Pazartesi, Ağustos 07, 2006

Adatepe'deyken...


Avşa sonrası başbaşa birkaç gün geçirelim diye Adatepe'ye gittik. Ama doğrusu bu kadar da başbaşa olacağımızı düşünmemiştik. İlk bir saat insana müthiş bir huzur veren dinginlik, sessizlik, ilerleyen saatlerde benim gibi şehir insanları için bir eziyete dönüşebiliyor.
Adatepe, Çanakkale Küçükkuyu'ya bağlı eski bir Rum köyü. Büyük bir kısmı restore edilmiş taş evleri, daracık sokakları, zeytin ve zeytinyağı satılan tezgahları, köy kahvesi ile gerçekten çok hoş bir atmosferi olan bu köy, gece olunca ıssız ve karanlık sokakları, boş evleri (meğerse köyde yaşayan yokmuş, herkes sahile iniyor), böcek ve köpek sesleri ile bir korku filmi platosuna dönüşüyor. Kaldığımız yerin yeşil ve çiçekli bahçesinde birbirimize bakarak, hiç konuşmadan saatlerce dergi okuyarak ve genelde yatarak geçirdik 2 günü. 3 gecelik rezervasyon yapmış olmamıza rağmen dayanamayıp kaçtık erkenden. Son gün şelale dedikleri ama kalabalıktan şelaleyi göremediğim, gürültüden su sesini duyamadığım ve sırf üzerine plastik kilim desenli bir örtü attıkları için 10 YTL istedikleri bir kayanın üzerinde birkaç saat geçirdik. Buz gibi suya girmemin sakıncalı olacağını düşündüğümden, yanımızda soğuk birasını içen ve sıcakladıkça kendini suya atan babamızı iç çekerek izlemekle yetindim. Açıkçası Adatepe tüm fotografik güzelliğine rağmen, gitmek ve hatta hatırlamak bile istemeyeceğim bir yer oldu benim için.

Hiç yorum yok: