20 gün olmuş son yazımı yazalı. Blogum sürekli aklımda ama sıpacık bana şöyle rahat bir zaman vermiyor ki :)
Geceleri sürekli kalkıp emzirdiğim için gündüzleri o uyuduğunda ben de uyuyorum. Uyumadığım zaman da ev işleri ile ilgileniyorum.
:)) Uyandı benim küçük dinazor. Müsadenizle...
Not: Yazacağım hiç merak etmeyin. İlk iki ayda neler yaşadık, tek tek paylaşacağım.
Bunun dışında can dostlarımız Özü ve Kıvanç, minik kelebekleri Deniz'i de alıp Ankara'ya yerleştiler. Dostluğumuzun hep süreceğini biliyorum ama uzakta olmak beni hüzünlendiriyor. İnsan bu kadar içten dostlukları kolay kolay kuramıyor çünkü. Umarım onlar için çok çok güzel olur herşey. Sizi tanımış olduğum için çok mutluyum.
Çarşamba, Mayıs 02, 2007
Çarşamba, Nisan 11, 2007
Serüven devam ediyor...
Aslında bu bloga, hamilelik sürecimi paylaşmak için başlamıştım. Artık hamilelik bitti. Ama serüven devam ediyor. Hatta asıl heyecanlı kısmı şimdi başladı ve ömür boyu da sürecek. Bu yüzden blogum da devam etmeli diye düşünüyorum. Seyrek yazabiliyorum, ama yazacağım. Beni yalnız bırakmayın e mi?
Perşembe, Mart 29, 2007
24 günlük olduk...
Hala birbirimize alışmaya çalışıyoruz. Daha çok miniğiz ve bir düzenimiz yok tabi ki.. Gece sabah karşı gaz sancılarımız tutuyor. Onun dışında genel gidişat iyi denebilir.
Ben en son geçen cumartesi dışarı çıktım. Tuhaf bir durum. Bu sabah ortalıktaki fişleri topluyordum. Market fişlerini görünce gözlerim doldu. Komik gibi geliyor kulağa ama aslında trajikomik...
İnsan markete bile gitmeyi özler mi yav...
Tek bir ekmek için bile Tonguç'tan rica etmek, 2 kelime edecek insan beklemek...
Herkes yorgun, herkes meşgul...
Gece oğlum ve ben, gündüz oğlum ve ben. Şikayetçi değilim, kuzumla çok iyi vakit geçiriyorum. Sabırlıyımdır ben. Elbette devran dönecek.
Kimseye güvenerek doğurmadım ben bu çocuğu. Herkes hayatına kaldığı yerden devam etsin. Ben hallederim.
Ben en son geçen cumartesi dışarı çıktım. Tuhaf bir durum. Bu sabah ortalıktaki fişleri topluyordum. Market fişlerini görünce gözlerim doldu. Komik gibi geliyor kulağa ama aslında trajikomik...
İnsan markete bile gitmeyi özler mi yav...
Tek bir ekmek için bile Tonguç'tan rica etmek, 2 kelime edecek insan beklemek...
Herkes yorgun, herkes meşgul...
Gece oğlum ve ben, gündüz oğlum ve ben. Şikayetçi değilim, kuzumla çok iyi vakit geçiriyorum. Sabırlıyımdır ben. Elbette devran dönecek.
Kimseye güvenerek doğurmadım ben bu çocuğu. Herkes hayatına kaldığı yerden devam etsin. Ben hallederim.
Salı, Mart 20, 2007
Pazartesi, Mart 19, 2007
Doğum hikayemiz...

4 Mart Pazar sabahı çamaşır değiştirirken az bir miktar suyum geldi. Bacaklarımın arasından süzülenin idrar ya da başka birşey olmadığına emindim. Doktorumu aradım, "hemen hastaneye gidin, NST ile bir baksınlar. Bir de turnusollu ped versinler" dedi. Tonguç'un belki de ilk defa hazırladığı mükellef kahvaltı sofrasını bırakıp hastaneye gittik. NST çekildi, doğru düzgün sancı yok. Turnusollu ped verdiler, renk değişikliği olmadı. Çünkü gelen sıvı kurumuştu ve devamı da gelmedi.
Neyse öğleye doğru eve geldik ve kurt gibi acıkmış olarak bizi bekleyen kahvaltı sofrasına oturduk. Bu mesele üzerinde hiç durmadım, zira vakti gelince bebeğimin bana sağlam bir işaret vereceğinden hiç şüphem yoktu. Bütün gün evde keyif yaptık, yayılıp gazete filan okuduk. Akşam olunca babaanneyi de alıp Çiya'ya yemeğe gittik. Güzel yemekler yedik, kekik çayı içtik. Eve gelince 23 gibi yattım. Saat 01.30'da bol miktarda sıvının bacaklarımdan aşağı akmaya çalıştığını hissedip hemen yataktan fırladım ve o anda pijamamın altını tamamen ıslatan o şeffaf, berrak ve kokusuz ılık sıvı boşaldı. "Tamam" dedim, "İşaret bu". Tonguç'a seslendim. Beni görünce acayip panik oldu. Oysa ben son derece mutlu ve sakindim, hiç sancım yoktu. Hızlıca giyindim. Hastane çantamızı da aldık ve dışarı çıktık. Bu sırada Tonguç'un aradığı Buğra da arabayla geldi ve hastaneye gittik. Hemen ultrasonla baktılar, hala bir sürü suyum olduğunu gördüler. Oysa ben hepsi bitmiştir diye düşünmüştüm. Meğerse içerde dünya kadar su biriktirmişim. Muayenede ise rahim ağzının 2 cm kadar açıldığını söylediler. Yatışım yapıldı, arkadan iliklenen pembe hastane önlüğümü giydim. Sabah 6.30'a kadar uyur uyanık vaziyette bekledik. Bu arada 2 saatte bir NST'ye bağlandım. Sancı görünüyordu ama çok seyrekti. Ben ise hiçbir sancı hissetmiyordum. Sabah kardeşim geldi. Yapılan muayenemde rahim ağzının 3 cm olduğu söylendi. Neyse beklemeye devam ettim tabi. O kadar sakin ve heyecansızdım ki, ben bile kendime şaşırıyordum. Oysa saatler içinde hayatım değişecekti.
Gün içinde yavaş yavaş artan sancılar gelmeye başladı. Ama ben hamilelik yogasında öğrendiğim nefes teknikleri ile bu sancıları kolayca atlattığım için "hah bu da ne ki, ben bu doğumu kolayca yaparım" havasına girmiştim bile. Öğleden sonra doktorum geldi, muayene etti. Açılma hala 3 cm olunca moralim biraz bozuldu tabi. Akşam 18gibi, hastanede bana suni sancı vermeye çalıştılar. Kesinlikle reddettim. Bunu daha önce doktorumla konuşmuştuk ve suni sancının normal sancıdan çok daha fazla can yakan birşey olduğunu biliyordum. Üstelik suni sancıdan sonra normal doğuma girenlerin oranı sadece %20 imiş. Saat 19'de doktorum tekrar geldi. Muayene etti ve açılmanın 4 cm olduğunu görünce bana şu seçenekleri sundu. Ya hemen sezaryene girecektim. Ya sabaha kadar sancı çekip bekleyecektim ve açılmaya tekrar bakacaktı, ya da sadece 2 saat daha bekleyip, açılmanın gidişatına göre karar verecektik. Ben son seçeneği istedim. Moralim bozuldu, çünkü normal doğum yapabilmeyi çok istiyordum. En azından bir miktar daha şansımı zorlamak istedim. Bu arada aradan neredeyse 20 saat geçmiş olmasına rağmen hala zaman zaman suyum geliyordu. Bu da bebeğin başının doğum kanalına girmediğinin göstergesiydi.
Saat 19-21 arası işkence gibiydi. O kadar çok sancı çektim ki, nefes egzersizleri hiçbir işe yaramıyordu. Odada annem, kardeşim, kayınvalidem, Tonguç ve Tuğba dehşetli gözlerle beni seyrediyorlardı. Onlar mı daha komikti, ben mi daha acınasıydım hala karar veremiyorum :)
Saat 21'de doktorum geldi ve tekrar muayene etti. Ben en azından 7 cm filan açılma olmasını umuyordum o kadar sancıdan sonra. Doktor "hala 4 cm" diyince ağlamaya başladım. Moralim sıfıra indi, dayanacak halim kalmamıştı. "Lütfen bana narkoz verin ve bebeğimi çıkarın" dediğimi hatırlıyorum. Doktorun, benim ve ameliyat ekibinin hazırlanması için geçen yarım saatlik süre bana bir asır gibi geldi. Neyse beni aldılar, ameliyathaneye indirdiler. Ameliyat ekibi oldukça neşeli ve espiriliydi, ben de o kadar acıdan sonra bitmiş durumda idim ama çok sakindim. "Ne zaman narkoz vereceksiniz" diye sormamın hemen arkasından doktorumun bana "bay baay, iyi uykular" dediğini hatırlıyorum.
5 Mart Pazartesi akşamı saat 21.43'te oğlum dünyaya gelmiş. Beni odaya çıkardıklarında saat 22.15 filandı sanırım. Kendimdeydim, konuşulanları duyabiliyordum. Ama gözlerimi açamıyordum. Sadece "bebeğim nasıl" diye sorabildim. "Çok iyi" dediler. İkinci sorum ise kaç kilo olduğu idi :))
Aradan 10-15 dakika geçmeden 3,665 kg'lık ve 49 cm'lik oğlumu yanıma getirdiler. Yanak yanağa bir süre durduk. Sanki senelerdir ben bu miniğin annesiydim, o kadar tanıdık, o kadar sıcak yani. Ekstra hiçbir şey hissetmedim. Ben onu zaten çok seviyordum, hamileliğim boyunca hep sevdim. Bu arada odada bir bebeği net seçebiliyordum, bir de Anı'yı. Canım oğlum kardeşinin yanından hiç ayrılmadı.
Sonra gelen bir bebek hemşiresinin yardımı ile bebeğimi emzirmeye başladım. Biz gerçekten çoook uzun süredir tanışıyor olmalıydık. Bu bizim ilk karşılaşmamız değildi. O kadar doğaldı yani herşey. Yavaş yavaş odadaki insanları seçmeye başladım. Bütün arkadaşlarım, canlarım gelmişti. Gelemeyenler de sonraki gün bir bir geldiler zaten. Herkesle resim çektirdik. Herkese bir kez daha çok ama çok teşekkür ediyorum, bana güç verdiniz.
O gece beni yürüttüler. Asıl kritik olan gaz çıkarmammış, ama onun için ertesi akşama kadar beklemeleri gerekti :)
Çarşamba günü öğle saatlerinde hastaneden çıktık, Burçak bizi hastaneden geldi aldı. Artık evimizdeyiz. Bugün tam 2 haftalık bir kara kuzu olduk. Gittikçe birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Ben 11 kilo verdim, oğlum hastaneden çıktıktan sonra 300 gr aldı, boyu 2 cm uzadı. İkimiz de iyiyiz anlayacağınız.
İyi dileklerini sunan herkese sevgilerimi iletiyorum. Gerçekten herkesin bu duyguyu yaşamasını dilerim...
Perşembe, Mart 08, 2007
Hoşgeldin oğlum!
Ve uzun bir maratondan sonra canım oğlum 5 Mart Pazartesi akşamı saat 21.43'te dünyaya geldi. Elbette ben de onunla birlikte yeniden dünyaya geldim. İlk fırsatta süreci detaylı olarak yazacağım. Ancak şimdilik yoğun ısrarlar nedeniyle bir resmini koyuyorum. Arayan aramayan, gelen gelemeyen, cevap verdiğim veremediğim herkese çok ama çok teşekkür ederiz...
Pazar, Mart 04, 2007
Küçük bir sinyal...
Günlerim biraz daha hareketlenmeye başladı. Sanırım vakit yaklaşıyor. Bu sabah rahat bir geceden sonra saat 9 gibi uyandım. Ben mutfağı toparladım, bulaşık makinesini filan yerleştirdim. Tonguç da kahvaltıyı hazırladı. Tam pijamalarımı çıkartırken bacaklarımdan aşağı birkaç damla birşey süzüldüğünü hissettim. Rakı renginde, kokusuz, homojen bir sıvı. Bildiğim, daha önce gördüğüm türden birşey değildi. Herhalde suyum geldi diye düşünerek vekil doktorumu aradım. Bana hastaneye gidip turnusollu ped koymamı ve NST'ye girmemi söyledi. Kahvaltı masasını ortada bırakarak hastaneye gittik. Tahmin ettiğimden çok daha rahat ve soğukkanlı olmama ben bile şaştım doğrusu. Eve 3 kişi dönebilirdik.
Neyse hastanede turnusollu ped koydum ve NST'ye girdim. Turnusol gelen sıvının bazik amniyos sıvısı olup olmadığını anlamak içindi. Amniyos sıvısı ise turnusol kağıtları maviye dönecekti. Ama ne yazık ki benim başka suyum gelmedi. Sanırım oğlum küçük bir delik açtı içinde bulunduğu keseye.
NST sonucunda sancı çıktı ama ben hiçbir acı hissetmediğim ve daha fazla da su gelmediği için evimize geri döndük. Kurt gibi acıkmış olarak hemen kahvaltı sofrasına saldırdık. Tüm gün sancım olur mu, suyum gelir mi diye bekledim ama ne gelen var, ne de giden. Kasılmalar devam ediyor ama onun dışında bir numara yok. Poyraz da son 2 güne göre daha hareketli. Umarım bir sorun yoktur. Yarın tekrar NST çektireceğiz. Tabi sabahı bulabilirsek :))
Sanırım artık günler "akşamı bulabilir miyim, sabahı bekler mi" modunda geçecek bir süre.
Sanırım sancım olmamasından kaynaklı bir rahatlık ve heyecansızlık var üzerimde. Yani son derece sakin ve de soğukkanlıyım. Hatta özellikle annelerin aşırı ilgisi beni resmen yoruyor. Yanına terlik aldın mı, valize havlu koydun mu, hastaneye ziyarete gelenlere ikram etmek üzere şeker aldın mı... Mümkünse bir köşede sessizce doğurup eve gelmek istiyorum. Bu harika doğa olayının tadına vara vara yaşamak istiyorum. Yapmacıksız, adetsiz, hatır gönül olmadan ve belki de nezaketsiz.
Bu gece birden bire önce şimşek ve gökgürültüsü, ardından da sağanak bir yağmur başladı. İstanbul özlediği yağmura kavuşurken ben de özlediğim oğluma kavuşacak mıyım acaba? Oğlum sen misin bu gümbür gümbür gelen?
Bekleyip göreceğiz:) Herkese kocaman sevgiler...
