
Ben: Canım manımla olmuyor işte. Mır mır mır... (bu arada elime Tonguç'un montunu aldım, asıcam ama asamadım ve yine sinirle) Bunu nerden aldın?
Tonguç: Çok oldu ya onu alalı, Mudo'dan almıştım
Ben: Offf onu sormuyorum ya, hangi dolaptan aldın, asıcam asamıyorum
Tonguç: Bırak o koltuğa ben asarım biraz sonra
Ben: Herşeyi ortalığa bırak zaten, ev çöp ev gibi. Bıdı bıdı bıdı...
Tonguç: (elini havada ampul takar gibi birkaç tur döndürerek) sen regl olmadın mı hala?
Ben: Ne alaksı var yaaa, bana deli mi demek istiyorsun. Beni sen delirttin...

Bu diyalog bir şekilde sona erdi... Ama ikincisi de evlere şenlik.

Kahvaltıdan sonra, masada çay içiyoruz.
Ben: Oğlanı yazın Avşa'ya yollamak istemiyorum. Çiğdem bakacak.
Tonguç: Ben gitmesinden yanayım, çok keyif alacaktır. Her hafta sonu gideriz biz de...
Ben: (direkt ağlayarak) ben oğlumdan ayrı kalamaaaam
Tonguç: Tamam canım bak bizim de yıllık iznimiz var, annemi çağırırım 2 hafta buraya. Hallederiz.
Ben: Annen gelmesin oğlan yabancılık çekiyor (tabi hala ağlıyorum)
Tonguç: O zaman büyümüş olacak belki çekmez.
Ben: (feci ağlayarak) sen oğlunu istemiyorsun, gitmesini istiyorsun zateeeen
Tonguç: Senin cinlerin tepende, ben arabayı servise götürüyorum.
Ben: Kaç tabi, kaç... Beni düşünen yok, karı koca mıyız, yabancı mıyız beeeeaaaaüüüüü (burada ipler kopuyor)

Yaklaşık 1 saat sonra tam 18 ay sonra vücudumun normal menstruasyon döngüsüne giridiğini farkettim. Sebep buymuş :))) Hemen arayıp Tonguç'a haber verdim, gerçekten çok mutlu oldu.

Neyse sabah sabah bu kadar. Herkese sevgiler. İlk fırsatta resim de ekleyeceğim.

Salı, Kasım 27, 2007

Zaman ne hızlı geçiyor


Daha doğalı 9 ay bile olmamışken, ben neredeyse o minik halini unutmuşum. Her yeni gün öyle yeni şeyler ekleniyor ki sana, hızına yetişemiyorum. Zaten bir sabah görüyorum seni; hızlı ve telaşlı bir şekilde seni doyurmak, giydirmek, kendimi hazırlamak ve seni anneannene götürüp işe yetişmek için koştururken. Bir de akşamları; günün tüm yorgunluğu ve stresi ile işten eve dönmemle yatman arasında geçen o kısacık sürede. Hafta sonlarını artık daha çok seviyorum. Tüm gün seni kucağımdan bırakasım gelmiyor.
Ama seni ne kadar sıkıca sararsam sarayım, ne kadar kokunu içime çekip hafızama kazımaya çalışırsam çalışayım sen büyüyorsun. Akşamdan sabaha, sabahtan akşama değişiyorsun. Sanırım zaman sayacı artık benim için çok daha hızlı çalışıyor. Ben hep sen ve abin için en iyisi nasıl olacaksa onu düşünmeye, öyle yapmaya çalışıyorum.
Dünya çok kirli, insanlar çok umutsuz ve vahşi. Ama sizler benim umudumu diri tutuyorsunuz. Sadece sizin için bile vazgeçemem hayallerimden. Sadece size olan borcum için bile değişmesini istiyorum bazı şeylerin.
Siz büyüdüğünüzde güneş hep pırıl pırıl parlamalı, önüne kara bulutlar geçmeden. Denizler masmavi olmalı, balıklar ışıldamalı içinde. Ağaçlardan kıpkırmızı elmalar, ekşi sulu erikler toplamalısınız. Elele, güle oynaya okula gidebilmelisiniz yolda başınıza kötü birşey gelebileceği endişesi olmadan.
Okulda ışık saçmalı öğretmeniniz, yolunuzu aydınlatmalı. Hiç hastalanmamlısınız, hastalanansanız da kolayca tedavi olabilmelisiniz. Ayağında ayakkabısı, yazacak kalemi olmayan arkadaşınız olmamalı. Hepiniz süt içebilmelisiniz kana kana, dudaklarınızın üstünde sütten bıyıklar olmalı.
Tüm arkadaşlarınız ailesiyle birlikte bir çatı altında olmalı. Kırmızı kiremitli çatıdaki bacadan duman tüten resimler yapmalısınız. Annelerinizin size kurabiye pişirmeye, babanızın sizinle top oynamaya zamanı ve enerjisi olmalı.
Tüm arkadaşlarını korkusuzca, hepsini aynı derecede sevebilmelisin. Beyaz tenli, siyah saçlı, mavi gözlü, çilli, kel, kör ayırım yapmadan...
Havada kuşlar uçmalı. Kanat kanada, çığlık çığlığa... Hiç korkmamalısın günden, gelecekten...
Emeğin ve sevginin en yüce değerler olduğunu bilmelisin.

