Pazartesi, Kasım 05, 2007

Ankara'da Deniz vardı....


Ne zaman gideriz, ne zaman gelirsiniz derken haftasonu geçti gitti işte. 2 aydan fazladır bu haftasonunu bekliyorduk. Ankara'ya gitik. Deniz'ciğimizi gördük. Candostlar Özlem ve Kıvanç'la hasret giderdik.

Doyabildik mi? Hayır.

En kısa zamanda tekrar biraraya geleceğiz. Ve hatta mümkünse büyük bahçeli bir ev alıp birlikte yaşayacağız :)

Deniz'le Poyraz 2 bebek gibi iletişim kurdular. Oyuncakları çekiştirdiler. Birbirlerinin saçını çekip, parmaklarını gözlerine sokmaya çalıştılar. Deniz hem zayıf, hem 1 ay büyük, hem de kız olmasının (kızlar kesinlikle daha hızlı gelişiyor) avantajlarını kullanarak ortalıkta fır döndü. Teyzesinin tatlı cadısı, zeytingözlüsü, cin akıllısı annesinin tüm şikayetlerinin aksine bize çoook sıcak davrandı.

1,5 gün su gibi geçti. Çocukların peşinde koşmaktan 2 laf edemedik. Onlar uyuduktan sonra da oturacak gücümüz kalmamış oluyordu. En kısa zamanda tekrar görüşme sözü ve arzusu ile uçağımıza binip döndük.


Bu arada Poyraz bugün tam 8 aylık oldu. İlk dişini Antalya'da patlatmıştı. İkinci dişini de Ankara'da patlattı. Sanırım Deniz'in inci gibi 6 tane dişini kıskandı :P
Artık bir süre seyahat etmeden evde oturmayı planlıyorum. Vakit çok keyifli geçiyor ama yorulmuşum. 2 haftasonudur evde durmadığım ve hafta içi de evle pek ilgilenemediğim için evi ... götürüyor. Bu sorunu çözmem lazım :)

Cuma, Kasım 02, 2007

Yine atta gidiyoruz...

Anlaşılan bu yıl leyleği havadan indirmeyeceğiz.
Bu hafta sonu da müstakbel gelinimizi aylar sonra yeniden görmek üzere Ankara'ya gidiyoruz.
Şaka bir yana Özü ve Kıvanç Ankara'ya taşındığından beri ilk kez onları ziyarete gidebiliyoruz. 4 gün arayla iki uçak yolculuğunun oğluşa bir zararı olmaz umarım.
Deniz kızını çok özledim, büyümüş halini çok merak ediyorum. Özü'yle Kıvanç'ı da çok özledim.
Heyecanla akşam olsun diye bekliyorum.
Bol bol resim çekip paylaşırım yine sizinle.
Öpüyorum...

Salı, Ekim 30, 2007

Üzüntü! Emzirme mucizesi bitti...

Çok mutsuzum. Oğlum artık emmiyor. Zaten süt de bitti. Süt bittiği için mi emmiyor, yoksa emmediği için mi süt bitti hiç bilmiyorum. Neticede bu keyif sona erdi. Oysa 2 yaşına kadar emzirmeyi hayal ediyordum. Kısmet bu kadarmış.

Poyraz Antalya'da

Antalya gezimiz çok keyifli geçtiiii. Evren teyzemiz ve Tiber abimizle bol bol gezdik. Hava yaz gibiydi. İşte size geziden fotolar...

Evren Teyzem ve ben...


Dişlerim kaşınıyo kardeşim...



Kültür Park'taki ördekli havuzun kenarında mama yemek de pek keyifliymiş...



Manzara nefis, mama tatlı, annem güzel... Ooooh değmeyin keyfime.



Bakmayın böyle sakin durduğuna, Evren Teyzem her fırsatta mıncıkladı, sıkıştırdı beni.



Anne yüzüme güneş geliyo yaaa, başlicam senin şu fotolarına...



Abime benzeyen ama adı Anı değil, Tiber olan çocuk durmadan bana kulak yaptı.



Poyraz ve melekleri... Ben şanslı bir erkeğim galiba :))


İlk dişimiz çıktı

Kuzumun alt çenesinde ön sağ dişinin ucu 26 Ekim 2007'de göründü. İlk dişimizin çıkması Antalya'ya kısmet oldu. İlk gören de benden sonra Evren teyzesi oldu. Oğlum donansın diye kendisinden don bekliyoruz :))) Daha fotoğrafı çekilebilir gibi değil. Görünür hale geldiğinde hemen çekip buraya koyacağım. Şimdi sanırım diş buğdayı yapmam gerekiyor.

Diş buğdayı geleneği:
Diş buğdayı eski bir Türk geleneği. İlk dişin çıkışını kutlamak için yapılan diş buğdayı, çocuğun dişlerinin daha sağlam olması, çabuk büyümesi ve rızkının artması niyeti ve dileğiyle bu kutlama aile arasında yapılır. Bebek ilk dişini çıkardığında yakın akrabalar davet edilerek diş buğdayı hazırlanır. Dişbuğdayı, kaynatılmış buğdayın şekerle harmanlanıp üzerine nar, ceviz, meyve şekeri gibi süsler konulmasıyla hazırlanır. İçine boncuk veya yüzük gibi bir şey saklanır. Saklanan eşya kime çıkarsa çocuğa çeşitli armağanlar alır. Diş buğdayı töreni ritm tutup şarkı söylenerek düzenlenen bir eğlenceyle kutlanır. Bu adetin bilinmediği ya da uygulanmadığı yerlerde, genellikle çocuğun dişinin çıktığını ilk görenin çocuğa bir gömlek dikmesi ya da hediye alması adeti vardır.

Diş Buğdayı tarifi:
Malzemeler (6 - 8 kişilik): 1 kg. diş buğdayı veya değirmenlik buğday diye de geçer (İç Anadolu'da Şahman buğdayı olarak adlandırılan çeşit kullanılır) 1/2 kg. toz şeker 100 gr. dövülmüş ceviz
Yapılışı : Güzelce ayıklanmış ve yıkanmış buğdayı tercihen çelik bir tencereye koyun ve üzerini 4-5 cm. kadar geçecek kadar içme suyu ile doldurun. Bir taşım kaynattıktan sonra altını iyice kısın ve 25-30 dakika kadar kontrol ederek, altını yakmadan, yumuşayıp suyunu iyice çekene kadar pişirin. Buğdayın çeşidine bağlı olarak daha geç de pişebilir. Bu durumda tencereye bir miktar daha kaynar su ilave edip pişirmeniz icap edecek. Piştikten sonra tencerenin kapağını açmadan 10-15 dakika kadar dinlendirdikten sonra servis tabağına alın. Şeker ve cevizleri de ayrı ayrı servis tabaklarına koyup sofraya getirin. Tercihe bağlı olarak beyaz toz şeker veya esmer şeker de ikram edilebilir.

Perşembe, Ekim 25, 2007

Atta gidiyoruz :)

Evren Teyzemiz bizi çağırdı. 3 günlük tatilde Antalya'ya gidiyoruz. 10 dakika içinde karar verdim ve uçak biletlerini aldım. Babamız Fethiye'ye uçuşa gidecek zaten. Biz de oğluşumla seyahat edeceğiz artık. Annesinin yakışıklı parteridir o...
Gelince havadisleri yazarım artık. Herkese iyi tatiller....

Çarşamba, Ekim 24, 2007

Oğluma taktığımız isimler

Mr. Tonçik Ponçik
Topişko Popişko
motor popo (çok gürültülü gaz çıkardığı için abisi taktı bu ismi)
Poğça (yanaklarından dolayı teyesi taktı bu adı)
Dino (minnacıkken çıkardığı dinazor sesleri nedeniyle teyzesi bu adı verdi)
löpçük
bombili
hampiri bogart
sarı damarlı (bazen ege damarı tutuyor, pek bir sinirli oluyor da. bu ismi annem taktı)
danacık
dengizlili
.....

Şimdilik aklıma bunlar geldi :)

Pazartesi, Ekim 22, 2007

En sevdiğimiz oyuncak, tahta bir kaşık

Hem dişlerimi güzelce kaşıyabiliyorum...

Hem elimde kolayca tutabiliyorum...

Hem sağa sola vurabiliyorum...

Hem yemek yiyebiliyorum...

Bugün kaşığımı bırakmayacağımı kesin ve tiz bir sesle anneanneme ifade ettiğim için, çorbamı ve yoğurdumu bana tahta kaşığımla yedirdi.

Zafer benim ve tahta kaşığımındır :)


Bombili...


Cuma, Ekim 19, 2007

Memleket mandalinası, nefiiis...

Oğlum hayatının ilk mandalinasını bu sabah yedi.





Çarşamba, Ekim 17, 2007

Sorular ve cevaplar...

Evet hayatım belirli bir rutin içinde ilerliyor. Sabah oğluşu ananeye bırak, işe git. Akşam işten çık, ananeye git oğluşu al. Eve git oğluşu yıka, uyut. Kocayla yemek ye, tv izle ve uyu.

Bu durumdan çok mu memnunum?
Elbette hayır.

Bu durumdan şikayetçi miyim?
Elbette hayır. Herşey kuzum için.

Daha iyisi ne olabilir?
Bilmiyorum :(

Benim hayallerim birçok anne gibi "çocuğuma iyi bir gelecek" düzeyine mi indirgendi?
Önceliğim "o" benim.

Sırt çantasıyla dünya turu fikrine neden hayal düzeyinde bile olsa eşlik edemiyorum?
Bilmiyorum :(

İş-işsizlik, ev-evsizlik, sağlık, eğitim, çocuğum, ailem.....
Bu güvenlik arayışı, bu kontrol isteği beni dar bir alanda sıkıştırdı mı?

Gerçekten yapmak istediğim hiçbir şey kalmadı mı, yoksa gerçekleşmesi imkansıza yakın isteklerimi örttüm mü?
Yapmak istediğim şeyler var, imkan olursa yaparım ama yapamadıklarım için de dünyayı kendime dar etmem.

Sıkılıyor muyum?
Yoo, hayır. Oğlumun büyümesini izlemek bana müthiş bir heyecan veriyor. Bu küçük mucizeye hayranım.

Hayat hep böyle mi geçecek?
Bilmiyorum, bunu düşünmüyorum. Belki de düşünmekten kaçıyorum. Bunu da bilmiyorum.

En önemlisi bu durum tuhaf mı?
Yalnızca ben mi bu durumdayım?
Bir cevabı olan var mı?

Ne zaman uyuduk, ne zaman uyandık hiç hatırlamıyorum...

Oğlum hiç alışık olmadığım şeyler yapıyorsun. Dolayısı ile de karşılığında ne yapacağımı hemen bulamıyorum. Mesela 2 gün önce 7,5 aydır ilk kez kustun. Ve ben resmen panik oldum.
Bir süredir geceleri sürekli artan bir huzursuzluğun var. Anlam veremiyorum, tek ihtimal diş olabilir diye düşünüyorum ama henüz görünen birşey yok.
Ne güzel akşam 8'de uyuyorsun. Bana biraz zaman veriyorsun. Sonra saat 1'den sonra sürekli mızmızlandın, huzursz huzursuz yatakta döndün durdun. Sürekli kalkıp emziğini verdim, ben yatar yatmaz sen attın ve gene bağırmaya başladın. Yanına geldim, ninniler söyledim. Sen koluma tutunup kalkmaya çalıştın. Kucağıma aldım, salladım. Sen dikilip oyunlar oynamaya başladın. Gezmek istedin. Biliyorum her mızırdandığında yanına gelmememem lazım, kendi kendine uyumayı öğrenmen için. Deniyorum ama her zaman başarılı olamıyorum sanırım. Tam uyudu ne güzel dediğimde, üstünü örtmek için yanına geldiğimde yeniden uyandın.
Sonuç, sırtım tutulmuş. Yataktan pijama ile kalkmaktan üşütmüşüm, boğazlarım ağrıyor. Çıplak ayala dolaşmaktan karnımı üşütmüşüm, hem karnım ağrıyor, hem de midem bulanıyor. Ve acayip halsizim.
Bir de üstüne sabah 8'de uyanan baban, "ya uykumu hiç alamamışım" demez mi? Sinirlerim bir kalktı, hala yatışmadı.
Bunları şikayet olsun diye yazmıyorum elbette. Oyuncak bebek bakmıyoruz elbette, bunun hastalığı, dişi, uykusuzluğu olacak elbette... Daha ciddi şeyler olmasın da.
Yazıyorum çünkü arkamdan gelenler ve beni takip edenler var. En iyi ihtimalle nelerle karşılaşacaklarını bilsinler diye yazıyorum. Bir de uzaklardan seni takip edenler var. Onlar da küçük yaramazım neler yapıyor bilsinler diye yazıyorum.
En önemlisi de yıllar sonra, dönüp baktığımızda hatırlayıp, gülelim. Öpüşelim, koklaşalım, gülüşelim diye yazıyorum...

Cumartesi, Ekim 13, 2007

Faydalı araç gereçler

Geçen hafta sonu Poyraz'a sandalye yükseltici aldık. Mama sandalyesi anneannesinde, ne de olsa hafta içi orada yiyor yemeklerini. Hafta sonu için bir mama sandalyesi daha almak mantıklı gelmedi. Aşağıdaki gibi birşey aldık. İlerde dışarı gittiğimizde, yanımızda taşıyabileceğimiz birşey olsun istedik. 1 haftadır kullanıyoruz, çok memnunum.



Mothercare'in Kozyatağı'ndaki outletinden de aşağıdaki küvet aparatını aldım. Kendi başına tam oturamayan, otursa da düşme riski olan oğlumu bir türlü kendi başına yıkayamıyordum. Onunla birlikte küvete girip dizlerimin üzerinde yıkıyordum. Zaten küvetin içine oturtsam bile çok alçak olacağından benim için çok zor olacaktı. Bunu farkedenler aşağıdaki ürünü geliştirmişler. Küvetin iki yanına yaslanan ve daha yüksekte duran bir mini küvetcik.
Gerçekten ben de, oğlum da çok memnun kaldık. Tavsiye ederim.

Çok önemli bir bilgi

Armut suyu çok fena leke yapıyor ve sonra 60 derecede yıkayınca bile asla çıkmıyor. Simsiyah oldu oğlumun iki tişörtünün yakası :(
Elma suyu da leke yaparmış, haberiniz olsun.

Klavyemde kaç tane mikrop varmış biliyor musunuz?

2,157,120How Many Germs Live On Your Keyboard?

JustSayHi - A Free Dating Website

Pazartesi, Ekim 08, 2007

7 aylık çocuk menüsü

İlerde soran olursa kesin hatırlamam...

6.30 Kalkış ve biraz anne sütü
7.30 Kahvaltı (90 ml bebelac 2, 1 kibrit kutusu tuzsuz beyaz peynir, 1 tatlı kaşığı pekmez, 1 çay kaşığı tereyağı dönüşümlü olarak 1 yumurta sarısı veya 1 yemek kaşığı rondoda öğütülmüş ceviz ve ekmek içi)
8.30 – 10.00 uyku
11.00 meyve (1 elma ve 1 avuç siyah üzüm veya 1 armut ve yarım muz) kivi, ananas, havuç suyu ve mandalina suyu da vereceğim...
12.00 100 ml anne sütü
12.30 – 14.00 uyku
14.30 ¾ su bardağı Sebze püresi (kabak, patates, havuç, taze fasulye, ıspanak, barbunya, domates, balkabağı kombinasyonları) +soğan +sarımsak +kıyma (bazen)
veya
tarhana çorbası + ekmek içi
veya
domatesli şehriye çorbası
16.00 100 ml anne sütü
16.00 – 15.30 uyku
19.00 Gece maması 1 su bardağı (muhallebi veya tahıllı kaşık maması), bazen içine haşlanmış,ezilmiş kuru kayısı da koyuyorum.
20.00 Anne sütü ve uyku
04.00 anne sütü ve uykuya devam

Öğünlerden sonra bir miktar su veya bitki çayı da içiyor.

Cuma, Ekim 05, 2007

Oğlum bugün itibariyle tam 7 aylık yakışıklı bir delikanlıdır...

Not: En yakın tarihli resmimiz bu, 5 günde çok değişmedi :)

Mini bir albüm...



Yazın son günlerini gezerek değerlendiriyorum. Pazar gezilerine bayılıyorum :)



Kuduruk biriyim, saldırgan olabilirim ...


Bu da babamın paraşütünün koltuğu. Harnes diyolar. Pek de rahatmış.


Babamla kudurduk, kudurduk, yorulduk...


Motorum nerdeeee, serseriyim ben...





İstifa etiiimmm

Hayır tabii ki annelikten değil... O benim en uzun soluklu işim, o benim yaşama sebebim.
Ben işimden istifa ediyorum. Yine hayır, tabii ki piyango filan çıkmadı. Miras da kalmadı bir yerden. E deli de değilim.
İşimden istifa ediyorum çünkü oğluma daha yakın olabileceğim ve daha çok zaman ayırabileceğim başka bir yerde çalışmaya başlıyorum. Hani bana şans dilemenizi istemiştim ya, o bunun içindi işte.
"Niye bu kadar uzattın yahu, al tarafı iş değiştiriyorsun" dediğinizi duyar gibiyim. Ama işin aslı hiç de öyle değil. Burası benim dördüncü işyerim ve ben hiç istifa edemedim. İlk kez istifa ediyorum. İlk kez istifa mektubu yazdım. Bu sizin için küçük ama benim için büyük bir adım :)Dün sabah diğer taraftan kabul telefonu geldi. Düne kadar bu işin olmasını çok istiyordum. Ama kabul edildikten sonra içim buruldu. Aman neyse ya, iş olacağına varır. Bakalım hayat neler gösterecek. Umarım bu değişiklikten dolayı daha sonra pişman olmam.

Pazartesi, Ekim 01, 2007

Hoşgeldin mucize bebek! Hoşgeldin Güneş!



Bugün Güneş doğdu! Tuluğ ve Seçkin'in oğluşu, benim minik kuzum, oğlumun arkadaşı Güneş bu sabah 3.200 kg ve 51 cm doğdu. Pespembe, dünyalar tatlısı bir oğlancık. İlk birkaç saat solunumu düzenlenemediği için bizi korkutan, ama sonra normale dönüp meme, gaz, uyku üçgenine giren bir yaramaz kuzucuk.

Daha ilk hücreleri ile ne kadar mucize bir bebek olacağın belliydi. Birkaç günlük bir hücre topluluğu iken annen ameliyat oldu. Hem de yanıbaşında, annenin yumurtalığında kıyametler kopuyordu. Sen direndin. Annenin 5 kez kesilip dikilen karnı büyüdükçe, korktuk. Birşey olmasın diye dua ettik. Sen iyi asıldın hayata. Sonra daha doğumuna 2 ay varken, gelir gibi yaptın. Anneciğin seninle konuştu. Daha vaktin vardı, erken gelmen senin için herşeyi zorlaştırabilirdi. Annenin sözünü dinledin ve vatin gelene kadar bekledin.

Ve bugün doğdun Güneş'imiz...

İyi ki de doğdun...

Şansın bol, bahtın şen, yolun hep açık olsun....

Perşembe, Eylül 27, 2007

Günler geçiyor, miniğim büyüyor...



Sanırım hastalığı atlattık. Hala arada hapşırıp tıksırıyoruz ama bu gece daha rahat uyudu.

Bir yandan da günden güne büyüyor miniğim. Öyle hızlı ki gelişmesi, neredeyse gözle bile takip edeceğim. Hergün yeni sesler katıyor diline, hergün yeni mimikler geliştiriyor. Hergün daha kontrollü oluyor bedeni. Canım oğlum benim...

Aynalar en sevdiği oyuncaklar. Anneannesinin evinde yere halının üstüne serili örtüde oynarken, arada yandaki büyük aynada kendini görüp seviniyor. Kendi aksini öpüyor, ısırmaya ve yalamaya çalışıyor.

Ben de onu ve hayatı yakalamaya çalışıyorum. Her akşam annem, babam, kardeşim ve Anı; "Poyraz bugün böyle yaptı, bunu öğrendi..." diye bana rapor veriyorlar. Akşamları inanılmaz yorgun oluyorum zaten, ancak oğlanı alıp eve gidebiliyorum. Eve gidince kuzum hemen uyuyor zaten. İyi ihtimalle bir banyo yaptırıyorum ona.

Gene işlerim yoğunlaştı. Bloggerı kapatmak zorundayım. Çalışan, çalışmayan tüm annelere sevgiler,

Özlem

Salı, Eylül 25, 2007

Kuzum hala sümüklüüü...


Dün gece daha rahattık. Çünkü uyumadan önce burnunu temizledim, ilacını verdim. Zaten çok uykusu vardı. Hemen uyudu. Gece de 2 kere kalktı ama genelde çok huzurlu uyumadı. Sürekli kıpırdandı. Neyse doktorumuzla konuştuk. Bu şekilde tedaviye devam etmemizi söyledi. Bu şekilde bağışıklık kazanacaklar değil mi? Bir evde abimiz hasta, bir evde babamız hasta. Sadece nezle olması bile sevindirici sanki.


Of bugün işyerinde inanılmaz yoğunum. Daha yazmak istiyordum ama yazamayacağım. Bana şans dileyin... Neden mi? Siz sadece şans dileyin, ben gerekçesini sonra yazacağım.

Sevgiler ve ihtiyacı olan herkese bol şanslar...

Pazartesi, Eylül 24, 2007

Kuzum hasta, üşütmüşüz...


Dün minnoş biraz keyifsizdi. Pek birşey yemedi, içmedi. Zaten gündüzleri meme de emmiyor artık. İlle de biberon olacak. Meme bir uyku objesi sadece :)
Akşam emip yattıktan 15 dakika sonra ağlayarak uyandı. Burnu tıkalıydı. Hemen babamızdan Peditus istedim. Nöbetçi eczane bulup aldı. Burnumuzu da serum fizyolojik ile temizlemeye çalıştık. Zor oldu ama 1 saat sonra uykuya dalabildi. Kucağımda iyi, ama yatınca burnu tıkanıyordu. Ben de belinden yukarsını bir yorganı katlayarak yükselttim.
Umarım bu gece rahatça uyur tatlım...

Salı, Eylül 18, 2007

Kış hazırlıklarına devam - Mürdüm eriği reçeli

1 kg mürdüm eriği 2'ye veya 4'e bölünür, tencereye alınır
Üzerine 1 kg şeker eklenir (az tatlı isteyenlere 750 gr öneririm)
1 tatlı kaşığı karanfil, 1 kabuk tarçın da atıldıktan sonra kısık ateşte uzun uzun pişirilir.

Sık sık karıştırmanız gerekiyor, köpürdüğü zaman 1 çay kaşığı margarin veya tereyağı eklemelisiniz. Bu hem köpüğü kesiyor, hem de reçelin parlak görünmesini sağlıyor.
Koyulaştıktan sonra yarım limon suyunu sıkıp bir-iki taşım kaynatın. Sıcakken kavanozlara alın, kapağını kapatıp soğuyana kadar ters çevirin.

Afiyet olsun...

Gelen ve beklenen tomurcuklar...