Neyse hastanede turnusollu ped koydum ve NST'ye girdim. Turnusol gelen sıvının bazik amniyos sıvısı olup olmadığını anlamak içindi. Amniyos sıvısı ise turnusol kağıtları maviye dönecekti. Ama ne yazık ki benim başka suyum gelmedi. Sanırım oğlum küçük bir delik açtı içinde bulunduğu keseye.
NST sonucunda sancı çıktı ama ben hiçbir acı hissetmediğim ve daha fazla da su gelmediği için evimize geri döndük. Kurt gibi acıkmış olarak hemen kahvaltı sofrasına saldırdık. Tüm gün sancım olur mu, suyum gelir mi diye bekledim ama ne gelen var, ne de giden. Kasılmalar devam ediyor ama onun dışında bir numara yok. Poyraz da son 2 güne göre daha hareketli. Umarım bir sorun yoktur. Yarın tekrar NST çektireceğiz. Tabi sabahı bulabilirsek :))
Sanırım artık günler "akşamı bulabilir miyim, sabahı bekler mi" modunda geçecek bir süre.
Sanırım sancım olmamasından kaynaklı bir rahatlık ve heyecansızlık var üzerimde. Yani son derece sakin ve de soğukkanlıyım. Hatta özellikle annelerin aşırı ilgisi beni resmen yoruyor. Yanına terlik aldın mı, valize havlu koydun mu, hastaneye ziyarete gelenlere ikram etmek üzere şeker aldın mı... Mümkünse bir köşede sessizce doğurup eve gelmek istiyorum. Bu harika doğa olayının tadına vara vara yaşamak istiyorum. Yapmacıksız, adetsiz, hatır gönül olmadan ve belki de nezaketsiz.
Bu gece birden bire önce şimşek ve gökgürültüsü, ardından da sağanak bir yağmur başladı. İstanbul özlediği yağmura kavuşurken ben de özlediğim oğluma kavuşacak mıyım acaba? Oğlum sen misin bu gümbür gümbür gelen?
Bekleyip göreceğiz:) Herkese kocaman sevgiler...
Cumartesi, Mart 03, 2007
Kasılma var, sancı yok...
Çok tembellik ettim ve bloguma yazmadım değil mi? Açıkçası yazmak gün saymak gibi geliyor. Ve ben artık gün saymıyorum. Apansız gelişini bekliyorum bebeğimin. Biraz da bu yüzden ihmal ettim bu günlüğü.
Peki bugün neden yazdım? Blogumun bir amacı da bu serüveni yaşayacak başkalarına deneyim aktarmaktı. Sanırım paylaşmam gereken şeyler var.
Perşembe günü son derece hareketli, hatta dışardan bile farkedilir olan oğlum 2 gündür oldukça nazlı. Daha önce de böyle şeyler yapmıştı ama artık bitiş çizgisine bu kadar yaklaştığımız günlerde her değişiklik insanda endişe yaratıyor ister istemez. Her gece en az 2 kez tuvalete kalkmama rağmen son 2 gece buna hiç ihtiyaç hissetmedim. Buna karşılık çok gazım var ve barsaklarım sürekli dolu gibi. Karnım da çoğunlukla sert, taş gibi. Dün sabrettim, bugün de öğlene kadar bekledim. Durumda bir değişiklik, hareketlerde bir artma olmayınca vekil doktorumuzu aradım. Kendi doktorum yurtdışında ne yazık ki. Neyse Ali Bey de çok sevimli biri ve hemen ilgilendi. "Muhtemelen birşey yoktur ama bir NST çektirelim de içimiz rahat etsin" dedi. Hemen kliniğe gittik ve NST çektirdim. Kalp atışlarımız normal, birkaç kere de kıpırdadı sıpacık. Gün boyu 10 hareketin altına düşmediği sürece sorun yokmuş. Önceden çok daha fazla hareket ettiği için bu kadar hareket bana yetmedi tabi. NST'yi Ali Bey'e göstermeye çıktım. Ali Bey gülümsedi ve burda bir kasılma olmuş dedi. Arada bir kasılma oluyor ama sancım yok dedim. Sancı olmayabilirmiş. Doğum sürecine girmişiz ama bu durum günlerce bile sürebilirmiş. Kasılmalara sancı da eşlik ederse ve sıklaşırsa kendisini arayacakmışız.
Şu anda sakinim. Kasılmalar devam ediyor. Sanki karnımın içinde bir kedi, birşeyden korkup zaman zaman sırtını kabartıyor gibi. Karnım taş kesiliyor. Karnımın altında baskı var ama sancı yok henüz. Bunların doğum sancısı olup olmadığını bilemiyorum tabi. Ama kayda değer bir durum olduğunu düşünüyorum.
Gelişmeler konusunda sizi haberdar edeceğim.Yukardaki resim NST sırasında Tonguç'un çektiği bir resmim. Üstteki parça karnımdaki kasılmaları ölçüyor. Alttaki de bebeğin kalp atışlarını sayıyor. Elimdeki alet de, bebeğin hareketlerini hissettiğimde bastığım bir buton. Böylece 3 verili bir test sonucu alınıyor ve bu 3 veri birlikte değerlendiriliyor.
Pazartesi, Şubat 26, 2007
39. haftaya girdim, oğlumun keyfi yerinde
Bugün itibariyle artık normal hamilelik süresinin son iki haftasına girmiş bulunmaktayız. Doğumların %80'i bu iki hafta içinde oluyormuş. Bekleyip göreceğiz artık :)
Hazırlıklar büyük ölçüde tamamlandı. Yarın evde temizlik var, oğlumu temiz temiz karşılayayım istiyorum da.
Babaannemiz de geldi, bizimle birlikte bekliyor. Anlayacağınız şimdilik hayatım son derece sakin. Kalkıyorum, kahvaltı ediyorum. Biraz keyif, biraz iş yapıyorum. Sonra öğle şekerlemesi :) Kalkınca biraz dışarı çıkıyorum, yürüyüş ve ufak alışverişler için. Eve dönünce akşam yemeği hazırlıkları. Sonra babamız geliyor, yemek yiyoruz. Televizyon, gazete derken yatma vakti geliyor zaten.
Bakalım bu rutin daha ne kadar sürecek :)
Hazırlıklar büyük ölçüde tamamlandı. Yarın evde temizlik var, oğlumu temiz temiz karşılayayım istiyorum da.
Babaannemiz de geldi, bizimle birlikte bekliyor. Anlayacağınız şimdilik hayatım son derece sakin. Kalkıyorum, kahvaltı ediyorum. Biraz keyif, biraz iş yapıyorum. Sonra öğle şekerlemesi :) Kalkınca biraz dışarı çıkıyorum, yürüyüş ve ufak alışverişler için. Eve dönünce akşam yemeği hazırlıkları. Sonra babamız geliyor, yemek yiyoruz. Televizyon, gazete derken yatma vakti geliyor zaten.
Bakalım bu rutin daha ne kadar sürecek :)
Salı, Şubat 20, 2007
Doğum izninde ilk günüm
Neredeyse 1 hafta olmuş yazmayalı... Bir süre daha sık güncellerim ama sonra sanırım daha zor olacak blogumla ilgilenmem.
