Aslında bir ara uzun uzun ilk 7 aya göre kız bebek ve erkek bebek arasındaki farkları yazacağım. Ama aşağıdaki resimler kız bebeklerin ne kadar değişken bir ruh haline sahip olduklarını gösteriyor. En azından benim kızım heyheyli bir cadı :)
Resimleri sadece 30 saniye arayla çektim. Ve bu değişikliği gerektiren hiçbir şey de olmadı. Yorum sizin...
Pazar, Ekim 02, 2011
7 aylık bir başka çocuk menüsü
Bir başka diyorum çünkü 4 sene önce Poyraz bu aylarda iken yazdığım menü ile alakası olmayacak bu menünün.
Sevgili minik kızım, biraz da hastalığın etkisiyle (viral bir enfeksiyon ama bronşlara inmiş:( ) aynen şu şekilde besleniyor. Bunların en iyi ihtimalle yedikleri olduğunu da belirteyim. Çoğunlukla bunlarıun hepsi aynı gün içinde yenmiyor.
Kalkış - Prensesin kalkış saati genellikle belli olmuyor ama çoğunlukla babasıyla 9'a kadar uyuyor.
Kahvaltı - Kahvaltı etmiyor, ağzına peynir sokamadım. Genelde 2 adet bebek bisküvisi veya bir parça ekmek kemiriyor. Onların da ne kadarı ağzına, ne kadarı üstüne başına gidiyor bilemiyorum.
1 saat sonra max 50-60 ml süt (devam sütü veya sağıp bıraktığım anne sütü) ve uyku
Uyanınca meyve (2-3 tane üzümün suyu veya 1/4 armutun rendesi veya bir iki ısırık muz)
Öğle uykusu 2 sata kadar sürüyor
Uyanınca yarım çay bardağı kadar sebze yemeği ve iyi ihtimalle 2-3 çay kaşığı yoğurt
Yazmadım tabi ama aralarda 50-60 cc süt içip uyuyor
Akşam şekerlemesinden sonra yine süt.
Bizimle akşam yemeği sırasında canı ne isterse (ekmek, 1-2 parça makarna, haşlanmış havuç...vs)
Gece yatmadan önce muhallebiyi ağzına sürmüyor. Sadece anne sütü
Ve gece boyunca da çeşitli aralıklarla uyanıp emiyor.
İşte hepsi bu :)
Sevgili minik kızım, biraz da hastalığın etkisiyle (viral bir enfeksiyon ama bronşlara inmiş:( ) aynen şu şekilde besleniyor. Bunların en iyi ihtimalle yedikleri olduğunu da belirteyim. Çoğunlukla bunlarıun hepsi aynı gün içinde yenmiyor.
Kalkış - Prensesin kalkış saati genellikle belli olmuyor ama çoğunlukla babasıyla 9'a kadar uyuyor.
Kahvaltı - Kahvaltı etmiyor, ağzına peynir sokamadım. Genelde 2 adet bebek bisküvisi veya bir parça ekmek kemiriyor. Onların da ne kadarı ağzına, ne kadarı üstüne başına gidiyor bilemiyorum.
1 saat sonra max 50-60 ml süt (devam sütü veya sağıp bıraktığım anne sütü) ve uyku
Uyanınca meyve (2-3 tane üzümün suyu veya 1/4 armutun rendesi veya bir iki ısırık muz)
Öğle uykusu 2 sata kadar sürüyor
Uyanınca yarım çay bardağı kadar sebze yemeği ve iyi ihtimalle 2-3 çay kaşığı yoğurt
Yazmadım tabi ama aralarda 50-60 cc süt içip uyuyor
Akşam şekerlemesinden sonra yine süt.
Bizimle akşam yemeği sırasında canı ne isterse (ekmek, 1-2 parça makarna, haşlanmış havuç...vs)
Gece yatmadan önce muhallebiyi ağzına sürmüyor. Sadece anne sütü
Ve gece boyunca da çeşitli aralıklarla uyanıp emiyor.
İşte hepsi bu :)
Pardon siz iyi biri misiniz?
İstanbul'da yaşıyor olmanın, belki de çağımızın getirdiği bir paranoyanın sonucunda çocuğumu yabancı insanlarla konuşmaması konusunda sürekli uyarıyorum. Neden bir eve ben yokken gidemeyeceğini, neden kimseden yiyecek birşey almaması gerektiğini, neden kimseyle bir yere gitmemesi gerektiğini açık açık anlatıyorum. Peki anlıyor mu? Tabi ki hayır çünkü o bir çocuk. Saf ve iyi niyetli bir çocuk.
Sürekli gittiğimiz bir yer var, Piraye Restorant. Mekan yakın arkadaşlarımızın zaten. Mekanın önü çıkmaz sokak ve çocuklar orada araç korkusu olmaksızın oynuyorlar. Ama sokakta kalmıyorlar. Geçenlerde karşıdaki bir evden çıkarken yakaladım onları. Ne ara girdiler hiç bilmiyorum ama çok korktum. Poyraz'ı da adam akıllı haşladım. "Ya onlar kötü insanlarsa, ya sana zarar verirlerse, ya seni bir daha göremezsem..." "Neden kötü olsunlar ki anne" deyip durdu benim meleğim.