Sudabalık blogundan esinlendim. Ben de gelen ve beklenen bebeleri listeliim bari. O kadar çok olduk ki bu aralar yaşasın. 5 sene sonra pikniklerimiz cıvıl cıvıl olacak :)


3 Nisan 2006 Burçak ve Buğra'nın oğlu Ateş doğdu

30 Ocak 2007 Kıvanç ve Özlem'in kızı, karakızım Deniz doğdu

5 Mart 2007 Özlem ve Tonguç'un oğlu, kuzum Poyraz doğdu

31 Mart 2007 Başak ve Talat'ın kızı, Ekim'in kardeşi Piraye doğdu

29 Mayıs 2007 Gamze ve Mehmet'in oğlu Ali doğdu

1 Haziran 2007 Ayşe ve Kerem'in kızı Cemre doğdu

17 Temmuz 2007 Banu ve Emre'nin oğlu Ediz doğdu

11 Eylül 2007 Saadet ve Barış'ın kızı, Ada'nın kardeşi Lara doğdu


Meral ve Onur'un kızını,

Tuluğ ve Seçkin'in oğlu cesuryürek Güneş'i,

Burcu ve Barış'ın kızını,

Hande ve Kurtuluş'un daha cinsiyeti bile olmayan bebeğini


heyecanla bekliyoruz.

Çarşamba, Eylül 12, 2007

SSK - Analık ve Emzirme Ödenekleri

Gidecekler için çok önemli bilgi. İşte gereken belgeleri açıklıyorum :)

EMZİRME YARDIMI İÇİN
1- Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi
2- Bebeğin doğduğu tarihli vizite kağıdı (120 günlük)
3- Evlenme cüzdanı fotokopisi
4- Annenin sağlık karnesi numarası

ANALIK ÖDEMESİ İÇİN
1- İşyerinden alınan imzalı ve kaşeli bir dilekçe
Örnek 1 (ücretsiz izin kullanmayanlar için);
İşyerimiz çalışanlarından .................. sicil no.lu ........... analık istirahati dolayısı ile .../.../....... tarihinde işyerimizde doğum istirahatine ayrılmış olup, doğumdan sonra ..../..../....... tarihinde işyerimizde işbaşı yapmıştır.
Örnek 2 (ücretsiz izin kullananlar için);
İşyerimiz çalışanlarından .................. sicil no.lu ........... analık istirahati dolayısı ile .../.../....... tarihinde işyerimizde doğum istirahatine ayrılmış olup, doğumdan sonra ..../..../....... tarihinde işyerimizde işbaşı yapmamış olup, ....... gün ücretsiz izin kullandıktan sonra ..../...../...... tarihinde işbaşı yapmıştır.
2- Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi
3- Varsa doğum iznine ayrılması için verilen (37. haftada verilen ve doğumdan sonra işe başlayacağı tarih işlenen) doğum sonrası izin raporu ve 32. haftada verilen doğum öncesi izin öteleme raporlarının aslı.
4- Bebeğin doğduğu tarihli vizite kağıdı (120 günlük)
5- İşyerinden alınan dilekçede imzası bulunan kişiye ait imza sirküleri fotokopisi

Ben yarın başvuracağım. Detaylı macerayı yarın anlatırım.
Sevgiler...

Ertesi gün notu 1: Her belgeden 4 kopya, bebeğin nüfus cüzdanından 5 kopya almadan gitmeyin.
Ertesi gün notu 2: "Bebeğin doğum raporu veya nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi " yazdığına bakmayın. Hem doğum raporunu, hem nüfus cüzdanının aslını, hem de 5 adet fotokopisini götürün.
Ertesi gün notu 3: 32 ve 37. haftalarda verilen raporların üzerinde başhekim imzası ve kaşesi mutlaka olsun.
Ertesi gün notu 4: Emzirme yardımı dedikleri hepi topu 50 YTL. Haberiniz olsun...

Salı, Eylül 11, 2007

Keyifsizim...

Bugün kötü günümdeyim... Dün öğleden sonra bir karın ağrısı ve bel ağrısı ile birlikte halsizlik ve başağrısı başladı. Yemekten zehrlendim diye korktum ama öyle değil sanırım. Çünkü bu durum hala sürüyor. Sanırım üşüttüm. Erkenden yattım zaten dün gece. 2 tane pikeyle zor ısındım. Tüm belrtilere bir de mide bulantısı eklendi bugün. Msamda duran yarısı içilmiş kahveyi zor attım, kokusu beni mahvetti resmen.
Sabah moralim bozuktu. Oğlumu neredeyse hiç göremiyorum. Sabah uyanır uyanmaz giyinip çıkıyoruz. Trafikte yol alıp annemlere bırakıyorum. Akşam annemlerden alıp tarfikte eve dönüyoruz. Kuzum zaten yorgun oluyor. Ancak banyo yapıp, emip uyuyor. Tek tesellim gününün çok iyi geçtiğini bilmek.
Annemler ona çok iyi bakıyor. Abisi kardeşiyle çok güzel ilgileniyor. Ben farkedemesem de minnoşum hergün yepyeni bir donanımla eve dönüyor. Mesela ben henüz görmedim ama popoyu havaya kaldırıp 4 ayak üstünde durabiliyormuş. Dün de parkta oynayan abisini görünce balkondan öyle çığlıklar atmış ki, mahalle ayağa kalkmış. Bu sabah da ilk kahvaltısını etmiş. Doktorumuz bir süre glutensiz ekmek vermemizi istedi ama sanırım Poyraz bu ekmekten pek hoşlanmamış. Glutensiz ekmeğin sütte erimeyen bulgur gibi parçacıkları ağzına gelince ne yapacağını şaşırmış. Önce ne yapacağına karar veremeden uzun bir süre çiğnemiş. Sonra yutmaya çalışmış ama öğürmüş. Bugün ona Büyümek aldım. Belki yarın kahvaltı onun için daha keyifli olur.
Hiç çalışasm yok, oğlumun yanına dönmek istiyorum. Yok mudur bir çaresi?

Cuma, Eylül 07, 2007

Bir günümüz nasıl geçiyor?



Rutin hale gelen bir günümüz şöyle artık;

20.00 - 20.30 emiş ve yatış

21.00 - ekşimik ama inanılmaz şeker bir suratla "eeeeee" diye mızıklanarak anneyi çağırış

21.15 - okşanarak, sevilerek uykuya dalış

00.00 - "eh, eh,eh " diye yatağın içinde dolanarak anne memesini arayış :)

00.15 - Güzel güzel emip gene yatış

03.00 - "eh, eh,eh " diye yatağın içinde dolanarak anne memesini arayış :)

03.15 - Güzel güzel emip gene yatış

05.30 - Cin gibi kalkış ve neşeli seslerle anneyi çağırış (anne saatin kaç olduğunu anlamayıp yanına gidince, karanlıkta bile farkedilen o far gibi boncuk gözlerle, o içine hüp diye düşülesi gamzelerle gülümseyiş)

05.30 - 06.30 kendi kendine agulanarak yatakta 80 tur atış. Anne gözlerini açamadan yatakta oğluşunu dinler. Arada gidip uyur umuduyla meme verir ama nafile. Bazen bu kadar harekete dayanamayan barsakların boşalması da ekleniyor seremoniye :) Mıkırdanmalar, mızıldanmalara döndüğünde anlarız ki, uykumuz gelmiş.

06.30 - Gene o ekşimik suratla "eeeeee" ninnisi söylenerek uykuya dalış.

Uykusu açılan anne ise sadece yatakta asıl kalkış saatini beklemeye başlar artık.

07.30 - Uyku bittiiiiii....

Bu sefer kesin olarak kalkıyoruz. Altımızı değiştiriyoruz. Giyiniyoruz ve babayı uyandrıyoruz. Babanın kucağında iken anne giyiniyor, hazırlanıyor.

07.45 - 08.00 arasında rabaya biniş ve lunaparka doğru yola çıkış


15 dakika sonra anane, dede, teyze ve aşkımız abimiz bizi lunaparkta karşılıyor. Bu ev o kadar eğlenceli ki, herkes oğluşla oynuyor. Hele abisi, kimsenin yapamadığı şebeklikleri yapıyor. Bu yüzden biz buraya lunapark diyoruz. Anne gitmiş bile, kmin umurunda.


09.30 - Anne işbaşında

11.30 - Anne bana süt sağıyor

16.00 - Anne gene bana süt sağıyor

17.30 - Annenin işi bitti

18.30 - Heyooo annem geldi, memede süt emesim gelmişti zaten.

19.30 - Evimizdeyiz, banyo saati

20.00 - 20.30 emiş ve yatış


Seni çok seviyorum canım oğlum....


Çarşamba, Eylül 05, 2007

Canım oğlum tam 6 aylık oldu...


Bana dünyanın en güzel hediyesi, canım oğlum bugün artık tam 6 aylık oldu. Zaman öyle çabuk geçti ki... Neler hissettiğimi anlatmam imkansız. Sana baktıkça işte aşk bu diyorum. Aksi takdirde başka hangi yakışıklı erkeğin beni gecenin dört buçuğunda uyandırmasına tahammül edebilirim ki :)
Ateşböceğim benim, iyi ki varsın.

Salı, Eylül 04, 2007

Uzaklardan ziyaretler...



Hafta sonu eski arkadaşlarımla buluştum. Hepsi başka başka nedenlerle İstanbul'da idi ama ortak amaç Poyraz'ı görmekti. Evren Antalya'dan, Derya Fatsa'dan, Burçak katılınca oğluşum çok mutlu oldu tabi.




Şu anda kuzum teyzesi ve abisiyle beraber. Onlarla çok eğleniyor. Hele abisi varsa, başka kimseyi gözü görmüyor.

Sanırım artık oğlumun bir düzeni var. Sabah 6.30'da kalkıyor. Bolca emiyor. Tabi yakında bu zaman diliminde kahvaltısını yiyecek. Saat 8.30'da yatıyor. Uyandıktan yarım saat sonra meyva püresini yiyor. Bazen tek tek, bazen de meyvaları karıştırarak veriyorum. Elma, armut, kayısı, şeftali, üzüm ve kivi şimdiye kadar yediği meyvalar. Kavun, karpuz ve inciri de yasadışı yollardan tattı :)
Miktarını merak edenler için söyliiim. 1 küçük milupa kavanozu kadar meyva yiyor. Tatlı armut olursa daha bile fazlasını. Saat 12 civarı daha önce sağmış olduğum sütü 100-150 ml kadar biberonla içiyor ve uyuyor. Kalktıktan yarım saat sonra bir küçük milupa kavanozu (genelde 3/4'ü kadarını) sebze püresi ve 1 çay bardağı yoğurt yiyor. Evde mayaladığım yoğurdu hiçbir şekilde yemediği için ben Babymix veriyorum. Saat 16 civarı gene anne sütü alıp uyuyor. Kalkınca bol bol su içiyor. Saat 19 gibi banyo yapıyoruz. Ardından 100 gr kadar muhallebi yiyip midenin kalan kısmını anne sütüyle doyurduktan sonra 20 civarı yatıyoruz. Tabii gece boyunca bol bol meme emmeyi de ihmal etmiyor miniğim.

Şimdi bu yazdıklarıma bakıp ne kadar düzenli olduğumuzu düşünmeyin. Bu en ideal günümüz. Çoğunlukla bu öğünlerden birine birkaç kaşıktan sonra son veriliyor çünkü dudaklar kilitlenip, yanaklar şişiriliyor ve kafa yana çevriliyor. Uyku konusunda da bazen 20 dakika sürüyor uykularımız, bazen de 2 saat. Birkaç gecedir oldukça huzursuzuz. Diş mi geliyor, yoksa başka bir sıkıntımız mı var bilemeyeceğim. Sürekli bir mızmızlanma ve düşürdüğü emziğin ağzına konulmasını isteme vaziyeti. Bu arada ben de leyla oluyorum tabii ki. Her akşam erken yatacağım diyorum ama evdeki işleri hallettiğimde saatin en az 23.30 olduğunu görüyorum. Sanırım ben "anne" oldum!!!

Şimdi işe dönmem lazım. Yoksa tüm annelerin bloglarını (bakınız yanda) okuyup, sayfalarca yazmak isterim ama hayat!!

Sevgiler,
Özlem

Pazartesi, Eylül 03, 2007

Kuzum için kış hazırlıkları

Eylül ayına girdik... Havalar pek belli etmese de yavaş yavaş sonbahara gireceğiz. Arkası kış. Minnoşum daha yeni yeni mamaya alışmışken, sebze kıtı kış mevsimine hazırlık yapmaya karar verdim. Önce şeftali reçeli yaptım. Çok tatlı olmasının dışında fena olmadı. Kuzumun kahvaltılarına ve yoğurduna koyacağız artık. Artık dediğime bakmayın, vakti gelince tabi. Şimdilik daha kahvaltı etmiyoruz.
Sonra taze barbunya alıp içlerini poşetleyip buzluğa attım. Bu akşam da domatesleri buzluğa atacağım minnoş kışın da taze domates yiyebilsin diye.

Reçel faslı sona ermedi tabi. Mürdüm eriği ve vişne de yapacağım. Babamız da reçel düşkünü olduğu için, bol bol reçelin hiç sakıncası yok. Egeli'yiz biz, kahvaltıda ot ve 3 çeşit reçel olmadan kahvaltı ettiğimizi anlamayız.

Poyraz'ım 1 aydır meyva püresi, sebze çorbası, yoğurt ve muhallebi de yiyor. Ben de müstakbel annelere ve hemen arkamızdan gelenlere kolaylık olsun diye ara ara bebek mamalarımızı nasıl hazırladığımızı yazacağım blogumda. İşte ilk çorbamızın tarifi.

Mini Bebe Çorbası
Ana malzemeler
1 mini patates (mümkünse taze)
1 mini havuç
1 avuç maydonoz sapı
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı irmik

Ekler (mevsimine göre)
1 mini kabak (mümkünse körpelerinden)
1 mini kırmızı biber (DİKKAT BAZI BEBEKLERDE ALERJİ YAPIYOR; ÖNCEDEN DENEMEDEN VERMEYİN)
birkaç sap ıspanak
1 mini enginar
1 mini kereviz (sapı, kökü, yaprağı)
1 avuç taze fasulye
1 avuç taze barbunya
1 sap brokoli
......


Patates ve havucu bir fırcayla iyice temizleyin, soymadan doğrayın. Buharlı pişiriciye koyun (ben düdüklü tencerenin buharlı pişirme kabında pişiriyorum).
Kabakları soymadan, biberleri çekirdeklerinden temizledikten sonra, diğerlerini de doğradıktan sonra kaba koyun. Suya maydonoz saplarını atın ve 10 dakika kadar buharda pişirin. Pişince patates ve biberin kabuklarını soyun, sudaki maydonoz saplarını alın. Kabın içindekileri pişirme suyuna ekleyip zeytinyağı ve irmiği ekleyip birkaç dakika kadar kaynatın. Sonra hepsini birden tel süzgeçten veya blendırdan geçirin. Tek kullanımlık miktarda kavanozlara boşaltıp, soğuyunca buzdolabına kaldırın. Kullanacağınız zaman kavanozu kaynar suya oturtup, çorbayı ısıtabilirsiniz.

Önemli not: Bebeğin yemediği yemeği dökün, tekrar ısıtmayın.
Önemli not 2: bebeğin çorbanın tadını sevmediğini düşünüyorsanız birkaç damla elma veya limon suyu ekleyebilirsiniz.
Önemli not 3: Asla ve asla tuz kullanmayın. Bebeklerin böbreklerine çok zararlı.

Afiyet olsun...

Cuma, Ağustos 31, 2007

Ve ayaklar keşfedildi



Ne zamandır ayaklarıma ulaşmaya çalışıyordum. Daha doğrusu onlar ayakmış ama ben benim ayaklarım olduğunu bilmiyordum. Arada bir görüyordum, tombik, pembe, lezzetli bişeylere benziyorlardı. Bir ara yakalamıştım ama popom ağır geldiği için ağzıma götüremedim. Dün akşam nihayet mutlu sona ulaştım. O adına baş parmak dedikleri tombik şey pek güzelmiş. Tam da ağzıma uygun, emilesi bişeymiş. Artık hayatımda bir emme objesi daha var (obje kelmesini yeni öğrendim ve cümle içinde kullandım:)). Annem babama anlatırken duydum. Uykumda emziğim düşüp de, bulamayınca ayaklarımı ağzıma götürmeye çalışmışım. Uyurken bile benimle olduklarına göre bunlar benim ayaklarım. Yaşasın ayaklarım....!!!

Perşembe, Ağustos 23, 2007

Kuzum benim can yoldaşım....


Ha başladım, ha başlayacağım derken işe başladım. Hala kendimi misafir gibi hissediyorum ama hızlıca bu durumu kabullensem çok iyi olacak. Poyraz annemlerde, yanında annem, babam, kardeşim ve abisi var. Özellikle abisi sayesinde bu ilk ayrılığımız oğlum için çok yıpratıcı olmadı. Kendisine yoğun ilgi gösteren 4 yeni insan sayesinde pek bir mutluydu doğrusu. O mutlu olunca benim de günlerim rahat geçti doğal olarak. Kuzumu çok özledim elbette ama en azından aklım arkada kalmıyor.

Birtanem, güzel oğlum... Hepimiz zaman zaman hayatta bazı tercihler yapmak zorunda kalıyoruz. Genelde önümüzde en az 2 seçenek oluyor. Ve bunlardan birisini seçerek yola devam ediyoruz. Şimdilik seninle ilgili tercihleri ben yapıyorum. İnan senin iyiliğini, mutluluğunu düşünerek yapıyorum. Her zaman doğruyu mu yapıyorum bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek. Umarım seni üzecek bir tercih yapmamışımdır. Ve umarım bundan sonra da seni üzecek tercihler yapmam, yapmak zorunda kalmam...

Hiç unutma, seni herşeyden ve herkesten çok seviyorum...

Pazar, Ağustos 19, 2007

Sefa bitti!




Artık gerçeklerle yüzleşme, gerçek hayata dönme vakti geldi. Yarın 6 aydan sonra işe dönüyorum. Oğulcum tam 5,5 aylık oldu. Bu sürede beni hiç yormadı, hiç üzmedi kuzum. Çok keyifli zamanlar yaşadık.
Artık çalışan bir anne olacağım. Artısını, eksisini göreceğiz zaman içinde. Kuzuma anneanne ve teyze bakacak. Gözüm arkada değil ama yüreğim?
Bütün gün onu çok özleyeceğim. Akşamları iple çekeceğim, eve koşup ona meme vermek için can atacağım. Umarım ilk dişini çıkardığında, ilk kez emeklediğinde, ilk adımlarını attığında ve ilk kelimesini söylediğinde hep yanında olurum.
Annecim inan ki senin için, senin geleceğin için katlanıcam bu duruma. Yoksa senden bir dakika bile ayrı kalmak istemiyorum. Şimdi aynı şekilde uslu bir bebek olup, akşamları annenin gelmesini bekleme zamanı. Hayat böyle birşey... Yokluğu da, varlığı da yavaş yavaş öğretiyor insana.
Seni çok seviyorum kuzucuğum...

Çarşamba, Ağustos 08, 2007

Kuzucuğumla tam zamanlı son haftam...


Tatilden döndük. Kuzucuğumla kucak kucağa bir hafta geçirdik. Hava ortalam a40 derece olduğu için sabah 10 ile akşam 19 arasında klimalı otel odasından dışarı çıkmak hiç akıl karı değildi. Biz de bol bol yattık uyuduk.
İstanbul'a döner dönmez yüreğimde ince bir sızı başgösterdi. Geri sayım hızlandı. 20 Ağustos'ta işbaşı yapacağım. "Ama benim kuzum emmeden uyuyamaz, ama benim kuzum uyanınca beni görmek ister, ama ben kuzucuğumu 10 dakika gösrmezsem özlüyorum" desem de ne fayda. Çalışmak zorundayım. Kuzularım için.
Çalışmaya başlayacağım için ufak ufak ek besinlere geçiyoruz. Tatilde meyva püresi verdim, kayısı-muz ve elma-şeftali. Severek yedi. 2 gündür de muhallebiye başladık. Onu da severek yiyor. Haftaya da sebze püresi ve yoğurt vereceğiz. Ay sonundan itibaren de kahvaltı. Büyüyor benim oğlum. Şu anda tam 5 aylık, 7,85 kg ve 66 cm. Umarım ben işe başlayınca sütüm azalmaz da, geceleri emebilir bari.
Artık hareketlerimiz de oldukça değişti. Daha kontrollü hareket ediyor, uzanıyor, tutuyor, ağzına götürüyor. Tek sefer dönebiliyor, hem yüzüstünden sırtüstüne, hem de sırtüstünden yüzüstüne. Ama henüz 2. tura geçemedi :)
Dişlerimiz de henüz gelmedi. Bu ay içinde bekliyorum ama...
Mama sandalyesi almamız lazım. Önümüzdeki aydan itibaren mama sandalyesinde yemek yiyebilecek benim aşkım.
Haftaya pazartesi de abimiz geliyor zaten. Onu da çok özledim. Bu yaz Poyraz yüzünden biraz daha kısa bir tatil yaptılar ama ne yapalım, olacak o kadar.
Şimdilik bu kadar... Sanırım işe başlayınca daha çok yazacağım.
Herkese sevgiler...

Salı, Temmuz 24, 2007

Bu yaz için son tatil...

Kısa bir mola... 28 Temmuz - 5 Ağustos arası Ölüdeniz'de olacağız. Oğlumla tatil yapacağım. Dönüşte görüşmek üzere.
Öpüyorum.
Özlem

Salı, Temmuz 17, 2007

Zaman ne çabuk geçiyor...

1 ay olmuş bloguma yazmayalı. Tembellik ettim, itiraf ediyorum. Bu zaman zarfında 1 kez 10 günlüğüne, 1 kez de 7 günlüğüne Avşa'ya gittik oğlumla.
Arada geldik, Tuğba ile Burak'ı evlendirdik. 4. ay kontrolümüze gittik.
Oğlum artık sağa sola dönebiliyor. Henüz tam dönüşler yapabilmiş değil. Karpuz, kayısı ve şeftaliyi sevdi, kirazdan pek hoşlanmadı. Bugün çığlık atmayı öğrendi. Aylardır kendi kendine uyuyabilen minnoşum artık sadece meme emerken uyuyor. Ben işe başlayınca anneanne ne yapacak bakalım. Beni de şimdiden işe başlama stresi sardı. Nasıl ayrılcam ben kuzumdan yaaa?
Milli piyango bileti aldım, arada sayısal filan da oynuyorum ama şimdilik birşey çıkmadı. Umarım şu zamana kadar huzurlu ve mutlu bir bebek olan Poyraz'ım ben işe başladıktan sonra çok üzülmez.
Sanırım işe başladıktan sonra bloguma daha çok yazacağım. Sanırım değil, yazacağım. Söz!

Çarşamba, Haziran 13, 2007

Süperman sendromu...

2005 Kasım'ında ciddi bir uykusuzluk sorunu yaşadım. Panik atak olduğunu sonradan öğrendiğim krizlerime ek olarak. Hatırlamak bile istemediğim bir 3 aydı. Bir psikaytra gittim. Beni 1 saat dinledi. Doktor bir arkadaşımın da daha önce demiş olduğu gibi, "sen kendini süperman zannediyorsun, ama değilsin" dedi.
Ben herşeyi yaparım, annemin nazını da çekerim, kocamın cazını da... Babamın hassasiyetini de örterim, kardeşimin hezeyanlarını da... Arkadaşlarım bana kapris yapabilir, ama ben kimseye yapmam. İşimi de yaparım, aşımı da... Kariyerimi de yaparım, çocuğumu da... Tükenmez bir enerjim var ve dünyayı ben döndürebilirim eğer durursa.

Ama tükeniyor. 9 ay hamilelikte tek bir çöp bile istemedim kimseden, son ana kadar herşeyimi kendim yaptım. Doğum yapalı 3 ayı geçti, yanımda kimseler olmadı. Gece de ben baktım kuzuma, gündüz de...

