Salı, Ocak 31, 2012

İki çocuk ve bir baba

2012'nin ilk ayını bitirdik bile. İstanbul'da nasıl güzel bir kar yağışı var anlatamam. Tam da "lapa lapa" tarifine uygun bir şekilde kocaman kocaman yağıyor. En son ne zaman bu kadar güzel bir kar yağışı izlemiştim hatırlamıyorum. Poyraz kar yağıyor ama dışarı çıkamıyor diye kısmi bir kudurukluk hali içinde. Mira ise ilk defa gördüğü bu manzara karşısında şaşkın. Havada bu kadar çok kuşun olması onu çok heyecanlandırıyor belli. Bakalım mesai erken biter de eve gidebilirsem, Poyraz'ı da babasıyla biraz kartopu oynaması için dışarı çıkartırım belki.



Arabayla yola çıkamadığım için ve Poyraz da haftasonu ateşli olduğu için 2 gündür okula gidemiyor. Fena halde sıkılmış durumda. Sürekli televizyon seyretmesini istemiyorum ama televizyon seyretmediği zaman da mutlaka birisinin kendisiyle oynamasını istiyor. Zilli de bu aralar diş çıkartma telaşında sanırım, sürekli bir ağlama, sızlanma hali. Hal böyle olunca ev tam bir curcuna. Kızla ilgilenirken, oğlanla oynayamıyoruz. Zira kız izin vermiyor ya da müdahele ediyor. Kız uyurken de sirke dönen evi toparlamak, bulaşıkları makineye koymak  vs gerekiyor. Canım oğlum hep ihmal edilen oluyor, bu sıralar en büyük sıkıntım bu. Neyse kızı uyuttuktan sonra akşamları 1 saati Poyraz'a ayırmaya çalışıyoruz. Kitap okumak, oyun oynamak veya beraber bir çizgi film seyretmek bile ona yetiyor. İki çocuklu olmanın en zor tarafı bu benim için, bir tarafı mutlaka ihmal etmek. Kız biraz daha büyüyene kadar bu durum böyle sürecek sanırım.

İki çocuklu olmanın bir keyifli yanını daha keşfettim geçenlerde. Birbirinden çok farklı iki insanın gelişim sürecini takip etmek. Poyraz'la Mira gelişim aşamaları itibariyle birbirlerinden öyle farklılar ki, ilerde nasıl karakterlere sahip olabileceklerini tahmin etmeye çalışıyorum. Bir kere kız erken konuşur, oğlan geç konuşur ve benzeri genellemelere hiç takılmayın diyorum ben. Blogdaki eski yazılara baktım da, mesela Poyraz Mira aylarında iken birçok kelimeyi kullanıyormuş. Birçok küçük oyunu (deli deli, bir bir anlatmak..) yapabiliyormuş. Mira daha sadece gel gel yapabiliyor, o da canı isterse. Aynı aylarda Poyraz soru sorunca kafa hareketleriyle cevap veriyormuş, güzel güzel uyuyup, güzel güzel yemek yiyormuş. Miroşkam ise ne uyuyor, ne yiyor :) Ama buna karşılık, Mira çok daha erken ayağa kalkmaya başladı, kitaplara ve kalemlere çok daha ilgili. Cin fikirli bir dişi olacağına dair kuvvetli sinyaller veriyor.

Mesela geçen gün abisini yıkamak için banyoya soktum. Mira da yürütecinde idi ve merakla bizim banyo olayına dahil olmaya çalışıyordu. Elini suya uzatıyor, perdeyi çekiyor ve beni de alın dercesine çığlıklar atıyordu. Ben de bir an önce Poyraz'ı yıkayıp çıkartayım ki, çocuk üşümesin derdindeydim. Kız baktı ki onunla ilgilenen yok, hızla yanımdan uzaklaştı. Sesini duyuyordum, "eh, eeeh, ıh , ıııh"... Kafamı çevirdim bir baktım ki, odasındaki sehpanın altına koyduğum küveti çekiştire çekiştire bana getiriyor. Nasıl güldüm anlatamam, resmen "yıkanmak istiyorum, anla artık" dedi. Sonuç mu? Buyrun işte resmi :)



Yavaş yavaş beraber oynayabilmeye başladılar. Kaçıp kovalamaca, saklambaç, arabayla birbirini ittirme...vs gibi oyunlarda abisiyle aşık atmaya başladı küçük cadı. Böyle zamanlarda onları izlemeye doyum olmuyor.



Bu arada oğlum ilk kitabını yazdı ve resimledi. Sayfa sayfa yaptığı resimlere bir de öykü uydurarak bir kitapçık yapmış. Öğretmeni de öyküyü yazıya dökmüş. Nasıl hoşuma gitti anlatamam. Oğlumun konuşma yeteneği, yazıya mı dökülecek yoksa? Bir yazar mı yetişiyor dersiniz :)

Yaptığı resimlere dikkat ediyorum da, mutlaka kardeşini de koyuyor resimlere. Hatta birçok resimde kardeşi abisinin omuzlarında. Öyle sevimli ki, kardeşini koruyormuş. Bu arada abisini de hiç ihmal etmiyor ama. Gelişim karnesiyle beraber bir tür faaliyet kitabı yollamışlar okuldan. İçinde birkaç etkinlik var, resmederek yapılan. mesela bir tanesinde sadece el ele tutuşmuş iki kol vardı ve kimlerin el ele tutuşmuş olabileceği soruluyordu. Hemen abisiyle kendisini çizdi. Şaşırmadım doğrusu, babasıyla beni çizecek değildi ya. Çocuk bizi hiç elele görmüyor ki. (İki çocuklu anne sitemi!)
Bir diğer faaliyette ise kendinizi en mutlu hissetiğiniz ortamı resmedin diyordu. Abisini, kendisini ve kardeşini çizdi :)
Kardeşlik bu sanırım, çok sevindim.
Tabi Poyraz'ın bu yeni gelişen resim yapma sevdası, parmak boyası ile hayata geçirildiği zaman, sonrasında banyo ve dolu bir çamaşır sepeti kaçınılmaz oluyor.