Elimden geleni yapıyorum kuzularım. Çünkü sizi çok ama çok seviyorum...

Hafta sonu resimleri

İşte benim sapsız süpürgem. Bu şekilde bütün evi dolaşıyor. Sonra o minik elleri, bacakları, göbeği bile buz gibi oluyor. Ama evde gezmesini engellemeye niyetim yok. Herşeyi görerek, dokunarak öğrenmesini istiyorum



Bu da yeni eğlence aracımız. Kendini zıplatamıyor ama üzerinde kesinlikle çok eğlendi. Tabi hoppalada doktorumuzun izin verdiği kadar, günde sadece 5-10 dakika kalıyoruz.



Pazartesi, Kasım 26, 2007

Hafta sonu notları...

Oğluşum kesinlikle anne diyor... O kadar net ve o kadar hedefe yönelik ki, tesadüf olamaz. Birçok kişi duydu. 15 gündür söylüyordu ama bilinçli değildir diye düşünüyordum. Bilinçliymiş :))) Yaşasın! Oğlum ilk olarak "anne" dedi. Bunun dışında rastgele "deda" ve "ananaaa" da diyor :) Ha bir de mama, ama daha bu bilinçli mi, değil mi bilemiyorum.

Canım kuzum öpücük yolluyor... Öyle şeker ki, öpücük ver diyorum dudaklarını büze büze bir öpücük verişi var ki, eriyip bitiyorum.

Kendisine bir isim daha buldum. "Sapsız süpürge" :)))Bütün gün komando vaziyetinde yerde sürünerek evi temizliyor. Diyorum ki, önüne pelüş birşey taksam, daha verimli olur mu :P

Gittikçe farklı sesler çıkartıyor. Hatta kendince resmen konuşuyor. Sabah şakıyarak uyanmasına hastayım. Ben bundan daha tatlı bir çalar saat daha görmedim.

Dedesi ona org almış. Pata küte vururken kayıtlı müziklerin olduğu düğmelere isabet ettirince, oturduğu yerde sallanıyor. Dans etmeyi sevecek sanırım.

Dün ilk defa balonla tanıştı ve çok korktu. Balonu şişirince parmaklarıyla sıkmak istedi, ben de patlatmasın diye elinden alınca ağzını bağlamadığım için balon fıyyyt diye evin içinde deli gibi uçtu. Bizimki de bağırarak kucağıma atladı. Minnacık kalbinin hızla çarptığını görünce balonla oynamak için daha vaktimiz olduğuna karar verdim.

Şimdilik kısa notlarım bu kadar, fırsat bulduğumda oğlumun severek yediği birkaç yemeği yazacağım ki bizden küçüklere biraz faydamız dokunsun.

Çarşamba, Kasım 21, 2007

Yeni iş

Yeni işime başladım. Keyfim yerinde, insanlar iyi. Ortama ve yeni sorumluluklarıma alışmaya çalışıyorum. Bu nedenle bloguma pek vakit ayıramadım. Ama yazacağım. Benden ayrılmayın :P

Pazar, Kasım 18, 2007

Yorgunluk ve arada atlanmaması gereken bir resim



Çok yorgunuuum... Sırtım ve başım ağrıyor. Hafta sonu çok yoruldum ben ya. Poyraz da sanırım artık benim evde olduğumu farkettiği için pek uyumadı. Temizlik, çamaşır, yemek derken canım çıktı. Fotoğraf makinesindeki resimleri bilgisayara atayım derken bu resmi farkettim.




