Çarşamba, Mart 09, 2016

Dikkat! Yüksek Miktarda Özeleştir

Bu yazı blog okurlarının kendisini eleştirmesine neden olabilir, ki yazının da amacı tam olarak budur.
Şöyle bir sakin zamanınızda elinize bir kağıt kalem alıp çocuğunuzda olmasını istediğiniz ve istemediğiniz özellikleri bir yazmayı denesenize. Elbette ki yüzlerce farklı liste çıkacaktır. Ancak amacım listelerin birbirinden farklılığını veya benzerliğini değil, sizin listede yazanlarla benzerliğinizi ve farkınızı düşündürmek.

Basitinden başlayalım. Hemen herkes, çocuğunun kitap okumuyor oluşundan şikayet ediyor. Ancak kendisi çok meşgul veya çok yorgun olduğu için hiç kitap okumuyor/okuyamıyor. "Ama ben o yatınca okuyorum" yanlış cevap maalesef, çocuk dediğimiz model alarak büyüyor.
Basitçe, sizin ne söylediğiniz değil, ne yaptığınız etkili oluyor. Bu yüzden yapmadığımız/yapamadığımız bir şeyi, çocuğumuzun yapmasını istemeye pek de hakkımız yok.
Çok basit örnekler var. Sebze yemeyen ebeveynin, çocuğuna sebze yedirmek istemesi, dişlerini yemekten sonra fırçalamayan ebeveynin çocuklarına diş sağlığı öğütleri vermesi, kendisi elinden telefonunu bırakmayan ebeveynin, çocuğunun tabletle zaman geçirme süresine müdahale etmesi...vs. Ama ben biraz daha bu basit örneklerin dışına çıkacağım.

Çocuklarımız için en iyisini istiyoruz değil mi? Onlar için çalışıyor, onlara elimizden geldiğince iyi koşullarda bir yaşam sunmaya gayret ediyor, hafta sonlarımızı onları sanat kursundan, spor okuluna taşıyarak geçiriyoruz.

Bu yazıyı okuyan kaç kişi düzenli veya düzensiz spor yapıyor acaba? Bahsettiğim profesyonel sporlar değil. Çocuğunuza "spor yapmak, yaşamın bir parçasıdır. Her yaşta, her koşulda yapılabilir" mesajını vermekten bahsediyorum. Mesela her sabah 10 dakika basit egzersizler yapmak, hafta sonu ailece bisiklete binmek gibi şeyler.




Peki bu yazıyı okuyan kaç kişi oğluyla beraber piyano öğrenmeye, kızıyla beraber seramik yapmaya çalışıyor. Kapıda bekleyip, kurs çıkışı kendisini alan bir ebeveyne bakınca çocukta "hmm, bu sıkıcı hobiyi ben de ilerde çocuklarıma sunmalıyım" fikri uyanması kaçınılmaz bence.

Çocuğuna sürekli "seveceğin, yapmaktan mutlu olacağın işi yap" deyip, çocuğu sokak ressamı olmak isteyince saçını başını yolan anneler tanıyorum. Bu konuyla ilgili daha önce yazmıştım (http://dunyalidergi.com/index.php/egitim-cikmazi-kariyer-planlari-ve-saglama-alinmis-gelecekler/). Burada bir başka boyutuna değineceğim. Siz yaptığınız işi seviyor musunuz? Peki sevdiğiniz işi yapmak için hiç çaba harcadınız mı?

Emniyet kemerini alarmı ötmesin diye arkasından takıp, sonra çocuğuna güvenlik kurallarının öneminden bahseden baba ile, sürekli diyet yapan, bedeninden asla mutlu olmayan bir annenin kızına kendisiyle barışık olmayı öğütlemesi korkunç bir ikiyüzlülük değil mi? Çocuklar bunu anlamaz mı sanıyorsunuz?

Eşcinsel arkadaşınız var mı hiç? Yoksa çocuklarınızı bu farklılıklardan "koruyup" sonra da tüm insanlara saygı duymasını mı öğütlüyorsunuz? Dürüst olun…

Eminim ki, bu blogun çoğu okuru, çocuğu daha eşit, daha özgür, daha bilimsel, daha aydınlık bir dünyada yaşasın ister. Çok azınlıktadır "amaaan canım bana ne, her koyun kendi bacağından asılır" kafasında olan. Peki siz elinizi ne şekilde taşın altına koyuyorsunuz? Yoksa sadece şirketinizin düzenlediği ağaca sarılma, yaşlılar evinde çiçek tohumu ekme, sokak çocuklarıyla tumba çalma türü sosyal sorumluluk aktivitelerine zorunlu-gönüllü olarak katılıp onları mı anlatıyorsunuz çocuklarınıza. Peki bir gün, dünyanın bütün renkleri elimizden akıp gittiğinde ne anlatacaksınız çocuklarınıza.

Nemo isimli minik palyaço balığının animasyonunu izlemeyeniniz yoktur. Eminim birçoğunuzun çocuğu da izlemiştir. Nemo'nun diğer balıklarla birlikte bir balık ağının içinde gemiye çekilme sahnesini hatırladınız mı? Tek yüzgeci olmayan minnacık Nemo, tüm balıkları buna karşı direnebileceklerine ikna edip, hep birlikte aşağı, daha aşağı yüzerek ağı kopartıyor ve özgürlüğüne kavuşturuyordu. Bizler de çocuklarımızla bunu izlerken, "birlikten kuvvet doğar" veya " tek elin nesi var, iki elin sesi var" atasözlerine güncel alternatifler üretip çocuklarımızı zorluklara karşı birlikte mücadele etmenin ne kadar doğru olduğunu anlatıyorduk değil mi?

"Zamanım yok" koca bir tembel yalanı. Bunu da daha önce yazmıştım aslında (http://dunyalidergi.com/index.php/basit-bir-ebeveynlik-testi-30-yil-sonra-cocugunuz-nasil-yasiyor-olsun/
Önce siz inanın kendinize. Hem çocuğunuza iyi örnek olacak şekilde kendi hayatınızı güzelleştirin, hem de hep birlikte dünyayı güzelleştirecek şekilde çevrenizdeki insanlara inanın. Ortalama zeka ve iyi niyet kapasitesinde herkes bir ucundan tutabilir, kendimizi kandırmayalım.

Yaşama sevinci...
Hatırlamak zor bu günlerde bu kavramı. Ancak sarılabileceğimiz belki de tek dal.
Umut...
Asla vazgeçmememiz gereken sevgili...
Çocuklarımız...

Aynamız... Kendilerinden dünyayı emanet aldığımız geleceğimiz...

Vesile ile oğlumun 9., kızımın da 5. yaşını izninizle kutlamak istiyorum...
Yaşama sırası sizlerde çocuklarım....

Hiç yorum yok: