Cumartesi, Aralık 27, 2014

Neden Hadihamyap?

Konuyla alakasız bir giriş yapacağım ama, kusura bakmayın artık. John Lennon'ın sözünü anmasak olmaz; "hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir"

Gerçekten de öyle; hafta başından beri Sevgili Hadihamyap ile ilgili yazayım diyordum ancak yaşanan kimi can sıkıcı durumlar nedeniyle motivasyonum neredeyse sıfıra düştü.

Sonra düşündüm, besin yoluyla aldığı bir bakteri nedeniyle bizi çok üzen minnacık bir kuzumuz varken, sağlıklı beslenmeye biraz daha dikkat etmeliyiz. Ve yazmaya karar verdim...

Geçtiğimiz Pazar Hadihamyap'ın doğum gününü kutladık. Tam 1 yıl önce, bordro mahkumu, sekizbuçuk-beşbuçuk mesaisi ile çalışan 2 anne, Filiz ve Dalya çocuklarına yaptıkları güzel atıştırmalıkları başka çocuklar için de yapmaya karar verdiler. Ne de güzel yaptılar. Bu keyifli günde neler öğrendiğimizi sevgili Girne blogunda pek güzel anlatmış, tekrar etmeyeceğim.

http://www.anneceyansimalar.com/2014/12/hadi-ham-yap.html


Hadihamyap'ı farklı kılan ne peki?
Neden bu yazıyı yazıyorum?

Birincisi; Hadihamyap bizlere sunduğu her üründe o kadar özenli ki, anlatamam. Unun en kalitelisi, sütün en katkısızı, kuruyemişlerin en ilaçsızı, meyvanın en organiği, zeytinyağının en safı... Şekeri bile doğalını Türkiye'de bulamadıkları için yurtdışından getiriyorlar...

İkincisi, iki anne, iki çalışan anne, iki çalışan ve girişimci anne her zaman desteklenmelidir. Yolunuz açık olsun kızlar...


Üçüncüsü; Filiz benim canımdır. 


Dördüncüsü ve belki de en önemlisi, bir misyonları var. Amaçları satıp para kazanmak değil. Aklı başında, azıcık eli hamura, una bulaşmış herkes, harcadıkları emeğin, ürünlerin bedeli için biçilen fiyattan kat kat fazla olduğunu bilir. Toprak anaya güveniyorlar, doğala dönmek istiyorlar. Bu uğurda her çalan telefona yanıt veriyorlar, tedarikçilerini titizlikle seçiyor, seçtikleri tedarikçileri herkesle paylaşıyorlar. Nasıl yaptıklarını saklamadıkları gibi, ellerindeki malzemeyi de teşvik amaçlı paylaşıyorlar.

O etkinlikten aldığım 60 gr ekşi maya, büyüdü, büyüdü koca bir kavanoz ekşi maya oldu. Bir kısmı yarın sabah ekşi mayalı, tam buğday unlu poğaça olarak soframıza gelecek mesela. Nenemizin elinden çıktığı zamanki gibi.

Bu iki kocaman yürekli, becerikli kadının en büyük arzusu, kendilerine birçok rakip çıkması.
Olabildiğince çocuğun doğal beslenmesi, doğal tarıma dönülmesi.
Hangimizin arzusu bu değil ki. Öyleyse hep beraber Hadihamyap, tamam mı?



Not 1: Bize harika çaylar tattırdılar. Mavi çayı daha önce hiç duymamıştım mesela.


Not 2: Kefirin çok keyifli 2 formunu tattım. Bu sebzeli versiyonuna bayıldım. Çocuğum kefir içmez demeyin, yaratıcılığınızı kullanın.


Pazartesi, Kasım 10, 2014

Pati'miz geldi..


Ailemizin yeni üyesi Pati'yi blog okuyucularıyla tanıştırmaktan memnuniyet duyacağız. Detaylar daha sonra :)
Koç Ailesi



Cuma, Ekim 17, 2014

Bu okul biter mi?