Benim büyük kuzumun bir dişi düşmüştü. Ondan birkaç gün sonra da Poyraz'ın ilk dişi çımıştı. Hatta abisinin dişini çaldı diye espiriler yaptık.




Teyzesinin aşkı, seni çok seviyorum...

Domates ve portakal yerken




Portakal ve domatesle ilk tanışmamız oldukça şenlikli idi. Sonrasında geriye kalan gülümseyen bir surat ve küçük birer çamaşır tepeciği oldu :)

Cuma, Kasım 16, 2007

İnci'ye acil şifalar diliyorum


İş arkadaşım Onur'un 2 aylık minik kızı İnci birkaç gündür hastaydı. Ateşini düşüremiyorlardı. İdrar yolu enfeksiyonu mu, başka bir virüs mü derken bu sabah ateşi hala düşmeyince hastaneye yatırmışlar. Menenjitten şüpheleniyorlarmış. Gerçekten çok ama çok üzüldüm. Küçük prensesin bir an önce iyileşip evine döneceğine inanıyorum. Annesine direnç, babaya moral, İnci'ye de acil şifalar diliyorum.

Bu işyerimde son günüm...


Bugün son günüm. Yaklaşık 4,5 senedir çalıştığım yerden ayrılıyorum. Pazartesi yeni işimde başlayacağım. Bana şans dileyin...

Kıskanmaz demeyin...



Poyraz doğduğundan beri abisi ile çok güzel bir ilişkileri oldu. Anı çok hassas, duyarlı ve sevecen bir çocuktur. Poyraz'ı gerçekten çok sahiplendi. Biz de çok mutluyduk. Ne güzel kardeşini hiç kıskanmadı diye düşünüyorduk. Hatta Anı'ya "sen artık abi oldun. yalnız uyumalısın. montunun fermuarını kendin çekebilirsin. kahvaltını kendi başına hızlıca yapabilirsin" diye motive ediyorduk. Daha doğrusu ettiğimizi sanıyormuşuz.

Bir süredir Anı asileşmeye, herşeye karşı çıkmaya başladı. Yaş dönemidir diye düşündük. Dersleri de kötüleşmeye başladı. Dikkatini toplayamaz oldu. Sürekli okulda birşeylerini kaybedip eve geliyordu.

Neyse sonunda mevzuyu anladık. Annesi biraz daha yakın davranınca dökülmüş bizimki... "Poyraz'a da böceğim diyorsun, deme. Poyraz mı tatlı, ben mi tatlıyım? Onun kitapları benim dolabımda mı duracak? Bana da yemek yedir" ... vs.

Rehberlik öğretmeniyle de konuştuk. O da durumu teyid etti. Tüm bunlar dikkat çekmek içinmiş. Bir süre gözlemleyecekmiş Anı'yı.

Sanırım bir kardeş kıskançlığı sorunumuz var. 7 yaşında da olsa, çocuk çocukmuş :)



Ali Baba'nın bir çiftliği var...

Geçen akşam Poyraz'ı annemlerden aldım, arabayla eve giderken uyumak üzere olduğunu farkettim. Oysa normal uyku saatine daha 1 saat vardı ve banyo yapması gerekiyordu. Onu uyutmamak için yol boyunca Ali Baba'nın Çiftliği'ni söyledim. Ses çıkarabilen tüm hayvanları kullandım şarkıda. Halimi gören olduysa kesin çok gülmüştür :)

Pazartesi, Kasım 12, 2007

Oyuncaklar

Bebek büyüdükçe onun için en doğrusu nedir sorusu gittikçe büyüyor. Aslında "en doğru" diye birşey yok bunu biliyorum. "Doğru" her çocuk için farklı bunu da biliyorum. Ama yine de birşeyi eksik bırakıyor muyum diye endişe ediliyor ister istemez. Oğlumla elimden geldiğince ilgileniyorum, onunla oyunlar oynuyorum, konuşuyorum, dans ediyorum. Ancak profesyonel yardımcılar dediğim oyuncaklardan da olabildiğince faydalanmaya çalışıyorum.
Oyuncaklar hassas konu. Bildiğim birşey var ki; çocuklar bir oyuncakla çok da uzun süre oynamıyor. Zaten satın alınmış cicili bicili oyuncaklardan ziyade ev yapımı tarif ettiğim daha önceki yazılarımda bahsettiğim türden oyuncakları daha çok seviyorlar. Tahta kaşık, makarna süzgeci, içine mercimek konmuş pet şişe, selpak mendil paketi, bol hışırtılı naylonlar ...vs.
Ama benim sevgili kocam, bir oyuncak delisi olduğu için, hoşuna giden tüm oyuncakları oğluna almak istiyor. 1 ay kadar önce, emeklemesine yardımcı olsun diye (!) aşağıdaki emekleme arkadaşını aldık.