Ve kimse "yav bu kızın üzerine de çok gidiyoruz. Bırakalım da çocuğu ile ilgilensin, bir de biz boğmayalım" demedi yahu. Herkes kendi hayatına ve benimle sürdürdüğü olağan (!) ilişkisine devam etti. Ama ben süperman değilim. Tükenmez enerji kaynaklarım da yok. Olanları da olabildiğince oğluşlarıma harcamaya çalışıyorum. Bana yönelen soru cümlelerinde neden hep talep var da, hal hatır yok...
Ben her daim iyi, sağlıklı, mutlu, yeterli ve verici miyim?

Ben de yorulabilirim... Ayaklarım, dizlerim ve sırtım da çok ağrıyabilir. Ama tüm bunlar gözünüze batan gezmelerimden kaynaklanmıyor. Günde onlarca kez 7 kiloyu kaldırıp koyuyorum ben. Kimseden yardım istemiyorum. Ama laf da işitmek istemiyorum.

Ayrıca ben kıçımın keyfinde gezmiyor, oğlumu mümkün olduğunca sağlıklı yetiştirmeye çalışıyorum.Kıçımı gezdirecek olsam, oğlumun uykusundan çalıp, sıcak yaz günlerini değil serin akşamlarını kullanırdım. Oysa ben her gece evde bekliyorum.

Tamam nasılsın diye sormayın ama talepte de bulunmayın. Eve gelenden de, telefon edenden de tek ricam bu.

İnanmayacaksınız ama bir kapasitem var ve çatlamak üzereyim. Üstüme gelmeyin.

Cumartesi, Haziran 09, 2007

Babalar ve bebeler...



Bu tanımlanması zor ilişkiyi yazmamakta çok direndim. Ama sanırım direnmemin anlamı yok. Bu normalse zaten yazmamın bir sakıncası da yok. Bu ayıpsa, benim ayıbım değil.

Babalar, bebelerini gerçekten çok severler... Ancak onların bebelerini çok sevmesi, kendileri için uygun olan bir zaman diliminde (mesela tüm gazeteler okunduktan sonra...) kucaklarına alıp 10 dakika gezdirmekten ibarettir. Misal bizim babamız daha bir tam 24 saati bizimle geçirmedi, bebekle hiç yalnız kalmadı ve 15 dakikadan fazla kesintisiz bebesiyle ilgilenmedi.

Babalar, bebeleri onların her tür sosyalliğine uyum gösterebilir sanırlar... Oysa bebelerin özel ihtiyaçları ve uyum göstermekte zorlanabilecekleri koşullar vardır. Mesela 2 aylık bir bebek mayıs ayında Abant'ta çadır kampına gidemez. Köpekler sahiplerine uyum gösterebilirler, ebeveynler ise minnacık bebelerine uyum göstermelidirler.

Babalar, bebeleri onların yokluğunu pek hissetmez sanırlar... Oysa hafta içi zaten hemen hiç göremediği bebesini, hafta sonu da 2 gün boyunca yamaç paraşütüne gidip görmeyen babaların, bebeleri onlara gülmediğinde, hatta dudak büktüğünde bozulmaya hakları yoktur. Bebeler yüzleri görerek, sesleri duyarak tanırlar insanları. Sosyal statüleriyle değil.

Babalar, anneler sadece süt verir sanırlar... Oysa anneler bebeleri büyülü bahçede tomurcuklanmaya başladığı andan itibaren kola içmezler, midye dolma yemezler, hergün süt, yumurta yerler, deodorant sıkmazlar, boyalı yerde durmazlar, saçlarındaki beyazları umursamazlar, koca göbeklerinin vücutlarında bıraktığı kalıcı hasarların yaptığı ağrıları sevgiyle taşır, ilaç kullanmazlar, günlerce evden çıkmazlar, akşamları bebeleri rahat yataklarında uyusunlar diye sıcak yaz akşamlarını sahil yerine evlerinin balkonunda geçirirler ve bundan hiç gocunmazlar, gerekirse hiç uyumazlar, yemeği soğuk yiyebilirler....

Bebeleri huzursuzlandığında sebebini bilen babaların uzaydan geldiğini düşünüyorum. Ya da gece kalkıp anneyi uyandırmadan ağlayan bebelerini kucaklayıp tekrar uyutan, özel zevklerini arada bir bırakıp hafta sonunu bebeleriyle birlikte geçiren ve en çok bebelerini anneleriyle aynı karede fotoğraflayan ve bundan zevk duyan babaların kesinlikle bu dünyadan olmadıklarını düşünüyorum.

Canınızı mı sıktım kızlar? Belki de sizin babanız ya da müstakbel babanız uzaydan gelmiştir, kimbilir :))

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Bu rüya hiç bitmese...


Kuzumu kucağımdan hiç indirmesem...
İşe hiç başlamasam...
Kuzumun her gülücüğünü görebilsem...

Öyle şeker ki, gün geçtikçe daha da çok hareketleniyor. O gülücükleri beni öldürüyor, kendimi kaybediyorum. Ellerini yumruk yapıp ağzına sokmasına bayılıyorum. O minik tombik yumrukları ben de yemek istiyorum. Onları emerken evin öteki ucundan duyuluyor şapırtıları.
Uyurken onu seyretmeye bayılıyorum. Ne görüyorsa rüyasında, attığı çığlıklar, gülümsemesi beni çok eğlendiriyor.
Onu emzirmeye de bayılıyorum. Memeye saldırması, arada bir gözlerini gözlerime dikip gülümsemesi içimi eritiyor. İki eliyle iki yandan memeyi kavramasına, uykusu gelince tek koluyla gözlerini kapamasına bitiyorum.
Uykudan uyanınca burnunun ucunun ve yanaklarının kıpkırmızı olmasına, boncuk gözlerinin buğulu buğulu bakmasına da hastayım.

Her uykudan uyanışında onu ilk ben görsem...

Çok sağlıklı omadığını biliyorum ama şu anda her saniyesinde onun yanında olmak istiyorum. Babasının kucağında iken bile onu özlüyorum. Hatta kıskanıyorum :)

Canım oğlum iyi ki varsın, iyi ki doğurmuşum seni...

Pazar, Mayıs 13, 2007

İlk anneler günü hediyem pek boktan (!) oldu...

Bugün anneler günü, artık benim de kutlanacak kişi kategorisinde olacağım bir özel gün...
Büyük oğlum kocaman bir kırmızı karanfil demetiyle kutladı anneler günümü. Gözlerim doldu tabi... Biz de teyzemize ve anneannemize balkonumuzdaki güzel kokulu karanfillerle yaptığımız birer küçük demet hediye ettik. Anneannemiz sevinçten ağladı.
Küçük oğlum ise doğal olarak henüz hediye kavramından bir haber, başka işler karıştırmakla meşgul idi. Sabah gözümü açar açmaz becerdiği ilk iş ise gerçekten beni çok mutlu etti. Başka bir hediye alsaydım bu kadar sevinmezdim sanırım.
Kakasını yapmıştı :))
Evet yanlış okumadınız, kakasını yaptı... Hem de kendi başına. Geçen hafta 6 gün boyunca kakasını yapmayınca doktorun verdiği gliserin fitili ile barsaklarını boşaltmıştım. Bu o olaydan sonra yaptığı ilk kaka idi ve ben bir rahatsızlığı olmasından, tekrar fitil kullanmak zorunda kalacağımızdan çok korkuyordum. Neyse ki benim aslan oğlum bu işi kendi başına halleti de beni rahatlattı...
Şimdi uyuyor ve ben de bloguma yazma fırsatı buluyorum. Artık daha sık güncellemeye dikkat edeceğim. Sanırım hiç okuyucum yok ama olsun. Birgün bir okuyan çıkar elbette.

Perşembe, Mayıs 10, 2007

Boncuğum büyüyor...

İlk 2 ayı geride bıraktım. Geleneksel olarak 40 gün, bilimsel olarak 6 hafta denen süre gerçekten çok sancılı. Bebekle annenin hem birbirlerine, hem de yeni hayatlarına alışma süreci. Ve bu süreçte onları sadece birbirleri anlıyor.
Minnacık bir bebeğin kucağıma verilip, bu senin çocuğun denmesini hayatım boyunca hayal etmiş ve beklemiştim. Çok ama çok güzelmiş...
İşin 6 haftada atlatılan ama o 6 haftalık sürede yıpratan kısımlarına gelince, evden dışarı çıkamadığınız için kendinizi yarasa gibi hissediyorsunuz, emzirmekten göğüs uçları kanayacak kadar yara oluyor, uyku ve uyanıklık döngüsüne uyum sağlamak gerekiyor, ameliyat sonrası sancılar can sıkıyor...
Bir çoğunu unutmuşum bile :)) İnanın hepsi geçiyor. Şimdi 2 aylık ve uyuduğunda bile çok özlediğim bir bebikom var.
Hayatının 1. gününde pipiyi kestirdik,
5. gününde göbeği düştü,
20. günde ilk kez bebek arabası ile gezmeye çıkardık, kıyameti kopardı :))
23. günde tekrar bebek arabası ile çıktık, daha sakindi
25. günde kanguruyu denedim, koynumda uyudu kuzum...
40. günde evden dışarı çıkamadık çünkü amcamlar misafir geldi, ama sonra acısını çıkardık
46. günde arabayla İzmir'e gittik. Ayvalık, İzmir, Kuşadası, Çeşme gezdik. Tam 1700 km yol yaptık.
Doktorumuz aksini iddia etse de oğluşum ilk günlerinden beri gülücükler atıyor. Sosyal gülüş değilmiş, hıh!

Artık 2 ay, 5 günlük. Ve birbirimize çok alıştık. Gezip tozuyoruz boncuğumla.

Kulakları çınladı herhalde, uyandı kuzum. Uyansın tabi, karnı acıkmıştır onun. Emzirmek bu işin en sevdiğim tarafı kesinlikle. Öyle zevkli ki, gözlerimin içine bakarken ona hayat verebilmek...

Hiç işe dönesim yok. Günün en güzel saatlerini oğlumdan ayrı geçirmeye gönlüm razı olmuyor. Paranın gözü kör olsun.
(Tekrar uyudu galiba :))

Bu arada Gamze ve Tuluğ da oğluma erkek kardeş getireceklermiş. Basket takımı kuracağız onlardan.

Bu arada sevgili dostlarımızı da Ankara'ya uğurladık. Onu ayrı bir yazıda anlatacağım. Şimdi çok yorgunum. Bugün minnoşla hiç uyumadım. O da erkenden uyuyakaldı. Bakalım gece ne tür bir şenlik olacak :)

Çarşamba, Mayıs 02, 2007

Güncelleyeyim dedim ama...

20 gün olmuş son yazımı yazalı. Blogum sürekli aklımda ama sıpacık bana şöyle rahat bir zaman vermiyor ki :)
Geceleri sürekli kalkıp emzirdiğim için gündüzleri o uyuduğunda ben de uyuyorum. Uyumadığım zaman da ev işleri ile ilgileniyorum.
:)) Uyandı benim küçük dinazor. Müsadenizle...

Not: Yazacağım hiç merak etmeyin. İlk iki ayda neler yaşadık, tek tek paylaşacağım.
Bunun dışında can dostlarımız Özü ve Kıvanç, minik kelebekleri Deniz'i de alıp Ankara'ya yerleştiler. Dostluğumuzun hep süreceğini biliyorum ama uzakta olmak beni hüzünlendiriyor. İnsan bu kadar içten dostlukları kolay kolay kuramıyor çünkü. Umarım onlar için çok çok güzel olur herşey. Sizi tanımış olduğum için çok mutluyum.

Çarşamba, Nisan 11, 2007

Serüven devam ediyor...

Aslında bu bloga, hamilelik sürecimi paylaşmak için başlamıştım. Artık hamilelik bitti. Ama serüven devam ediyor. Hatta asıl heyecanlı kısmı şimdi başladı ve ömür boyu da sürecek. Bu yüzden blogum da devam etmeli diye düşünüyorum. Seyrek yazabiliyorum, ama yazacağım. Beni yalnız bırakmayın e mi?

Perşembe, Mart 29, 2007

24 günlük olduk...

Hala birbirimize alışmaya çalışıyoruz. Daha çok miniğiz ve bir düzenimiz yok tabi ki.. Gece sabah karşı gaz sancılarımız tutuyor. Onun dışında genel gidişat iyi denebilir.
Ben en son geçen cumartesi dışarı çıktım. Tuhaf bir durum. Bu sabah ortalıktaki fişleri topluyordum. Market fişlerini görünce gözlerim doldu. Komik gibi geliyor kulağa ama aslında trajikomik...
İnsan markete bile gitmeyi özler mi yav...
Tek bir ekmek için bile Tonguç'tan rica etmek, 2 kelime edecek insan beklemek...
Herkes yorgun, herkes meşgul...
Gece oğlum ve ben, gündüz oğlum ve ben. Şikayetçi değilim, kuzumla çok iyi vakit geçiriyorum. Sabırlıyımdır ben. Elbette devran dönecek.
Kimseye güvenerek doğurmadım ben bu çocuğu. Herkes hayatına kaldığı yerden devam etsin. Ben hallederim.

Pazartesi, Mart 19, 2007

Doğum hikayemiz...




4 Mart Pazar sabahı çamaşır değiştirirken az bir miktar suyum geldi. Bacaklarımın arasından süzülenin idrar ya da başka birşey olmadığına emindim. Doktorumu aradım, "hemen hastaneye gidin, NST ile bir baksınlar. Bir de turnusollu ped versinler" dedi. Tonguç'un belki de ilk defa hazırladığı mükellef kahvaltı sofrasını bırakıp hastaneye gittik. NST çekildi, doğru düzgün sancı yok. Turnusollu ped verdiler, renk değişikliği olmadı. Çünkü gelen sıvı kurumuştu ve devamı da gelmedi.
Neyse öğleye doğru eve geldik ve kurt gibi acıkmış olarak bizi bekleyen kahvaltı sofrasına oturduk. Bu mesele üzerinde hiç durmadım, zira vakti gelince bebeğimin bana sağlam bir işaret vereceğinden hiç şüphem yoktu. Bütün gün evde keyif yaptık, yayılıp gazete filan okuduk. Akşam olunca babaanneyi de alıp Çiya'ya yemeğe gittik. Güzel yemekler yedik, kekik çayı içtik. Eve gelince 23 gibi yattım. Saat 01.30'da bol miktarda sıvının bacaklarımdan aşağı akmaya çalıştığını hissedip hemen yataktan fırladım ve o anda pijamamın altını tamamen ıslatan o şeffaf, berrak ve kokusuz ılık sıvı boşaldı. "Tamam" dedim, "İşaret bu". Tonguç'a seslendim. Beni görünce acayip panik oldu. Oysa ben son derece mutlu ve sakindim, hiç sancım yoktu. Hızlıca giyindim. Hastane çantamızı da aldık ve dışarı çıktık. Bu sırada Tonguç'un aradığı Buğra da arabayla geldi ve hastaneye gittik. Hemen ultrasonla baktılar, hala bir sürü suyum olduğunu gördüler. Oysa ben hepsi bitmiştir diye düşünmüştüm. Meğerse içerde dünya kadar su biriktirmişim. Muayenede ise rahim ağzının 2 cm kadar açıldığını söylediler. Yatışım yapıldı, arkadan iliklenen pembe hastane önlüğümü giydim. Sabah 6.30'a kadar uyur uyanık vaziyette bekledik. Bu arada 2 saatte bir NST'ye bağlandım. Sancı görünüyordu ama çok seyrekti. Ben ise hiçbir sancı hissetmiyordum. Sabah kardeşim geldi. Yapılan muayenemde rahim ağzının 3 cm olduğu söylendi. Neyse beklemeye devam ettim tabi. O kadar sakin ve heyecansızdım ki, ben bile kendime şaşırıyordum. Oysa saatler içinde hayatım değişecekti.
Gün içinde yavaş yavaş artan sancılar gelmeye başladı. Ama ben hamilelik yogasında öğrendiğim nefes teknikleri ile bu sancıları kolayca atlattığım için "hah bu da ne ki, ben bu doğumu kolayca yaparım" havasına girmiştim bile. Öğleden sonra doktorum geldi, muayene etti. Açılma hala 3 cm olunca moralim biraz bozuldu tabi. Akşam 18gibi, hastanede bana suni sancı vermeye çalıştılar. Kesinlikle reddettim. Bunu daha önce doktorumla konuşmuştuk ve suni sancının normal sancıdan çok daha fazla can yakan birşey olduğunu biliyordum. Üstelik suni sancıdan sonra normal doğuma girenlerin oranı sadece %20 imiş. Saat 19'de doktorum tekrar geldi. Muayene etti ve açılmanın 4 cm olduğunu görünce bana şu seçenekleri sundu. Ya hemen sezaryene girecektim. Ya sabaha kadar sancı çekip bekleyecektim ve açılmaya tekrar bakacaktı, ya da sadece 2 saat daha bekleyip, açılmanın gidişatına göre karar verecektik. Ben son seçeneği istedim. Moralim bozuldu, çünkü normal doğum yapabilmeyi çok istiyordum. En azından bir miktar daha şansımı zorlamak istedim. Bu arada aradan neredeyse 20 saat geçmiş olmasına rağmen hala zaman zaman suyum geliyordu. Bu da bebeğin başının doğum kanalına girmediğinin göstergesiydi.
Saat 19-21 arası işkence gibiydi. O kadar çok sancı çektim ki, nefes egzersizleri hiçbir işe yaramıyordu. Odada annem, kardeşim, kayınvalidem, Tonguç ve Tuğba dehşetli gözlerle beni seyrediyorlardı. Onlar mı daha komikti, ben mi daha acınasıydım hala karar veremiyorum :)
Saat 21'de doktorum geldi ve tekrar muayene etti. Ben en azından 7 cm filan açılma olmasını umuyordum o kadar sancıdan sonra. Doktor "hala 4 cm" diyince ağlamaya başladım. Moralim sıfıra indi, dayanacak halim kalmamıştı. "Lütfen bana narkoz verin ve bebeğimi çıkarın" dediğimi hatırlıyorum. Doktorun, benim ve ameliyat ekibinin hazırlanması için geçen yarım saatlik süre bana bir asır gibi geldi. Neyse beni aldılar, ameliyathaneye indirdiler. Ameliyat ekibi oldukça neşeli ve espiriliydi, ben de o kadar acıdan sonra bitmiş durumda idim ama çok sakindim. "Ne zaman narkoz vereceksiniz" diye sormamın hemen arkasından doktorumun bana "bay baay, iyi uykular" dediğini hatırlıyorum.
5 Mart Pazartesi akşamı saat 21.43'te oğlum dünyaya gelmiş. Beni odaya çıkardıklarında saat 22.15 filandı sanırım. Kendimdeydim, konuşulanları duyabiliyordum. Ama gözlerimi açamıyordum. Sadece "bebeğim nasıl" diye sorabildim. "Çok iyi" dediler. İkinci sorum ise kaç kilo olduğu idi :))
Aradan 10-15 dakika geçmeden 3,665 kg'lık ve 49 cm'lik oğlumu yanıma getirdiler. Yanak yanağa bir süre durduk. Sanki senelerdir ben bu miniğin annesiydim, o kadar tanıdık, o kadar sıcak yani. Ekstra hiçbir şey hissetmedim. Ben onu zaten çok seviyordum, hamileliğim boyunca hep sevdim. Bu arada odada bir bebeği net seçebiliyordum, bir de Anı'yı. Canım oğlum kardeşinin yanından hiç ayrılmadı.
Sonra gelen bir bebek hemşiresinin yardımı ile bebeğimi emzirmeye başladım. Biz gerçekten çoook uzun süredir tanışıyor olmalıydık. Bu bizim ilk karşılaşmamız değildi. O kadar doğaldı yani herşey. Yavaş yavaş odadaki insanları seçmeye başladım. Bütün arkadaşlarım, canlarım gelmişti. Gelemeyenler de sonraki gün bir bir geldiler zaten. Herkesle resim çektirdik. Herkese bir kez daha çok ama çok teşekkür ediyorum, bana güç verdiniz.
O gece beni yürüttüler. Asıl kritik olan gaz çıkarmammış, ama onun için ertesi akşama kadar beklemeleri gerekti :)
Çarşamba günü öğle saatlerinde hastaneden çıktık, Burçak bizi hastaneden geldi aldı. Artık evimizdeyiz. Bugün tam 2 haftalık bir kara kuzu olduk. Gittikçe birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Ben 11 kilo verdim, oğlum hastaneden çıktıktan sonra 300 gr aldı, boyu 2 cm uzadı. İkimiz de iyiyiz anlayacağınız.
İyi dileklerini sunan herkese sevgilerimi iletiyorum. Gerçekten herkesin bu duyguyu yaşamasını dilerim...

Perşembe, Mart 08, 2007

Hoşgeldin oğlum!

Ve uzun bir maratondan sonra canım oğlum 5 Mart Pazartesi akşamı saat 21.43'te dünyaya geldi. Elbette ben de onunla birlikte yeniden dünyaya geldim. İlk fırsatta süreci detaylı olarak yazacağım. Ancak şimdilik yoğun ısrarlar nedeniyle bir resmini koyuyorum. Arayan aramayan, gelen gelemeyen, cevap verdiğim veremediğim herkese çok ama çok teşekkür ederiz...

Pazar, Mart 04, 2007

Küçük bir sinyal...

Günlerim biraz daha hareketlenmeye başladı. Sanırım vakit yaklaşıyor. Bu sabah rahat bir geceden sonra saat 9 gibi uyandım. Ben mutfağı toparladım, bulaşık makinesini filan yerleştirdim. Tonguç da kahvaltıyı hazırladı. Tam pijamalarımı çıkartırken bacaklarımdan aşağı birkaç damla birşey süzüldüğünü hissettim. Rakı renginde, kokusuz, homojen bir sıvı. Bildiğim, daha önce gördüğüm türden birşey değildi. Herhalde suyum geldi diye düşünerek vekil doktorumu aradım. Bana hastaneye gidip turnusollu ped koymamı ve NST'ye girmemi söyledi. Kahvaltı masasını ortada bırakarak hastaneye gittik. Tahmin ettiğimden çok daha rahat ve soğukkanlı olmama ben bile şaştım doğrusu. Eve 3 kişi dönebilirdik.
Neyse hastanede turnusollu ped koydum ve NST'ye girdim. Turnusol gelen sıvının bazik amniyos sıvısı olup olmadığını anlamak içindi. Amniyos sıvısı ise turnusol kağıtları maviye dönecekti. Ama ne yazık ki benim başka suyum gelmedi. Sanırım oğlum küçük bir delik açtı içinde bulunduğu keseye.
NST sonucunda sancı çıktı ama ben hiçbir acı hissetmediğim ve daha fazla da su gelmediği için evimize geri döndük. Kurt gibi acıkmış olarak hemen kahvaltı sofrasına saldırdık. Tüm gün sancım olur mu, suyum gelir mi diye bekledim ama ne gelen var, ne de giden. Kasılmalar devam ediyor ama onun dışında bir numara yok. Poyraz da son 2 güne göre daha hareketli. Umarım bir sorun yoktur. Yarın tekrar NST çektireceğiz. Tabi sabahı bulabilirsek :))
Sanırım artık günler "akşamı bulabilir miyim, sabahı bekler mi" modunda geçecek bir süre.
Sanırım sancım olmamasından kaynaklı bir rahatlık ve heyecansızlık var üzerimde. Yani son derece sakin ve de soğukkanlıyım. Hatta özellikle annelerin aşırı ilgisi beni resmen yoruyor. Yanına terlik aldın mı, valize havlu koydun mu, hastaneye ziyarete gelenlere ikram etmek üzere şeker aldın mı... Mümkünse bir köşede sessizce doğurup eve gelmek istiyorum. Bu harika doğa olayının tadına vara vara yaşamak istiyorum. Yapmacıksız, adetsiz, hatır gönül olmadan ve belki de nezaketsiz.

Bu gece birden bire önce şimşek ve gökgürültüsü, ardından da sağanak bir yağmur başladı. İstanbul özlediği yağmura kavuşurken ben de özlediğim oğluma kavuşacak mıyım acaba? Oğlum sen misin bu gümbür gümbür gelen?

Bekleyip göreceğiz:) Herkese kocaman sevgiler...

Cumartesi, Mart 03, 2007

Kasılma var, sancı yok...


Çok tembellik ettim ve bloguma yazmadım değil mi? Açıkçası yazmak gün saymak gibi geliyor. Ve ben artık gün saymıyorum. Apansız gelişini bekliyorum bebeğimin. Biraz da bu yüzden ihmal ettim bu günlüğü.

Peki bugün neden yazdım? Blogumun bir amacı da bu serüveni yaşayacak başkalarına deneyim aktarmaktı. Sanırım paylaşmam gereken şeyler var.

Perşembe günü son derece hareketli, hatta dışardan bile farkedilir olan oğlum 2 gündür oldukça nazlı. Daha önce de böyle şeyler yapmıştı ama artık bitiş çizgisine bu kadar yaklaştığımız günlerde her değişiklik insanda endişe yaratıyor ister istemez. Her gece en az 2 kez tuvalete kalkmama rağmen son 2 gece buna hiç ihtiyaç hissetmedim. Buna karşılık çok gazım var ve barsaklarım sürekli dolu gibi. Karnım da çoğunlukla sert, taş gibi. Dün sabrettim, bugün de öğlene kadar bekledim. Durumda bir değişiklik, hareketlerde bir artma olmayınca vekil doktorumuzu aradım. Kendi doktorum yurtdışında ne yazık ki. Neyse Ali Bey de çok sevimli biri ve hemen ilgilendi. "Muhtemelen birşey yoktur ama bir NST çektirelim de içimiz rahat etsin" dedi. Hemen kliniğe gittik ve NST çektirdim. Kalp atışlarımız normal, birkaç kere de kıpırdadı sıpacık. Gün boyu 10 hareketin altına düşmediği sürece sorun yokmuş. Önceden çok daha fazla hareket ettiği için bu kadar hareket bana yetmedi tabi. NST'yi Ali Bey'e göstermeye çıktım. Ali Bey gülümsedi ve burda bir kasılma olmuş dedi. Arada bir kasılma oluyor ama sancım yok dedim. Sancı olmayabilirmiş. Doğum sürecine girmişiz ama bu durum günlerce bile sürebilirmiş. Kasılmalara sancı da eşlik ederse ve sıklaşırsa kendisini arayacakmışız.

Şu anda sakinim. Kasılmalar devam ediyor. Sanki karnımın içinde bir kedi, birşeyden korkup zaman zaman sırtını kabartıyor gibi. Karnım taş kesiliyor. Karnımın altında baskı var ama sancı yok henüz. Bunların doğum sancısı olup olmadığını bilemiyorum tabi. Ama kayda değer bir durum olduğunu düşünüyorum.

Gelişmeler konusunda sizi haberdar edeceğim.Yukardaki resim NST sırasında Tonguç'un çektiği bir resmim. Üstteki parça karnımdaki kasılmaları ölçüyor. Alttaki de bebeğin kalp atışlarını sayıyor. Elimdeki alet de, bebeğin hareketlerini hissettiğimde bastığım bir buton. Böylece 3 verili bir test sonucu alınıyor ve bu 3 veri birlikte değerlendiriliyor.

Pazartesi, Şubat 26, 2007

39. haftaya girdim, oğlumun keyfi yerinde

Bugün itibariyle artık normal hamilelik süresinin son iki haftasına girmiş bulunmaktayız. Doğumların %80'i bu iki hafta içinde oluyormuş. Bekleyip göreceğiz artık :)

Hazırlıklar büyük ölçüde tamamlandı. Yarın evde temizlik var, oğlumu temiz temiz karşılayayım istiyorum da.

Babaannemiz de geldi, bizimle birlikte bekliyor. Anlayacağınız şimdilik hayatım son derece sakin. Kalkıyorum, kahvaltı ediyorum. Biraz keyif, biraz iş yapıyorum. Sonra öğle şekerlemesi :) Kalkınca biraz dışarı çıkıyorum, yürüyüş ve ufak alışverişler için. Eve dönünce akşam yemeği hazırlıkları. Sonra babamız geliyor, yemek yiyoruz. Televizyon, gazete derken yatma vakti geliyor zaten.

Bakalım bu rutin daha ne kadar sürecek :)

Salı, Şubat 20, 2007

Doğum izninde ilk günüm

Neredeyse 1 hafta olmuş yazmayalı... Bir süre daha sık güncellerim ama sonra sanırım daha zor olacak blogumla ilgilenmem.

Bugün itibariyle doğum iznine ayrıldım. Yasalar en fazla 3 hafta kalana kadar çalışmama izin veriyorlar. Oysa ben ne kadar istiyordum daha çok çalışmayı :)))

Artık resmen beklemedeyim. 38. haftamıza da girmiş bulunuyoruz. Perşembe doktor kontrolü var. O zaman durum biraz daha netleşir ama dün rapor almak için Zeynepkamil Hastanesine gittiğimde ultrasonla baktılar. Bebek 3.200 kg ve 50 cm olmuş. Normal doğumu tehlikeye atmasın da sıpacık, 4 kilonun üstüne çıkıp :P

Ha bu arada 37. haftamı doldurduğum gün 32. haftadaki Sağlık Durum Raporunu aldığım hastaneye tekrar gittim. Sağlık karnesi ve vizite kağıdı ile. Önce doktor son adet tarihine göre 37. haftanın dolduğuna ikna oldu. Sonra da beni ultrasona yolladı. Ultrasonla bebeğin 37 haftalık olduğu kesinleşince de İşgörmezlik raporundan 2 kopya doldurup imzaladı. Onu başhekimlikte onaylattıktan sonra, hastanenin SSK bürosuna gittim. Oraya formlardan birini ve vizite kağıdımı verdim. Şimdi doğumdan sonra doğum belgesi ve raporun diğer kopyası ile gidip ne zamana kadar izinli olacağımı işleteceğim.

Sabah Tonguç'la birlikte uyandım, saat 8'de. Miskinlik yapsam daha yatardım ama kalktım. Kahraman Aile'si örneğinden çıkardığım sonuca göre uykusuzluğa alışmak lazım :P

Kahvaltımı ettim. Blogumu güncelleyip dışarı çıkıcam. Hava serin ama pırıl pırıl bir güneş var. En taze anne adayına bir uğrayıp laflarım birazcık sanırım. Çok kalabalık değilse pazarın kıyısından da geçmeyi planlıyorum. İşte böyle, vakit dolduracağım. Minnoş ne zaman teşrif edecek acaba?

Çarşamba, Şubat 14, 2007

37. haftadayım. Neler yapamıyorum?

37. haftanın içindeyim. Bebekler 38. haftadan itibaren doğduklarında normal doğmuş sayılıyorlar. Yani haftaya pazartesiden sonra istediği zaman doğabilir. Tabi tercihim benim evde biraz dinlenmeme izin verdikten sonra gelmesi. Yine de sağlıklısı neyse öyle olsun tabi.

Geçen hafta çooook sevindiğim bir bebek haberi daha aldım. Şimdilik kim olduğunu açıklayamam ama gerçekten Poyraz'a kardeş geliyor diyebilirim.

Poyraz şu anda aşağıdaki resimdeki gibi, sadece başaşağı duruyor. Tahminim 3 kilo civarındadır. Haftaya perşembe doktora gidince öğrenicez tam ağırlığını filan.




















Ben ise yaklaşık 14 kilo almış durumdayım. Çok fazla değil ama aldğım tüm kilolar göbeğimde olduğu için ağırlık merkezim ciddi anlamda değişti.

Artık,
- Bacaklarımı kapatarak oturamıyor, yürüyemiyorum
- Bacak bacak üstüne kesinlikle atamıyorum
- Öne doğru çok eğilemiyorum, düşecek gibi oluyorum
- Yürürken dik duramıyorum, arkaya kaykılıyorum ama geçen gün de arka üstü düşecektim neredeyse
- Bir yerden güç almadan yatakta dönemiyorum
- Giyinemiyorum, çünkü sıcak basıyooooo
- Çok fazla oturamıyorum, popo kemiklerim batıyor ve ayaklarım şişiyor
- Bir öğünde çok fazla yiyemiyorum, çünkü mideme baskı yapan birileri (!) nedeniyle kapasitesi azaldı
- Çok fazla dik oturamıyorum, sıpa hemen sıkıştım mesajı veriyor
- Biraz hareket ettikten sonra oturamıyorum, çünkü sıpacık hemen kalk gidelim demeye başlıyor. Resmen ittiriyor, bıraksam gidecek :)
- Yere bişey düşünce eğilip alamıyorum, şekilden şekile girerek kendi icat ettiğim yan çömelme hareketi ile alıyorum

Bunlar şimdilik aklıma gelenler. Doğum iznine çıkmama bugün dahil 3 gün kalmış olmasının tadını çıkarmaya çalışıyorum. Pazartesi, yani 37. haftamın dolduğu gün (36+7 de deniyor) hastaneye gidip raporumu alacağım. Ve dinlenmeye çekilip, enerji toplamaya çalışacağım.

Umarım minnoş da bunları biliyordur :P

Pazartesi, Şubat 12, 2007

Komik hafta sonu ve son iş haftası

Günaydııın,
Hafta sonu İstanbul'da hava muhteşemdi. Sanki Nisan havası. Muhteşem diyorum ama bir süre daha yapmur yağmazsa yaz mevsimi de çöl havası şeklinde yaşanacak sanırım. Neyse Cumartesi günü tüm gün evdeydim, tembellik edip dışarı çıkmadım ve dinlendim. Oğlumun küçük beşiğini hazırladım. Çok sevimli oldu. Kenarlarına kurdeleyi de geçirince fotoğrafını çeker bloguma koyarım.