Bugün itibariyle doğum iznine ayrıldım. Yasalar en fazla 3 hafta kalana kadar çalışmama izin veriyorlar. Oysa ben ne kadar istiyordum daha çok çalışmayı :)))
Artık resmen beklemedeyim. 38. haftamıza da girmiş bulunuyoruz. Perşembe doktor kontrolü var. O zaman durum biraz daha netleşir ama dün rapor almak için Zeynepkamil Hastanesine gittiğimde ultrasonla baktılar. Bebek 3.200 kg ve 50 cm olmuş. Normal doğumu tehlikeye atmasın da sıpacık, 4 kilonun üstüne çıkıp :P
Ha bu arada 37. haftamı doldurduğum gün 32. haftadaki Sağlık Durum Raporunu aldığım hastaneye tekrar gittim. Sağlık karnesi ve vizite kağıdı ile. Önce doktor son adet tarihine göre 37. haftanın dolduğuna ikna oldu. Sonra da beni ultrasona yolladı. Ultrasonla bebeğin 37 haftalık olduğu kesinleşince de İşgörmezlik raporundan 2 kopya doldurup imzaladı. Onu başhekimlikte onaylattıktan sonra, hastanenin SSK bürosuna gittim. Oraya formlardan birini ve vizite kağıdımı verdim. Şimdi doğumdan sonra doğum belgesi ve raporun diğer kopyası ile gidip ne zamana kadar izinli olacağımı işleteceğim.
Sabah Tonguç'la birlikte uyandım, saat 8'de. Miskinlik yapsam daha yatardım ama kalktım. Kahraman Aile'si örneğinden çıkardığım sonuca göre uykusuzluğa alışmak lazım :P
Kahvaltımı ettim. Blogumu güncelleyip dışarı çıkıcam. Hava serin ama pırıl pırıl bir güneş var. En taze anne adayına bir uğrayıp laflarım birazcık sanırım. Çok kalabalık değilse pazarın kıyısından da geçmeyi planlıyorum. İşte böyle, vakit dolduracağım. Minnoş ne zaman teşrif edecek acaba?
Bugün itibariyle doğum iznine ayrıldım. Yasalar en fazla 3 hafta kalana kadar çalışmama izin veriyorlar. Oysa ben ne kadar istiyordum daha çok çalışmayı :)))
Artık resmen beklemedeyim. 38. haftamıza da girmiş bulunuyoruz. Perşembe doktor kontrolü var. O zaman durum biraz daha netleşir ama dün rapor almak için Zeynepkamil Hastanesine gittiğimde ultrasonla baktılar. Bebek 3.200 kg ve 50 cm olmuş. Normal doğumu tehlikeye atmasın da sıpacık, 4 kilonun üstüne çıkıp :P
Ha bu arada 37. haftamı doldurduğum gün 32. haftadaki Sağlık Durum Raporunu aldığım hastaneye tekrar gittim. Sağlık karnesi ve vizite kağıdı ile. Önce doktor son adet tarihine göre 37. haftanın dolduğuna ikna oldu. Sonra da beni ultrasona yolladı. Ultrasonla bebeğin 37 haftalık olduğu kesinleşince de İşgörmezlik raporundan 2 kopya doldurup imzaladı. Onu başhekimlikte onaylattıktan sonra, hastanenin SSK bürosuna gittim. Oraya formlardan birini ve vizite kağıdımı verdim. Şimdi doğumdan sonra doğum belgesi ve raporun diğer kopyası ile gidip ne zamana kadar izinli olacağımı işleteceğim.
Sabah Tonguç'la birlikte uyandım, saat 8'de. Miskinlik yapsam daha yatardım ama kalktım. Kahraman Aile'si örneğinden çıkardığım sonuca göre uykusuzluğa alışmak lazım :P
Kahvaltımı ettim. Blogumu güncelleyip dışarı çıkıcam. Hava serin ama pırıl pırıl bir güneş var. En taze anne adayına bir uğrayıp laflarım birazcık sanırım. Çok kalabalık değilse pazarın kıyısından da geçmeyi planlıyorum. İşte böyle, vakit dolduracağım. Minnoş ne zaman teşrif edecek acaba?
Çarşamba, Şubat 14, 2007
37. haftadayım. Neler yapamıyorum?
37. haftanın içindeyim. Bebekler 38. haftadan itibaren doğduklarında normal doğmuş sayılıyorlar. Yani haftaya pazartesiden sonra istediği zaman doğabilir. Tabi tercihim benim evde biraz dinlenmeme izin verdikten sonra gelmesi. Yine de sağlıklısı neyse öyle olsun tabi.
Geçen hafta çooook sevindiğim bir bebek haberi daha aldım. Şimdilik kim olduğunu açıklayamam ama gerçekten Poyraz'a kardeş geliyor diyebilirim.
Poyraz şu anda aşağıdaki resimdeki gibi, sadece başaşağı duruyor. Tahminim 3 kilo civarındadır. Haftaya perşembe doktora gidince öğrenicez tam ağırlığını filan.

Ben ise yaklaşık 14 kilo almış durumdayım. Çok fazla değil ama aldğım tüm kilolar göbeğimde olduğu için ağırlık merkezim ciddi anlamda değişti.
Artık,
- Bacaklarımı kapatarak oturamıyor, yürüyemiyorum
- Bacak bacak üstüne kesinlikle atamıyorum
- Öne doğru çok eğilemiyorum, düşecek gibi oluyorum
- Yürürken dik duramıyorum, arkaya kaykılıyorum ama geçen gün de arka üstü düşecektim neredeyse
- Bir yerden güç almadan yatakta dönemiyorum
- Giyinemiyorum, çünkü sıcak basıyooooo
- Çok fazla oturamıyorum, popo kemiklerim batıyor ve ayaklarım şişiyor
- Bir öğünde çok fazla yiyemiyorum, çünkü mideme baskı yapan birileri (!) nedeniyle kapasitesi azaldı
- Çok fazla dik oturamıyorum, sıpa hemen sıkıştım mesajı veriyor
- Biraz hareket ettikten sonra oturamıyorum, çünkü sıpacık hemen kalk gidelim demeye başlıyor. Resmen ittiriyor, bıraksam gidecek :)
- Yere bişey düşünce eğilip alamıyorum, şekilden şekile girerek kendi icat ettiğim yan çömelme hareketi ile alıyorum
Bunlar şimdilik aklıma gelenler. Doğum iznine çıkmama bugün dahil 3 gün kalmış olmasının tadını çıkarmaya çalışıyorum. Pazartesi, yani 37. haftamın dolduğu gün (36+7 de deniyor) hastaneye gidip raporumu alacağım. Ve dinlenmeye çekilip, enerji toplamaya çalışacağım.
Umarım minnoş da bunları biliyordur :P
Geçen hafta çooook sevindiğim bir bebek haberi daha aldım. Şimdilik kim olduğunu açıklayamam ama gerçekten Poyraz'a kardeş geliyor diyebilirim.
Poyraz şu anda aşağıdaki resimdeki gibi, sadece başaşağı duruyor. Tahminim 3 kilo civarındadır. Haftaya perşembe doktora gidince öğrenicez tam ağırlığını filan.

Ben ise yaklaşık 14 kilo almış durumdayım. Çok fazla değil ama aldğım tüm kilolar göbeğimde olduğu için ağırlık merkezim ciddi anlamda değişti.