Dün Güneş'in doğum gününü kutladık aynı mekanda. Tabi Poyraz ve Piraye yine ortalıktan yok oldular. Hazine arıyorlarmış, onları bir binanın altındaki resim atölyesine tam girecekken yakaladım. Yine aynı sokakta sonuçta uzakta değil ama bilmediğim bir yer. Sonradan anladım ki, oranın sahibi ressam bayan zaten restorantın önündeki masalardan birinde oturuyormuş. Tanıyorlarmış ama ben tanımıyorum neticede. Kadınla tanıştık ve kadın bana "ne kadar sevimli bir oğlunuz var" dedi. Dükkana girmeye teşebbür etmeden önce, benim bay zeki işini garantiye almak için kadına sormuş; "pardon siz iyi biri misiniz?" diye. Kadın anlamamış tabi "evet" demiş. Benimki yeterli bulmamış anlaşılan, "bakın doğru söylüyorsunuz di mi, gerçekten iyi birisiniz di mi" diye de üstelemiş. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.
"Oğlum kötü biri hiç kötüyüm der mi, kötü bile olsa iyiyim dese ve seni kandırsa ne olacak" dedim. Ne cevap verse beğenirsiniz, "anee yalan söylemek çok kötü birşeydir"
Ben seni nasıl koruyacağım benim iyi kalpli, dürüst oğlum....
Sürekli gittiğimiz bir yer var, Piraye Restorant. Mekan yakın arkadaşlarımızın zaten. Mekanın önü çıkmaz sokak ve çocuklar orada araç korkusu olmaksızın oynuyorlar. Ama sokakta kalmıyorlar. Geçenlerde karşıdaki bir evden çıkarken yakaladım onları. Ne ara girdiler hiç bilmiyorum ama çok korktum. Poyraz'ı da adam akıllı haşladım. "Ya onlar kötü insanlarsa, ya sana zarar verirlerse, ya seni bir daha göremezsem..." "Neden kötü olsunlar ki anne" deyip durdu benim meleğim.
Dün Güneş'in doğum gününü kutladık aynı mekanda. Tabi Poyraz ve Piraye yine ortalıktan yok oldular. Hazine arıyorlarmış, onları bir binanın altındaki resim atölyesine tam girecekken yakaladım. Yine aynı sokakta sonuçta uzakta değil ama bilmediğim bir yer. Sonradan anladım ki, oranın sahibi ressam bayan zaten restorantın önündeki masalardan birinde oturuyormuş. Tanıyorlarmış ama ben tanımıyorum neticede. Kadınla tanıştık ve kadın bana "ne kadar sevimli bir oğlunuz var" dedi. Dükkana girmeye teşebbür etmeden önce, benim bay zeki işini garantiye almak için kadına sormuş; "pardon siz iyi biri misiniz?" diye. Kadın anlamamış tabi "evet" demiş. Benimki yeterli bulmamış anlaşılan, "bakın doğru söylüyorsunuz di mi, gerçekten iyi birisiniz di mi" diye de üstelemiş. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.
"Oğlum kötü biri hiç kötüyüm der mi, kötü bile olsa iyiyim dese ve seni kandırsa ne olacak" dedim. Ne cevap verse beğenirsiniz, "anee yalan söylemek çok kötü birşeydir"
Ben seni nasıl koruyacağım benim iyi kalpli, dürüst oğlum....
Pazartesi, Eylül 19, 2011
Bay hazırcevap
Çeşitli defalar Poyraz'ın nefis incilerini paylaşmıştım sizinle. Büyüdükçe çok daha hazırcevap bir çocuk haline geldi. İşte son komedisi;
Mira'ya "tel sarar" öğretmeye çalışıyorum. Bu arada Poyraz da yemek yiyor.
- Tel sarar kızlar tel sarar, tel bulamazsa ne sarar...
(Birkaç kez söyledikten sonra Poyraz'ın dikkatinin üstümüzde olduğunu farkettim ve meseleye abiyi de dahil etmeye karar verdim.
- Tel sarar Poyraz tel sarar, tel bulamazsa ne sarar...
(Bunu duyan cool abimiz kafasını çevirir ve yemeğiyle ilgileniyormuş gibi yaparken düşük bir ses tonuyla yanıt verir)
- Tel bular Poyraz tel bular, merak etme anne tel sarar
:))))))) Ben sana ne diyim annem...
Mira'ya "tel sarar" öğretmeye çalışıyorum. Bu arada Poyraz da yemek yiyor.
- Tel sarar kızlar tel sarar, tel bulamazsa ne sarar...
(Birkaç kez söyledikten sonra Poyraz'ın dikkatinin üstümüzde olduğunu farkettim ve meseleye abiyi de dahil etmeye karar verdim.
- Tel sarar Poyraz tel sarar, tel bulamazsa ne sarar...
(Bunu duyan cool abimiz kafasını çevirir ve yemeğiyle ilgileniyormuş gibi yaparken düşük bir ses tonuyla yanıt verir)
- Tel bular Poyraz tel bular, merak etme anne tel sarar
:))))))) Ben sana ne diyim annem...
Pazar, Eylül 18, 2011
Cumartesi, Eylül 17, 2011
Perşembe, Eylül 15, 2011
Salı, Eylül 13, 2011
İş hayatına göbekleme dalınca
Geçen haftadan beri tekrardan çalışan bir anneyim. Ama bir farkla, artık 2 çocuklu çalışan bir anneyim. İşe başlayınca vaktim olur ve bloga yazarım diye ummuştum ama olmadı. O kadar hızlı bir dönüş yaptım ki, bırakın bloga yazmayı, alışveriş listesi bile yazmaya vaktim olmadı.
Nedir şimdi son durum?
Poyraz 4,5 yaşında tatlı dilli, küçük bir adamcık. Onunla gezmeye, sohbet etmeye bayılıyorum. Yeniden okula başladı. Kardeşini çok seviyor, çok da güzel ilgileniyor.
Mira 6 ayını doldurdu. Oturmaktan nefret eden, sürekli gezmek isteyen, pencere çatlatan bir çığlığa sahip, cadı bir kız oldu. O kadar hareketli ve etrafıyla ilgili ki, son 2 aydır sadece 200 gram aldı ve boyu da sadece 1 cm uzadı. Enerji hep dışarı gidiyor. Ek besinlere başladık ama hanımefendi yemekle pek ilgilenmiyor. Çok iştahlı olduğunu söyleyemeyeceğim. Denemelere devam ediyoruz.
Babamız Mira'ya bakmakla yükümlü. Sabahtan öğleye kadar evde oluyorlar genelde. Bu süreçte ev savaş alanına dönmüş oluyor genellikle. Öğlen uykusundan uyandıklarında ise, bu savaş alanını arkalarına bile bakmadan terkedip dışarı çıkıyorlar. İstikamet genellikle Piraye Taşplak Meyhanesi oluyor. Hatta bu konuda bir atasözü bile türettim; "Bakıcısı kocası olanın, kızı meyhanede büyür".
Şaka bir yana 2 cici annesi de kızımla çok iyi ilgilendiklerinden bu meyhane ziyaretleri onayımdan geçmiş durumda. Ama meyhane ziyaretleri, meyhanenin diğer ziyaretçilerinin yakın ilgisiyle sürdüğü sürece çıngar çıkartmaya başlayabilirim. Duydun mu kocacıııım?
Akşam genelde eve aynı saatlerde dönüyoruz. Ben Poyraz'ı okuldan alıyorum. Eve gidiyoruz. Ve asıl maraton o anda başlıyor işte.
Okulda bahçede yerlerde sürünmüş ve üstü başı leş gibi bir Poyraz. Derhal banyoya!
Anneyi görünce çığlıklar atarak memeye saldıran bir Mira. Derhal memeye!
Ve tüm günü kızı eğlemekle geçiren, yorgun ve bitik bir baba. Derhal kumanda elde koltuğa!
Peki bu durumda anne ne yapıyor?
Deriiin bir iç çekiyor, kızı emziriyor, babaya satıyor. Oğlunu yıkıyor, giydiriyor. Yemek hazırlıyor. Yemek yeniyor. Sonra önce kız, sonra oğlan uyutuluyor. Ardından ertesi akşam için yemek yapılıyor. En son da anne fırsat bulursa kendini yıkıyor. Bu rutinimiz. Dün akşam ise durum tam bir komedi idi. Daha doğrusu kara komedi. Aynen yazıyorum, eksiği vardır, fazlası yoktur.
Baba-kız ve ana-oğul aynı anda eve girdik. Kızın acil emesi vardı, yatağa yattık emmeye başladık. Babamız anne istediği için dışardan gelirken aldığı kokoreçlerden kendine ait olanını yemeye başladı. Onu gören Poyraz da kokoreç istedi ve taze fasulyeyi kenara itip annenin kokoreçini yemeye başladı. Emmesi biten Mira babaya postalandı. Anne Poyraz'dan kalan kokoreçi yedi. Bu arada baba dellendi, evi süpürmeye başladı. Anne, Mira kucağında iken ortalığı topladı, nevresimleri çıkardı (çünkü en son ne zaman değiştirildiğini hatırlamıyordu). Kuru fasulyeyi düdüklüde haşladı. Poyraz'a üzüm yedirdi, Mira'ya yoğurt yedirmeye çalıştı. Baba süpürgeden sonra silmeye başladı. Anne Mira'yı yıkadı. Uyuttu. Poyraz'ı yıkamaya girişti. Poyraz'ın saçı henüz yıkanmışken, Mira uyandı. Baba Poyraz'ı devraldı, anne Mira'yı tekrar uyutmaya çalıştı. Banyodan gelen neşeli seslerle Mira zor uyudu. Baba Poyraz'ı giydirdi. Anne Mira uyuduktan sonra mutfağa girdi. Baba Poyraz'la salonda isteksizce lego oynamaya başladı. Anne soğanı doğradı. Mira uyandı, anne Mira'yı tekrar uyuttu. Kuru fasulyeyi pişirdi. Poyraz'a masal okudu, uyumasını bekledi. Yeni nevresimleri taktı. Banyo, lavabo, tuvaleti temizledi. Bulaşık makinesini boşalt-doldur yaptı. Makineye çamaşır attı. Ertesi gün için Mira'ya mama yaptı, giysi hazırladı. 5 dakika dinleneyim de banyo yapayım derken uyuyakaldı. Baba anneyi yatak odasında uyumaya ikna etti. Anne yastığa kafasını koyar koymaz Mira uyandı. Ama bu sefer yaklaşık 1,5 saat uyumadı. Evin içinde nöbetleşe gezildi, oynandı. Anne-baba ve Mira ne zaman bayıldı bilinmiyor :))))
Nasıl?
Nedir şimdi son durum?
Poyraz 4,5 yaşında tatlı dilli, küçük bir adamcık. Onunla gezmeye, sohbet etmeye bayılıyorum. Yeniden okula başladı. Kardeşini çok seviyor, çok da güzel ilgileniyor.
Mira 6 ayını doldurdu. Oturmaktan nefret eden, sürekli gezmek isteyen, pencere çatlatan bir çığlığa sahip, cadı bir kız oldu. O kadar hareketli ve etrafıyla ilgili ki, son 2 aydır sadece 200 gram aldı ve boyu da sadece 1 cm uzadı. Enerji hep dışarı gidiyor. Ek besinlere başladık ama hanımefendi yemekle pek ilgilenmiyor. Çok iştahlı olduğunu söyleyemeyeceğim. Denemelere devam ediyoruz.
Babamız Mira'ya bakmakla yükümlü. Sabahtan öğleye kadar evde oluyorlar genelde. Bu süreçte ev savaş alanına dönmüş oluyor genellikle. Öğlen uykusundan uyandıklarında ise, bu savaş alanını arkalarına bile bakmadan terkedip dışarı çıkıyorlar. İstikamet genellikle Piraye Taşplak Meyhanesi oluyor. Hatta bu konuda bir atasözü bile türettim; "Bakıcısı kocası olanın, kızı meyhanede büyür".
Şaka bir yana 2 cici annesi de kızımla çok iyi ilgilendiklerinden bu meyhane ziyaretleri onayımdan geçmiş durumda. Ama meyhane ziyaretleri, meyhanenin diğer ziyaretçilerinin yakın ilgisiyle sürdüğü sürece çıngar çıkartmaya başlayabilirim. Duydun mu kocacıııım?
Akşam genelde eve aynı saatlerde dönüyoruz. Ben Poyraz'ı okuldan alıyorum. Eve gidiyoruz. Ve asıl maraton o anda başlıyor işte.
Okulda bahçede yerlerde sürünmüş ve üstü başı leş gibi bir Poyraz. Derhal banyoya!
Anneyi görünce çığlıklar atarak memeye saldıran bir Mira. Derhal memeye!
Ve tüm günü kızı eğlemekle geçiren, yorgun ve bitik bir baba. Derhal kumanda elde koltuğa!
Peki bu durumda anne ne yapıyor?
Deriiin bir iç çekiyor, kızı emziriyor, babaya satıyor. Oğlunu yıkıyor, giydiriyor. Yemek hazırlıyor. Yemek yeniyor. Sonra önce kız, sonra oğlan uyutuluyor. Ardından ertesi akşam için yemek yapılıyor. En son da anne fırsat bulursa kendini yıkıyor. Bu rutinimiz. Dün akşam ise durum tam bir komedi idi. Daha doğrusu kara komedi. Aynen yazıyorum, eksiği vardır, fazlası yoktur.