Pazar günü ise cumartesi yaptığım tembelliği yapmayıp, yürüyüş yapayım dedim. Çıktım dolaştım, kırmızı taç ve lacicert kurdele aldım. Anakucağını yumuşatmak için elyaf aldım. Akşam yemeği için balık aldım. En son da evde keyif yapmak için gazete aldım ve eve döndüm. Bu kadarcık yürümek bile beni oldukça yordu. Eve gidince balkon kapısını filan açayım da ev iyice havalansın dedim. Sonra balkona vuran güneşi görünce, biraz balkona oturayım dedim. Ev telefonunda Özü'nün beni aramış olduğunu görünce onu geri aradım ve Kıvanç'la konuşurken balkona çıktım. Özü uyuyormuş, Kıvanç da Deniz'i uyutmaya çalışıyormuş. Küçük cadı tam bir kucak prensesi olmuş meğer:))
Kıvanç'la konuştuktan sonra aldığım gazeteleri balkonda okumaya karar verdim. Gazete poşetini getirip balkon masasına koymuştum ki, balkon kapısı kapandı. O anda hatırladım ki, balkon kapısının balkon tarafındaki kolu çıkmıştı. Balkonda mahsur kaldım. Allahtan ev telefonu yanımda dedim ve işte olan Tonguç'u iş telefonundan aradım. "Buraya gelmen lazım" dedim, "Niye?" dedi veeeeee.... Telsiz telefonun şarjı bitti. Cep telefonları içerde. Ben 5. katta balkondayım. Sağda solda balkonda kimse yok. Neyse en azından Tonguç'a ulaştım, motora atlar gelir herhalde diye düşünerek panik yapmadım ve gazete okumaya başladım.
Aradan yarım saat geçti ama gelen giden olmayınca balkondan dışarı bakmaya başladım. Tanıdık birini görürsem Tonguç'u aratayım diye. Neyse ki bir komşumuzu gördüm. Ama 5. kattan aşağıya bağırarak derdimi anlatırken bütün mahalle hamile bir kadının balkonda mahsur kaldığını öğrendi tabi. Neyse bir süre sonra Tonguç'a ulaştı ve bennim balkonda mahsur kaldığımı söyledi. Tonguç yakınlardaymış zaten 5 dakika sonra geldi ve beni kurtardı. Kan ter içinde kalmıştı. Kapının koluna küfredip duruyordu. Sonra o işe geri döndü mecburen.
İşin Tonguç tarafı daha eğlenceli. Ben onu arayıp o kadarcık konuşabilince panik olmuş. Balkon kapısını da çoktan unuttuğu için benim balkonda mahsur kalmış olabileceğim aklına gelmemiş. Önce cepten bana ulaşmaya çalışmış. Ordan da ulaşamayınca iyice panik olmuş. Birkaç arkadaşı aramış, onlardan da sonuç alamamış. Motora atladığı gibi doğum yapmayı planladığım hastaneye gitmiş. Bu arada Mecidiyeköy'den Kadıköy'e de gelmiş olduğunu söylemem lazım. Hastanede beni sormuş. "Buraya Özlem Koç diye biri geldi mi, hamileydi, doğuracaktı" filan diye. Tam o sırada bizim komşunun telefonunu alınca rahatlamış ve eve gelmiş.
Tonguç'la son birkaç günde 2 kez papaz olduk da, bu durum benim özellikle hoşuma gitti. Yani ne yapsam da cezalandırsam desem, ancak bunu yapardım. Ama valla benim hiç suçum yok. :))))

Bu hafta 37. haftaya girdim. Ve de son iş haftasına. Önümüzdeki haftadan itibaren izinde olacağım. Mutluyum, heyecanlıyım, sabırsızım ve de korkuyorum....

Pazartesi, Şubat 05, 2007

8 ay bittiiii...

Bugün itibariyle 8. ayımızı ve aynı zamanda 35. haftamızı doldurduk. Artık biraz daha kolay yorulur hale geldim. Ellerimdeki eklemler ağrıyor, eklem arasında sıvı birikmesi nedeniyle olurmuş bu. Ne tutsam düşürüyorum :)
Sanırım artık bebek inmeye başladı, kasıklarıma yaptığı baskı arttı. Ayaklarım da daha çok şişiyor. Hareketlerinde hemen hiç azalma yok, dün akşam bana kitap okutmadı sıpa :)
Neyse artık sadece 2 hafta daha çalışıp doğum iznine ayrılacağım. Sanırım dayanabilirim.

Cumartesi günü Kahraman ailesini ziyarete gittik. Gittiğimizde Deniz babasının kucağında yatıyor, Özlem ağlıyordu. Bu işte bir terslik var dedim. Neyse sonra mevzuyu anladım. Deniz'cik kolay kolay doymuyor, Özü'nün de sezeryan nedeniyle sütü gelmiyormuş. Sonuç; doymayan Deniz ağlıyor, Deniz ağlayınca mama veriliyor ve susuyor ama bu sefer de morali bozulan Özü ağlamaya başlıyor. Kıvanç da bir nu, bir onu teselli ediyor :)

Neyse sonra sorun halloldu. Meğerse ikisi de beni beklermiş :P
Ben gittim Deniz kızı uyudu.Özlem sakinleşti. Sonra Deniz uyanınca meme emmeye başladı. Özü'nün sütü bollaştı, rengi koyulaştı... Cadı kız memeden, memeye geçerken bile kıyameti kopartıyor ama en azından artık karnı doyuyor. Nasıl şeker, nasıl biblo bişey anlatamam. Anlatmam da zaten, nazar değmesin. Tahtaya vurun bakiim...

Artık ben de daha bir hevesle, heyecanla ve tatlı bir endişe ile oğlumu beklemeye başladım. Bunları Özü ile hiç konuşmamıştık, hiç planlamamıştık. Bakalım benim başıma ne tür süprizler gelecek :))

Cuma, Şubat 02, 2007

Dalya

Bu blogumun yüzüncü yazısı. O kadar da verimsiz değilmişim canım :)
Dün akşam 35. hafta doktor kontrolümüz vardı. Önce NST çektirdik, sonra da doktorumuza gittik. Poyraz 2 kilo 537 gram olmuş, boyu da 46 cm. İlk defa yüzünü gösterdi oğlum bize. "Dudaklara bak" dedi, doktor amcamız ilk olarak. Sanırım dudakları babasına benzeyecek, ne güzel...
Durumumuz gayet iyi imiş, 22 Şubat'ta son rutin kontrolümüz var. O tarihten sonra istediği zaman gelebilirmiş. Bekliyoruz biz de:))

Kahraman ailesi tarafında ise tatlı bir savaş var. Deniz bebek annesinin sütüyle yetinemediği için bir türlü doymuyor. Özü de memeden kesilmesin diye çok fazla mama vermek istemiyor, ama sütü de hala yeterince gelmiyor. Özü ağlıyor, Deniz ağlıyor...
Canlarım benim, keşke elimden bişey gelse. Biraz daha sabır, işler yoluna girecek.

Biz de yarın son kalan bazı eksikleri tamamlamak üzere alışverişe çıkacağız. Ayrıca internetten doldurduğum bir anket sonucunda kazandığım "hamilelik yogası"nın ilk dersine gideceğim.

Haberleri size iletirim...

Salı, Ocak 30, 2007

Hoşgeldin Deniz kızım! Sefalar getridin...




















Bekledin bekledin, en sonunda 41. haftada aldılar seni annenin ayrılmak istemediğin rahiminden di mi? 3 kilo 920 gram ve 54 santim doğdun. Öyle güzel, öyle pembe bir yüzün var ki... Gördüğüm en güzel doğan bebeklerden birisin. Kara kıvırcık saçların var, zeytin gibi ışıl ışıl bakan gözlerin var. Annenin güzelliğini, babanın sıcaklığını alıp da gelmiş gibisin. Şansın bol, yolun hep açık olsun bebek!

Evcilik oynar gibi

Hafta sonundan beri, oğlumun odasıyla oynuyorum. Beşiğinin örtülerini ve süngerini yıkadım, giysilerinin büyük bir kısmını yıkadım. Yıkananları fırsat buldukça ve fiziksel durumum elverdikçe ütüleyip yerleştirmeye çalışıyorum. Hastane çantasını planlamaya başladım. Birkaç ufak tefek eksiği vardı, onları da bu hafta sonu tamamlarız herhalde.
Daha 6 hafta var, erken değil mi diyeceksiniz. Haklısınız bana göre de erken ama acaba Poyraz Bey bunu biliyorlar mı? Ya tamam yeter artık deyip erken gelmeye kalkarsa :)) Babasının hayatında hiçbir yere zamanında ya da erken gitmediğini düşünürsek bu ihtimal azalır mı? Yoksa annesinin her zaman vaktinde ya da çoğunlukla erkenden randevusuna gittiğini düşünürsek hazırlıklara başlamam için uygun zamanda mıyız?
Er ya da geç ben ufak ufak toparlıyorum işte. Zira zaman geçtikçe herşey daha da zorlaşıyor. 1 saat ütü yapmak, davul gibi ayaklar demek. E ne tembel kocadan, ne de birbirleri ile kavga edip üzen anneyle kardeşten hayır yok anlaşılan bana. İş başa düşer. Gerçi hakkını yemiim, annem bişeyler ördü, tülbentlerini hazırladı, yastık kılıfı ve çamaşır torbası filan dikti, kardeş de beşiğini hazırlamama yardım etti ama işin çoğunu gene ben yapacağım. Orası kesin! Şu "superman" sendromundan çıkamayacağım ben hayatım boyunca.
Çok da rahatsız sayılmam bu durumdan. Minnacık kıyafetleri ütülemek, minnacık çorapları eşlemek öyle keyifli ki, hayaller kura kura odasında vakit geçiriyorum işte. Oyuncak evde oynayıp, oyuncak bebeğimin giysilerini ütüler gibiyim. Gerçeklikten öyle uzak ki bana hala. İçimde kıpır kıpır oynaşan küçük yaramazın, çıkıp da hayatıma gireceğini düşünemiyorum. Neler olacak hiç kestiremiyorum.
İtiraf ediyorum, hala abisine karşı duyduğum sevgi çok daha baskın. Onun dışında hiçbir şeyi gözüm görmüyor. Yeğen sevgisi başka ama evlat sevgisi bambaşka diyip duruyorlar ama... O benim sadece yeğenim değil, canımın içi, güneşim, ayım resmen yaaa.
Hazır bahis abisinden açılmışken, size Anı'nın son komedisini anlatayım. Tüm cumartesi Ogo'su ile bilgisayarda oynadılar. İnternetten çeşitli oyunlar buldular, resimlere baktılar filan. Ogo'su bunları yaparken ona hiçbir şey de tarif etmemiş.
Ertesi gün "ben bilgisayarda oynicam" dedi. Önceki günden oyun açık olduğu için ben hiç müdahele etmedim. Bir ara beni çağırdı, bak ne yazdım diye. Gittim, baktım. Explorer'ın açılış sayfası google. Açmış arama yapıyor. "balık oyunları" yazmış. Çok şaşırdım tabi. Aferin sana dedim, oyun buldu oynamaya başladı. Ben gene içeri geçtim. Sonra annesi geldi. Biz muhabbet ederken, bu sefer annesini çağırdı. Bak ne yazdım diye. Annesinin içeri girmesi ile kahkahayı patlatması bir oldu. Yine google, arama cümlesi bu sefer aynen şu;
batman oyunları ama çok olsun
Oğlum bu bilgisayar o kadar akıllı değil, bu kadarını anlamaz diye anlatmaya çalıştık ama gülmekten uzun süre kendime gelemedim. Canım oğlum benim, sen de hep gülerek yaşa e mi!

Çarşamba, Ocak 24, 2007

Bu da mı başıma gelecekti :)))

Günaydın herkeseeee,
Dün itibariyle 34. haftaya girdim. Teorik olarak 7 haftadan az kaldı. Tabi bunu oğlum da biliyor mu bilemiyorum :) 2 haftada sadece 250 gr almışım, yani toplamda 12 kilo 250 gram. Umarım bebiş normal büyümesini sürdürüyordur.

Dün gece tuvalete kalktığımda, Tonguç birden uyandı ve "ne oldu" diye sordu. "Yok birşey, tuvalete gidiyorum" dedim. Meğerse beyefendi deprem oluyor sandığı için öyle telaşla sormuş. Yani anlayacağınız artık yataktan kalkmam, deprem etkisi yaratabiliyormuş. Vay başıma gelenler :))

Özü doğurmak üzereyken grip oldu. Hem de en fenasından... 1 haftadır doğsun diye beklediğimiz Deniz kızı, birkaç gün daha beklesin diye dua eder olduk. Annesi hasta hasta kızını öpüp koklayamaz ki, di mi?

Bu arada bir forumda birkaç tane normal doğum ve sezeryan videosu buldum. Birkez daha eminim ki ben Normal doğum yapmalıyım. Bana şans dileyin...
İzlemek isteyenler olursa diye linkleri buraya da yazıyorum;
bu normal doğum
http://www.layyous.com/Videoclips/birth_2.htm
Bunlar da sezeryan
http://www.kadinsagligi.com/sezerfilmi.htm
http://www.kadinsagligi.com/terssezeriyan.htm

Herkese sevgiler,
Özlem

Perşembe, Ocak 18, 2007

Bunlar da tüm çocuklara....

DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim
sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler

NAZIM HİKMET

**************************************

ÇOCUKLARIMA

Diyelim ıslık çalacaksın
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalamamalı senin gibi güzel

Örneğin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek

De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı

Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış

Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar

Aziz NESİN