Artık,
- Bacaklarımı kapatarak oturamıyor, yürüyemiyorum
- Bacak bacak üstüne kesinlikle atamıyorum
- Öne doğru çok eğilemiyorum, düşecek gibi oluyorum
- Yürürken dik duramıyorum, arkaya kaykılıyorum ama geçen gün de arka üstü düşecektim neredeyse
- Bir yerden güç almadan yatakta dönemiyorum
- Giyinemiyorum, çünkü sıcak basıyooooo
- Çok fazla oturamıyorum, popo kemiklerim batıyor ve ayaklarım şişiyor
- Bir öğünde çok fazla yiyemiyorum, çünkü mideme baskı yapan birileri (!) nedeniyle kapasitesi azaldı
- Çok fazla dik oturamıyorum, sıpa hemen sıkıştım mesajı veriyor
- Biraz hareket ettikten sonra oturamıyorum, çünkü sıpacık hemen kalk gidelim demeye başlıyor. Resmen ittiriyor, bıraksam gidecek :)
- Yere bişey düşünce eğilip alamıyorum, şekilden şekile girerek kendi icat ettiğim yan çömelme hareketi ile alıyorum
Bunlar şimdilik aklıma gelenler. Doğum iznine çıkmama bugün dahil 3 gün kalmış olmasının tadını çıkarmaya çalışıyorum. Pazartesi, yani 37. haftamın dolduğu gün (36+7 de deniyor) hastaneye gidip raporumu alacağım. Ve dinlenmeye çekilip, enerji toplamaya çalışacağım.
Umarım minnoş da bunları biliyordur :P
Pazartesi, Şubat 12, 2007
Komik hafta sonu ve son iş haftası
Günaydııın,
Hafta sonu İstanbul'da hava muhteşemdi. Sanki Nisan havası. Muhteşem diyorum ama bir süre daha yapmur yağmazsa yaz mevsimi de çöl havası şeklinde yaşanacak sanırım. Neyse Cumartesi günü tüm gün evdeydim, tembellik edip dışarı çıkmadım ve dinlendim. Oğlumun küçük beşiğini hazırladım. Çok sevimli oldu. Kenarlarına kurdeleyi de geçirince fotoğrafını çeker bloguma koyarım.
Pazar günü ise cumartesi yaptığım tembelliği yapmayıp, yürüyüş yapayım dedim. Çıktım dolaştım, kırmızı taç ve lacicert kurdele aldım. Anakucağını yumuşatmak için elyaf aldım. Akşam yemeği için balık aldım. En son da evde keyif yapmak için gazete aldım ve eve döndüm. Bu kadarcık yürümek bile beni oldukça yordu. Eve gidince balkon kapısını filan açayım da ev iyice havalansın dedim. Sonra balkona vuran güneşi görünce, biraz balkona oturayım dedim. Ev telefonunda Özü'nün beni aramış olduğunu görünce onu geri aradım ve Kıvanç'la konuşurken balkona çıktım. Özü uyuyormuş, Kıvanç da Deniz'i uyutmaya çalışıyormuş. Küçük cadı tam bir kucak prensesi olmuş meğer:))
Kıvanç'la konuştuktan sonra aldığım gazeteleri balkonda okumaya karar verdim. Gazete poşetini getirip balkon masasına koymuştum ki, balkon kapısı kapandı. O anda hatırladım ki, balkon kapısının balkon tarafındaki kolu çıkmıştı. Balkonda mahsur kaldım. Allahtan ev telefonu yanımda dedim ve işte olan Tonguç'u iş telefonundan aradım. "Buraya gelmen lazım" dedim, "Niye?" dedi veeeeee.... Telsiz telefonun şarjı bitti. Cep telefonları içerde. Ben 5. katta balkondayım. Sağda solda balkonda kimse yok. Neyse en azından Tonguç'a ulaştım, motora atlar gelir herhalde diye düşünerek panik yapmadım ve gazete okumaya başladım.
Aradan yarım saat geçti ama gelen giden olmayınca balkondan dışarı bakmaya başladım. Tanıdık birini görürsem Tonguç'u aratayım diye. Neyse ki bir komşumuzu gördüm. Ama 5. kattan aşağıya bağırarak derdimi anlatırken bütün mahalle hamile bir kadının balkonda mahsur kaldığını öğrendi tabi. Neyse bir süre sonra Tonguç'a ulaştı ve bennim balkonda mahsur kaldığımı söyledi. Tonguç yakınlardaymış zaten 5 dakika sonra geldi ve beni kurtardı. Kan ter içinde kalmıştı. Kapının koluna küfredip duruyordu. Sonra o işe geri döndü mecburen.
İşin Tonguç tarafı daha eğlenceli. Ben onu arayıp o kadarcık konuşabilince panik olmuş. Balkon kapısını da çoktan unuttuğu için benim balkonda mahsur kalmış olabileceğim aklına gelmemiş. Önce cepten bana ulaşmaya çalışmış. Ordan da ulaşamayınca iyice panik olmuş. Birkaç arkadaşı aramış, onlardan da sonuç alamamış. Motora atladığı gibi doğum yapmayı planladığım hastaneye gitmiş. Bu arada Mecidiyeköy'den Kadıköy'e de gelmiş olduğunu söylemem lazım. Hastanede beni sormuş. "Buraya Özlem Koç diye biri geldi mi, hamileydi, doğuracaktı" filan diye. Tam o sırada bizim komşunun telefonunu alınca rahatlamış ve eve gelmiş.
Tonguç'la son birkaç günde 2 kez papaz olduk da, bu durum benim özellikle hoşuma gitti. Yani ne yapsam da cezalandırsam desem, ancak bunu yapardım. Ama valla benim hiç suçum yok. :))))
Bu hafta 37. haftaya girdim. Ve de son iş haftasına. Önümüzdeki haftadan itibaren izinde olacağım. Mutluyum, heyecanlıyım, sabırsızım ve de korkuyorum....
Hafta sonu İstanbul'da hava muhteşemdi. Sanki Nisan havası. Muhteşem diyorum ama bir süre daha yapmur yağmazsa yaz mevsimi de çöl havası şeklinde yaşanacak sanırım. Neyse Cumartesi günü tüm gün evdeydim, tembellik edip dışarı çıkmadım ve dinlendim. Oğlumun küçük beşiğini hazırladım. Çok sevimli oldu. Kenarlarına kurdeleyi de geçirince fotoğrafını çeker bloguma koyarım.
Pazar günü ise cumartesi yaptığım tembelliği yapmayıp, yürüyüş yapayım dedim. Çıktım dolaştım, kırmızı taç ve lacicert kurdele aldım. Anakucağını yumuşatmak için elyaf aldım. Akşam yemeği için balık aldım. En son da evde keyif yapmak için gazete aldım ve eve döndüm. Bu kadarcık yürümek bile beni oldukça yordu. Eve gidince balkon kapısını filan açayım da ev iyice havalansın dedim. Sonra balkona vuran güneşi görünce, biraz balkona oturayım dedim. Ev telefonunda Özü'nün beni aramış olduğunu görünce onu geri aradım ve Kıvanç'la konuşurken balkona çıktım. Özü uyuyormuş, Kıvanç da Deniz'i uyutmaya çalışıyormuş. Küçük cadı tam bir kucak prensesi olmuş meğer:))
Kıvanç'la konuştuktan sonra aldığım gazeteleri balkonda okumaya karar verdim. Gazete poşetini getirip balkon masasına koymuştum ki, balkon kapısı kapandı. O anda hatırladım ki, balkon kapısının balkon tarafındaki kolu çıkmıştı. Balkonda mahsur kaldım. Allahtan ev telefonu yanımda dedim ve işte olan Tonguç'u iş telefonundan aradım. "Buraya gelmen lazım" dedim, "Niye?" dedi veeeeee.... Telsiz telefonun şarjı bitti. Cep telefonları içerde. Ben 5. katta balkondayım. Sağda solda balkonda kimse yok. Neyse en azından Tonguç'a ulaştım, motora atlar gelir herhalde diye düşünerek panik yapmadım ve gazete okumaya başladım.