Mira'nın abisinden bir farkı daha, sanırım bu da dişilikten kaynaklı. Çok daha meraklı ve kurcalayıcı. Abisi hiçbir rafı karıştırmadı, hiçbir çekmeceyi veya dolap kapağını açmadı ama Mira sürekli bir keşif ve kurcalama halinde.






Mira bulduğu herşeyi test ediyor, tadıyor, sıkıyor, yırtıyor, açıp kapıyor. Poyraz çok daha meraksız idi bu konularda. Doğal olarak Mira, çok daha fazla dikkat gerektiren bir çocuk. Kafasında daha şimdiden kuyruğu birbirine dolanmadan dolaşan kırk tilki var gibi hissediyorum. Şu bakışa bakar mısınız? Çözebilen varsa, beri gelsin.



Aşağıdaki da babamızın 40. yaşgünü pastası. Bence önemli ve güzel, babamız için ise hüzünlü ve gereksiz bir yaşdönümü idi :)

Babamız yaşlandığını düşünüyor ama ben gerçekten çok umutluyum. Bence -ve umarım- artık büyüdü :))) (*)
Poyraz da babası için okulda hazırladığı kutlama kartına şöyle yazdırmış; "Babacım, 40 yaşındaysan çok hızlı koşabilirsin". Herşey gönlünce olsun babacık, seni seviyoruz...

(*) Bir süre önce bir doktorla sohbet etmiştim. Kafamı kurcalayan bir soruyu sormuş ve bu konuda Poyraz'ı nasıl ikna edebileceğimi sormuştum. Doktor da bir erkekti ve verdiği cevap beni hem şaşırttı, hem de eğlendirdi. "Gaza getirin, yaparsın koçum diyin" dedi. Şaşırdığımı görünce de olanca samimiyetiyle açıkladı; "erkeklerin ilk kırk yılı zordur, çocukturlar. Gazla çalışırlar. Ancak kırk yaşından sonra büyürler, yetişkin, mantıklı ve daha az yorucu olurlar"

Uykusuz Anneler Kulübü

Ben anladım ki blogger'lık psikoloji işiymiş. En azından benim için :) Ya çok neşeli olduğumda, ya da sıkıntılı olduğumda yazasım geliyor. Sıkıntılı olduğumda yazasım gelenlerin çoğunu da, yazmak uygun olmaz diyerek yazmaktan vazgeçiyorum.

Çok isterdim mesela Elif, Sena veya Peri gibi sık sık ve güzel güzel her telden yazabilmek. Olmuyor, beceremiyorum. Plansızlık ve düzensizlikten sanırım. Zira gün içinde birçok şey oluyor, aklıma birçok fikir düşüyor, hatta ilham perileri tepemde cirit atıyor ama anında yazamadığım için, not almayıp sonra da hatırlayamadığım için böyle kısır bir blogu okumak zorunda kalıyorsunuz. Sanırım kızlardan biraz bloggerlık dersi almam lazım :)

Bugün müthiş bir site keşfettim. Zaten yeni açıldı, hemen sizinle de paylaşayım dedim. 3 uykusuz annenin fikri ve zikri neticesinde ortaya çıkmış bir platform bu aslında; "Uykusuz Anneler Kulübü". Dertliyim, yok mu bu derdime bir çare diyen bir anne iseniz, ya da çevrenizde bu telden çalan bir başka anne varsa burdan buyrun.
Hem kendim gibi anneler olduğunu görmek, hem de bu sıkıntıyı aşan annelerin yöntemlerini öğrenmek benim açımdan çok heyecan verici oldu. Umarım sizin de işinize yarar. Aklınıza sağlık arkadaşlar...

Çarşamba, Ocak 25, 2012

Piroş'la Poyraz Kartepe'de

İstanbul'da karı ancak havada görebilen çocuklar, karla doyasıya oynayabilmek, kardanadam yapabilmek ve kızakla kayabilmek içen Kartepe'ye giderler :)



Pazartesi, Ocak 23, 2012

5 yaş güzellemesi

Burçak demişti ama, 5 yaşında bu çocuklar bir anda değişiyorlar diye. Anlamamıştım :) E ne de olsa Burçak 6 ve 2 yaşında 2 çocuk sahibi deneyimli anne, vardır bir bildiği deyip bekledim. Doğiruymuş..
Poyraz Mart'ın 5'inde tam beş yaşında olacak ama yılbaşından bu yana sanki kendisi 5 yaşında olduğunun farkındaymış gibi, ya da 5 yaşında değişmeye programlanmış gibi bir haller içinde... Hem mental olarak, hem de motor becerileri değişti, gelişti.

Mesela;
Bir gece ansızın "anne ben artık kendim uyuyacağım, sen masal okuduktan sonra yanımda oturma" dedi. Sadece arada bir yanına uğramam yeterliymiş. Ve o geceden beri kendi uyuyor. İnanılmaz birşey, 5 senedir kitap okuduktan sonra yanında oturuyor, elini tutuyor ve o tamamen uyuyana kadar orada bekliyorduk. Bu bazen 5, bazen 45 dakika sürüyordu.

Bir aydır filan, akşam eve geldiğimizde "anne yemeği beraber hazırlayalım mı?", veya "baba sana yardımcı olabilir miyim?" gibi sorular soruyor. Eskiden de sorarsı ama kolayca sıkılıp oyuna dönerdi. Şimdi ise bazı akşamlar baba oğul hem yemek yapıyor, hem de sofra hazırlıyorlar :)

Konuşmasında aksayan hiçbir nokta kalmadı. Son olarak "k" harfi yerine "t" harfi kullanmaktan da vazgeçti. Artık maalesef kedi yerine tedi, kabuk yerine tabut demiyor :)))

Beni en çok şaşırtan şey ise resim yapma mevzusu. Mevzu diyorum çünkü Poyraz eli kalem tutmaya başladığından beri resim yapmaktan nefret ederdi. Doktorumuzun tüm "lütfen resim yapmasını sağlayın, bu iç dünyasında neler olup bittiği ile ilgili ipuçları verecektir bize" şeklindeki söylemlerine rağmen, benim dilli oğlum iç dünyasını konuşarak dışa vurmayı tercih ediyordu. Ancak 1 aydur filan, bayağı bildiğiniz resim yapıyor. Önce karakalem çöp adamlar, sonra kendi yorumu vampir balıklar ve canavar binalar ile başlayan resim yapma serüvenimiz, artık içinde kelebeklerin uçuştuğu, rüzgar efektlerinin olduğu kuşlu, böcekli rengarenk orman resimleri noktasına geldi. Bu benim için gerçekten çok şaşırtıcı, çünkü o kadar teşvik ve lojistik imkana rağmen 1 ay öncesine kadar çöp adam bile çizmekten imtina eden canım oğlum, şu anda her fırsatta çooook güzel resimler yapan bir minik adam oldu.

Kardeşiyle çok güzel oyunlar oynuyor. Boyu uzadı. Yeni yemekler denemek konusunda o kadar da önyargılı değil. Sebze yerken hala zorlanıyor ama çiğ brokoli, yer elması ve karışık mevsim salatasına bayılıyor :)

Yazsam saatlerce yazarım ama burada keseyim. Kısacası oğlum büyüyor :)

Onun birkaç incisi ile bitireyim bu yazıyı;

Kapı çaldı, baktım biri para istiyor. Açmadım bile. Poyraz kim anne diye sordu. Ben de adamın biri para istiyor dedim. Üzüldü benim hassas oğlum, "anne keşke biraz para verseydin" dedi. "Oğlum gerçekten ihtiyacı olduğunu nerden bileceğim, bazı insanlar yalan söyleyip para toplamaya çalışıyor" dedim. Poyraz'ın cevabı tam şenlik; "e o zaman biz de onlara sahte para veririz".


*******************************************************************************
Çorbasını koydum, içeri çamaşır asmaya gittim. 5 dakika sonra kulağını çeke çeke yanıma geldi. N'oldu annecim dedim. Cevap şu; "Anne ben çorba döktüm ama merak etme, kendi cezamı kendim veriyorum diye söylemeye geldim....."
 
*******************************************************************************


Camp Mira, camp, camp, camp.... (Poyraz ingilizce öğrenmiş, kardeşini zıplatmaya çalışıyor)
 
*******************************************************************************


Poyraz hayvanlarla ilgili belgeselleri seyretmeye bayılıyor. Bir sabah da birşeyler seyretti ben çok dikkat etmedim. Bir süre sonra bağırıyordu, "anneeee sazanı karaya çıkarmama yardım eder misin?"
Bir baktım, kızın emziğine ip bağlamış, çekiyor. Kız da emziğini damaklarıyla sıkıştırmış bırakmıyor. Tam sazan yakalama sahnesiydi, çok güldüm....

*******************************************************************************
- Anneeee, amerika, sidneyden bile uzak mı?


- Hemen hemen aynı uzaklıktalar ama sen sydneyin ne kadar uzak olduğunu nerden biliyorsun ki?

- Anne nemonun babası gitti ya, çok uzak biliyorum

- hııııı, evet.....

Pazar, Ocak 08, 2012

Mira'dan seçmeler...

Düz görüntüleyebildiğim resimleri buraya yükleyince neden yan oldular hi anlamadım. Anlamaya da vaktim yok, zira Behzat başladı :) Bu haliyle idare ediverin.

 Krepe bayılıyorum...
***


 Siz hiç bu kadar tatlı biber gördünüz mü?
***


 Cilveli bakarım :))))
***

 Ama Talat'a aşkla bakarım
***

 Valla sadece arkadaşız, ben ona şeker koleksiyonumu gösteriyordum
***

 Babam şapkayı evde unutunca, Sevgi ve Başak Teyzelerim yelekten şapka yaptılar bana, yakışmış di mi?
***

 Sevgi Teyzem ve ben...
***

 Köfteye de bayılıyorum...
***
Bir ayvayı kuşumla paylaşıyorum...
***

Pazartesi, Ocak 02, 2012

1 yıl daha büyüdük hep birlikte

Bu annemin aldığı ilk yeni yıl hediyem
***

Abimi odasında bile rahat bırakmıyorum. Abim nereye, ben oraya. Abicim hadi bana kitap oku.
***

Abimin oyuncak kutusunu bir karıştırayım bakalım neler varmış.
***

Bu elbiseyi anneannem ve teyzem görünce neredeyse ağladılar. Annemin bebeklik elbisesiymiş
***

Ben de elbiseyle birbirinden şirin pozlar verdim. Fotoğrafların kalitesizliği annemin elinin titremesinden, çok heyecanlanmış da beni bu elbisenin içinde görünce.
***

Dedem ve ben
***

Anneannem ve ben
***

Bunlar son şirin pozlarım, çok sıkıldım şu fotoğraf çektirme meselesinden
***

Annemin pişirdiği yılbaşı hindisi, ben bile yedim...
***

Bu da gecenin ikinci elbisesi. Çizmelerime dikkat lütfen!
***

Bakmicam işte, kameraya bakmicam....
****

Bu da profilden bir resim olsun.
***

Teyzem ve ben, iki fiyonklu cadı :)
***

Çok sıkıldığımı anladınız mı artık
***

Bu da büyük abim. Basketbolda en yetenekli oyuncu madalyası almış, bütün gece boynundan çıkarmadı.

Hepinize bal, kaymak tadında bir yeni yıl diliyorum!

Cuma, Aralık 23, 2011

Aşk;

Çocuklar ve torunlar yemek masasında rahatça oturabilsin diye bir kenara sıkışma bahanesini atmışlarında - yetmişlerinde bile olsan yaratmaktır:)

 

Çarşamba, Aralık 21, 2011

Başka bir insan oldum ben...

Yine bir ayı geçmiş yazmayalı. Yazamayalı. Birçok resmimiz, birçok videomuz var. Oğlumun birçok incisi var. Kızım da hergün yeni bir yeti kazanarak büyüyor. 9 ayımızı bitirdik, yeme içme savaşları, ayakta durma çabaları, diş mi geliyor, yoksa cadılığından mı uyumuyor ikilemleri...

Ama ben bunları yazmayacağım. Nasıl da başka bir insan olduğumu yazacağım. İyi mi, kötü mü siz karar verin artık.

Poyraz doğduktan sonra bu kadar değişmemiştim. Annelik hafızanın %3'ünü kaybettiriyormuş. Eminim bu sadece ilk doğum için geçerlidir. İkinci doğumda bu oran %30'a çıkıyor olmalı. Çünkü ben gerçek bir unutkan oluverdim herşeyden önce. Mutfağa su ısıtıcısını çalıştırmak için gidiyor, düğmesine basana kadar neden su ısıttığımı unutuyorum. Oğlum içerde öksürmese asla hatırlayamazdım ona adaçayı yapacağımı!

Sonra acayip sabırlı biri oldum. Her anne biraz sabır taşıdır zaten ama bu öyle birşey değil. Uykusuna çok düşkün olan ben, Poyraz'ın gece uzun uyuyan bir bebek olması sebebiyle bu konuda bir sıkıntı yaşamamıştım. Oysa Mira gecede en az 4 kez beni yataktan kaldırıyor olmasına rağmen, kucağıma alır almaz duyduğum o huzura kavuşmuş iç çekme sesiyle gülümsetiyor beni. Aynı anda hem Mira'yla ilgilenirken, Poyraz'ın da ara vermeden sorduğu sorulara, ya da taleplere gülümseyerek yanıt verebilmeyi de başarıyorum. 3 gündür makinedeki çamaşırları yıkamayı unutan kocama sarılıp, "olsun canım, bu akşam yıkarız" diyebiliyorum.

Fena halde boşverdimci de oldum. Makinede yıkanmış ıslak çamaşırlar, sepette katlanmayı, askıda toplanmayı bekleyen çamaşırlar olduğu halde hepsini boşverip çocuklarımla ilgilenebiliyorum ve üstelik de bundan hiiiiç rahatsızlık duymuyorum. Ortalıktaki oyuncakların üzerinden atlayarak geçebiliyor, mutfakta bulaşıklar yığılı iken kocamla film izleyebiliyorum. Çünkü ev işlerini halletmeye kalksam asla bitiremeyeceğimi ve başka hiçbir şey yapamayacağımı biliyorum.

Küçük dertleri keder haline getirmemeyi öğrendim. Önemli olanın sağlık, özellikle de çocuklarımın sağlığı olduğunu öğrendim. Nasıl olsa duymaz, blogumu okumuyor. Kocama bile kızmamayı öğrendim :)

Unutkanlıkla beraber, vefasız da bir insan oldum galiba. Ya da yoğunlukla beraber diyeyim. Kış geldi hasta olacaklar, yok kalabalıkta grip olurlar, gece çıkamam uyku düzeni bozulur vesair gerekçe (ya da bahane) ile ne akrabalarımı, ne de arkadaşlarımı görmüyorum.

Enteresan bir dinginlik içindeyim. Gerçekten sebebi bilmiyorum. Yarın istifa edebilecekmiş gibi çalışıyorum. Yani iş nedeniyle hiç gerilmemeye çalışıyorum. Evde de Kayyu'nun annesi modunda geziyorum, valla öyle. Her daim relax.