Baba-kız ve ana-oğul aynı anda eve girdik. Kızın acil emesi vardı, yatağa yattık emmeye başladık. Babamız anne istediği için dışardan gelirken aldığı kokoreçlerden kendine ait olanını yemeye başladı. Onu gören Poyraz da kokoreç istedi ve taze fasulyeyi kenara itip annenin kokoreçini yemeye başladı. Emmesi biten Mira babaya postalandı. Anne Poyraz'dan kalan kokoreçi yedi. Bu arada baba dellendi, evi süpürmeye başladı. Anne, Mira kucağında iken ortalığı topladı, nevresimleri çıkardı (çünkü en son ne zaman değiştirildiğini hatırlamıyordu). Kuru fasulyeyi düdüklüde haşladı. Poyraz'a üzüm yedirdi, Mira'ya yoğurt yedirmeye çalıştı. Baba süpürgeden sonra silmeye başladı. Anne Mira'yı yıkadı. Uyuttu. Poyraz'ı yıkamaya girişti. Poyraz'ın saçı henüz yıkanmışken, Mira uyandı. Baba Poyraz'ı devraldı, anne Mira'yı tekrar uyutmaya çalıştı. Banyodan gelen neşeli seslerle Mira zor uyudu. Baba Poyraz'ı giydirdi. Anne Mira uyuduktan sonra mutfağa girdi. Baba Poyraz'la salonda isteksizce lego oynamaya başladı. Anne soğanı doğradı. Mira uyandı, anne Mira'yı tekrar uyuttu. Kuru fasulyeyi pişirdi. Poyraz'a masal okudu, uyumasını bekledi. Yeni nevresimleri taktı. Banyo, lavabo, tuvaleti temizledi. Bulaşık makinesini boşalt-doldur yaptı. Makineye çamaşır attı. Ertesi gün için Mira'ya mama yaptı, giysi hazırladı. 5 dakika dinleneyim de banyo yapayım derken uyuyakaldı. Baba anneyi yatak odasında uyumaya ikna etti. Anne yastığa kafasını koyar koymaz Mira uyandı. Ama bu sefer yaklaşık 1,5 saat uyumadı. Evin içinde nöbetleşe gezildi, oynandı. Anne-baba ve Mira ne zaman bayıldı bilinmiyor :))))
Nasıl?
Pazar, Eylül 04, 2011
Tatil bitti...
Yarın işbaşı yapıyorum. 6 ay aradan sonra işe döneceğim için hem heyecanlı, hem de endişeliyim. Resmen yeni bir işe başlayacak gibi hissediyorum kendimi. Bir başka endişem de evdeki kuzum. Emmeye bayılan, emmmeden uyumayan, katı gıdaları elinin tersiyle reddedip, biberona yan gözle bile bakmayan Mira Hanım babasını oldukça uğraştıracak sanırım. Rahat olmam lazım. Bu sabah babası biberon ile sağdığım sütü vermeye çalışırken o kadar çok ağladı ki, yan odada da ben ağladım. Belki ben evde değilken bu kadar çok ağlamaz. Umarım çabuk alışır...
Cumartesi, Ağustos 27, 2011
Bir kez daha çok resim, az yazı...
Yazamıyorum bari resim yükleyeyim. Sevgiler...
Abisi kızımın sinirli anını fotoğraflamayı başardı
***
Resmin ortasına dikkatlice bakın. Evet o gördüğünüz bir müren balığı. Benim ilkel makinemle bile 4 metre derindeki bir müreni çekebildim. Deniz muhteşemdi.
***
Tekne gezisi en çok Poyraz'ın hoşuna gitti doğal olarak. Minnacık su tabancasıyla herkesi ıslattı benim su kovboyum.
***
Meyve filesinde meyve yiyen Mira. Bu resmi tekrar çekme şansım olur mu bilemiyorum zira artık böyle meyve yemiyor :(((
***
Kurtlanmış bir kuru üzüm kavanozu haftalarca evin başköşesinde durdu. Bu kurtçuklar onun arkadaşıymış ...
***
Pazartesi, Ağustos 01, 2011
Kısa kısa inciler...
- Anneee çekirgenin arka bacaklarını kopardım, o artık bir helikopter böceği....
***
Poyraz elinde 3 tane tel tokayla geldi ve onlardan bir A harfi yapmami istedi. Yaptim ve verdim. 2 dakika sonra geri geldi ve "anne bu A harfi ayakta durmuyor" dedi. Cocuguma fizik ogreticem ya, heyecanla "yavrum 2 ayakli seyler ayakta durmaz, en az 3 ayak gerekir dedim. Dumura uğratan cevap anında geldi. "O zaman biz insanlar nasıl ayakta duruyoruz?"
***
Poyraz dedesinin gozu gibi baktigi bahceyi talan etti. Dinazor yumurtasi ariyormus :))))
***
-Anne bu dunyanin kapisini bulursam, bu dunyadan cikabilirim degil mi?
-?!! Eee tabi de, orada ne bulmayi umuyorsun ki?
-Baska bir dunya iste, baska seyler...
(4 yasinda baska bir dunya arayan bir oglum var. Sevineyim mi, uzuleyim mi bilemedim)
***
Dunyanin kapisi meselesinde 2. perde:
Poyraz komsunun 9 yasindaki ogluna sordu; "sen de benim gibi dunyanin kapisini bulmak ister misin?"
Cocuk; "dunyanin kapisi olmaz ki, he heee"
Ve Poyraz'in cevabi: "Nerden biliyorsun ki, hic aradin mi?"
Artik eminim, Poyraz babasına çekmiş:)
***
Mira kucagimda iken Poyraz dedi ki; "anneee benim canim biraz kucak istedi". Bu ne yahu, cikolata ister gibi...
***
"Dinazorlar neden öldü anne, onlarin yasamasini istiyorum" diye aglayan bir cocugum var. Ne diyeyim, nasil susturayim ben bu cocugu?
***
Akşam yemeğinden sonra açtı kapıyı, çıktı bahçeden gidiyor. Dedesi sordu, nereye oğlum. Döndü ve dalga geçerek, "sinemaya" dedi. Babam da dalgasına katıldı, oğlum "Avşa'da sinema yok ki". Cevap şu; "ben bi bakiim, belki açılmıştır"
***
Poyraz 2 kere kayboldu. Birincisinde bisiklete binen abisini koşarak takip etmeye çalışırken. İkincisi de sahilde. Birden denizden çıkıp ben dondurma almaya gidiyorum diye fırlamış. O kadar kalabalık ki, bir anda ortalıktan kayboldu. Neyse bakkalın önünde yakaladım ama ikisinde de ödüm koptu doğrusu.
***
Poyraz elinde 3 tane tel tokayla geldi ve onlardan bir A harfi yapmami istedi. Yaptim ve verdim. 2 dakika sonra geri geldi ve "anne bu A harfi ayakta durmuyor" dedi. Cocuguma fizik ogreticem ya, heyecanla "yavrum 2 ayakli seyler ayakta durmaz, en az 3 ayak gerekir dedim. Dumura uğratan cevap anında geldi. "O zaman biz insanlar nasıl ayakta duruyoruz?"
***
Poyraz dedesinin gozu gibi baktigi bahceyi talan etti. Dinazor yumurtasi ariyormus :))))
***
-Anne bu dunyanin kapisini bulursam, bu dunyadan cikabilirim degil mi?
-?!! Eee tabi de, orada ne bulmayi umuyorsun ki?
-Baska bir dunya iste, baska seyler...
(4 yasinda baska bir dunya arayan bir oglum var. Sevineyim mi, uzuleyim mi bilemedim)
***
Dunyanin kapisi meselesinde 2. perde:
Poyraz komsunun 9 yasindaki ogluna sordu; "sen de benim gibi dunyanin kapisini bulmak ister misin?"
Cocuk; "dunyanin kapisi olmaz ki, he heee"
Ve Poyraz'in cevabi: "Nerden biliyorsun ki, hic aradin mi?"
Artik eminim, Poyraz babasına çekmiş:)
***
Mira kucagimda iken Poyraz dedi ki; "anneee benim canim biraz kucak istedi". Bu ne yahu, cikolata ister gibi...
***
"Dinazorlar neden öldü anne, onlarin yasamasini istiyorum" diye aglayan bir cocugum var. Ne diyeyim, nasil susturayim ben bu cocugu?
***
Akşam yemeğinden sonra açtı kapıyı, çıktı bahçeden gidiyor. Dedesi sordu, nereye oğlum. Döndü ve dalga geçerek, "sinemaya" dedi. Babam da dalgasına katıldı, oğlum "Avşa'da sinema yok ki". Cevap şu; "ben bi bakiim, belki açılmıştır"
***
Poyraz 2 kere kayboldu. Birincisinde bisiklete binen abisini koşarak takip etmeye çalışırken. İkincisi de sahilde. Birden denizden çıkıp ben dondurma almaya gidiyorum diye fırlamış. O kadar kalabalık ki, bir anda ortalıktan kayboldu. Neyse bakkalın önünde yakaladım ama ikisinde de ödüm koptu doğrusu.
Cuma, Temmuz 08, 2011
Pazar, Haziran 26, 2011
Izgara Bebek Tarifi
Orta boy bir bebek alınır, 3-4 aylıklar daha makbuldur zira daha küçükleri ele gelmez, daha büyükleri de kendi kendine döneceğinden ızgara için uygun değildir.
Bebek büyükçe bir yatağın ortasına yatırılır. Uykusu gelmiş, mızıklanmaya başlamış olduğu an tercih edilmelidir. Bebeğin yanına yatılır ve anne sütü verilmek suretiyle marine edilir. Marine işlemi süresince sessiz olunur. Baygın halde pişmeye bırakılan bebeğe pişirme süresince dokunulmaz. Yenmez, yanında yatılır. Kıpırdanmaya veya mıkırdanmaya başlayan bebek, her seferinde anne sütü ilave edilmek suretiyle ters yüz edilir. Takriben 2-2,5 saat sonra cin gibi gözlerle ve şahane bir gülücükle size bakmaya, ellerini ve bacaklarını hiç durmadan oynatmaya başlayan bebek pişmiş demektir. Ayaklarından başlayıp, gıdısına doğru yemeniz tavsiye edilir.
Afiyet olsun...
Bebek büyükçe bir yatağın ortasına yatırılır. Uykusu gelmiş, mızıklanmaya başlamış olduğu an tercih edilmelidir. Bebeğin yanına yatılır ve anne sütü verilmek suretiyle marine edilir. Marine işlemi süresince sessiz olunur. Baygın halde pişmeye bırakılan bebeğe pişirme süresince dokunulmaz. Yenmez, yanında yatılır. Kıpırdanmaya veya mıkırdanmaya başlayan bebek, her seferinde anne sütü ilave edilmek suretiyle ters yüz edilir. Takriben 2-2,5 saat sonra cin gibi gözlerle ve şahane bir gülücükle size bakmaya, ellerini ve bacaklarını hiç durmadan oynatmaya başlayan bebek pişmiş demektir. Ayaklarından başlayıp, gıdısına doğru yemeniz tavsiye edilir.
Afiyet olsun...
Salı, Haziran 21, 2011
2 çocuklu olmanın (şimdilik) en zor tarafı
2 çocuklu olmanın bence en zor tarafı, "kardeş kıskançlığı".
Önceki yazımda da biraz bahsetmiştim. Bu durum benim için ciddi bir kaygı sebebi olmaya devam ediyor. "Ne bekliyordun ki, hoşgeldin kardeşim deyip sorunsuz kabullenmesini mi?" diye soruyorum kendime. Hayır ama ne yapacağımı da bilemiyorum. Yani biliyorum tabi de, o iş o kadar kolay değil. Bir kere Poyraz biraz içine atan bir çocuk. Kardeşine hiç kötü davranmıyor ama davranışları çok değişti. Öğretmenleri durgunlaştığını söylüyorlar. Ben de buna aşırı şımarıklığı ekleyebilirim. Elimden geldiğince Poyraz'a vakit ayırmaya çalışıyorum. Ama kızın uyuduğu zamanlara ev işleri, yemek ..vs de sıkıştırmak zorunda kalıyorum. Poyraz'dan çalıyorum, Mira'dan çalıyorum ve bu nedenle vicdan azabı çekiyorum. Babamız evde, bu büyük şans. Ev işlerine, alışverişe ve Poyraz'ı gezdirmeye destek atıyor. Ama tüm bunlar Poyraz'a yetmiyor. Daha dün dışarı çıktığımızda, kucağa alınmak istedi. Biz de "kocaman çocuk oldun, yürüyebilirsin" dediğimizde, "ne kocaman çocuğu, ben daha küçücük bir oğlanım" diye cevap verince içim parçalandı. Kardeşi olunca birden büyümesini istedik ondan. Kucaktan kucağa gezen bir çocuk iken, tüm bu keyfi büyük oranda kardeşiyle paylaşmasını şart koştuk resmen.
Belki (ve umarım) Avşa tatili bu duruma biraz çare olur. Orada hem Poyraz'ın oynayabileceği ve ilgisini dağıtabileceği birçok şey olacak. Hem de benim bebeği satıp, Poyraz'la ilgilenmem için daha fazla olanağım. Ha sonrasında işe ve okula dönüşle bu süreç nasıl ilerler hiç kestiremiyorum.
Anlayacağınız 2. çocuk, yorgunluk, uykusuzluk filan hiç dert değil. Bence 2 çocuklu olmanın en zor tarafı, 2 çocuk arasında kalmak.
Önceki yazımda da biraz bahsetmiştim. Bu durum benim için ciddi bir kaygı sebebi olmaya devam ediyor. "Ne bekliyordun ki, hoşgeldin kardeşim deyip sorunsuz kabullenmesini mi?" diye soruyorum kendime. Hayır ama ne yapacağımı da bilemiyorum. Yani biliyorum tabi de, o iş o kadar kolay değil. Bir kere Poyraz biraz içine atan bir çocuk. Kardeşine hiç kötü davranmıyor ama davranışları çok değişti. Öğretmenleri durgunlaştığını söylüyorlar. Ben de buna aşırı şımarıklığı ekleyebilirim. Elimden geldiğince Poyraz'a vakit ayırmaya çalışıyorum. Ama kızın uyuduğu zamanlara ev işleri, yemek ..vs de sıkıştırmak zorunda kalıyorum. Poyraz'dan çalıyorum, Mira'dan çalıyorum ve bu nedenle vicdan azabı çekiyorum. Babamız evde, bu büyük şans. Ev işlerine, alışverişe ve Poyraz'ı gezdirmeye destek atıyor. Ama tüm bunlar Poyraz'a yetmiyor. Daha dün dışarı çıktığımızda, kucağa alınmak istedi. Biz de "kocaman çocuk oldun, yürüyebilirsin" dediğimizde, "ne kocaman çocuğu, ben daha küçücük bir oğlanım" diye cevap verince içim parçalandı. Kardeşi olunca birden büyümesini istedik ondan. Kucaktan kucağa gezen bir çocuk iken, tüm bu keyfi büyük oranda kardeşiyle paylaşmasını şart koştuk resmen.
Belki (ve umarım) Avşa tatili bu duruma biraz çare olur. Orada hem Poyraz'ın oynayabileceği ve ilgisini dağıtabileceği birçok şey olacak. Hem de benim bebeği satıp, Poyraz'la ilgilenmem için daha fazla olanağım. Ha sonrasında işe ve okula dönüşle bu süreç nasıl ilerler hiç kestiremiyorum.
Anlayacağınız 2. çocuk, yorgunluk, uykusuzluk filan hiç dert değil. Bence 2 çocuklu olmanın en zor tarafı, 2 çocuk arasında kalmak.
Perşembe, Haziran 16, 2011
Kıs-kanç-lık
Üstüne basa basa söylüyorum. Evet "Kıskançlık".
Oğlumun yaşadığı şey tam da bu. Yazmam lazım, bunlar keyifli olmasa da tarihe not olarak düşülmeli.
Bir süredir, Poyraz'da tuhaf haller olmaya başladı. Önceleri tarafımızca aşırı dikkat çekme isteği, abartılı davranışlar ve şımarıklık olarak yorumlanan davranışlar sergilemeye başladı. Biz anlamamakta veya konduramamakta ısrar edince, çocuğum açık açık söylemeye başladı;
"Sen artık beni sevmiyorsun, hep bana kızıyorsun, kardeşime hiç kızmıyorsun"
"Birgün kardeşimi evde bırakıp gezmeye çıkabilir miyiz?"
"Onu yere koy, neden hep kucağında gezdiriyorsun"
"Bir anlaşma yapalım, kardeşim ağlayınca bırak. Onu duymayalım"
"Kardeşim kucağında iken, beni de kucağında taşı"
"Okula gitmicem... (ağlayarak)"
Canım oğlum, sen de daha küçücüksün. Senden hızlıca büyümeni bekledik. Olgun davranmanı, hayatına senin onayın alınmaksızın giren bu ortağı sorunsuzca benimsemeni bekledik. Olmadı... Olamazdı zaten...
Bizim beklentimiz saçmaydı. Sen de daha ana kucağı arıyorsun. Hala birisi seninle oynasın istiyorsun. Ne anneni, ne de babanı paylaşmak istemiyorsun. Haklısın.. Seni çok seviyorum.
Elimden geleni yapacağım. Sen yine de çok ama çok tatlı bir abi oldun. Bunca şeye rağmen kardeşine zarar gelecek hiçbir şey yapmadın. Ona bakışın, dokunuşun herşeye değer. Kardeşinin de sana bakışı nasıl sevgi dolu.
Beraberce öğreneceksiniz kardeş olmayı. Kah severek, sevişerek, kah kıskanarak kavga ederek. Biz de sevinçle izleyeceğiz kardeş olmanızı. Sancısıyla, sevinciyle hayatta öğrenilebilecek en güzel duygulardan biri olan kardeşliği yaşamanızı.
Oğlumun yaşadığı şey tam da bu. Yazmam lazım, bunlar keyifli olmasa da tarihe not olarak düşülmeli.
Bir süredir, Poyraz'da tuhaf haller olmaya başladı. Önceleri tarafımızca aşırı dikkat çekme isteği, abartılı davranışlar ve şımarıklık olarak yorumlanan davranışlar sergilemeye başladı. Biz anlamamakta veya konduramamakta ısrar edince, çocuğum açık açık söylemeye başladı;
"Sen artık beni sevmiyorsun, hep bana kızıyorsun, kardeşime hiç kızmıyorsun"
"Birgün kardeşimi evde bırakıp gezmeye çıkabilir miyiz?"
"Onu yere koy, neden hep kucağında gezdiriyorsun"
"Bir anlaşma yapalım, kardeşim ağlayınca bırak. Onu duymayalım"
"Kardeşim kucağında iken, beni de kucağında taşı"
"Okula gitmicem... (ağlayarak)"
Canım oğlum, sen de daha küçücüksün. Senden hızlıca büyümeni bekledik. Olgun davranmanı, hayatına senin onayın alınmaksızın giren bu ortağı sorunsuzca benimsemeni bekledik. Olmadı... Olamazdı zaten...
Bizim beklentimiz saçmaydı. Sen de daha ana kucağı arıyorsun. Hala birisi seninle oynasın istiyorsun. Ne anneni, ne de babanı paylaşmak istemiyorsun. Haklısın.. Seni çok seviyorum.
Elimden geleni yapacağım. Sen yine de çok ama çok tatlı bir abi oldun. Bunca şeye rağmen kardeşine zarar gelecek hiçbir şey yapmadın. Ona bakışın, dokunuşun herşeye değer. Kardeşinin de sana bakışı nasıl sevgi dolu.
Beraberce öğreneceksiniz kardeş olmayı. Kah severek, sevişerek, kah kıskanarak kavga ederek. Biz de sevinçle izleyeceğiz kardeş olmanızı. Sancısıyla, sevinciyle hayatta öğrenilebilecek en güzel duygulardan biri olan kardeşliği yaşamanızı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


