Aradan yarım saat geçti ama gelen giden olmayınca balkondan dışarı bakmaya başladım. Tanıdık birini görürsem Tonguç'u aratayım diye. Neyse ki bir komşumuzu gördüm. Ama 5. kattan aşağıya bağırarak derdimi anlatırken bütün mahalle hamile bir kadının balkonda mahsur kaldığını öğrendi tabi. Neyse bir süre sonra Tonguç'a ulaştı ve bennim balkonda mahsur kaldığımı söyledi. Tonguç yakınlardaymış zaten 5 dakika sonra geldi ve beni kurtardı. Kan ter içinde kalmıştı. Kapının koluna küfredip duruyordu. Sonra o işe geri döndü mecburen.
İşin Tonguç tarafı daha eğlenceli. Ben onu arayıp o kadarcık konuşabilince panik olmuş. Balkon kapısını da çoktan unuttuğu için benim balkonda mahsur kalmış olabileceğim aklına gelmemiş. Önce cepten bana ulaşmaya çalışmış. Ordan da ulaşamayınca iyice panik olmuş. Birkaç arkadaşı aramış, onlardan da sonuç alamamış. Motora atladığı gibi doğum yapmayı planladığım hastaneye gitmiş. Bu arada Mecidiyeköy'den Kadıköy'e de gelmiş olduğunu söylemem lazım. Hastanede beni sormuş. "Buraya Özlem Koç diye biri geldi mi, hamileydi, doğuracaktı" filan diye. Tam o sırada bizim komşunun telefonunu alınca rahatlamış ve eve gelmiş.
Tonguç'la son birkaç günde 2 kez papaz olduk da, bu durum benim özellikle hoşuma gitti. Yani ne yapsam da cezalandırsam desem, ancak bunu yapardım. Ama valla benim hiç suçum yok. :))))
Bu hafta 37. haftaya girdim. Ve de son iş haftasına. Önümüzdeki haftadan itibaren izinde olacağım. Mutluyum, heyecanlıyım, sabırsızım ve de korkuyorum....
Pazartesi, Şubat 05, 2007
8 ay bittiiii...
Bugün itibariyle 8. ayımızı ve aynı zamanda 35. haftamızı doldurduk. Artık biraz daha kolay yorulur hale geldim. Ellerimdeki eklemler ağrıyor, eklem arasında sıvı birikmesi nedeniyle olurmuş bu. Ne tutsam düşürüyorum :)
Sanırım artık bebek inmeye başladı, kasıklarıma yaptığı baskı arttı. Ayaklarım da daha çok şişiyor. Hareketlerinde hemen hiç azalma yok, dün akşam bana kitap okutmadı sıpa :)
Neyse artık sadece 2 hafta daha çalışıp doğum iznine ayrılacağım. Sanırım dayanabilirim.
Cumartesi günü Kahraman ailesini ziyarete gittik. Gittiğimizde Deniz babasının kucağında yatıyor, Özlem ağlıyordu. Bu işte bir terslik var dedim. Neyse sonra mevzuyu anladım. Deniz'cik kolay kolay doymuyor, Özü'nün de sezeryan nedeniyle sütü gelmiyormuş. Sonuç; doymayan Deniz ağlıyor, Deniz ağlayınca mama veriliyor ve susuyor ama bu sefer de morali bozulan Özü ağlamaya başlıyor. Kıvanç da bir nu, bir onu teselli ediyor :)
Neyse sonra sorun halloldu. Meğerse ikisi de beni beklermiş :P
Ben gittim Deniz kızı uyudu.Özlem sakinleşti. Sonra Deniz uyanınca meme emmeye başladı. Özü'nün sütü bollaştı, rengi koyulaştı... Cadı kız memeden, memeye geçerken bile kıyameti kopartıyor ama en azından artık karnı doyuyor. Nasıl şeker, nasıl biblo bişey anlatamam. Anlatmam da zaten, nazar değmesin. Tahtaya vurun bakiim...
Artık ben de daha bir hevesle, heyecanla ve tatlı bir endişe ile oğlumu beklemeye başladım. Bunları Özü ile hiç konuşmamıştık, hiç planlamamıştık. Bakalım benim başıma ne tür süprizler gelecek :))
Sanırım artık bebek inmeye başladı, kasıklarıma yaptığı baskı arttı. Ayaklarım da daha çok şişiyor. Hareketlerinde hemen hiç azalma yok, dün akşam bana kitap okutmadı sıpa :)
Neyse artık sadece 2 hafta daha çalışıp doğum iznine ayrılacağım. Sanırım dayanabilirim.
Cumartesi günü Kahraman ailesini ziyarete gittik. Gittiğimizde Deniz babasının kucağında yatıyor, Özlem ağlıyordu. Bu işte bir terslik var dedim. Neyse sonra mevzuyu anladım. Deniz'cik kolay kolay doymuyor, Özü'nün de sezeryan nedeniyle sütü gelmiyormuş. Sonuç; doymayan Deniz ağlıyor, Deniz ağlayınca mama veriliyor ve susuyor ama bu sefer de morali bozulan Özü ağlamaya başlıyor. Kıvanç da bir nu, bir onu teselli ediyor :)
Neyse sonra sorun halloldu. Meğerse ikisi de beni beklermiş :P
Ben gittim Deniz kızı uyudu.Özlem sakinleşti. Sonra Deniz uyanınca meme emmeye başladı. Özü'nün sütü bollaştı, rengi koyulaştı... Cadı kız memeden, memeye geçerken bile kıyameti kopartıyor ama en azından artık karnı doyuyor. Nasıl şeker, nasıl biblo bişey anlatamam. Anlatmam da zaten, nazar değmesin. Tahtaya vurun bakiim...
Artık ben de daha bir hevesle, heyecanla ve tatlı bir endişe ile oğlumu beklemeye başladım. Bunları Özü ile hiç konuşmamıştık, hiç planlamamıştık. Bakalım benim başıma ne tür süprizler gelecek :))
Cuma, Şubat 02, 2007
Dalya
Bu blogumun yüzüncü yazısı. O kadar da verimsiz değilmişim canım :)
Dün akşam 35. hafta doktor kontrolümüz vardı. Önce NST çektirdik, sonra da doktorumuza gittik. Poyraz 2 kilo 537 gram olmuş, boyu da 46 cm. İlk defa yüzünü gösterdi oğlum bize. "Dudaklara bak" dedi, doktor amcamız ilk olarak. Sanırım dudakları babasına benzeyecek, ne güzel...
Durumumuz gayet iyi imiş, 22 Şubat'ta son rutin kontrolümüz var. O tarihten sonra istediği zaman gelebilirmiş. Bekliyoruz biz de:))
Kahraman ailesi tarafında ise tatlı bir savaş var. Deniz bebek annesinin sütüyle yetinemediği için bir türlü doymuyor. Özü de memeden kesilmesin diye çok fazla mama vermek istemiyor, ama sütü de hala yeterince gelmiyor. Özü ağlıyor, Deniz ağlıyor...
Canlarım benim, keşke elimden bişey gelse. Biraz daha sabır, işler yoluna girecek.
Biz de yarın son kalan bazı eksikleri tamamlamak üzere alışverişe çıkacağız. Ayrıca internetten doldurduğum bir anket sonucunda kazandığım "hamilelik yogası"nın ilk dersine gideceğim.
Haberleri size iletirim...