Ama tabi buradan kendime zaman ayırabildiğim sonucu çıkmasın. Dün bir rimel , bir far sürdüm gözüme. Estetik ameliyat yaptırmış muamelesiyle karşılaştım ofiste :)

Yani bunları neden yazdın diye soran olursa da Blogcu Anne'nin deyişiyle, tarihe not olsun diye yazdım diyebilirim....

Ne dersiniz? İkinci çocuk iyi miymiş, kötü mü?

Pazartesi, Kasım 14, 2011

Diş mi, meme mi, huy mu, huysuzluk mu?

Bu kısmı ayrı bir postta yazmak istedim.
Mira 2 gecedir tamamen huy değiştirdi. Sürekli huzursuz, sürekli uyanıyor. Gecede kaç kez kalktığımı hiç hatırlamıyorum. Kesinlikle babasının kucağında sakinleşmiyor. Çığlık çığlığa ağlıyor. Bazen emiyor, bazen emmeyi de reddediyor. Benim kucağımda ve ben ayaktaysam öylece uyuyor. Ama oturduğumda veya onu uyudu diyerek yatağına koyduğumda aynı çığlıklar yeniden başlıyor. Genelde pes edip yanıma alıyorum. bu sefer de ya burnu burnuma değerek, ya da eliyle yanağımı filan tutarak uyuyor. Bütün bayram beraberdik, 1 dakika bile yanından ayrılmadım. Ben anlamadım ki bu çocuk neden böyle düştü birden bana.
Tahminim 1-2 hafta içinde dişimiz çıkacak. Ama umarım bu huy değişikliği yerleşik bir hal almaz.
Kızım hani sen babana düşkün olacaktın? Öyle anlaşmıştık....

Zilli ve dilli bayramı

İki tane çocuğum var, biri dilli, diğeri zilli...

Poyraz 8 ay civarında konuşmaya başladı. Anne, dedaaa, anana, mama diyordu. Hala aynı performans ile konuşmaya devam ediyor bıcırık böceğim. Bayılıyorum onu güzel türkçesiyle birşeyler anlatmasına... Ama bazen konuşmaya çalışmaktan yemek bile yiyemiyor. Konuşamazsa, susturursam tutukluk yapıyor resmen :))) O sırada yaptığı her ne ise devam edemiyor. Dolayısı ile de "dilli" kendisine pek yakışan bir sıfat....

Kızım ise höööö ve ciyak türü sesler dışında konuşma eylemine yaklaşabilmiş değil. Ama cinlikte ve kurcalamada abisinin aynı aydaki performansını 5'e katlar... Çok kısa sürede bir emekleme üstadı olmuş durumda. Ancak küçük hanım bununla yetinmeyip yürüteç ile tüm çekmeceleri karıştırmayı da başardı. Üstelik baktı ki ayaktayken farklı yerlere yetişebiliyor, "ne emekleyeceğim, ben doğrudan yürüyeyim barı" diyerek ayaklanmaya başladı. Sürekli bir yere tutunarak ayağa kalkmaya çalışıyor. Korkarım çok kısa sürede yürüyecek. Korkarım diyorum çünkü 66 cm'lik bir yaratığın yürümesi çok korkunç olmaz mı sizce de :) Hele ki benim 9 ayda yürüyen (ek olarak konuşan da) ve çooook yaramaz (6. ayda bir kol kırığı, 2 yaşında bir kol kırığı daha, 5 yaşında ayakta bir kırık, 4,5 yaşında kafada ilk yarık, 12 yaşında kafada 2. yarık ve 5-12 yaş arasında 3 hastanelik yaramazlık vakası) bir çocuk olduğunu düşünürsek, bana çekmiş olma ihtimali korkumu artırıyor. O kadar meraklı ve o kadar kurcalayıcı ki, istediğini yapmadığınızda attığı cam çatlatan çığlık da cabası. Dolayısı ile kızım da "zilli" ünvanını fazlasıyla hakediyor.

Şimdi de zilli ve dilli'den bayram fotoları...


 Tatilin başında 24 saat kadar ateşli idi oğlum. Neyse ki çabuk atlattı...
***

 Dişlerin gelişi yakın sanırım, ilk gazaba uğrayan da yatağımız oldu galiba.
****

 Yatağına koyduğum anda tutunup ayağa kalkıyor ve bundan da büyük keyif alıyor.
***
 Babasının kullandığı yalıtım malzemesinden artan parçalar, Poyraz ve Anı için evde karate malzemesi oldu. Dağınıklığı ve pisliği de eğlenceleri uğruna katlanılabilir bir durum idi.
***

 Neredeyse bayram boyunca mutfağım hep bu haldeydi. Makinede temiz  bulaşıklar çıkarılmayı, kirliler de makineye girmeyi bekliyor.
***

 Şapkam nasıl?
***

 Büyük abimizin de hastasıyız :)
***

 Bu arada evimizin 5. ferdi kuşumuzu da unutmayalım. Kendileri sarımsaklı mantının yanısıra, her tür yemeği tabaktan ve bilumum alkollü içkiyi de bardaktan içmeye bayılır.
***

 Mutfak kapısının girişi. Yerde bir minik paspas var. Mira üzerinde oturuyor. Zira beni görmeden saniye geçirmeye tahammülü yok. Ben mutfakta iş yaparken, insaflı davranır da kucağıma tırmanmaya çalışmazsa, bu paspasın üzerinde oturup oynuyor. En sevdiği oyun da peçete parçalamaca. Ağzındaki emziğin bir işlevi de, parçaladığı peçeteleri yemesini engellemek.
***

Ve işte çocukluk... 11 yaş, 4,5 yaş ve 8 aylık 3 çocuk aynı oyuncak kutusunun başında vakit geçirebiliyormuş.