Poyraz bu yıl 2. sınıfa başladı. Ona kalsa 1. sınıf yeterliydi. Okumayı, yazmayı ve rakamları biliyor olması aslında temel yaşam serüveni için yeter de artardı bile. Ama biz onu dinlemedik ve bildiği için lanetlenmiş insan toplamına kalifiye bir insan daha katmak arzusuyla kendisini ikinci sınıfa da yolladık. Aslında okulu hiç sevmiyor değil. Neşeli bir öğretmeni var, bazen ingilizce derslerinde çizgi film izliyorlar, matematik çok eğlenceli ve tenefüsler harika. Ancak kalan kısmıyla arasının hoş olduğunu söylemek zor. Neden sadece matematik olan bir okul olmadığını sorguladı uzun bir süre. Sonra hayat bilgisini kitaptan okumanın ne kadar anlamsız olduğu, hayatı bilmek için yaşamak gerektiği konusunda bizi ikna etmeye çalıştı. Her sıkıldığında yeni -ve itiraf etmeliyim ki oldukça başarılı- argümanlarla karşımıza çıktı. Ta ki geçen hafta sonuna kadar.

Anneannesinde kalıyordu. Poyraz lego oynarken, teyzesi ile abisi de sohbet ediyorlarmış. İyi basket oynayan bir çocuktan bahsederlerken teyzesinin "ama o 10. sınıfta" dediğini duyan Poyraz hayattaki ilk ciddi şokunu yaşamış. Sonrasını teyzesinin ağzından aktarayım;


Okulla ilgili edilen bir muhabbette "10.sınıf onlar" demem üzerine ayağa fırlayan Poyraz; "ya bu okul kaçıncı sınıfta bitiyor?" diye sorar. "12'de oğlum" dememle de "yok artık, 6'da bitirsinler benimkini anneme söyliim de, 6 yeterli, keske siz de 12 secmeseydiniz, 10 yil daha okunur mu beeee" dedi.


Gülsem mi, ağlasam mı bilemiyorum....


Olay sadece bu tür hezeyanlar ve sonrasında kabullenişlerle ilerlese sorun yok. Ciddi direnişle karşılaşıyorum çoğu zaman. Asla ben dürtmeden (ne dürtmesi ya, resmen zorla kaldırıp başına oturtmadan) kitap okumuyor. Diyaloglar çoğunlukla şöyle ilerliyor;


- Anneeee i-padle oynayabilir miyim?

- Hayır kitap okuman gerekiyor, bu konuda anlaşmıştık.
- Yatarken okusam?
- Ama o zaman da çok uykun geldiği için okumuyorsun
- Pufff kaç sayfa okuyayım?
- Oğlum otur başla, oku işte. 4-5 sayfa oku en azından.
- Resimli sayfalar da sayfa sayılıyo di mi?
- Poyraaazzzzz, bu ceza değil oğlum, tadını çıkart. Hikaye keyifli değil mi?
- Çok keyifli
- Neler olacağını merak etmiyor musun?
- Çok ediyorum
- E o zaman oku da öğren
- Anne ben yavaş okuyorum, hikayede neler olacağını beklerken sıkılıyorum ama
- Oğlum okudukça hızlanacaksın, o zaman da kitap okuman çok daha keyifli olacak
- Ben hızlı okuyana kadar sen bana okuyamaz mısın?
- Hıghaaaaghyyhhhhııııırrrrrrr......

Anladım ki, kitap okurken aklı kitap okuması biterken oynayacağı i-pad oyununda. Çünkü o gün okulda arkadaşlarıyla aynı oyunun filanca karakterinin neler yaptığı ile ilgili muhabbet etmiş oluyorlar. Onu denemezse ertesi gün sohbete dahil olamayacak. Hatta belki de kendisini dışlanmış hissedecek. Bu durumda süper pedagojik anne tarafım baskın çıkıyor ve diyor ki; i-pad yasaklamakla bu iş olmayacak. Düşündüm düşündüm, sonunda bugünden itibaren "ne kadar ekmek, o kadar köfte" kuralını hayata geçirmeye karar verdim ve küçük adama da bunu deklare ettim.


"Bundan sonra sen kitap okurken sat tutacağım. Yüksek sesle okuyacaksın ve ben anladığına emin olacağım. Kitap okuduğun kadar süre i-pad oynayabilir veya çizgi film seyredebilirsin"


Gözleri kocaman açıldı, "yani anne mesela 4 saat kitap okursam, 4 saat de i-pad oynayabilir miyim?"

Evet, dedim. Çok mutlu oldu. 

Bakalım, göreceğiz :)

Sonbahar derlemesi


Ofise gelmek için tutturdu, geldi. Masaya da yakıştı sanki di mi :))
***


Anneanne ve dedemizin 40 yıllık evliliklerini kutladık. Nice nice yıllara...
***


Canım oğlum 2. sınıf oldu
***

Ekim ayında İzmir'e gittik.


Kumlarla oynadık


Deniz kıyısında koşturduk


Yüzdük


Bisikletin sepetine binip gezdik



Keyif yaptık


Geleneksel Doğal Yaşam Parkı ziyaretimizi gerçekleştirdik


Poyraz'dan sonra Mira da bir Lego fanatiği oldu :))


Ana baba sahilde arkadaşlarıyla rakı içerken, gece gece kumsalda koşturup oynadık


Taşlar toplayıp boyadık...

Cuma, Ağustos 29, 2014

Poyraz Kafası

- anne bence 5 gün okul, 5 gün tatil yapmalılar
- annee beni Hindistan'a götürür müsün? Orda çok değişik böcekler varmış
- anneee ben olsam polisler beni yakaladığında ölü taklidi yapardım

Bunlar Poyraz'ın yemek yerken 5 dakika içinde arka arkaya sıraladığı cümleler. Nasıl yanıt yetiştireyim? Bu nasıl bir kafa?

Haaa bu arada Pamuk Prenses'in, prens onu öptükten sonra evlendiklerini öğrenmiş. Şok olmuş tam anlamıyla, "ben öyle öpüştüler ve bitti sanmıştım" dedi. 
Oğlum dedim hayat böyle, öptüklerine dikkat et :))

Pazartesi, Temmuz 07, 2014

Büyük insanları severim

Sevgili oğlum,
Sevgili kızım,
blogumu amacına uygun olarak siz büyüyene kadar tutabilirsem, zaman zaman size öğüt olmayan ama içinden öğütler çıkartabileceğiniz yazılar da yazmaya çalışacağım. Eee 40'a bir kala kimi öğütler verebilecek kadar da deneyim biriktirdim sayılır.

Şimdi sevdiğim insanlar hakkında yazacağım size. Yani sevdiğim insan tipolojisi hakkında. Nasıl insanları severim ve neden?

Ben büyük insanları seviyorum. Öyle cüssesi, gözü, eli büyük değil, yüreği, aklı ve izdüşümü büyük insanları.

Mesela kocaman yürekli insanları seviyorum. Bağrına koşulsuz basan, seni sen gibi anlamaya çalışan, en azından dinleyen insanları. Bu insanlar genelde kocaman gülerler de. Buradan tanıyabilirsin onları. Ben kocaman gülen insanları da çok seviyorum. Kahkaha attı mı, yüreğinden taşar nidaları. Bu insanlar gailesiz değildir, yaşanmışlıkları, acıları da büyüktür. Örtmez o acıları, nakış yapar işler eteğine, orada taşır ömrü boyunca ama o etek ayağına dolaşmaz. Örtmez kafasını da. Kahkahası da, gözyaşı da meşe fıçıda mayalanmış şarap gibidir bu yüzden. Ekşimez.

Aklı büyük insanları seviyorum. Çok akıllı değil, aklı büyük. Anlamaya çalışan, dinlemeye çalışan, yargılamayan, sevdiğini ve sevdiğinin isteklerini önemseyen, emek veren, sünger gibi dinleyen, kurşun gibi değil, kadife gibi konuşan insanları severim. Onlar yüreğinizi acıtmaz..

İzdüşümü büyük insanları seviyorum. Büyük yürekli ve aklı büyük insanlar üretir. Sevgi üretir, emek harcar değer üretir, bilim üretir, sanat üretir. Üretirken kimseyi çiğnemez, kimseyi aşağılamaz, kimseyi üzmez. Kuş kadar insanların ürettikleriyle nasıl da kocaaaa devlere dönüştüklerini gördüm ben. Kocaman insanların da toplu iğne kadar gölge edemediklerini de.