Dün akşam 35. hafta doktor kontrolümüz vardı. Önce NST çektirdik, sonra da doktorumuza gittik. Poyraz 2 kilo 537 gram olmuş, boyu da 46 cm. İlk defa yüzünü gösterdi oğlum bize. "Dudaklara bak" dedi, doktor amcamız ilk olarak. Sanırım dudakları babasına benzeyecek, ne güzel...
Durumumuz gayet iyi imiş, 22 Şubat'ta son rutin kontrolümüz var. O tarihten sonra istediği zaman gelebilirmiş. Bekliyoruz biz de:))
Kahraman ailesi tarafında ise tatlı bir savaş var. Deniz bebek annesinin sütüyle yetinemediği için bir türlü doymuyor. Özü de memeden kesilmesin diye çok fazla mama vermek istemiyor, ama sütü de hala yeterince gelmiyor. Özü ağlıyor, Deniz ağlıyor...
Canlarım benim, keşke elimden bişey gelse. Biraz daha sabır, işler yoluna girecek.
Biz de yarın son kalan bazı eksikleri tamamlamak üzere alışverişe çıkacağız. Ayrıca internetten doldurduğum bir anket sonucunda kazandığım "hamilelik yogası"nın ilk dersine gideceğim.
Haberleri size iletirim...
Salı, Ocak 30, 2007
Hoşgeldin Deniz kızım! Sefalar getridin...


Bekledin bekledin, en sonunda 41. haftada aldılar seni annenin ayrılmak istemediğin rahiminden di mi? 3 kilo 920 gram ve 54 santim doğdun. Öyle güzel, öyle pembe bir yüzün var ki... Gördüğüm en güzel doğan bebeklerden birisin. Kara kıvırcık saçların var, zeytin gibi ışıl ışıl bakan gözlerin var. Annenin güzelliğini, babanın sıcaklığını alıp da gelmiş gibisin. Şansın bol, yolun hep açık olsun bebek!
Evcilik oynar gibi
Hafta sonundan beri, oğlumun odasıyla oynuyorum. Beşiğinin örtülerini ve süngerini yıkadım, giysilerinin büyük bir kısmını yıkadım. Yıkananları fırsat buldukça ve fiziksel durumum elverdikçe ütüleyip yerleştirmeye çalışıyorum. Hastane çantasını planlamaya başladım. Birkaç ufak tefek eksiği vardı, onları da bu hafta sonu tamamlarız herhalde.
Daha 6 hafta var, erken değil mi diyeceksiniz. Haklısınız bana göre de erken ama acaba Poyraz Bey bunu biliyorlar mı? Ya tamam yeter artık deyip erken gelmeye kalkarsa :)) Babasının hayatında hiçbir yere zamanında ya da erken gitmediğini düşünürsek bu ihtimal azalır mı? Yoksa annesinin her zaman vaktinde ya da çoğunlukla erkenden randevusuna gittiğini düşünürsek hazırlıklara başlamam için uygun zamanda mıyız?
Er ya da geç ben ufak ufak toparlıyorum işte. Zira zaman geçtikçe herşey daha da zorlaşıyor. 1 saat ütü yapmak, davul gibi ayaklar demek. E ne tembel kocadan, ne de birbirleri ile kavga edip üzen anneyle kardeşten hayır yok anlaşılan bana. İş başa düşer. Gerçi hakkını yemiim, annem bişeyler ördü, tülbentlerini hazırladı, yastık kılıfı ve çamaşır torbası filan dikti, kardeş de beşiğini hazırlamama yardım etti ama işin çoğunu gene ben yapacağım. Orası kesin! Şu "superman" sendromundan çıkamayacağım ben hayatım boyunca.
Çok da rahatsız sayılmam bu durumdan. Minnacık kıyafetleri ütülemek, minnacık çorapları eşlemek öyle keyifli ki, hayaller kura kura odasında vakit geçiriyorum işte. Oyuncak evde oynayıp, oyuncak bebeğimin giysilerini ütüler gibiyim. Gerçeklikten öyle uzak ki bana hala. İçimde kıpır kıpır oynaşan küçük yaramazın, çıkıp da hayatıma gireceğini düşünemiyorum. Neler olacak hiç kestiremiyorum.
İtiraf ediyorum, hala abisine karşı duyduğum sevgi çok daha baskın. Onun dışında hiçbir şeyi gözüm görmüyor. Yeğen sevgisi başka ama evlat sevgisi bambaşka diyip duruyorlar ama... O benim sadece yeğenim değil, canımın içi, güneşim, ayım resmen yaaa.
Hazır bahis abisinden açılmışken, size Anı'nın son komedisini anlatayım. Tüm cumartesi Ogo'su ile bilgisayarda oynadılar. İnternetten çeşitli oyunlar buldular, resimlere baktılar filan. Ogo'su bunları yaparken ona hiçbir şey de tarif etmemiş.
Ertesi gün "ben bilgisayarda oynicam" dedi. Önceki günden oyun açık olduğu için ben hiç müdahele etmedim. Bir ara beni çağırdı, bak ne yazdım diye. Gittim, baktım. Explorer'ın açılış sayfası google. Açmış arama yapıyor. "balık oyunları" yazmış. Çok şaşırdım tabi. Aferin sana dedim, oyun buldu oynamaya başladı. Ben gene içeri geçtim. Sonra annesi geldi. Biz muhabbet ederken, bu sefer annesini çağırdı. Bak ne yazdım diye. Annesinin içeri girmesi ile kahkahayı patlatması bir oldu. Yine google, arama cümlesi bu sefer aynen şu;
batman oyunları ama çok olsun
Oğlum bu bilgisayar o kadar akıllı değil, bu kadarını anlamaz diye anlatmaya çalıştık ama gülmekten uzun süre kendime gelemedim. Canım oğlum benim, sen de hep gülerek yaşa e mi!
Daha 6 hafta var, erken değil mi diyeceksiniz. Haklısınız bana göre de erken ama acaba Poyraz Bey bunu biliyorlar mı? Ya tamam yeter artık deyip erken gelmeye kalkarsa :)) Babasının hayatında hiçbir yere zamanında ya da erken gitmediğini düşünürsek bu ihtimal azalır mı? Yoksa annesinin her zaman vaktinde ya da çoğunlukla erkenden randevusuna gittiğini düşünürsek hazırlıklara başlamam için uygun zamanda mıyız?
Er ya da geç ben ufak ufak toparlıyorum işte. Zira zaman geçtikçe herşey daha da zorlaşıyor. 1 saat ütü yapmak, davul gibi ayaklar demek. E ne tembel kocadan, ne de birbirleri ile kavga edip üzen anneyle kardeşten hayır yok anlaşılan bana. İş başa düşer. Gerçi hakkını yemiim, annem bişeyler ördü, tülbentlerini hazırladı, yastık kılıfı ve çamaşır torbası filan dikti, kardeş de beşiğini hazırlamama yardım etti ama işin çoğunu gene ben yapacağım. Orası kesin! Şu "superman" sendromundan çıkamayacağım ben hayatım boyunca.
Çok da rahatsız sayılmam bu durumdan. Minnacık kıyafetleri ütülemek, minnacık çorapları eşlemek öyle keyifli ki, hayaller kura kura odasında vakit geçiriyorum işte. Oyuncak evde oynayıp, oyuncak bebeğimin giysilerini ütüler gibiyim. Gerçeklikten öyle uzak ki bana hala. İçimde kıpır kıpır oynaşan küçük yaramazın, çıkıp da hayatıma gireceğini düşünemiyorum. Neler olacak hiç kestiremiyorum.