Cuma, Kasım 04, 2011

Yaramazlık ve kardeşlik...


"Aaaaa bu şey itilip çelilince çok komik bir ses çıkarıyormuş, annem komşu şimdi yıkarı çıkacak diyor"
***


"Şuna asılıp ayağa kalkabilir miyim acaba? Ya da üstündekileri çekip düşürsem nasıl olur?"
***

"Ohooo tüm yemeği yere dökmüşsünüz, ekmek kırıntıları ve makarna parçaları en sevdiklerim"
***


Abiyle kardeşi böyle görmek ise dünyaya bedel....
***

Afacan kızla, bilmiş abinin evinde yaşam

Uzun zaman oldu yine. Her ne kadar sık sık yazacağım diye niyetlensem, kendi kendime söz versem de başaramıyorum işte. İtiraf ediyorum, 2 çocuklu olmak düşündüğümden daha zormuş. Büyüklerimiz hep derdi de anlamazdım. Gerçekten de "tek çocuk hiç çocuk, 2 çocuk çok çocuk" oluyormuş.

Mira neredeyse 8 aylık oldu. 15 Ekim itibariyle emeklemeye başladı ve büyük bir hızla bu işte ustalaştı. Şu anda evin tüm odalarını keşfetmiş durumda. Bırakıldığı yerde imkanı yok durmuyor. Erişebildiği herşeyi çekiyor, rafları boşaltıyor. Yemekten sonra yemek masasının altında kalmış tüm yemek artıklarını afiyetle yiyor. Kuşun kafesini birkaç kez çekip düşürdü. Dün akşam da yerdeki bir saksıyı devirmek üzereyken yakaladık onu. Bunları okuyup da kızı başıboş bıraktığımızı sanmayın, saniyeler içinde beceriyor bu işleri. Tuvalet, mama hazırlığı...vb Mira yerdeyken yapılması gereken işlerde kullanılmak üzere bir yürüteç aldım 2 gün önce. Önce sevmedi. Ağladı kucağa gelmek istedi. Sonra içinde zıplarken ileri gidebildiğini keşfetti. Ve dakikalar içinde öyle bir ustalaştı ki, onu yatak odasında şifonyerin çekmecelerini açıp kaparken buldum. Sanırım şu andan sonraki kazamız çekmeceye parmak sıkıştırmak olacak.

Mira, Poyraz'da alıştığımın aksine çok afacan bir çocuk. Altını değiştirmek, çorap giydirmek imkansız, neredeyse takla atacak. Tırnaklarını kesmek, burnunu temizlemek gibi işler için onu mengeye sıkıştırmam gerekiyor. Kuş kadar yemek yiyor, kahvaltıdan ve muhallebiden pek hoşlanmıyor. Yine abisinden farklı olarak hala emiyor ama henüz dişi çıkmadı.

En sevdiği şeylerden biri de benim kucağımda iken babasına şirinlik yapmak. İnanılmaz ama gerçekten cilveli, tam kız çocuğu :)))

Abisine bayılıyor. Abisiyle oyun oynamaya da, abisi babayla kudurp oynarken seyredip çığlıklar atmaya da bayılıyor. Abisi de çok seviyor kardeşini ama zaman zaman bebekliğe geri dönüş yaşamıyor değiliz. Neyse canım olacak o kadar, buna da şükür deyip geçiyoruz.

Tüm bunlardan ayır olarak abimiz çok bilmiş bir çocuk olmaya başladı. Bilmiş dediysem, öyle ukala, büyümüş de küçülmüş çocuklardan değil. Dedesi ve abisi saat tutmuşlar, en çok 4 saniye konuşmadan durabiliyor. Konuşamazsa yemek de yiyemiyor mesela, öylece kalıyor :)))

Uzun süredir onunla doğru düzgün vakit geçiremiyordum. Dün birlikte faaliyet yapmaya karar verdik. Faaliyet dediğim de, anaokulu setinden 1 fasikül. İçinde bir etkinlik vardı. Bir ağaç, dilek ağacıymış. Bir kalp çıkartması var. Çocuk dilek dileyip ağaca asacak. Olay bu. Şimdi size aramızda geçen konuşmayı yazıyorum.

- Dilek dilemek nedir anne?
- Çok istediğin birşeyi aklından geçirirsin.
- Ben ne dileyebilirim anne?
- Mesela bir köpeğin olmasını dileyebilirsin, ya da bahçesine ağaç ev kurabileceğimiz bir evimiz olmasını (en çok bunları istediğini biliyorum ya)
- (Gözleri parlayarak dudaklarını oynattı) Diledim anne dedi...
Çok merak ettim ve sordum ama bu ilerde günlüğünü okuyacağım anlamına gelmez :p
- Ne diledin oğlum?
- Bir tane de erkek kardeşim olmasını diledim anne

Resmen sırtımdan aşağı kaynar sular döküldü, tansiyonum filan düştü. Çocuğa bakın yaaaa, deli mi ne?