Anneannem, yılların deneyimi ile; "gözleri velfecri okuyandan kork" derdi. Size de korkun çocuklarım, konuşurken gözünüzün içine bakamayan insanlardan uzak durun. Bu da bu yazının öğüdü olsun. Bu insanlar size saygı duymaz, sizi anlamaz, çünkü sizi dinlemez. Aldatıcıdırlar, can acıtıcıdırlar.

Haaa peki ben bu yazıyı neden mi yazdım?
Cuma akşamı 3 tane büyük kadınla buluştum ben, büyük büyük güldük, büyük büyük dertleştik. Ordan aklıma geldi. Bu yazı onlara ithaf, size küpe olsun :)

Çarşamba, Temmuz 02, 2014

Tatil ama nerde, nasıl?

4 sene önce kızım doğduğunda babamız 17 yıllık bilgisayar mühendisliği şapkasını çıkartıp, turizmciliğe soyundu. Şanslıydık, babaanne ve dedenin emekli öğretmenler olarak işlettiği bir yer vardı. Orayı ele aldı ve işletmeye başladı. Bilmediğimiz bir sektör, araya giren mesafe ve uzun süren ayrılıklar yıpratıcı oldu tabi. Hatta ayrılık kısmı hala yıpratıcı oluyor elbette, zira uzaktan kumandayla yürümüyor bu gemi. Bizzat içinde, kaptanı olmak lazım. Bu nedenle tam 4 yazdır babamızdan ayrıyız. Olsun, sağlık olsun. En kötü ayrılığımız bu olsun.

Şimdi bu girizgahı neden yaptım?
Bugün artık geldiğimiz noktada İzmir Tatilevi bu bloga yazılmayı haketmiştir efendim. Artık çok daha güzel dekore edilmiş, birçok şeyi konukların istek ve ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmiş bir mekan ve gemisine çok daha hakim bir kaptan var karşımızda.

Hepimiz 50 hafta boyunca, 2 haftalık tatil için çalışmıyor muyuz? İşte bu yüzden tatil çok önemli. Herkesin tatil tercihleri de farklı doğal olarak. Kimi değişik ülkeler gezmeyi sever, kimisi tüm gün güneşlenip, akşam çılgınca eğlenmeyi. Kimisi yaylaya çıkmak ister, püfür püfür bir tatil için, kimisi de ailesiyle beraber keyifli bir dinlence geçirmeyi tercih eder.

İzmir Tatilevi, birçok başlıkta sizi tatmin edebilecek bir yer. Kısaca özetleyeyim; bir binada tam 9 tane apart daire var. Hiçbirisi birbirine benzemiyor. Tek odalı olanı da var, 3 odalı olanı da. Tüm daireler full eşyalı. Valizini alıp gidiyorsun. Yastığın, yatağın, çarşafın, banyo havlun tertemiz seni bekliyor oluyor. Klima, TV, buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi filan onları saymıyorum bile. Daha yeni götürdü kocacım kahvecileri, bahçede misler gibi Türk kahvesi yapılsın da, fallar bakılsın diye. Her odada balkon var, kimi daireler süper şahane deniz manzaralı. Öyle aradan dereden değil, önü olduğu gibi açık, Ege denizi ve doyulmaz bir gün batımı izliyorsunuz. Hayal edin...

3 tane bahçe katı daire var ki, özellikle yaşlısı ve çocuğu olanlar için ideal. İster çocuğunu uyut sen kapının önündeki salıncakta kitap oku, ister çocuğun hamakta uyusun sen takıl. Bahçenin üstü tamamen asma çardağı. Hatta bahçeye dair hergün aklımıza şahane ve keyifli fikirler de geliyor, bakalım size denk gelir mi?

Bir teras var ki, kalabalık bir arkadaş grubu için de olabilir, kuzenli, dayılı bir aile için de. Küçük çocuklulara terası önermiyorum, teras işte yaa. Korkuyorum ben .. Ama o teras var ya o teras, ömür uzatacak cinsten. Kendisine ait bir barbeküsü ve çardağı var. Akşam milyonlarca yıldızın altında artık rakı mı içersin, şarkılar mı söylersin, yoksa cırcır böceklerini mi dinlersin sana kalmış. Manzarasını anlatmama gerek var mı?

İzmir Tatilevi, yakınında 6 tane marketi olan bir konumda. Alışveriş sorunu yok. 10 dakika çapında onlarca yemek yeme alternatifi mevcut. Sahile sadece 75 metre ve sahilde her iki yöne doğru uzanan yürüyüş yolları var. Çay bahçeleri, kafeler, gece pazarları  cıvıl cıvıl.

Hep burada mı kalacağız? Gezme olanakları nedir diye soran olursa söyleyeyim. Arabanızla gelirseniz, seçenek neredeyse sonsuz. Çeşme 1 saat, Kuşadası 50 dakika, Selçuk ve Efes 30 dakika. Şirince 45 dakika, Seferihisar Sığacık 20 dakika. Ödemiş, Birgi, Tire 1 saat uzaklıkta. Haaa asıl kısmı söylemeyi atlamışım, İzmir Tatilevi İzmir Seferihisar Ürkmez'de. Seferihisar merkeze 24 km mesafede, Gümüldür'e komşu bir mahallede.

Arabası olmayanlar buralara toplu taşıma araçları ile de gidebilir ama biraz daha uzun sürer tabi. Ancak İzmir Tatilevi zaman zaman Sığacık kalkışlı tekne turları da düzenliyor. Buraya ulaşım da sağlanıyor. Tekne turunu şiddetle tavsiye ederim.

Hemen 15 dakika uzaklıta bir de Aqua Park var, çocukların favorisi.

Şimdi gelelim bir de sahile; binaya 75 metre uzaklıkta yaklaşık 20 metre eninde (belki daha fazladır valla) ve kilometrelerce uzanan bir sahil var. Dolayısı ile de yer yer farklı özellikler gösteriyor. Ama hemen bizim hizamızda kumsal kum ve çakıl karışık. Çakıl dediysem, küçücük ve yusyuvarlak. Sahilin çakıllı kısmında da oturabilirsiniz, yumuşacık kum kısmında da. Deniz tertemiz. Hava durumuna göre değişecek şekilde dalgalı veya durgun oluyor ama her durumda tertemiz.

Binanın hemen önünde küçük bir çocuk parkı da olan bir yeşil alan var, çam, dut, iğde ve incir ağaçlarının altında masa tenisi oynayabileceğiniz ve muhabbet edebileceğiniz çiçeklerle bezeli bir alan. 100 metre ilerde daha büyük bir çocuk parkı ve açıkhava spor aletlerinin olduğu bir park daha var.

Eğer hala tatil planı yapmadıysanız, tatil köyleri size veya bütçenize uygun değilse İzmir Tatilevi'ne bir bakın derim. Gitmeye karar verirseniz, babamıza da bizden bir selam söyleyiverin olur mu? Onu çok seviyoruz...

Salı, Mayıs 20, 2014

Forte gülelim :)

- Oğlum bak, hani ben bazen sana "poyraz böyle yapınca kızıyorum, üzülüyorum" filan diyorum ya. Sen de beni eleştirebilirsin, hoşlanmadığın birşey olursa söyleyebilirsin
- Tamam, hemen aklıma birşey geldi mesela
- neymiş o?
- Forte konuşmandan hoşlanmıyorum
- !!!

- Ne yapıyorsun anne?
- Oje sürüyorum oğlum
- Niye ki?
- ???!!! Ee şey, hoşuma gidiyor, güzel görünüyor
- Bence çok saçma, dut yemiş ve ellerini yıkamamışsın gibi

- Kızım bence saçlarını kestirelim. Bak her banyodan sonra taramakla ve kurutmakla uğraşıyoruz. Sonra huysuzlaşıyorsun
- saçımı kesince, pipim de çıkacak mı? Ben erkek olmak istemiyorum da

Mira: Anne kraliçeler nasıl ağlar? 

Poyraz: anne ben uzaylı gördüm, hem de bir sürü. Mesela seni hi hi hiii, dünya da uzayda bir gezegen değil mi? O zaman hepimiz uzaylıyız. 

- anneee toka verir misin? Çim adamın saçları gözüne giriyor

- kümesteki tavukları kedilerden, köpeklerden ve yaramaz çocuklardan koruyorum anne