İtiraf ediyorum, hala abisine karşı duyduğum sevgi çok daha baskın. Onun dışında hiçbir şeyi gözüm görmüyor. Yeğen sevgisi başka ama evlat sevgisi bambaşka diyip duruyorlar ama... O benim sadece yeğenim değil, canımın içi, güneşim, ayım resmen yaaa.
Hazır bahis abisinden açılmışken, size Anı'nın son komedisini anlatayım. Tüm cumartesi Ogo'su ile bilgisayarda oynadılar. İnternetten çeşitli oyunlar buldular, resimlere baktılar filan. Ogo'su bunları yaparken ona hiçbir şey de tarif etmemiş.
Ertesi gün "ben bilgisayarda oynicam" dedi. Önceki günden oyun açık olduğu için ben hiç müdahele etmedim. Bir ara beni çağırdı, bak ne yazdım diye. Gittim, baktım. Explorer'ın açılış sayfası google. Açmış arama yapıyor. "balık oyunları" yazmış. Çok şaşırdım tabi. Aferin sana dedim, oyun buldu oynamaya başladı. Ben gene içeri geçtim. Sonra annesi geldi. Biz muhabbet ederken, bu sefer annesini çağırdı. Bak ne yazdım diye. Annesinin içeri girmesi ile kahkahayı patlatması bir oldu. Yine google, arama cümlesi bu sefer aynen şu;
batman oyunları ama çok olsun
Oğlum bu bilgisayar o kadar akıllı değil, bu kadarını anlamaz diye anlatmaya çalıştık ama gülmekten uzun süre kendime gelemedim. Canım oğlum benim, sen de hep gülerek yaşa e mi!
Çarşamba, Ocak 24, 2007
Bu da mı başıma gelecekti :)))
Günaydın herkeseeee,
Dün itibariyle 34. haftaya girdim. Teorik olarak 7 haftadan az kaldı. Tabi bunu oğlum da biliyor mu bilemiyorum :) 2 haftada sadece 250 gr almışım, yani toplamda 12 kilo 250 gram. Umarım bebiş normal büyümesini sürdürüyordur.
Dün gece tuvalete kalktığımda, Tonguç birden uyandı ve "ne oldu" diye sordu. "Yok birşey, tuvalete gidiyorum" dedim. Meğerse beyefendi deprem oluyor sandığı için öyle telaşla sormuş. Yani anlayacağınız artık yataktan kalkmam, deprem etkisi yaratabiliyormuş. Vay başıma gelenler :))
Özü doğurmak üzereyken grip oldu. Hem de en fenasından... 1 haftadır doğsun diye beklediğimiz Deniz kızı, birkaç gün daha beklesin diye dua eder olduk. Annesi hasta hasta kızını öpüp koklayamaz ki, di mi?
Bu arada bir forumda birkaç tane normal doğum ve sezeryan videosu buldum. Birkez daha eminim ki ben Normal doğum yapmalıyım. Bana şans dileyin...
İzlemek isteyenler olursa diye linkleri buraya da yazıyorum;
bu normal doğum
http://www.layyous.com/Videoclips/birth_2.htm
Bunlar da sezeryan
http://www.kadinsagligi.com/sezerfilmi.htm
http://www.kadinsagligi.com/terssezeriyan.htm
Herkese sevgiler,
Özlem
Dün itibariyle 34. haftaya girdim. Teorik olarak 7 haftadan az kaldı. Tabi bunu oğlum da biliyor mu bilemiyorum :) 2 haftada sadece 250 gr almışım, yani toplamda 12 kilo 250 gram. Umarım bebiş normal büyümesini sürdürüyordur.
Dün gece tuvalete kalktığımda, Tonguç birden uyandı ve "ne oldu" diye sordu. "Yok birşey, tuvalete gidiyorum" dedim. Meğerse beyefendi deprem oluyor sandığı için öyle telaşla sormuş. Yani anlayacağınız artık yataktan kalkmam, deprem etkisi yaratabiliyormuş. Vay başıma gelenler :))
Özü doğurmak üzereyken grip oldu. Hem de en fenasından... 1 haftadır doğsun diye beklediğimiz Deniz kızı, birkaç gün daha beklesin diye dua eder olduk. Annesi hasta hasta kızını öpüp koklayamaz ki, di mi?
Bu arada bir forumda birkaç tane normal doğum ve sezeryan videosu buldum. Birkez daha eminim ki ben Normal doğum yapmalıyım. Bana şans dileyin...
İzlemek isteyenler olursa diye linkleri buraya da yazıyorum;
bu normal doğum
http://www.layyous.com/Videoclips/birth_2.htm
Bunlar da sezeryan
http://www.kadinsagligi.com/sezerfilmi.htm
http://www.kadinsagligi.com/terssezeriyan.htm
Herkese sevgiler,
Özlem
Perşembe, Ocak 18, 2007
Bunlar da tüm çocuklara....
DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA
Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim
sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler
NAZIM HİKMET
**************************************
ÇOCUKLARIMA
Diyelim ıslık çalacaksın
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalamamalı senin gibi güzel
Örneğin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek
De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı
Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış
Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler
Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar
Aziz NESİN
Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim
sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler
NAZIM HİKMET
**************************************
ÇOCUKLARIMA
Diyelim ıslık çalacaksın
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalamamalı senin gibi güzel
Örneğin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek
De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı
Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış
Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler
Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar
Aziz NESİN
Şiirler de bizimdir, şairler de...
"İnternetteki şiir sitelerinde, yayın hakları Yapı Kredi Kültür Sanat ve Yayıncılık'a ait olan şiirlerin yayımlanması ocak ayı itibariyle yasaklandı. 5 Ocak'tan bu yana 'www.siir.gen.tr ve www.antoloji.com' gibi yaygın kullanıma açık olan şiir sitelerinde Nâzım Hikmet, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Edip Cansever gibi şairlerin şiirleri Yapı Kredi'nin isteğiyle okur erişimine kapatıldı..."
Oysa ki şiir, şairin elinden çıkar çıkmaz artık toplumun malı olmuş değil midir? Aşağıdaki şiiri oğullarıma armağan ediyorum...
BULUT MU OLSAM
Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
NAZIM HİKMET
Oysa ki şiir, şairin elinden çıkar çıkmaz artık toplumun malı olmuş değil midir? Aşağıdaki şiiri oğullarıma armağan ediyorum...
BULUT MU OLSAM
Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
NAZIM HİKMET
Çarşamba, Ocak 17, 2007
Kıtır kıtır bir his bu...

Evet resmen karnımda bişeyler hareket ediyor ve elimi koyunca altında kıtır kıtır bir şey hissediyorum... Tarif etmesi zor ama elyaf bir yastığın içine eklemli, yumuşak, küçük bir oyuncak koyduğunuzu ve yastığın içinde onu bulmaya çalıştığınızı hayal edin... Sanırım ayaklarını yakalıyorum ben bu yaramazın. Genelde karnımın sağ tarafına çalışıyor sıpa...
Çok komik endişeler içerisindeyim. Yani endişe denemez tam olarak ama bu aralar çok enteresan şeyleri düşünür oldum. Herşey bitmiş gibi, doğduktan sonra bebeği neyle örtmem gerektiğini, yıkarken nası bir tasla su dökmemin uygun olacağını, dudağım uçuklarsa onu nasıl öpmeden duracağımı filan düşünüyorum.
Sanırım başarabilirim, ben bu çocuğa bakarım herhalde değil mi? :))
Şu anda konumu ve yaklaşık büyüklüğü yandaki gibi, belki fiziksel sıkıntılarımı anlamanıza yardım eder.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)