Ama benim oğlum emeklemeyi, göbekleme ile karıştırdığı için tırtılın yanaklarını ısırmakla yetindi. Bir de müzik çalarken üzerinde yanan ışıkları takip etti bir süre. Şimdi by oyuncak raftaki yerini aldı, biraz özlesin tekrar çıkartıp deneyeceğim.
Sonra Ateş'ten aşağıdaki atı ödünç aldık. At hala bizde duruyor bu arada, valla getireceğim Ateş'cim.
Bu da kovboyun şapkasına bastırınca tıkıdık tıkıdık yürüyen ve at sesi çıkaran bir oyuncak. Aslında bence çok keyifli ama sanırım biraz erken böyle bir oyuncakla oynamak için. Bunu da Ateş'e iade edeceğim en kısa zamanda.

Son olarak da dün aşağıda resmini göreceğiniz yaramaz topları aldı babası. Bir tüpten geçen renkli toplar havanın itme gücüyle tüpten dışarı fırlıyor ve sonra tekrar kanala düşüyorlar. Daha çok erken, oynamaz, sıkılır dedim ama dinletemedim. Henüz kurmadık, pil alırsa bu akşam kurup deneyeceğiz. Bakalım nasıl bir sonuç verecek. Babasına göre bununla çok eğlenecek ve motor becerileri gelişecekmiş.


Şimdi size soruyorum. Benim oğlum mu maymun iştahlı, yoksa bu yaşta tüm bebekler böyle mi?
Biz yanlış oyuncakları mı seçiyoruz? Sizin bebişlerin oynayıp da çok beğendikleri oyuncaklar var mı?

Tüm bebeklere kahkaha dolu günler diliyorum...

Yeni oto koltuğumuz...

Oğlum artık büyüdü. Anakucağına sığmıyor. Hele paltoyla hiç sığmıyor. E hergün arabayla yollarda olduğumuz için yeni bir oto koltuğu almak şart oldu. Dün E-Bebek mağazasına gittik. Aşağıda resmini göreceğiniz otokoltuğunu aldık. Bize en çok güven veren bu oldu. Britax-Römer sadece otokoltuğu üreten bir firmaymış. Teknolojisi ve kullandığı malzemeler özel. Neticede pahalı olmasına rağmen içimize sindi ve aldık. Oğlum içine paşalar gibi kuruldu ve çok beğendi. Hem yüksek, hem de yüzü yola dönük olduğu için etrafı seyretti durdu.




Cuma, Kasım 09, 2007

Gözüm üzerinizde :)

Biraz geç kaldım sanıyorum ama bugün itibariyle bloguma bir ziyaretçi sayacı ekledim. Artık günlüğümü kaç kişi ziyaret ediyor takip edebileceğim. Ne işime yarayacak? Hiiiiç, sadece ne kadar okunan bir yazar (!) olduğuma bakıp motive veya demotive olacağım :P

Hadi gelin bakiim, sizin için yazıyoruz di mi!

Pazartesi, Kasım 05, 2007

Kriz var!!!

Ya sevgili anneler, şu yemek + çamaşır + temizlik krizini nasıl çözüyorsunuz? Ben mutlaka bir bacağını açıkta bırakıyorum. Hepsini birden halledemiyorum.
Halledebileni de takdirle karşılıyorum...

Ankara'da Deniz vardı....


Ne zaman gideriz, ne zaman gelirsiniz derken haftasonu geçti gitti işte. 2 aydan fazladır bu haftasonunu bekliyorduk. Ankara'ya gitik. Deniz'ciğimizi gördük. Candostlar Özlem ve Kıvanç'la hasret giderdik.

Doyabildik mi? Hayır.

En kısa zamanda tekrar biraraya geleceğiz. Ve hatta mümkünse büyük bahçeli bir ev alıp birlikte yaşayacağız :)

Deniz'le Poyraz 2 bebek gibi iletişim kurdular. Oyuncakları çekiştirdiler. Birbirlerinin saçını çekip, parmaklarını gözlerine sokmaya çalıştılar. Deniz hem zayıf, hem 1 ay büyük, hem de kız olmasının (kızlar kesinlikle daha hızlı gelişiyor) avantajlarını kullanarak ortalıkta fır döndü. Teyzesinin tatlı cadısı, zeytingözlüsü, cin akıllısı annesinin tüm şikayetlerinin aksine bize çoook sıcak davrandı.

1,5 gün su gibi geçti. Çocukların peşinde koşmaktan 2 laf edemedik. Onlar uyuduktan sonra da oturacak gücümüz kalmamış oluyordu. En kısa zamanda tekrar görüşme sözü ve arzusu ile uçağımıza binip döndük.


Bu arada Poyraz bugün tam 8 aylık oldu. İlk dişini Antalya'da patlatmıştı. İkinci dişini de Ankara'da patlattı. Sanırım Deniz'in inci gibi 6 tane dişini kıskandı :P
Artık bir süre seyahat etmeden evde oturmayı planlıyorum. Vakit çok keyifli geçiyor ama yorulmuşum. 2 haftasonudur evde durmadığım ve hafta içi de evle pek ilgilenemediğim için evi ... götürüyor. Bu sorunu çözmem lazım :)

Cuma, Kasım 02, 2007

Yine atta gidiyoruz...

Anlaşılan bu yıl leyleği havadan indirmeyeceğiz.
Bu hafta sonu da müstakbel gelinimizi aylar sonra yeniden görmek üzere Ankara'ya gidiyoruz.
Şaka bir yana Özü ve Kıvanç Ankara'ya taşındığından beri ilk kez onları ziyarete gidebiliyoruz. 4 gün arayla iki uçak yolculuğunun oğluşa bir zararı olmaz umarım.
Deniz kızını çok özledim, büyümüş halini çok merak ediyorum. Özü'yle Kıvanç'ı da çok özledim.
Heyecanla akşam olsun diye bekliyorum.
Bol bol resim çekip paylaşırım yine sizinle.
Öpüyorum...

Salı, Ekim 30, 2007

Üzüntü! Emzirme mucizesi bitti...

Çok mutsuzum. Oğlum artık emmiyor. Zaten süt de bitti. Süt bittiği için mi emmiyor, yoksa emmediği için mi süt bitti hiç bilmiyorum. Neticede bu keyif sona erdi. Oysa 2 yaşına kadar emzirmeyi hayal ediyordum. Kısmet bu kadarmış.

Poyraz Antalya'da

Antalya gezimiz çok keyifli geçtiiii. Evren teyzemiz ve Tiber abimizle bol bol gezdik. Hava yaz gibiydi. İşte size geziden fotolar...

Evren Teyzem ve ben...


Dişlerim kaşınıyo kardeşim...



Kültür Park'taki ördekli havuzun kenarında mama yemek de pek keyifliymiş...



Manzara nefis, mama tatlı, annem güzel... Ooooh değmeyin keyfime.



Bakmayın böyle sakin durduğuna, Evren Teyzem her fırsatta mıncıkladı, sıkıştırdı beni.



Anne yüzüme güneş geliyo yaaa, başlicam senin şu fotolarına...



Abime benzeyen ama adı Anı değil, Tiber olan çocuk durmadan bana kulak yaptı.



Poyraz ve melekleri... Ben şanslı bir erkeğim galiba :))


İlk dişimiz çıktı

Kuzumun alt çenesinde ön sağ dişinin ucu 26 Ekim 2007'de göründü. İlk dişimizin çıkması Antalya'ya kısmet oldu. İlk gören de benden sonra Evren teyzesi oldu. Oğlum donansın diye kendisinden don bekliyoruz :))) Daha fotoğrafı çekilebilir gibi değil. Görünür hale geldiğinde hemen çekip buraya koyacağım. Şimdi sanırım diş buğdayı yapmam gerekiyor.

Diş buğdayı geleneği:
Diş buğdayı eski bir Türk geleneği. İlk dişin çıkışını kutlamak için yapılan diş buğdayı, çocuğun dişlerinin daha sağlam olması, çabuk büyümesi ve rızkının artması niyeti ve dileğiyle bu kutlama aile arasında yapılır. Bebek ilk dişini çıkardığında yakın akrabalar davet edilerek diş buğdayı hazırlanır. Dişbuğdayı, kaynatılmış buğdayın şekerle harmanlanıp üzerine nar, ceviz, meyve şekeri gibi süsler konulmasıyla hazırlanır. İçine boncuk veya yüzük gibi bir şey saklanır. Saklanan eşya kime çıkarsa çocuğa çeşitli armağanlar alır. Diş buğdayı töreni ritm tutup şarkı söylenerek düzenlenen bir eğlenceyle kutlanır. Bu adetin bilinmediği ya da uygulanmadığı yerlerde, genellikle çocuğun dişinin çıktığını ilk görenin çocuğa bir gömlek dikmesi ya da hediye alması adeti vardır.

Diş Buğdayı tarifi:
Malzemeler (6 - 8 kişilik): 1 kg. diş buğdayı veya değirmenlik buğday diye de geçer (İç Anadolu'da Şahman buğdayı olarak adlandırılan çeşit kullanılır) 1/2 kg. toz şeker 100 gr. dövülmüş ceviz
Yapılışı : Güzelce ayıklanmış ve yıkanmış buğdayı tercihen çelik bir tencereye koyun ve üzerini 4-5 cm. kadar geçecek kadar içme suyu ile doldurun. Bir taşım kaynattıktan sonra altını iyice kısın ve 25-30 dakika kadar kontrol ederek, altını yakmadan, yumuşayıp suyunu iyice çekene kadar pişirin. Buğdayın çeşidine bağlı olarak daha geç de pişebilir. Bu durumda tencereye bir miktar daha kaynar su ilave edip pişirmeniz icap edecek. Piştikten sonra tencerenin kapağını açmadan 10-15 dakika kadar dinlendirdikten sonra servis tabağına alın. Şeker ve cevizleri de ayrı ayrı servis tabaklarına koyup sofraya getirin. Tercihe bağlı olarak beyaz toz şeker veya esmer şeker de ikram edilebilir.

Perşembe, Ekim 25, 2007

Atta gidiyoruz :)

Evren Teyzemiz bizi çağırdı. 3 günlük tatilde Antalya'ya gidiyoruz. 10 dakika içinde karar verdim ve uçak biletlerini aldım. Babamız Fethiye'ye uçuşa gidecek zaten. Biz de oğluşumla seyahat edeceğiz artık. Annesinin yakışıklı parteridir o...
Gelince havadisleri yazarım artık. Herkese iyi tatiller....

Çarşamba, Ekim 24, 2007

Oğluma taktığımız isimler

Mr. Tonçik Ponçik
Topişko Popişko
motor popo (çok gürültülü gaz çıkardığı için abisi taktı bu ismi)
Poğça (yanaklarından dolayı teyesi taktı bu adı)
Dino (minnacıkken çıkardığı dinazor sesleri nedeniyle teyzesi bu adı verdi)
löpçük
bombili
hampiri bogart
sarı damarlı (bazen ege damarı tutuyor, pek bir sinirli oluyor da. bu ismi annem taktı)
danacık
dengizlili
.....

Şimdilik aklıma bunlar geldi :)

Pazartesi, Ekim 22, 2007

En sevdiğimiz oyuncak, tahta bir kaşık

Hem dişlerimi güzelce kaşıyabiliyorum...

Hem elimde kolayca tutabiliyorum...

Hem sağa sola vurabiliyorum...

Hem yemek yiyebiliyorum...

Bugün kaşığımı bırakmayacağımı kesin ve tiz bir sesle anneanneme ifade ettiğim için, çorbamı ve yoğurdumu bana tahta kaşığımla yedirdi.

Zafer benim ve tahta kaşığımındır :)


Bombili...


Cuma, Ekim 19, 2007

Memleket mandalinası, nefiiis...

Oğlum hayatının ilk mandalinasını bu sabah yedi.





Çarşamba, Ekim 17, 2007

Sorular ve cevaplar...

Evet hayatım belirli bir rutin içinde ilerliyor. Sabah oğluşu ananeye bırak, işe git. Akşam işten çık, ananeye git oğluşu al. Eve git oğluşu yıka, uyut. Kocayla yemek ye, tv izle ve uyu.

Bu durumdan çok mu memnunum?
Elbette hayır.

Bu durumdan şikayetçi miyim?
Elbette hayır. Herşey kuzum için.

Daha iyisi ne olabilir?
Bilmiyorum :(

Benim hayallerim birçok anne gibi "çocuğuma iyi bir gelecek" düzeyine mi indirgendi?
Önceliğim "o" benim.