Ev, iş, çocuklar derken ne kendime, ne de bloguma zaman ayıramıyorum. Babamız zaten bütün gün evde kapalı kalmanın ve çocuk bakmanın olanca patlamasıyla ya alışveriş yapacağım diye sokağa, ya da elde kumanda, koltuğa atıyor kendini genelde.

Bilmem uzun süre neden yazamadığımı anladınız mı?

Perşembe, Ekim 20, 2011

Özgür Kahraman

Çok ama çok sevgili arkadaşlarımız, can dostlarımız Kahramanların ailesi de kare oldu artık. Minik Özgür 17 Ekim sabahı pamuk gibi yüzüyle dünyaya gözlerini açtı. Yakın zamanda ikinci çocuğa sahip olmuş biri olarak Kahramanlara bol bol kolaylık ve sabır diliyorum. zira ilk 2 - 3 ay her anlamda zor oluyor. Ama olsun, herşeye değiyor ve kardeşlerin aşkını izlemek muhteşem oluyor.
Minik Özgür'e de tüm halkların kardeşçe yaşadığı, adı gibi özgür bir dünyada sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yaşam diliyorum.

Şimdi gelelim Özgür'ün doğumunun bizdeki yansımasına.
Özgür'ün doğduğu sabahın akşamında Poyraz'ı okuldan aldım. Ona güzel haberi verdim;
"Deniz'in de bir kardeşi oldu biliyor musun? Minnacık bir erkek. İsmi de Özgür olmuş"
Ve Poyraz'ın şahane yanıtı;
"Neeee Özgür mü? İstediği yere gidebilecek mi yani????"

:)))))

Cuma, Ekim 14, 2011

Kadıköy'de çocuklarla yapılacak 2 aktivite

Kadıköy'lü veya Kadıköy'e gelebilecek annelere 2 duyurum var.
Birincisi ;
Kadıköy'de bir çocuk kitapçısı açılıyor. Açılışı 15 Ekim Saat 15'te. Adı Koza Çocuk Kitaplığı ve Oyuncak Atölyesi. Adres Moda Cad. Murat Bey Sok 9/A
Ben gitmeyi çok istiyorum, gelen olursa görüşürüz.
İkincisi;
Saint Joseph'te bir Doğa Bilimleri Merkezi olduğunu biliyor muydunuz?
250 m2 bir alanda fosiller, bitkiler ve 20000 hayvan sergileniyor. Normalde sadece okul gezilerine açık olan bu merkez, 20 Ekim Perşembe akşamı saat 18.00-20.30 için herkese açık olacak. Buraya da sanırım babasıyla gidecek benim meraklı oğlum.
 
Bilgi ve de ilginize...

Pazartesi, Ekim 03, 2011

Anne Dostu Platform

Bu hafta "Emzirme Haftası". Bu vesile ile benim de içinde bulunduğum Emzirme Reformu grubu bir atılım yaparak, "emzirebilmek yetmez, anne dostu toplum istiyoruz" diyerek çalışmalara başladılar. Sevgili Blogcu Anne bu vesileyle bir sobe başlattı. Ben de aldım, kabul ettim ve yanıtlıyorum.

1.“Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?
Anneler için gereken tüm sosyal ve maddi koşulların sağlanmış olduğu ve bunların toplumun büyük bir kesimince zorla değil, içtenlikle benimsenmiş olduğu bir toplumu anlıyorum.

2.Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?
Annelik kurumuna saygının çok olduğu bir toplum ama bu durum ne yazık ki beraberinde "Anne Dostu" olmayı getirmiyor. Maddi kaygılar ve kişisel çıkarlar sözkonusu olduğunda anneliğin hiçbir hükmünün ve ayrıcalığının kalmadığı bir toplum ne yazık ki.

3.Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?
       - Çalışmak ile annelik arasında tercih yapmak zorunda kalmak
       - Anneliğe destek olacak kimi imkanlara erişememek (hem anne, hem de çocuk için sosyal imkanlardan bahsediyorum)
       - Çocuk sahibi olmanın getirdiği maddi zorluklarla başetmek zorunda kalmak
4.“Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?
        - Kreş
        - Süt sağma/Emzirme Odası
        - Hamilelikte destek (Mobbing uygulanmaması, işe girerken çocuk sahibi olma ihtimalinin bir elenme sebebi olmaması, çalışma koşullarının düzenlenmesi...vs)

5.Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?
        - Çocuklarının bakımı için yeterli bakımevi olanaklarının olmayışı ve bu nedenle bu konuda büyükannelere veya eğitimsiz bakıcılara muhtaç olmak
        - Doğum sonrası ücretsiz izinlerin ve süt izinlerinin kullandırılması esnasında uygulanan psikolojik baskı
        - Çocuk bakımı ve ev işlerinin getirdiği tüm yükün sadece annelerin üzerinde olması

6.Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?
Annelerin hayatını kolaylaştırıcı ortak mekanlar olmasını sağlardım, çocuk bakımevi, yemekhane, çamaşırhane....vs

Pazar, Ekim 02, 2011

Kız işte

Aslında bir ara uzun uzun ilk 7 aya göre kız bebek ve erkek bebek arasındaki farkları yazacağım. Ama aşağıdaki resimler kız bebeklerin ne kadar değişken bir ruh haline sahip olduklarını gösteriyor. En azından benim kızım heyheyli bir cadı :)

Resimleri sadece 30 saniye arayla çektim. Ve bu değişikliği gerektiren hiçbir şey de olmadı. Yorum sizin...