Sırt çantasıyla dünya turu fikrine neden hayal düzeyinde bile olsa eşlik edemiyorum?
Bilmiyorum :(

İş-işsizlik, ev-evsizlik, sağlık, eğitim, çocuğum, ailem.....
Bu güvenlik arayışı, bu kontrol isteği beni dar bir alanda sıkıştırdı mı?

Gerçekten yapmak istediğim hiçbir şey kalmadı mı, yoksa gerçekleşmesi imkansıza yakın isteklerimi örttüm mü?
Yapmak istediğim şeyler var, imkan olursa yaparım ama yapamadıklarım için de dünyayı kendime dar etmem.

Sıkılıyor muyum?
Yoo, hayır. Oğlumun büyümesini izlemek bana müthiş bir heyecan veriyor. Bu küçük mucizeye hayranım.

Hayat hep böyle mi geçecek?
Bilmiyorum, bunu düşünmüyorum. Belki de düşünmekten kaçıyorum. Bunu da bilmiyorum.

En önemlisi bu durum tuhaf mı?
Yalnızca ben mi bu durumdayım?
Bir cevabı olan var mı?

Ne zaman uyuduk, ne zaman uyandık hiç hatırlamıyorum...

Oğlum hiç alışık olmadığım şeyler yapıyorsun. Dolayısı ile de karşılığında ne yapacağımı hemen bulamıyorum. Mesela 2 gün önce 7,5 aydır ilk kez kustun. Ve ben resmen panik oldum.
Bir süredir geceleri sürekli artan bir huzursuzluğun var. Anlam veremiyorum, tek ihtimal diş olabilir diye düşünüyorum ama henüz görünen birşey yok.
Ne güzel akşam 8'de uyuyorsun. Bana biraz zaman veriyorsun. Sonra saat 1'den sonra sürekli mızmızlandın, huzursz huzursuz yatakta döndün durdun. Sürekli kalkıp emziğini verdim, ben yatar yatmaz sen attın ve gene bağırmaya başladın. Yanına geldim, ninniler söyledim. Sen koluma tutunup kalkmaya çalıştın. Kucağıma aldım, salladım. Sen dikilip oyunlar oynamaya başladın. Gezmek istedin. Biliyorum her mızırdandığında yanına gelmememem lazım, kendi kendine uyumayı öğrenmen için. Deniyorum ama her zaman başarılı olamıyorum sanırım. Tam uyudu ne güzel dediğimde, üstünü örtmek için yanına geldiğimde yeniden uyandın.
Sonuç, sırtım tutulmuş. Yataktan pijama ile kalkmaktan üşütmüşüm, boğazlarım ağrıyor. Çıplak ayala dolaşmaktan karnımı üşütmüşüm, hem karnım ağrıyor, hem de midem bulanıyor. Ve acayip halsizim.
Bir de üstüne sabah 8'de uyanan baban, "ya uykumu hiç alamamışım" demez mi? Sinirlerim bir kalktı, hala yatışmadı.
Bunları şikayet olsun diye yazmıyorum elbette. Oyuncak bebek bakmıyoruz elbette, bunun hastalığı, dişi, uykusuzluğu olacak elbette... Daha ciddi şeyler olmasın da.
Yazıyorum çünkü arkamdan gelenler ve beni takip edenler var. En iyi ihtimalle nelerle karşılaşacaklarını bilsinler diye yazıyorum. Bir de uzaklardan seni takip edenler var. Onlar da küçük yaramazım neler yapıyor bilsinler diye yazıyorum.
En önemlisi de yıllar sonra, dönüp baktığımızda hatırlayıp, gülelim. Öpüşelim, koklaşalım, gülüşelim diye yazıyorum...

Cumartesi, Ekim 13, 2007

Faydalı araç gereçler

Geçen hafta sonu Poyraz'a sandalye yükseltici aldık. Mama sandalyesi anneannesinde, ne de olsa hafta içi orada yiyor yemeklerini. Hafta sonu için bir mama sandalyesi daha almak mantıklı gelmedi. Aşağıdaki gibi birşey aldık. İlerde dışarı gittiğimizde, yanımızda taşıyabileceğimiz birşey olsun istedik. 1 haftadır kullanıyoruz, çok memnunum.