7 aylık bir başka çocuk menüsü

Bir başka diyorum çünkü 4 sene önce Poyraz bu aylarda iken yazdığım menü ile alakası olmayacak bu menünün.

Sevgili minik kızım, biraz da hastalığın etkisiyle (viral bir enfeksiyon ama bronşlara inmiş:( ) aynen şu şekilde besleniyor. Bunların en iyi ihtimalle yedikleri olduğunu da belirteyim. Çoğunlukla bunlarıun hepsi aynı gün içinde yenmiyor.

Kalkış - Prensesin kalkış saati genellikle belli olmuyor ama çoğunlukla babasıyla 9'a kadar uyuyor.
Kahvaltı - Kahvaltı etmiyor, ağzına peynir sokamadım. Genelde 2 adet bebek bisküvisi veya bir parça ekmek kemiriyor. Onların da ne kadarı ağzına, ne kadarı üstüne başına gidiyor bilemiyorum.
1 saat sonra max 50-60 ml süt (devam sütü veya sağıp bıraktığım anne sütü) ve uyku
Uyanınca meyve (2-3 tane üzümün suyu veya 1/4 armutun rendesi veya bir iki ısırık muz)
Öğle uykusu 2 sata kadar sürüyor
Uyanınca yarım çay bardağı kadar sebze yemeği ve iyi ihtimalle 2-3 çay kaşığı yoğurt

Yazmadım tabi ama aralarda 50-60 cc süt içip uyuyor

Akşam şekerlemesinden sonra yine süt.
Bizimle akşam yemeği sırasında canı ne isterse (ekmek, 1-2 parça makarna, haşlanmış havuç...vs)
Gece yatmadan önce muhallebiyi ağzına sürmüyor. Sadece anne sütü
Ve gece boyunca da çeşitli aralıklarla uyanıp emiyor.

İşte hepsi bu :)






Pardon siz iyi biri misiniz?

İstanbul'da yaşıyor olmanın, belki de çağımızın getirdiği bir paranoyanın sonucunda çocuğumu yabancı insanlarla konuşmaması konusunda sürekli uyarıyorum. Neden bir eve ben yokken gidemeyeceğini, neden kimseden yiyecek birşey almaması gerektiğini, neden kimseyle bir yere gitmemesi gerektiğini açık açık anlatıyorum. Peki anlıyor mu? Tabi ki hayır çünkü o bir çocuk. Saf ve iyi niyetli bir çocuk.

Sürekli gittiğimiz bir yer var, Piraye Restorant. Mekan yakın arkadaşlarımızın zaten. Mekanın önü çıkmaz sokak ve çocuklar orada araç korkusu olmaksızın oynuyorlar. Ama sokakta kalmıyorlar. Geçenlerde karşıdaki bir evden çıkarken yakaladım onları. Ne ara girdiler hiç bilmiyorum ama çok korktum. Poyraz'ı da adam akıllı haşladım. "Ya onlar kötü insanlarsa, ya sana zarar verirlerse, ya seni bir daha göremezsem..." "Neden kötü olsunlar ki anne" deyip durdu benim meleğim.

Dün Güneş'in doğum gününü kutladık aynı mekanda. Tabi Poyraz ve Piraye yine ortalıktan yok oldular. Hazine arıyorlarmış, onları bir binanın altındaki resim atölyesine tam girecekken yakaladım. Yine aynı sokakta sonuçta uzakta değil ama bilmediğim bir yer. Sonradan anladım ki, oranın sahibi ressam bayan zaten restorantın önündeki masalardan birinde oturuyormuş. Tanıyorlarmış ama ben tanımıyorum neticede. Kadınla tanıştık ve kadın bana "ne kadar sevimli bir oğlunuz var" dedi. Dükkana girmeye teşebbür etmeden önce, benim bay zeki işini garantiye almak için kadına sormuş; "pardon siz iyi biri misiniz?" diye. Kadın anlamamış tabi "evet" demiş. Benimki yeterli bulmamış anlaşılan, "bakın doğru söylüyorsunuz di mi, gerçekten iyi birisiniz di mi" diye de üstelemiş. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

"Oğlum kötü biri hiç kötüyüm der mi, kötü bile olsa iyiyim dese ve seni kandırsa ne olacak" dedim. Ne cevap verse beğenirsiniz, "anee yalan söylemek çok kötü birşeydir"

Ben seni nasıl koruyacağım benim iyi kalpli, dürüst oğlum....

Perşembe, Eylül 29, 2011

Pazartesi, Eylül 19, 2011

Bay hazırcevap

Çeşitli defalar Poyraz'ın nefis incilerini paylaşmıştım sizinle. Büyüdükçe çok daha hazırcevap bir çocuk haline geldi. İşte son komedisi;

Mira'ya "tel sarar" öğretmeye çalışıyorum. Bu arada Poyraz da yemek yiyor.

- Tel sarar kızlar tel sarar, tel bulamazsa ne sarar...
(Birkaç kez söyledikten sonra Poyraz'ın dikkatinin üstümüzde olduğunu farkettim ve meseleye abiyi de dahil etmeye karar verdim.
- Tel sarar Poyraz tel sarar, tel bulamazsa ne sarar...
(Bunu duyan cool abimiz kafasını çevirir ve yemeğiyle ilgileniyormuş gibi yaparken düşük bir ses tonuyla yanıt verir)
- Tel bular Poyraz tel bular, merak etme anne tel sarar

:))))))) Ben sana ne diyim annem...