Mothercare'in Kozyatağı'ndaki outletinden de aşağıdaki küvet aparatını aldım. Kendi başına tam oturamayan, otursa da düşme riski olan oğlumu bir türlü kendi başına yıkayamıyordum. Onunla birlikte küvete girip dizlerimin üzerinde yıkıyordum. Zaten küvetin içine oturtsam bile çok alçak olacağından benim için çok zor olacaktı. Bunu farkedenler aşağıdaki ürünü geliştirmişler. Küvetin iki yanına yaslanan ve daha yüksekte duran bir mini küvetcik.
Gerçekten ben de, oğlum da çok memnun kaldık. Tavsiye ederim.

Çok önemli bir bilgi

Armut suyu çok fena leke yapıyor ve sonra 60 derecede yıkayınca bile asla çıkmıyor. Simsiyah oldu oğlumun iki tişörtünün yakası :(
Elma suyu da leke yaparmış, haberiniz olsun.

Klavyemde kaç tane mikrop varmış biliyor musunuz?

2,157,120How Many Germs Live On Your Keyboard?

JustSayHi - A Free Dating Website

Pazartesi, Ekim 08, 2007

7 aylık çocuk menüsü

İlerde soran olursa kesin hatırlamam...

6.30 Kalkış ve biraz anne sütü
7.30 Kahvaltı (90 ml bebelac 2, 1 kibrit kutusu tuzsuz beyaz peynir, 1 tatlı kaşığı pekmez, 1 çay kaşığı tereyağı dönüşümlü olarak 1 yumurta sarısı veya 1 yemek kaşığı rondoda öğütülmüş ceviz ve ekmek içi)
8.30 – 10.00 uyku
11.00 meyve (1 elma ve 1 avuç siyah üzüm veya 1 armut ve yarım muz) kivi, ananas, havuç suyu ve mandalina suyu da vereceğim...
12.00 100 ml anne sütü
12.30 – 14.00 uyku
14.30 ¾ su bardağı Sebze püresi (kabak, patates, havuç, taze fasulye, ıspanak, barbunya, domates, balkabağı kombinasyonları) +soğan +sarımsak +kıyma (bazen)
veya
tarhana çorbası + ekmek içi
veya
domatesli şehriye çorbası
16.00 100 ml anne sütü
16.00 – 15.30 uyku
19.00 Gece maması 1 su bardağı (muhallebi veya tahıllı kaşık maması), bazen içine haşlanmış,ezilmiş kuru kayısı da koyuyorum.
20.00 Anne sütü ve uyku
04.00 anne sütü ve uykuya devam

Öğünlerden sonra bir miktar su veya bitki çayı da içiyor.

Cuma, Ekim 05, 2007

Oğlum bugün itibariyle tam 7 aylık yakışıklı bir delikanlıdır...

Not: En yakın tarihli resmimiz bu, 5 günde çok değişmedi :)

Mini bir albüm...



Yazın son günlerini gezerek değerlendiriyorum. Pazar gezilerine bayılıyorum :)



Kuduruk biriyim, saldırgan olabilirim ...


Bu da babamın paraşütünün koltuğu. Harnes diyolar. Pek de rahatmış.


Babamla kudurduk, kudurduk, yorulduk...


Motorum nerdeeee, serseriyim ben...





İstifa etiiimmm

Hayır tabii ki annelikten değil... O benim en uzun soluklu işim, o benim yaşama sebebim.
Ben işimden istifa ediyorum. Yine hayır, tabii ki piyango filan çıkmadı. Miras da kalmadı bir yerden. E deli de değilim.
İşimden istifa ediyorum çünkü oğluma daha yakın olabileceğim ve daha çok zaman ayırabileceğim başka bir yerde çalışmaya başlıyorum. Hani bana şans dilemenizi istemiştim ya, o bunun içindi işte.
"Niye bu kadar uzattın yahu, al tarafı iş değiştiriyorsun" dediğinizi duyar gibiyim. Ama işin aslı hiç de öyle değil. Burası benim dördüncü işyerim ve ben hiç istifa edemedim. İlk kez istifa ediyorum. İlk kez istifa mektubu yazdım. Bu sizin için küçük ama benim için büyük bir adım :)Dün sabah diğer taraftan kabul telefonu geldi. Düne kadar bu işin olmasını çok istiyordum. Ama kabul edildikten sonra içim buruldu. Aman neyse ya, iş olacağına varır. Bakalım hayat neler gösterecek. Umarım bu değişiklikten dolayı daha sonra pişman olmam.